27. Söz – İçtihat Risalesi 6. Mâni: Selef‑i sâlihînin müçtehidîn‑i izâmı, asr‑ı nur ve asr‑ı hakikat olan asr‑ı sahâbeye yakın olduklarından, sâfî bir nur alıp hâlis bir içtihat edebilirler. Şu zamanın ehl-i içtihâdı ise, o kadar perdeler arkasında ve uzak bir mesâfede hakikat kitabına bakar ki, en vâzıh bir harfini de zor ile görebilirler.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.
12. 3. On İkinci Söz – Dördüncü Esas – Cumartesi Dersleri 12. 3.
On İkinci Söz
…
DÖRDÜNCÜ ESAS
Kur’ân’ın bütün kelimât-ı İlâhiye içinde cihet-i ulviyetini ve bütün kelâmlar üstünde cihet-i tefevvukunu anlamak istersen, şu iki temsîle bak.
beşer: insan cemaat: topluluk, grup (bk. c-m-a) cidal: mücadele, kavga cihet-i tefevvuk: üstünlük yönü cihet-i ulviyet: yücelik yönü düstur-u cidâl: mücadele ve kavga prensibi düstur-u hayat: hayat prensibi (bk. ḥ-y-y) düstur-u teavün: yardımlaşma prensibi fazilet: manevi değer ve üstünlük (bk. f-ḍ-l) gayât: gayeler, amaçlar hâcât-ı beşeriye: insanî ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c) hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat (bk. ḥ-y-y; c-m-a) hayat-ı içtimaiye-i beşeriye: insanların sosyal hayatı (bk. ḥ-y-y; c-m-a) hevesât-ı nefsâniye: nefsin gelip geçici olan arzu ve istekleri (bk. n-f-s) hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
hikmet-i felsefe: felsefenin hikmeti (bk. ḥ-k-m) hikmet-i Kur’ân: Kur’ân’ın hikmeti (bk. ḥ-k-m) hissiyat-ı ulviye: yüksek hisler, yüce duygular incizap: kendine çekme istinad: dayanma (bk. s-n-d) ittifak: birlik, birleşme kâfi: yeterli kavî: kuvvetli, güçlü kelâm: söz, konuşma (bk. k-l-m) kelimât-ı İlâhiye: Cenab-ı Allah’a ait kelimeler; vahiyle indirilen kitaplar (bk. k-l-m; e-l-h) kemâlât: mükemmellikler, kusursuzluklar, üstünlükler (bk. k-m-l) kemâlât-ı insaniye: insana ait mükemmellikler (bk. k-m-l) kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r) livechillâh: Allah için maâliyât: yüksek ve yüce fikirler menfî milliyet: zararlı bir hale gelen milliyetçilik, ırkçılık
muvazene: karşılaştırma (bk. v-z-n) nefis: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s) nokta-i istinad: dayanak noktası (bk. s-n-d) rabıta: bağ rabıta-i dinî ve sınıfî ve vatanî: din, sınıf ve vatan bağı rıza-i İlâhî: Allah rızası (bk. e-l-h) saadet: mutluluk saadet-i dâreyn: dünya ve âhiret mutluluğu şe’n: özellik, belirleyici nitelik (bk. ş-e-n) sed çekmek: engel olmak selb olmak: ortadan kalkmak semerât: meyveler, neticeler tecavüz: saldırma, sataşma temsîl: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l) tesanüd: dayanışma (bk. s-n-d) tezyid: arttırma tilmiz: talebe, öğrenci uhuvvet: kardeşlik unsuriyet: ırkçılık
Birincisi: Bir sultanın iki çeşit mükâlemesi, iki tarzda hitabı vardır. Birisi, âdi bir raiyet ile cüz’î bir iş için, hususî bir hacete dair, has bir telefonla konuşmaktır. Diğeri, saltanat-ı uzmâ ünvanıyla ve hilâfet-i kübrâ namıyla ve hâkimiyet-i amme haysiyetiyle evâmirini etrafa neşir ve teşhir maksadıyla, bir elçisiyle veya büyük bir memuruyla konuşmaktır ve haşmetini izhar eden ulvî bir fermanla mükâlemedir.
İkinci temsil: Bir adam, elinde bir âyineyi güneşe karşı tutar, o âyine miktarınca bir ışık ve yedi rengi câmi’ bir ziya alır. O nisbetle güneşle münasebettar olur, sohbet eder. Ve o ışıklı âyineyi karanlıklı hanesine veya dam altındaki bağına tevcih etse, güneşin kıymeti nisbetinde değil, belki o âyinenin kabiliyeti miktarınca istifade edebilir. Diğeri ise, hanesinden veya bağının damından geniş pencereler açar, gökteki güneşe karşı yollar yapar. Hakikî güneşin daimî ziyasıyla sohbet eder, konuşur ve lisan-ı hâl ile böyle minnettârâne bir sohbet eder, der: “Ey yeryüzünü ışığıyla yaldızlayan ve bütün çiçeklerin yüzünü güldüren dünya güzeli ve gök nazdârı olan nazenin güneş! Onlar gibi benim haneciğimi ve bahçeciğimi ısındırdın, ışıklandırdın.” Halbuki âyine sahibi böyle diyemez. O kayıt altındaki güneşin aksi ise, âsârı mahduttur, o kayda göredir.
İşte, bu iki temsîlin dürbünüyle Kur’ân’a bak, ta ki i’câzını göresin ve kudsiyetini anlayasın.
Evet, Kur’ân der ki: “Eğer yerdeki ağaçlar kalem olup denizler mürekkep olsa, Cenâb-ı Hakkın kelimâtını yazsalar, bitiremezler.”1 Şimdi, şu nihayetsiz kelimat içinde en büyük makam Kur’ân’a verilmesinin sebebi şudur ki:
Kur’ân, İsm-i Âzamdan ve her ismin âzamlık mertebesinden gelmiş. Hem bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla Allah’ın kelâmıdır. Hem bütün mevcudatın ilâhı ünvanıyla Allah’ın fermanıdır. Hem semâvât ve arzın Hâlıkı haysiyetiyle bir hitaptır. Hem Rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mükâlemedir. Hem saltanat-ı âmme-i Sübhâniye
Dipnot-1
bk. Lokman Sûresi, 31:27.
âdi: normal, sıradan arz: yer âsâr: eserler âyine: ayna cami’: kapsayan (bk. c-m-a) cüz’î: küçük (bk. c-z-e) evâmir: emirler ferman: buyruk hâcet: ihtiyaç (bk. ḥ-v-c) hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hâkimiyet-i amme: genel hâkimiyet, egemenlik (bk. ḥ-k-m) Hâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ) hane: evhas: özel haşmet: heybet, görkem haysiyet: itibar, özellik hilâfet-i kübrâ: insanın yeryüzünde temsil ettiği mânevî görev (bk. ḫ-l-f; k-b-r) hitap: konuşma (bk. ḫ-ṭ-b) hususî: özel i’câz: mu’cizelik özelliği (bk. a-c-z) İsm-i Âzam: Cenab-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı (bk. s-m-v; a-ẓ-m)
izhar: açığa çıkarma, gösterme (bk. ẓ-h-r) kayıt: sınır kelâm: söz, konuşma (bk. k-l-m) kelimât: kelimeler (bk. k-l-m) kudsiyet: kusur ve noksandan yücelik, kutsallık (bk. ḳ-d-s) lisan-ı hâl: hal ve beden dili mahdut: sınırlanmış mevcudât: varlıklar (bk. v-c-d) minnettârâne: minnetli bir şekilde mükâleme: konuşma (bk. k-l-m) münasebettar: ilişkili, bağlantılı (bk. n-s-b) nam: ad, ünvan nazdâr: nazlı nazenin: ince, nazik neşir: yayma nihayetsiz: sonsuz nisbet: oran (bk. n-s-b) Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b)
raiyet: halk, vatandaş Rububiyet-i mutlaka: Rablık, Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b; ṭ-l-ḳ) saltanat-ı âmme-i Sübhâniye: her türlü kusur ve noksandan yüce olan Allah’ın herşeye hükmeden, herşeyi kuşatan saltanatı, egemenliği (bk. s-l-ṭ; s-b-ḥ) saltanat-ı uzmâ: çok büyük saltanat (bk. s-l-ṭ; a-ẓ-m) semavat: gökler (bk. s-m-v) tarz: şekil temsil: örnek, benzetme (bk. m-s̱-l) teşhir: ilan etme, duyurma tevcih etme: yöneltme ulvî: yüce, yüksek ziya: ışık
hesabına bir hutbe-i ezeliyedir. Hem rahmet-i vâsia-i muhîta noktasında bir defter-i iltifâtât-ı Rahmâniyedir. Hem Ulûhiyetin azamet-i haşmeti haysiyetiyle, başlarında bazan şifre bulunan bir muhabere mecmuasıdır. Hem İsm-i Âzamın muhitinden nüzul ile Arş-ı Âzamın bütün muhâtına bakan, teftiş eden hikmetfeşan bir kitab-ı mukaddestir. İşte bu sırdandır ki, “Kelâmullah” ünvanı kemâl-i liyakatle Kur’ân’a verilmiş.
Amma sair kelimât-ı İlâhiye ise, bir kısmı has bir itibar ile ve cüz’î bir ünvan ve hususî bir ismin cüz’î tecellîsiyle ve has bir rububiyetle ve mahsus bir saltanatla ve hususî bir rahmetle zahir olan kelâmdır. Hususiyet ve külliyet cihetinde dereceleri muhteliftir.1 Ekser ilhamat bu kısımdandır. Fakat derecatı çok mütefavittir. Meselâ, en cüz’îsi ve basiti, hayvanatın ilhamatıdır. Sonra avâm-ı nâsın ilhamatıdır.2 Sonra avâm-ı melâikenin ilhamatıdır. Sonra evliya ilhamatıdır. Sonra melâike-i izam ilhamatıdır. İşte, şu sırdandır ki, kalbin telefonuyla vasıtasız münacat eden bir veli der:
حَدَّثَنِى قَلْبِى عَنْ رَبِّى 3
Yani, “Kalbim benim Rabbimden haber veriyor.”
Demiyor, “Rabbü’l-Âlemînden haber veriyor.”
Hem der: “Kalbim Rabbimin âyinesidir, arşıdır.”
Demiyor, “Rabbü’l-Âlemînin arşıdır.”
Çünkü, kabiliyeti miktarınca ve yetmiş bine yakın hicapların4 nisbet-i ref’i derecesinde mazhar-ı hitap olabilir.
arş: taht (bk. a-r-ş) Arş-ı Âzam: Cenab-ı Hakkın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer (bk. a-r-ş; a-ẓ-m) avâm-ı melâike: meleklerden dereceleri düşük olanlar (bk. m-l-k) avâm-ı nas: sıradan halk tabakası âyine: ayna azamet-i haşmet: haşmetin büyüklüğü (bk. a-ẓ-m) cihet: yön cüz’î: küçük (bk. c-z-e) defter-i iltifâtât-ı Rahmâniye: sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan Allah’ın iltifatlarını içeren defter (bk. r-ḥ-m) derecat: dereceler ekser: pekçok (bk. k-s̱-r) evliya: veliler, Allah dostları (bk. v-l-y) has: özel hayvanat: hayvanlar (bk. ḥ-y-y) hicap: perde, örtü hikmetfeşan: hikmet yayan (bk. ḥ-k-m) hususiyet: özel olma, hususîlik hutbe-i ezeliye: varlığının başlangıcı olmayan Allah’ın konuşması (bk. ḫ-ṭ-b; e-z-l) ilhamat: ilhamlar, Allah tarafından kalbe gelen mânâlar
İsm-i Âzam: Cenab-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı (bk. s-m-v; a-ẓ-m) kelâm: söz, konuşma (bk. k-l-m) Kelâmullah: Allah’ın kelamı (bk. k-l-m) kelimât-ı İlâhiye: Cenab-ı Allah’a ait kelimeler; vahiyle indirilen kitaplar (bk. k-l-m; e-l-h) kemâl-i liyakat: tam layık oluş (bk. k-m-l) kitab-ı mukaddes: kutsal kitap (bk. k-t-b; ḳ-d-s) külliyet: genellik, umumilik (bk. k-l-l) mahsus: özel mazhar-ı hitap: muhatap alınma, muhatap kabul edilme (bk. ẓ-h-r; ḫ-ṭ-b) mecmua: kitap (bk. c-m-a) melâike-i izam: büyük melekler (bk. m-l-k; a-ẓ-m) muhabere: haberleşme muhât: kapsama alanı muhit: çevre, taraf muhtelif: çeşitli münacat: dua, yakarış (bk. n-c-v) mütefavit: farklı farklı, çeşitli nisbet-i ref’: ortadan kalkma oranı (bk. n-s-b) nüzul: inme (bk. n-z-l)
Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b) Rabbü’l-Âlemin: âlemlerin Rabbi Allah (bk. r-b-b; a-l-m) rahmet: merhamet, şefkat (bk. r-ḥ-m) rahmet-i vâsia-i muhîta: Allah’ın herşeyi kuşatan geniş rahmeti, merhamet ve şefkati (bk. r-ḥ-m) rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b) sair: diğer saltanat: hâkimiyet, egemenlik (bk. s-l-ṭ) tecellî: belirme, görünme (bk. c-l-y) teftiş: kontrol Ulûhiyet: İlâhlık (bk. e-l-h) zahir olan: görünen, ortaya çıkan (bk. ẓ-h-r)
İşte, bir padişahın saltanat-ı uzmâsı haysiyetiyle çıkan fermanı, âdi bir adamla cüz’î bir mükâlemesinden ne kadar yüksek ve âli ise; ve gökteki güneşin feyzinden istifade, âyinedeki aksinin cilvesinden istifadeden ne derece çok ve fâik ise; Kur’ân-ı Azîmüşşan dahi, o nisbette bütün kelâmların ve hep kitapların fevkindedir.
Kur’ân’dan sonra, ikinci derecede kütüb-ü mukaddese ve suhuf-u semâviyenin, dereceleri nisbetinde tefevvukları vardır; o sırr-ı tefevvuktan hissedardırlar. Eğer bütün cin ve insanın Kur’ân’dan tereşşuh etmeyen bütün güzel sözleri toplansa, yine Kur’ân’ın mertebe-i kudsiyesine yetişip tanzir edemez. Eğer Kur’ân’ın İsm-i Âzamdan ve her ismin âzamlık mertebesinden geldiğini bir parça fehmetmek istersen, Âyetü’l-Kürsî ve âyet-i
“Yedi gök ve yer ve onların içindekiler Onu tesbih eder.” İsrâ Sûresi, 17:44.
Dipnot-6
“Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir.” Lokman Sûresi, 31:28.
Dipnot-7
“Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik.” Ahzâb Sûresi, 33:72.
Dipnot-8
“O gün semâyı, kitap sahifelerini dürer gibi düreriz.” Enbiyâ Sûresi, 21:104.
âdi: normal, basit, sıradan akis: yansıma âli: yüce, yüksek Âyetü’l-Kürsî: Allah’ın varlığından ve bir kısım mühim sıfatlarından bahseden Bakara Sûresinin 255. âyeti âyine: ayna cilve: görünme (bk. c-l-y) cüz’î: küçük (bk. c-z-e) fâik: üstün fehmetmek: anlamak ferman: buyruk fevkinde: üstünde feyz: bolluk, bereket (bk. f-y-ḍ) haysiyet: itibar, özellik İsm-i Âzam: Cenab-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı (bk. s-m-v; a-ẓ-m)
istifade: faydalanma, yararlanma kelâm: söz, konuşma (bk. k-l-m) Kur’ân-ı Azîmüşşan: şan ve şerefi yüce olan Kur’ân (bk. a-ẓ-m) kütüb-ü mukaddese: mukaddes kitaplar; Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’ân-ı Kerim (bk. k-t-b; ḳ-d-s) mertebe-i kudsiye: mukaddes mertebe, yüce derece (bk. ḳ-d-s) mükâleme: konuşma (bk. k-l-m) nisbet: ölçü, oran (bk. n-s-b) saltanat-ı uzmâ: çok büyük saltanat (bk. s-l-ṭ; a-ẓ-m)
sırr-ı tefevvuk: üstünlük sırrı suhuf-u semâviye: bazı peygamberlere gelen sahifeler halindeki küçük kitaplar (bk. s-m-v) tanzir etmek: benzerini yapmak (bk. n-ẓ-r) tefevvuk: üstünlük tereşşuh etmek: sızmak
gibi âyetlerin küllî, umumî, ulvî ifadelerine bak. Hem başlarında
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ 3
veyahut
سَبَّحَ 4
ve
يُسَبِّحُ 5
bulunan sûrelerin başlarına dikkat et. Ta bu sırr-ı azîmin şuâını göresin. Hem
الۤمۤ 6
lerin ve
الۤرٰ 7
ların ve
حٰمۤ 8
lerin fâtihalarına bak, Kur’ân’ın, Cenâb-ı Hakkın yanında ehemmiyetini bilesin.
Eğer şu Dördüncü Esasın kıymettar sırrını fehmettinse, enbiyaya gelen vahyin ekseri melek vasıtasıyla olduğunu ve ilhamın ekseri vasıtasız olduğunu anlarsın. Hem en büyük bir velî, hiçbir nebînin derecesine yetişmediğinin sırrını anlarsın. Hem Kur’ân’ın azametini ve izzet-i kudsiyetini ve ulviyet-i i’câzının sırrını anlarsın. Hem Miracın sırr-ı lüzumunu, yani ta semâvâta, ta Sidretü’l-Müntehâya, ta Kab-ı Kavseyne gidip,
اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ 9
olan Zât-ı Zülcelâl ile münacat edip, tarfetü’l-aynda yerine gelmek sırrını anlarsın. Evet, şakk-ı kamer nasıl ki bir mucize-i risaletidir; nübüvvetini cin ve inse gösterdi. Öyle de, Mirac dahi bir mucize-i ubûdiyetidir; habibiyetini ervah ve melâikeye gösterdi.
“(Allah) ona şahdamarından daha yakın.” Kaf Sûresi, 50:16.
Dipnot-10
Allah’ım! Senin rahmetine ve onun hürmetine nasıl yaraşırsa, ona ve âline öylece salât ve selâm olsun. Âmin.
azamet: büyüklük (bk. a-ẓ-m) cin ve ins: cinler ve insanlar ekser: pekçok (bk. k-s̱-r) enbiya: peygamberler (bk. n-b-e) ervah: ruhlar (bk. r-v-ḥ) fâtiha: başlangıç fehmetmek: anlamak habibiyet: sevgililik (bk. ḥ-b-b) ilham: Allah tarafından insanın kalbine indirilen mânâ izzet-i kudsiyet: mukaddesliğinin izzeti, yüceliği (bk. a-z-z; ḳ-d-s) Kab-ı Kavseyn: Cenab-ı Hakka en yakın olan makam; Peygamberimiz Miracda bu makamda bizzat Allah’la görüşmüştür (bk. ḳ-v-b) küllî: kapsamlı (bk. k-l-l)
melâike: melekler (bk. m-l-k) Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c) mu’cize-i risalet: peygamberlik mu’cizesi (bk. a-c-z; r-s-l) mu’cize-i ubûdiyet: kulluk mu’cizesi (bk. a-c-z; a-b-d) münacat: dua, yakarış (bk. n-c-v) nebî: peygamber (bk. n-b-e) nübüvvet: peygamberlik (bk. n-b-e) şakk-ı kamer: Ay’ın ikiye bölünmesi mu’cizesi semavat: gökler (bk. s-m-v) Sidretü’l-Müntehâ: yedinci kat gökte olduğu rivâyet edilen ve Cebrail’in (a.s.) çıkabildiği en son makam
sırr-ı âzim: büyük sır (bk. a-ẓ-m) sırr-ı lüzum: gerekliliğin sırrı şuâ: ışın, güçlü ışık hüzmesi tarfetü’l-ayn: bir göz açıp kapayıncaya kadar olan an ulvî: yüce, yüksek ulviyet-i i’câz: mu’cizeliğin yüceliği (bk. a-c-z) vahy: Allah tarafından gelen emir ve yasaklar (bk. v-ḥ-y) velî: Allah dostu (bk. v-l-y) Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet sahibi olan Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l)
olarak düzenlemiş olduğumuz “İlköğretim Matematik Bir Soru Bir Cevap”a hoş geldiniz.
Bugünkü sorumuz:
Aşağıda verilen doğal sayıların okunuşlarını yazalım:
Şimdi hep birlikte bu sayılara bakalım.
İlkönce birinci sayımıza bakıyoruz.
101
Hemen şuraya da yazalım.
Yüz bir.
Evet 1 yüzler basamağında, 0 onlar basamağında 0 olduğu için onu okumuyoruz, 1 de birler basamağında.
Dolayısıyla bunu
Yüz bir
diye okuyoruz.
Eğer onlar basamağında bir rakam, sıfırın haricinde bir rakam olsaydı, kaç varsa ona göre okuyacaktık.
Mesela, 1 olsaydı,
Yüz on bir (111) diye okuyacaktık.
2 olsaydı,
Yüz yirmi bir (121) diye okuyacaktık.
3 olsaydı,
Yüz otuz bir (131) diye okuyacaktık, gibi.
Böyle düşünebiliriz.
Şimdi gelelim diğer sayımıza:
Evet
220
Burada da birler basamağında 0 var, yüzler basamağında 2 var, onlar basamağında 2 var, birler basammağında rakam olarak 0 var, dolayısıyla;
İkiyüz yirmi
diye okuyoruz.
Birler basamağında sayı olmadığı için daha doğrusu 0 rakamı olduğu için okumuyoruz.
Eğer 1 olsaydı mesela;
İkiyüz yirmi bir (221)
diyecektik.
2 olsaydı,
İkiyüz yirmi iki (222)
diyecektik.
3 olsaydı,
İkiyüz yirmi üç (223)
diye bu şekilde tek tek sayarak devam edecektik.
Diğer sayımıza gelelim:
Burada bakıyoruz,
Yüzler basamağında 3, onlar basamağında 3, birler basamağında 3 var.
Üçünde de 3 var.
333
O zaman nasıl okuyoruz?
Yüzler basamağındakini yazıyorum,
Üç yüz
diyoruz.
Onlar basamağına geldiğimiz zaman ne olacağız burayı?
3’ü 10 ile çarptığımızda 30 (otuz) diye okuyacağız.
Otuz; on, yirmi, otuz diye sayıyoruz ya,
On, yirmi, otuz, kırk, elli, altmış, yetmiş, seksen, doksan sonunda yüze gelmiş oluyoruz yüz diyoruz.
Dolayısıyla 3 olduğu için onlar basamağında,
Otuz
diye okuyoruz.
Ve birler basamağında yine ne var?
3 var.
Dolayısıyla ne diye okuyoruz?
Üç
diye okuyoruz sadece.
Birler basamağında 3 olduğu için üç,
Onlar basamağında 3 olduğu için otuz,
Yüzler basamağında 3 olduğu için üç yüz
diye okuyoruz. Toplamda ne diye okuyoruz?
Üç yüz otuz üç
diyoruz.
333
Evet diğer sayımıza geçiyorum.
Burada da yine bakıyoruz ortadaki, onlar basamağındaki sayı yok, daha doğrusu rakam olarak 0 var,
404
Dört yüz dört
diye okuyacağız bunu da.
Yüzler basamağında 4,
Onlar basamağında sayı yok, daha doğrusu 0 rakamı var,
Birler basamağında 4 var,
Dört yüz dört
diyoruz.
404
Şimdi ilk baştan böyle biraz 1 ler, 2, 3, 4 diye gittik, 5’e geldik.
5 ile başlayan bir sayıya geldik.
500
Yüzler basamağında 5 olduğu için
Beş yüz,
Onlar basamağında 7 olduğu için
Yetmiş,
diyoruz.
On, yirmi, otuz, kırk, elli, altmış, yetmiş
diyoruz.
Ve birler basamağında 1 olduğu için
Bir
diyoruz.
571
Hemen yazalım.
Beş yüz yetmiş bir
diyoruz.
571
Evet diğer sayımıza geçelim:
Yüzler basamağında 6 var.
Ne yazıyorum?
Altı yüz
Onlar basmağında 3 var.
Ne yazıyorum?
Otuz
Ve birler basamağında 2 var.
Ne yazıyorum?
İki
Altıyüz otuz iki
diye okuyoruz.
632
diye okuyoruz bunu da.
Ve diğer sayımıza geçiyorum:
Yüzler basamağında 7 var
Yedi yüz
diyorum.
Yedi yüz
Onlar basamağında 5 var.
Ne diyorum?
On, yirmi, otuz, kırk, elli
Elli
diyorum.
50
Yedi yüz elli
Ve birler basamğında 1 var.
Bir
diyorum.
Yediyüz elli bir
751
diyoruz.
Ve diğer sayımıza geçiyoruz.
Yüzler basamağında 8 var, dolayısıyla;
Sekiz yüz
diyorum.
Onlar basamağında 9 var, dolayısıyla ne oluyor?
10, 20, 30, 40 ,50, 60, 70, 80, 90
9’a geldiğimiz zaman 90 (doksan) diyoruz.
O zaman;
Doksan
Ve birler basamağında kaç var? 8 var.
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8
Dolayısıyla;
Sekiz
diyorum.
Sekiz yüz doksan sekiz
898
diye bunu okuyoruz, bu sayımızı.
Ve son olarak nereye geldik?
Son sayımız
900
Şimdi;
Yüzler basamağında 9 var, dolayısıyla
Dokuzu yazdım.
Yüzler basamağında olduğu için
Yüzü yazdım.
900
Dokuz yüz
Ama onlar ve birler basamağında sayı olmadığı için daha doğrusu 0 rakamı olduğu için herhangi bir, iki, üç, dört diye bir sayı veya rakam olmadığı için herhangi bir şey yazmıyorum.
Dolayısıyla bu sayıyı kaç diye okuyorum?
Dokuz yüz
diye okuyarak bugünkü sorularımızı bitirmiş olalım.
İşte insanoğluna böyle, varlıkların sayılarını belirlerken bu şekilde sayıları kullanma özelliği verilmiş, sayıları kullanıyoruz.
Mesela,
Örneğin ne diyoruz?
Okulumuzda toplam 220 (iki yüz yirmi) öğrenci var diyoruz, mesela.
Bir örnek.
Ya da 333 (üç yüz otuz üç) öğrenci var diyoruz.
220 öğrenci var diyoruz mesela.
Ama sayılarını bilemediğimiz varlıklar da var.
Mesela;
Gökyüzünde yaratılan yıldızları,
Tüm ağaçlara takılan yaprakları,
Denizlerde yüzecek şekilde tasarlanan balıkları sayamıyoruz.
Onların sayılarını bilemiyoruz.
Ama onları yaratan Yaratıcı elbetteki onların sayılarını da biliyordur diyerek bugünkü “İlkokul Matematik Bir Soru Bir Cevap”ın da sonuna gelmiş olalım.
Herkese sağlıklı, mutlu, güzel günler diliyorum.
Hoşçakalın.
İlkokul Matematik Bir Soru Bir Cevap: Verilen doğal sayıların okunuşlarını yazma
Bu sayfada DP – Demokrat Parti Eğitim Programı yer almaktadır. Kaynak olarak partinin kendi internet sitesi kullanılmıştır.
DP – Demokrat Parti Eğitim Programı
DP – Demokrat Parti Eğitim Programı
Herkes, Hiçbir Ayrımcılığa Tâbi Tutulmadan Eğitim Alabilmelidir
Mevcut milli eğitim sistemimiz, fırsat eşitliği gibi kulağa hoş gelen güzel sözcükler bir yana, eşitsizlikleri derinleştiren, sadece sınırlı sayıda varlıklı kesimlere iyi eğitim imkânı sağlayan bir yapıdadır ve çocuklarımızın özgüvenlerini zedelemektedir.
Türk milli eğitim sistemi, okul öncesi (3–5 yaş grubu), sekiz yıllık ilköğretim (6–14 yaş) ve süresi lise türüne göre hazırlık dahil üç-beş yıl arasında değişen üst ortaöğretim kademelerinden oluşmaktadır.
Üst ortaöğretim kademesi, ülkemizde, öğrencileri hem iş hayatına, hem de yükseköğretime hazırlayan genel eğitim ve mesleki ve teknik eğitim gibi iki ana kulvara ayrılmakta olup, ortaöğretim kademesinde ya da yüksek öğretim sayılmayan orta öğretim sonrası düzeyde, öğrencileri doğrudan iş hayatına hazırlayan programlar bulunmamaktadır.
Demokrat Parti, mevcut milli eğitim sistemimizde, okul öncesi eğitim, temel eğitim, özel okulların payı, öğrenci/öğretmen oranı, mesleki ve teknik eğitim kulvarları arasındaki dağılım gibi çok önemli konularda yaşanan yetersizliklerin bilincindedir.
Demokrat Parti’nin yüce milletimize arzı, tüm bu olumsuzlukların, yetersizliklerin, süratle ve bir “alma mater” (kendi evladı gibi yetiştiren anne) inanç ve özeniyle giderilecekleri sözüdür.
Demokrat Parti olarak, yenilenen Türkiye vizyonumuz çerçevesinde ve odağında “fırsat eşitliği” nin yer alacağı bir “eğitim seferberliği” başlatmak ve bu suretle en değerli varlığımız olan çocuklarımız ve gençlerimizin büyük Atatürk”ün “hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözünün ışığında, akıl ve bilim yolunun yolcuları olmalarını sağlamaya kararlıyız;
Bu cümleden olarak, Demokrat Parti’nin ilk icraatlarından biri, temel düzenlemelere paralel olarak, kişisel gelişim, kavramsal ve analitik düşüncenin başladığı, ilgi alanlarının belirginleştiği “okul öncesi eğitim”i de, “zorunlu temel eğitim”in ayrılmaz bir parçası olarak düzenlemek ve böylece de, kademeli olarak zorunlu temel eğitimi 5-17 yaşlarını kapsayacak şekilde 12 yıla çıkarmak olacaktır.
Demokrat Parti için eğitim, ideolojik düşünce ve amaçların gerçekleştirilmesine yönelik kullanılabilecek bir araç değil, aksine, küreselleşen dünya gerçeğinde Türkiye’nin varoluş mücadelesinin en etkin, stratejik bir imkânı ve silahıdır.
Demokrat Parti’ye göre eğitim, hiçbir ayırımcı veya kısıtlayıcı uygulama olmaksızın herkesin yetenekleri ölçüsünde bireysel gelişiminin sağlanmasının en etkin ve adil aracıdır ve bu özelliği ile de, toplumsal bütünleşmenin ve dayanışmanın en önemli taşıyıcı sütunlarından biridir..
Demokrat Parti’ye göre, herkesin okul öncesinden yükseköğretime kadar, hiçbir engel ve ayrımcılığa tabi olmadan eğitim alabilmesi, temel bir insan hakkıdır. Bu haktan herkesin eşit olarak yararlanabilmesini teminen devlet, bir taraftan dar gelirli ailelerin çocukları için parasız yatılı okul kapasitesini arttırırken, diğer taraftan kredi ve karşılıksız burs imkânlarını, ihtiyacı olan tüm öğrencileri kapsayacak biçimde genişletecektir.
Özellikle özürlülerle ekonomik gücü yeterli olamayan ailelerin çocuklarına yetenekleriyle doğru orantılı bir eğitim imkânı sağlanmasını da, Anayasamızda belirtilen “sosyal devlet”in görevi olarak görüyoruz. Bu cümleden olarak, tüm eğitim kurumlarının hizmet alanlarını, engellilerin de yararlanabilecekleri şekilde düzenlemeleri yanında, okul, eğitim kadrosu, ders araç ve gereçleriyle ülkenin her köşesinde aynı kalitede eğitim hizmeti sunulmasını da, vazgeçilmez bir hedef olarak değerlendiriyoruz.
Demokrat Parti’nin eğitim modelinde, çocuklarımızın ve gençlerimizin, sadece kendi ülkemizde ve ağırlıklı olarak kamu sektöründe istihdam edilmek üzere yetiştirilmeleri anlayışı terk edilecek, ezberciliğe ve gerçek yaşam ile ilgisi olmayan gereksiz bilgilere son verilecek, çocuklarımızın kişilik, ilgi ve yeteneklerinin farklı olduğu gerçeğinden hareketle onlara kavramsal düşünme ile analiz-sentez yeteneği kazandırmaya yönelik çağdaş bir sistem dâhilinde bilgiye erişme yani “öğrenme” öğretilecektir.
Mevcut milli eğitim sitemimiz, değişime ayak uydurmak bir yana, çocuklarımızın ve gençlerimizin ilgi ve yetenekleriyle yaratıcı kapasitelerini açığa çıkarmak, desteklemek ve geliştirmekten uzaktır. Mevcut milli eğitim düzeninde okul, eğitimin beşiği olmaktan çıkmak üzeredir.
Mevcut milli eğitim sistemimiz, fırsat eşitliği gibi kulağa hoş gelen, gönülleri ferahlatan güzel sözcükler bir yana, eşitsizlikleri derinleştiren, sadece sınırlı sayıda varlıklı kesimlere iyi eğitim imkânı sağlayan bir yapıdadır ve çocuklarımızın özgüvenlerini zedeleyebilecek uygulamalar içermektedir. Bugün varılan noktada, çoktan seçmeli test usulü sınavın vahim sonuçlar doğurabilecek tahribatının da etkisiyle kendini yazılı ve sözlü ifade edemeyen, genel kültür düzeyi çok düşük, analiz-sentez yeteneğinden yoksun nesiller yetiştirilmektedir. Lise diplomalarının değerinin ise, ”üniversite giriş sınavı belgesi”ne indirgenmiş olduğu gerçeği de unutulmamalıdır.
Mesleki ve teknik eğitim programlarına devam eden öğrencilerin de aynı sistemde yükseköğretime yönlendirilmeleri, ülkemizde ara kademe insan gücü yetiştirilmesine yönelik programların tercih edilebilirliğine olumsuz etki etmiş ve böylece ara kademe insan gücü ihtiyacımız karşılanamaz hale gelmiştir.
Bu durumun devamı halinde, uygar dünyanın güçlü ve saygın bir üyesi olmak bir yana, büyük Atatürk’ün “çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak hatta onu aşmak” şeklindeki vizyonunu da unutmak zorunda kalarak, dünyanın “ucuz işgücü deposu” olarak kalmaya mahkûm olacağız.
Demokrat Parti, istihdam değeri olmayan mesleki ve teknik eğitim programlarını ayıklayarak, ülkenin ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücü ile eğitim programları arasında uyum sağlamayı temel politika olarak benimsemektedir. Bir sonraki adım olarak da mesleki ve teknik eğitimin, ortaöğretim sonrası düzeyde ve çağdaş bilimsel temellere dayalı olarak yapılmasıdır.
Demokrat Parti’nin eğitim anlayışının temelinde, “herkesin kendi ana dilini, din ve inancını öğrenme hakkının, temel bir insan hakkı olduğu” düşünce ve değerlendirmesi yatar; Ancak, resmi dil yani eğitim dili Türkçe’dir ve Türkçe olarak kalacaktır.
Demokrat Parti iktidarında, eğitim-istihdam arasındaki gerekli uyum da dikkate alınarak, küresel bilgi ekonomisinin yaygınlaşmasına paralel şekilde, ders kitaplarının yenilenmesi yanında, müfredat içeriklerinde yapılması zorunlu değişiklere temel oluşturmak üzere, temel fen ve sosyal bilimler alan bilgileriyle yabancı dil ve bilgi teknolojilerine ilişkin ders ve programların ortaöğretimdeki ağırlığının arttırılması sağlanacaktır.
Demokrat Parti’nin mesleki eğitime ilişkin nihai hedefi, öncelikli olarak piyasaların ihtiyaçları dikkate alınarak, uluslararası standart ve kalitede meslek erbabı yetiştirmek üzere yeniden yapılandırılacak olan mesleki eğitim sürecine, başta işverenler olmak üzere meslek örgütleri ve sendikalar gibi paydaşları da katmak; giderek, ortaöğretimde mesleki-akademik eğitim ayırımını ortadan kaldırarak, mesleki teknik eğitimi, ağırlıklı olarak yükseköğretim düzeyine çıkarmaktır.
Sanayimizin ihtiyaç duyduğu nitelikli ara kademe işgücünün yetiştirilmesine yönelik olarak, meslek okulları, yükseköğretim hakkı vermeyen, piyasaların esnekliğine uygun yapıda, programların belirlenmesi ve uygulanmasına paydaşların da katıldığı, eğitimin, ilke olarak okul-sanayi işbirliği ile işbaşında, uygulamalı olarak yapıldığı, mezunlarına, sadece aynı meslekte ve yetenekleri ölçüsünde olmak kaydıyla yükseköğretim imkânı da sunan eğitim birimlerinin kurulması, geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması da, Demokrat Parti’nin öngördüğü önemli bir yeniliktir.
Özel sektörün, daha etkin olarak eğitim alanında yer alması yanında, işveren örgütlerinin kendi mesleki alanlarında iki ya da dört yıllık meslek yüksekokulu veya yüksekokul kurmalarının özel araçlarla teşvik edilmesi, entegre mesleki ve teknik eğitim kurumlarının, özellikle organize sanayi bölgeleri gibi, mal ve hizmet üretiminin yoğun olduğu bölgelerde kurulması gibi hususlar, Demokrat Parti’nin önceliklerindendir.
Demokrat Parti’nin bir diğer önemli yeniliği, yaşam boyu eğitime yönelik uygulamalarında gözlenecektir. Demokrat Parti olarak, yüce milletimizin sürekli eğitimlerine katkı amacıyla mahalli yönetimlerin imkânları yanında, özellikle yaygın eğitimin çeşitlendirilmesi ve kapsamının genişletilmesi ile açık eğitim uygulamalarının yaygınlaştırılması, bu amaca yönelik olarak gerekirse uygun devlet okullarının fiziki mekânlarının da kullanıma açılması suretiyle bu önemli, çağdaş hizmeti sunmakta kararlıyız.
Demokrat Parti, eğitime ilişkin tüm planlamalarında ve faaliyetlerinde, yurtdışında bulunan vatandaşlarımızın ve çocuklarının, milli birlik ve beraberliklerinin sağlanması ile öz benliklerinin muhafazası ve geliştirilmesine yönelik düzenlemeleri de özenle dikkate alacaktır.
Demokrat Parti, ülkemizin geleceği bakımından hayati önemi haiz uygulamalara, fedakâr öğretmenlerimizin eğitimleri, kişisel ve mesleki gelişimleri için hizmet içi eğitimleri ve yaşam standartlarının yükseltilmesi hususları ile birlikte, Milli Eğitim Bakanlığımızın merkez ve taşra teşkilatların da gerekli düzenlemeler ve yenileştirmeler ile başlayacaktır.
1–2 Yükseköğretime Bakışımız
Ülkelerin sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmelerine kaynaklık, böylece toplumsal değişime de öncülük eden üniversiteler, eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme ve toplumsal hizmetler gibi işlevleriyle çok önemli bir itici güçtür. Üniversiteler, rekabetin her alana damgasını vurduğu günümüzün küreselleşmiş dünyasında, adeta “bilgi üretim merkezleri, bilgi ekonomisinin beynidir”.
Halen Türkiye’de 45’i vakıf, 94’ü devlet olmak üzere, toplam 139 üniversite bulunmaktadır ve bu sayı sürekli olarak artmak zorundadır. Zira yükseköğretimdeki okullaşma oranımız, gelişmiş ülkelerin çok gerisindedir. Ancak, sadece üniversite açmak yeterli değildir. Bu ilim-irfan yuvalarını, kapılarında “üniversite” yazan “yüksek lise” olmaktan da kurtarmak lazımdır.
Demokrat Parti, yarınlarımızın güvencesi olan gençlerimizin, çağdaş gelişmelere ayak uydurabilecek şekilde organize olmuş, yapılanmış çağdaş üniversitelerde, dünya ölçeğinde oyunun kurallarına hâkim, bu kuralları uygulayarak oyun oynayabilme kapasitesine sahip beyinler olarak eğitilebilmelerini sağlamak amacıyla geliyor.
Küreselleşme sürecinin doğal bir sonucu da, dünyada, yükseköğretimin giderek küresel bir faaliyet haline gelmesidir; Bu süreçte, akademik değerlendirme, diploma denkliği, kalite kontrolü, akreditasyon, yaşam boyu eğitim, yeniden eğitim, tam gerektiği zaman eğitim gibi kavramlar, eğitim dünyasının gündeminde ön sıralarda yer almaktadır.
Demokrat Parti olarak, yükseköğretime ilişkin tüm çalışmalarımızı, Avrupa yükseköğretim sistemleri arasındaki farklı uygulamalara son vererek, olabildiğince birbiriyle uyumlu, yeknesak bir yükseköğretim sistemine geçilmesi yanında, ortak bir Avrupalı bilinci ve kültürünün yaratılması ve üniversiteler arasında işbirliği yoluyla bilim ve teknolojide rekabet gücünün geliştirilmesi gibi amaçlarla, Haziran 1999’da başlatılan ve ana faaliyet alanları, “diploma ve derecelerin tanınması, kalite güvencesi, yükseköğretim yeterlikler çerçevesi, öğrenci katılımı ve sosyal boyut” olarak belirlenen, Bologna Süreci’ne özel bir önem ve dikkat atfederek sürdürüyoruz..
Bu süreçlerde ele alınan veya karara bağlanan “Avrupa kredi transfer sistemi, diploma eki, yükseköğretimde kalite güvencesinin sağlanmasına yönelik işbirliği, öğrencilerin sürece aktif katılımları, yaşam boyu eğitimin geliştirilmesi ve Avrupa’ da sınırlar ötesi eğitim imkânlarının sağlanması” gibi konuları da özenle değerlendiriyoruz.
Demokrat Parti iktidarında üniversitelerimiz, özgün bilgiyi üreten, işleyen, değerlendirerek sadece ülkemizin değil, tüm insanlığın yararına sunan, bunun için de öncelikle fikirlerin özgürce geliştiği, insan sermayesinin, insan aklının, insanın fark yaratma güdüsünün ön plana çıkarıldığı, insan beyninin düşünce odaklı çalışmasının teşvik edildiği, öğrencisi, öğretmeni ve çalışanıyla mensubu olmaktan onur duyulan yükseköğretim kurumları haline getirilecektir.
Demokrat Parti, üniversitelerimizi, lider kişilikli, girişimci, evrensel değerlere açık, çağdaş, analitik düşünceye ve kavramsal beceriye sahip, özgüveni yüksek, demokrat, laik ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğünü savunan gençlerin rağbet edecekleri bir ilim-irfan yuvalarına dönüştürecektir.
Demokrat Parti, üniversitelerimizi, ülkemizin geleceğinin şekillenmesine yönelik en etken ve belirleyici kurumlardan biri olarak görmektedir ve yükseköğretim sistemimizi, dünyanın sayılı üniversite ve yüksek okulları ile rekabet edebilecek seviyeye getirebilmek amacı ile yeniden yapılandırmaya hazırdır.
Demokrat Parti iktidarında üniversitelerimiz, mezun olan öğrencilerine en az bir yabancı dil öğreten, bilgisayar okuryazarı olmalarını sağlayan, mesleki alanda verilen derinliğe paralel olarak, ihtiyaç halinde yeni mesleklere de adapte olabilmeleri için en az bir başka alanda da genişlik verilmesi yanında, ekip çalışması yapabilme fonksiyonunu da kazandırabilen, çağdaş bilim yuvaları olacaktır.
Demokrat Parti’nin yeniden yapılandıracağı yükseköğretimin önde gelen amacı, “lisan bilen, bilgisayar kullanan, olayları global ölçekte değerlendirebilen, ya da olaylara hem makro, hem de mikro açılardan bakabilen, süratli ve verimli çalışmanın metodolojisine vakıf, bilimsel bilgiyi ekonomik değere dönüştürebilecek donanıma sahip, sistemin, hızını ve bilgisini sürekli artırıp yenileyerek geliştiremeyeni eleyeceğinin bilincinde öğrenciler yetiştirip, sadece Türkiye’ye değil, dünya piyasalarına sunabilmek olacaktır.
Demokrat Parti’nin amacı, uluslararası düzeyde eğitim-öğretim ve araştırma-geliştirme faaliyetleri sürdürülecek üniversite gençliğinde, kişisel ilgi, istek ve yetenekler de dikkate alınarak “bilgi ve öğrenme açlığı” yaratmak ve böylece kendilerini, okuyan, öğrenen, düşünen, tartışan, sorgulayan, kişisel sorumluluk duygusuyla araştırma, geliştirme ve sorun çözme yeteneği gelişmiş, yeni fikirlere açık, kültürel değerlere önem veren, gerektiğinde demokratik tavırlar sergileyebilen, beceri düzeyi yüksek insanlar olarak topluma kazandırmaktır.
Demokrat Parti olarak atılım yapma arzusuyla dolu, çıkış arayan, fırsat penceresi kollayan gençleri, kendileriyle çevreleriyle ve tüm dünya ile barışık, olaylara geniş bir açıdan bakabilen, yeni eğilimleri iyi kavramış, inisiyatif alabilen, liderlik ve sorun çözebilme yetenekleri gelişmiş insanlar olarak yetiştirecektir.
Demokrat Parti, yükseköğretime ilişkin olarak, ilgili ve gerekli paydaşları da katarak, dünyadaki son gelişmeler paralelinde ülkemizin ihtiyaç imkân ve koşullarına uygun, Anayasa’mızın 1. 2. ve 3. maddelerinde yer alan “Cumhuriyetimizin temel ilkeleri” ile Atatürk Devrimleri’nin ateşleyici gücünü oluşturan “aklın ve bilimin üstünlüğü” ışığında, bir “yükseköğretim stratejisi” hazırlamak ve devamında “yükseköğretim reformu” yaparak işe başlayacaktır.
Demokrat Parti, sosyo-ekonomik politikalar bağlamında ele aldığı ve yeniden yapılandıracağı üniversitelerin, yükseköğretimin yarı kamusal özelliği de dikkate alınarak, devlet, öğretim üyeleri, öğrenci birlikleri ve piyasa temsilcileri başta olmak üzere, diğer paydaşlar arasında kurulacak bir denge çerçevesinde yönetilmelerini teminen, ihtiyaç duyulacak düzenlemelerle 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Yasası’nda gerekli değişiklikleri yapacaktır.
YÖK Yasası’nda yapılacak değişiklikler çerçevesinde, Yükseköğretim Kurulu’nun bileşimi ile ÖSS sınavı ve rektör seçimleri başta olmak üzere, yükseköğretimin idari yapısında köklü değişiklikler yapılacak ve YÖK, ağırlıklı olarak bir planlama, koordinasyon ve denetleme kurumu olarak görev yapacak, özellikle akademik işler ve kararlara ilişkin olarak “Üniversitelerarası Kurul” un görev ve yetkileri artırılacaktır.
Demokrat Parti, yükseköğretim politikalarını, üniversitelerin, eğitim- öğretim ve AR-GE faaliyetlerinin doğrudan sonucu olarak, ülkenin rekabet gücünü, yani geleceğini belirleyen, başka bir ifadeyle “ülke geleceğinin yol haritasının çizildiği” en önemli odaklardan biri olmaları nedeniyle de, ağır, toplumsal sorumluluk altında bulunduklarının bilincindedir. “Üniversite Özerkliği” ve “Akademik Hürriyet” kavramlarına özel önem veren Demokrat Parti, özerkliğe ilişkin olarak, eğitim-öğretim, araştırma- geliştirme faaliyetlerinin olmazsa olmazı olan özgürlük ve hoşgörü ile toplumsal sorumluluk ve mali kaynak sağlamaktan kaynaklanan “Denetim Hakkı” arasındaki hassas dengeyi kuracak; “Akademik Hürriyet” derken de, bilimsellik ve ülke kanunlarının dışında hiçbir kısıtlamaya izin vermeyecektir.
Demokrat Parti’nin hedefi, Türk üniversite sisteminin aşırı merkeziyetçi yapısını değiştirerek, “kendi kriterlerini belirleyebilen üniversite” modeline geçmektir. Demokrat Parti’nin “demokrat” sıfatına yakışır biçimde, üniversiteler, idari ve mali konularda karar alıp uygulayabilme yetkileri ile donatılacaklardır.
Demokrat Parti’nin, yükseköğretimin finansmanı ve kaynak tahsisine ilişkin nihai hedefi, çıktı bazlı performansa dayalı kamu finansmanı temelinde, havuz bütçe anlayışı içinde, kalemler arasında serbestçe geçişlerin yapılabileceği” tam esnekliktir.
Demokrat Parti’nin gerçekleştireceği yükseköğretim reformunun temel ilkeleri:
• Çağdaş dünyanın benimsediği üniversite kavramı çerçevesine ifadesini ve anlamını bulan, etkinlik, etkililik, katılımcılık, şeffaflık, etkili bir iç ve dış iletişim mekanizmasının kurulması, kalite, kalite güvencesi, sürdürülebilirlik, hesap verebilirlik, gibi çağdaş yönetişim kavramları ön plana çıkarılacaktır.
• Üniversitelerin, birbirinin tıpa tıp aynısı olmalarının yerine, kalite ve verilen hizmet özellikleri bozulmadan, farklı misyonlar üstlenerek, işbölümü anlayışı içinde faaliyet göstermeleri teşvik edilecektir.
•Yükseköğretim, toplumun ihtiyaçlarına göre yönlendirilecek, eğitim-istihdam ilişkisi mutlaka kurulacak ve üniversite mezunlarının, problem çözebilme, takım çalışması, iş disiplini, yaratıcı olma gibi özellikleri eğitim ve insan gücü planlamalarında dikkate alınacaktır.
• Vakıf üniversiteleri teşvik edilecek, özel sektörün payı artırılacak, kurum dışı kurullar ve üniversite dışı paydaşların da, yönetime katkı ve destek sunmaları sağlanacaktır.
• Üniversitelerin, kaynak yaratarak bu kaynağı bizzat kullanabilmelerinin önündeki tüm engeller kaldırılacak, kendi gider bütçelerini yapabilmeleri temin edilecek, akademik performansa bağlı ek ücret takdir edebilmeleri ve öğrencilerini desteklemek amacıyla burs fonu oluşturabilmeleri imkânı getirilecektir.
Demokrat Parti, yükseköğretim reformunu, hızlı ve istikrarlı kalkınmanın temelinde aklın doğru kullanılmasının yattığı gerçeğinden hareketle beşeri sermayenin nitelikli insan kaynağına dönüştürülmesi zarureti çerçevesinde, üniversitelerin, rekabetçi bilgi tabanlı güç olabilme hedefinin odak noktasında yer aldıklarını da dikkate alarak, “ciddi bir gelecek tasarımı” olarak ele alıyor, değerlendiriyor ve planlıyor.
Demokrat Parti için eğitim, en önemli milli önceliktir.
Bu sayfada GP – Gelecek Partisi Eğitim Programı yer almaktadır. Kaynak olarak partinin kendi internet sitesi kullanılmıştır.
GP – Gelecek Partisi Eğitim Programı
GP – Gelecek Partisi Eğitim Programı
Eğitim: Zihni Varoluş
Partimiz eğitimi en temel insan haklarından biri olarak görür. İyi bir eğitim ile şahsiyetini geliştirememiş bireylerin insan hakları bilincine ulaşması mümkün değildir. Bireysel gelişimin temeli de, toplumun her meselesinin çözümünün anahtarı da eğitimdir.
Dünyada insan kaynağından daha önemli ve kalıcı bir güç yoktur. Ülkemizin insan kaynağını çağdaş dünya ile rekabet edebilir donanıma kavuşturan bir süreç olarak gördüğümüz eğitimi, insani kalkınmamızın odağına yerleştireceğiz.
Eğitimi bir insan devşirme alanı olarak değil, nitelikli insan yetiştirme alanı olarak görüyor ve eğitimi günlük siyasi tartışmaların dışında gören bir anlayışı benimsiyoruz.
21. yüzyıl nesillerinin dar kalıplara sokulamayacağını, şekillendirilemeyeceğini öngörüyoruz. Başta eğitim sistemimizde olmak üzere korkulardan, tabulardan, farklılıklara tahammülsüzlükten, ahlâk ve adalet üretemeyen yaklaşımlardan arındığımız ölçüde gençlerimiz potansiyellerini gerçekleştirme imkânına kavuşacaktır.
Gençlerimizin düşünen, sorgulayan; demokratik ve evrensel ahlâkî değerleri içselleştirmiş, farklılıklara saygılı, ahlâkî bir duruşla her türlü ayrımcılığın karşısında duracak, çağdaş dünyanın bilgisine hâkim ve sorumluluk alabilen bireyler olmasını arzuluyoruz.
Kaliteli eğitim, bireysel ve toplumsal refahı gerçekleştirmenin en önemli aracıdır. Bundan dolayı, eğitime ilişkin en temel ilkemiz, tüm çocuklarımız için kaliteli bir eğitim sunmaktır. Kaliteli bir eğitim için, öğrencilere herhangi bir resmî veya tanımlanmış ideolojinin dayatılmasını reddediyoruz. Çocuklarımız ideolojilerin deli gömleklerine mahkûm edilemeyecek kadar kıymetlidir.
Özgür düşüncenin önündeki tüm korkular ve tabular yıkılacaktır. Okullar, eleştirel fikirlerin rahatlıkla dile getirildiği ve tartışıldığı mekânlar olacaktır. Demokratik, çoğulcu ve farklılıkları zenginlik olarak gören bir eğitim sistemi inşa edilecektir.
Türkiye, tüm OECD ülkeleri içerisinde en merkeziyetçi sisteme sahip ülkedir. Her önemli kararın merkezden alındığı ve sık sık değişen eğitim sistemi miadını doldurmuştur. Eğitimde esas aktörlerin ve karar alıcıların merkezdeki bürokratlar olduğu bir yaklaşımı reddediyoruz. Eğitimde esas aktörlerin öğrenciler, öğretmenler ve veliler olduğuna inanıyoruz.
Yeterince tartışılmadan üretilen eğitim politikalarının bir süre sonra iflas etmesi kaçınılmazdır. Eğitimde istikrar ve sürdürülebilirlik için, politikaların katılımcılıkla ve geniş müzakereler sonucunda belirlenmesi şarttır. Türkiye’de eğitime ilişkin şimdiye kadar izlenen politikaların çoğu, günü kurtarmaya yönelik palyatif ve tutarsız müdahalelerden öteye gidememiştir. Bundan dolayı, Türkiye’de eğitim alanında tam anlamıyla bir ‘sistem’ inşa edilememiştir. İzlenen yanlış eğitim politikaları ile eğitimin tüm kademeleri neredeyse kilitlenmiştir.
Bu çerçevede, eğitim politikaları tüm toplumsal kesimlerin katılımı ile belirlenecektir. Eğitim sisteminde yapılacak değişiklikler belirli bir planlama ve toplumsal mutabakat sonrasında zamanla uygulamaya geçirilecektir. Eğitim sisteminin sürekli değişikliklerle yap-boz tahtası hâline gelmesinin önüne geçilecektir.
Türkiye’de yoksul ailelerden gelen çocukların çoğunluğu, varlıklı ailelerden gelen akranlarına göre daha az kaliteli eğitim almakta ve dolayısıyla daha az gelir elde etmektedirler. Diğer yandan, cinsiyet eşitsizliği de devam etmektedir. Kızlar genelde okullarda erkeklerden daha başarılı oldukları halde, onlardan daha az oranlarda istihdam edilmekte ve/veya daha az gelir elde etmektedir.
Türkiye’nin eğitim sistemi diğer OECD ülkeleriyle rekabet edebilir olmaktan uzaktır. OECD tarafından yapılan PISA ve PIACC çalışmaları ile diğer uluslararası kuruluşlar tarafından yapılan TIMSS ve PIRLS gibi değerlendirmeler, Türkiye’nin eğitim sisteminin kalitesinin uluslararası ortalamadan düşük olduğunu açıkça göstermektedir. Türkiye’de yapılan lise geçiş sınavı ve üniversite giriş sınavı sonuçları da genel bir kalite sorunu ve okullar arasında kalite uçurumu olduğunu ortaya koymaktadır. Kısacası gerek ulusal gerekse uluslararası değerlendirmeler, Türkiye’de çocukların önemli bir kısmının temel becerileri kazanmadan eğitim sisteminden mezun olduğunu ortaya koymaktadır. Bunun sonucunda, eğitim sisteminde mevcut eşitsizlikler devam etmektedir.
Genç bir nüfusa sahip Türkiye’nin her yönüyle güçlü ve müreffeh olmasında nitelikli eğitimin yeri yadsınamaz. İş imkânlarının oluşturulması, verimliliğin, yeniliğin ve rekabet edebilirliğin artırılmasına katkı sağlaması nedeniyle, eğitim bir ülkedeki ekonomik büyümenin ve istihdamın temel lokomotifidir.
Ayrıca, nitelikli eğitimin kişilerin yoksulluk döngüsünü kırmaları ve dolayısıyla toplumdaki eşitsizliğin azaltılmasında önemli yeri ve işlevi bulunmaktadır. Bundan dolayı her çocuğun kaliteli eğitime erişmesini hedeflemekteyiz. İlköğretim ve ortaöğretimden mezun olan tüm öğrencilerin asgari bilgi ve becerileri kazanmasını sağlamak temel hedefimiz olacaktır.
Milletimizi güçlendiren farklılıklarımızın en önemli zenginliğimiz olduğuna inanıyoruz. Tarihsel birikimimizi oluşturan farklılıklarımız, Cumhuriyetimizi kurarak ülkemizi bugünlere taşımıştır. Bugün de korkulardan ve tabulardan beslenen her türlü hizmet ayrımcılığının önüne geçerek eğitim sistemimiz içerisinde farklılıkları temsil edecek demokratik taleplerin tartışılması ve çağdaş hukuk devletine yakışır çözümlerin bulunması gerektiğini düşünüyoruz. Bugün dünyanın gelişmiş birçok ülkesi çok dilli ve çok kültürlü eğitim ve öğretimle oldukça ciddi mesafe almışken Türkiye’nin farklılıklarının zenginliğini çok kıymetli bir sermaye olarak görmesi gerektiğine inanıyoruz.
Toplumsal barış için toplumun tüm kesimlerinin en iyi şekilde ve en adil koşullarda eğitim sistemine dâhil olmaları önemlidir. Eğitim sisteminin rehabilite edilmesinde toplumun tüm kesimlerini içerecek katılımcı bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. Bu yaklaşımın özünü imtiyazlı ideoloji ve grupların olmadığı, tarafsız devlet anlayışının tam anlamıyla benimsendiği bir eğitim sistemi oluşturmalıdır.
Eğitimde evrensel değerleri ve insan haklarını merkeze alan, farklılıkları bir zenginlik olarak gören, tek tipçi değil, çoğulcu bir yaklaşımı benimseyerek tüm kesimleri kucaklayan demokratik bir yaklaşım benimsenecektir. Bu çerçevede, tüm öğretim programları ve ders kitapları, evrensel değerler ve insan haklarını esas alan bir yaklaşımla güncellenecektir.
Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de vurgulandığı gibi, eğitim tüm çocuklar için vazgeçilmez temel bir haktır. Bu doğrultuda, eğitime hak temelli bir bakışı esas almaktayız.
Cinsiyeti, etnik kimliği, inancı ve sosyokültürel arka planı ne olursa olsun her bir bireyin nitelikli eğitime erişimini sağlama hedefiyle yola çıkıyoruz. Hiçbir bireyi dışlamayan ve herkese kaliteli eğitim sunmayı hedefleyen kapsayıcı eğitim anlayışını esas alıyoruz.
Eğitimi resmi ya da tanımlı herhangi bir ideolojinin yuvası olarak gören her anlayışı reddediyoruz. Farklılıkları bir imkân, okulu birlikte yaşamanın merkezi olarak görüyoruz.
Partimiz, fırsat eşitliğini artırmaya ve kamu eğitimini güçlendirmeye özel bir önem vermektedir. Bundan dolayı, eğitim sisteminde paralı özel ders ve kurs merkezlerine olan talebi azaltacak tedbirler alınacaktır. Devlet okullarının standartları, gelir veya yetenek düzeyi ne olursa olsun tüm öğrencilerin eğitimsel ihtiyaçlarının karşılanacağı şekilde modernize edilecektir.
En önemli önceliklerimiz arasında öğretmenlik mesleğinin güçlendirilmesine ağırlık vermek ve okul öncesi eğitimi yaygınlaştırmak gelmektedir. Öğretmen eğitimi, geleceğin nesillerini inşa edecek donanım ve niteliklere sahip örnek öğretmenler yetiştirmek üzere gözden geçirilip yeniden düzenlenecektir. Kaliteli eğitimi yaygınlaştırmanın olmazsa olmaz koşulu, nitelikli öğretmenlerin okul türleri arasında ve tüm yurt sathında dengeli dağılımıdır. Öğretmenlik mesleğini yüksek standartlı, daha saygın ve özerk hale getirecek bir yasal düzenleme yapılacaktır. Tüm atama ve terfiler liyakate dayalı ve nesnel kriterlere göre yapılacaktır.
Okul öncesi eğitim, çocuklarımızı temel eğitime hazırlayan en önemli kademedir ve ülke çapında yaygınlaştırılması gerekir. Bu kapsamda, okul öncesi eğitimin herkes için ulaşılabilir olması sağlanacaktır.
Tüm bireylerin bilgi ve becerilerini geliştirmek hedefiyle Türkiye’de tüm kademelerde eğitimin kalitesinin artırılması için topyekûn bir seferberlik başlatacağız. Bu kapsamda, dezavantajlı il ve okullara sağlanan destekleri artıracak ve tüm düzeylerde kaliteli eğitime erişim sorununu ortadan kaldıracağız. Zorunlu eğitimi bitiren her bireyin modern bir toplumda hayatını sürdürmesi için gerekli temel bilgi ve becerilere sahip olması sağlanacaktır.
Ayrıca, dünyadaki teknolojik ve mesleki gelişmelere paralel olarak okullardaki programların sürekli güncellenmesi ve işlevsel bir meslek eğitim sisteminin kurulması son derece önemlidir. Başta sanayi olmak üzere işgücü piyasasının ihtiyaç duyduğu becerilere sahip nitelikli kişilerin yetiştirilmesi istihdam oranlarını artıracaktır.
Daha kaliteli bir yükseköğretim sistemi tesis etmek için ilk olarak akademik özgürlükler garanti altına alınacaktır. Evrensel hukuk normları esas alınarak, öğrenci ve akademisyenlerin akademik özgürlüğünü kısıtlayan tüm sınırlandırmalar sonlandırılacaktır. 12 Eylül askeri darbesinin bir ürünü olan YÖK (Yükseköğretim Kurulu) kayıtsız şartsız kaldırılacaktır. Daha şeffaf, topluma hesap verebilirliği yüksek yeni bir yükseköğretim sistemi tesis edilecektir. Yükseköğretim kurumlarının özerklikleri artırılacaktır.
Tüm göstergeler, Türkiye’nin eğitimde yeni bir paradigma ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Kapsayıcı bir yaklaşımla her bir çocuğun temel becerileri en iyi şekilde öğrenmesini sağlayacak bir eğitim sistemine ihtiyaç vardır. Türkiye’de eğitimin partiler üstü bir yaklaşımla ve çocuğun üstün yararı doğrultusunda ele alınması bir zorunluluktur. Bu çerçevede, eğitim sistemi ile ilgili konularda farklı toplumsal kesimlerin birlikte müzakere ederek oluşturacağı ve uzlaşı ile kabul edeceği bir yöntem benimseyeceğiz. Bunun için, eğitimi ideolojik ve siyasi çekişmelerin arenası olmaktan çıkartacağız. Yeni eğitim paradigmamız siyasi çekişmelere değil toplumumuzun ortak özlemlerine ve gelecek beklentilerine dayanan, evrensel insanlık birikimi ile toplumumuzun tarihi tecrübelerini özgün bir senteze kavuşturan çağdaş bir anlayışla oluşturulacaktır.
Kur’ân-ı Hakîmin hikmeti, hayat-ı şahsiyeye verdiği terbiye-i ahlâkiye ve hikmet-i felsefenin verdiği dersin muvazenesi:
Felsefenin halis bir tilmizi, bir firavundur. Fakat menfaati için en hasis şeye ibadet eden bir firavun-u zelildir. Her menfaatli şeyi kendine rab tanır. Hem o dinsiz şâkirt, mütemerrid ve muanniddir. Fakat bir lezzet için nihayet zilleti kabul eden miskin bir mütemerriddir. Şeytan gibi şahısların, bir menfaat-i hasise için ayağını öpmekle zillet gösterir denî bir muanniddir. Hem o dinsiz şakirt, cebbar bir mağrurdur. Fakat kalbinde nokta-i istinat bulmadığı için, zatında gayet acz ile âciz bir cebbâr-ı hodfuruştur. Hem o şakirt, menfaatperest hod-endiştir ki, gaye-i himmeti, nefis ve batnın ve fercin hevesatını tatmin ve menfaat-i şahsiyesini bazı menfaat-i kavmiye içinde arayan dessas bir hodgâmdır.
Amma hikmet-i Kur’ân’ın halis tilmizi ise, bir abddir. Fakat âzam-ı mahlûkata da ibadete tenezzül etmez. Hem Cennet gibi âzam-ı menfaat olan bir şeyi gaye-i ibadet kabul etmez bir abd-i azizdir. Hem hakiki tilmizi mütevazidir, selim, halimdir. Fakat Fâtırının gayrına, daire-i izni haricinde ihtiyarıyla tezellüle tenezzül etmez. Hem fakir ve zayıftır, fakr ve zaafını bilir. Fakat onun Mâlik-i Kerîmi ona iddihar ettiği uhrevî servetle müstağnîdir ve Seyyidinin nihayetsiz
abd: kul (bk. a-b-d) abd-i aziz: izzetli kul, Allah’tan başkasına müracaat etmeyen ve minnet duymayan kul (bk. a-b-d; a-z-z) âciz: güçsüz, zayıf (bk. a-c-z) âzam-ı mahlûkat: yaratılmışların en büyüğü (bk. a-ẓ-m; ḫ-l-ḳ) âzam-ı menfaat: menfaatin en büyüğü (bk. a-ẓ-m) batn: mide, karın cebbar: zorba, zalim (bk. c-b-r) cebbâr-ı hodfuruş: kendini beğenen zorba daire-i izni haricinde: izin verdiği daire dışında denî: alçak dessas: hilekâr, aldatıcı fakr: fakirlik (bk. f-ḳ-r) Fâtır: benzeri bulunmayan şeyi harika üstün sanatıyla yaratan Allah (bk. f-ṭ-r) ferc: üreme organı, avret firavun-u zelil: alçak bir firavun gaye-i himmet: gayret ve çabanın gayesi gaye-i ibadet: ibadetin gayesi (bk. a-b-d) gayr: başkası hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) halim: yumuşak huylu, uysal halis: samimi, temiz, saf (bk. ḫ-l-ṣ)
hasis: âdi, değersiz hayat-ı şahsiye: kişisel hayat (bk. ḥ-y-y) hevesat: hevesler, arzu ve istekler hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m) hikmet-i felsefe: felsefe ilmi (bk. ḥ-k-m) hikmet-i Kur’ân: Kur’ân’ın hikmeti (bk. ḥ-k-m) hod-endiş: kendini düşünen hodgâm: kendi keyfini düşünen, bencil iddihar: biriktirmek, saklamak ihtiyar: irade, tercih gücü, istek (bk. ḫ-y-r) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m) mağrur: gururlu, kendini beğenmiş Mâlik-i Kerîm: bol ihsan ve ikram sahibi olan, herşeyin sahibi olan Allah (bk. m-l-k; k-r-m) menfaat-i hasise: âdi, değersiz çıkar menfaat-i kavmiye: milletin çıkarı menfaat-i şahsiye: kişisel çıkar
menfaatperest: çıkarına tapan miskin: uyuşuk, tembel muannid: inatçı, direnen müstağnî: zengin, minnetsiz, tok gönüllü (bk. ğ-n-y) müştekî: şikayetçi mütemerrid: inatçı, dikkafalı mütevazi: alçakgönüllü muvazene: karşılaştırma (bk. v-z-n) nefis: kişinin kendisi; insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s) nihayetsiz: sonsuz nokta-i istinat: dayanak noktası (bk. s-n-d) safsata: yalan, uydurma şâkirt: talebe, öğrenci selim: sağlam, doğru (bk. s-l-m) Seyyid: efendi, sahip tahkir: hakaret etme, küçümseme tenezzül etmek: inmek, alçalmak (bk. n-z-l) terbiye-i ahlâkiye: ahlâk terbiyesi (bk. r-b-b; ḫ-l-ḳ) tezellül: aşağılanma tilmiz: talebe, öğrenci uhrevî: âhirete ait (bk. e-ḫ-r) zaaf: zayıflık zillet: alçaklık, aşağılık
kudretine istinad ettiği için kavîdir. Hem yalnız livechillâh, rıza-i İlâhî için, fazilet için amel eder, çalışır.
İşte, iki hikmetin verdiği terbiye, iki tilmizin muvazenesiyle anlaşılır.
ÜÇÜNCÜ ESAS
Hikmet-i felsefe ile hikmet-i Kur’âniyenin hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye verdiği terbiyeler:
Amma hikmet-i felsefe ise, hayat-ı içtimaiyede nokta-i istinadı “kuvvet” kabul eder. Hedefi “menfaat” bilir. Düstur-u hayatı “cidal” tanır. Cemaatlerin rabıtasını “unsuriyet, menfi milliyeti” tutar. Semerâtı ise, “hevesât-ı nefsâniyeyi tatmin ve hâcât-ı beşeriyeyi tezyiddir.”
Halbuki, kuvvetin şe’ni tecavüzdür. Menfaatin şe’ni, her arzuya kâfi gelmediğinden, üstünde boğuşmaktır. Düstur-u cidâlin şe’ni çarpışmaktır. Unsuriyetin şe’ni, başkasını yutmakla beslenmek olduğundan, tecavüzdür. İşte bu hikmettendir ki, beşerin saadeti selb olmuştur.
Amma hikmet-i Kur’âniye ise, nokta-i istinadı, kuvvete bedel “hakkı” kabul eder. Gayede menfaate bedel “fazilet ve rıza-i İlâhîyi” kabul eder. Hayatta düstur-u cidal yerine “düstur-u teâvünü” esas tutar. Cemaatlerin rabıtalarında unsuriyet, milliyet yerine “rabıta-i dinî ve sınıfî ve vatanî” kabul eder. Gayâtı, hevesat-ı nefsâniyenin tecavüzâtına sed çekip ruhu maâliyâta teşvik ve hissiyat-ı ulviyesini tatmin eder ve insanı kemâlât-ı insaniyeye sevk edip insan eder.
beşer: insan cemaat: topluluk, grup (bk. c-m-a) cidal: mücadele, kavga cihet-i tefevvuk: üstünlük yönü cihet-i ulviyet: yücelik yönü düstur-u cidâl: mücadele ve kavga prensibi düstur-u hayat: hayat prensibi (bk. ḥ-y-y) düstur-u teavün: yardımlaşma prensibi fazilet: manevi değer ve üstünlük (bk. f-ḍ-l) gayât: gayeler, amaçlar hâcât-ı beşeriye: insanî ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c) hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat (bk. ḥ-y-y; c-m-a) hayat-ı içtimaiye-i beşeriye: insanların sosyal hayatı (bk. ḥ-y-y; c-m-a) hevesât-ı nefsâniye: nefsin gelip geçici olan arzu ve istekleri (bk. n-f-s) hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
hikmet-i felsefe: felsefenin hikmeti (bk. ḥ-k-m) hikmet-i Kur’ân: Kur’ân’ın hikmeti (bk. ḥ-k-m) hissiyat-ı ulviye: yüksek hisler, yüce duygular incizap: kendine çekme istinad: dayanma (bk. s-n-d) ittifak: birlik, birleşme kâfi: yeterli kavî: kuvvetli, güçlü kelâm: söz, konuşma (bk. k-l-m) kelimât-ı İlâhiye: Cenab-ı Allah’a ait kelimeler; vahiyle indirilen kitaplar (bk. k-l-m; e-l-h) kemâlât: mükemmellikler, kusursuzluklar, üstünlükler (bk. k-m-l) kemâlât-ı insaniye: insana ait mükemmellikler (bk. k-m-l) kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r) livechillâh: Allah için maâliyât: yüksek ve yüce fikirler menfî milliyet: zararlı bir hale gelen milliyetçilik, ırkçılık
muvazene: karşılaştırma (bk. v-z-n) nefis: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s) nokta-i istinad: dayanak noktası (bk. s-n-d) rabıta: bağ rabıta-i dinî ve sınıfî ve vatanî: din, sınıf ve vatan bağı rıza-i İlâhî: Allah rızası (bk. e-l-h) saadet: mutluluk saadet-i dâreyn: dünya ve âhiret mutluluğu şe’n: özellik, belirleyici nitelik (bk. ş-e-n) sed çekmek: engel olmak selb olmak: ortadan kalkmak semerât: meyveler, neticeler tecavüz: saldırma, sataşma temsîl: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l) tesanüd: dayanışma (bk. s-n-d) tezyid: arttırma tilmiz: talebe, öğrenci uhuvvet: kardeşlik unsuriyet: ırkçılık
Bu öğrenme alanı işlenirken özgürlük ve sorumluluk gibi değerlerle iletişim ve medya okuryazarlığı gibi becerilerin de öğrenciler tarafından edinilmesi sağlanmalıdır.
SB.7.1.1. İletişimi etkileyen tutum ve davranışları analiz ederek kendi tutum ve davranışlarını sorgular.
SB.7.1.2. Bireysel ve toplumsal ilişkilerde olumlu iletişim yollarını kullanır.
OKUMA PARÇASI
Lokman’ın Çocuğuna veTüm Çocuklara Öğütleri
SOSYAL BİLGİLER 7. Sınıf 1. Ünite Birey ve Toplum konularında;
1. İletişimi etkileyen tutum ve davranışları analiz ederek kendi tutum ve davranışlarınızı sorgulama; bireysel ve toplumsal ilişkilerde olumlu iletişim yollarını kullanma konuları işlenirken Lokman’ın çocuğuna ve tüm çocuklara verdiği öğütleri okuyunuz.
2. Metni okuduktan sonra sizde oluşan duygu ve düşünceleri metinlerin sonunda verilen boş satırlara veya boş bir sayfa ya da defterinize yazınız.
3. Duygu ve düşüncelerinizi sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.
Meal
Andolsun, biz Lokmân’a “Allah’a şükret” diye hikmet verdik. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, bilsin ki Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye lâyıktır. ﴾12﴿
Hani Lokmân oğluna öğüt vererek şöyle demişti: “Yavrum! Allah’a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.” ﴾13﴿
{Soyu hakkındaki rivayetler, Lokman’ın, Eyüp Peygamber ile akraba olduğu yönündedir. İslâm âlimlerinin ekseriyeti, onun peygamber değil, hikmet sahibi bir zat olduğu kanaatindedirler. “Hikmet”in bir anlamı da nazarî ilimleri elde ettikten sonra kazanılan ruhî olgunluk, söz ve davranışlarda isabet melekesidir. Zemahşerî’nin Keşşâf isimli tefsir kitabında, onun hikmetlerinden bir örnek olmak üzere şu olay nakledilmektedir:
Bir gün Davud Peygamber, Lokman’dan, bir koyun kesip en iyi yerinden iki parça et getirmesini istemiş; Lokman da, ona kestiği hayvanın dilini ve yüreğini getirmiş.
Birkaç gün geçince Davud aleyhisselâm, bu defa hayvanın en kötü yerinden iki parça et getirmesini istemiş; o, yine dilini ve yüreğini getirmiş.
Hz. Davud’un, sebebini sorması üzerine Lokman şöyle demiş:
“Bu ikisi iyi olursa, bunlardan daha iyisi; kötü olursa, yine bunlardan daha kötüsü olmaz.”}
(Kaynak: Kur’ân-ı Kerim ve Açıklmalaı Meâli, Türkiye Diyanet Vakfı)
Tefsir
Lokmân, Kur’an-ı Kerîm’de ismi sadece bu sûrede geçen, aynı zamanda sûrenin de ismiyle anıldığı sâlih bir kişidir. Âlimlerin çoğunluğu, Lokmân’ın peygamber olmadığını, ancak Allah’ın kendisini bilgi ve hikmetle şereflendirdiğini belirtirler. İslâm öncesi Arap toplumunda da onun bilge bir kişi olduğu kabul edilir, saygıyla anılırdı. İslâm tarihi kaynaklarında ve tefsirlerde soyu, milliyeti, hayatı ve sözleriyle ilgili güvenilirliği tartışmalı çeşitli rivayetler vardır (bilgi için bk. Ömer Faruk Harman, “Lokmân”, DİA, XXVII, 205-206).
Müfessirler 12. âyette Lokmân’a verildiği bildirilen hikmet kelimesini, “din konusunda derin bilgi, sahih inanç, akıl, yerinde ve doğru konuşma, isabetli görüş ve davranış” olarak açıklamışlardır (Taberî, XXI, 67; İbn Atıyye, IV, 346). Hikmet hem doğru bilgi, inanç ve düşünceyi hem de bu zihnî birikimin mümkün olan en mükemmel şekilde hayata geçirilmesini ifade eder.
Bilgi birikimi olan bir insan bu birikimini doğru, yerinde ve gerektiği ölçüde kullanmaz yahut yanlış yerlerde kullanırsa bu insana âlim denebilirse de hakîm denemez; çünkü hikmet kavramı, “bilgiyi yerli yerince kullanma” anlamına da gelir. Buna göre bilgisini doğru ve gerektiği şekilde kullanmayan insan, bilginin şükrünü yerine getirmemiş olur; bilgisini belirtildiği şekilde kullanan ise şükür ödevini yerine getirdiği gibi bunun faydasını da yine kendisi görmüş, yani bilgisini değerlendirmiş ve sonuçta onu kendisi için faydalı hale getirmiş olur. 12. âyette “O’na şükreden kendi iyiliği için şükretmiş olur…” buyurulurken bu gerçeğe de işaret edilmiştir.
Lokmân’a verilen hikmetin çerçevesi çizilirken tevhid inancının başta geldiği görülmektedir. Esasen bu, şükrün de birinci şartıdır; bu sebeple Lokmân, kendisi Allah’ın birliğine inandığı gibi oğluna da şirkten uzak durmayı öğütlemiştir. Âdil olmayan hakîm olamaz; adalet, “her şeyi yerli yerince yapmak, herkese hakkını vermek”tir. Herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşan yani Allah’tan başkasına tanrılık nitelikleri yükleyen kişi, Allah’ın hakkı olan tanrılığı başkasına vermiş, böylece haksızlık (zulüm) yapmış demektir; üstelik bu tutum, haksızlıkların en büyüğüdür. Bu sebeple âyette “O’na ortak koşmak çok büyük bir haksızlıktır” buyurulmuştur. Esasen İslâm’ın en başta şirki ortadan kaldırmayı hedeflemesi de Allah’a ortak koşmanın, bütün kötülüklerin başında geldiği ve diğer birçok kötülüğün temel sebebi olduğu anlayışına dayanır.
Meal
İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: “Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır.” ﴾14﴿
“Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. Ben de size yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim.” ﴾15﴿
Tefsir
Sûrenin Lokmân’a ayrılan bölümünde, araya ana babaya itaat konusundaki bu iki âyetin girmesiyle ilgili iki farklı açıklama yapılmıştır. Bir yoruma göre bu iki âyet de Lokmân’a ait sözlerdir. Buna göre âyetin başında “Allah bana buyurdu ki…” şeklinde bir ifade takdir etmek gerekir. Diğer bir yoruma göre bu âyetler araya sokulmuş bir açıklama (i‘tirâzıyye) mahiyetinde olup amaç, ana babaya saygının önemini, ayrıca bunun sınırını ve Allah’a saygıyla ilişkisini ortaya koymaktır.
“Çocuğun sütten kesilmesi iki yıl içinde olur” şeklinde çevirdiğimiz ifade, emzirmenin normal süresi iki yıl kadar olmakla birlikte bunun mutlaka tamamlanması gerekmediğine, ana baba isterlerse çocuğun iki yıl dolmadan da sütten kesilebileceğine işaret eder (ayrıca bk. Bakara 2/233).
“(Ey insan), hem bana hem ana babana minnet duymalısın” buyurularak Allah’a minnettarlıkla ana babaya minnettarlığın birlikte emredilmesinin sebebi, Allah’ın insanı var edip onu nimetleriyle rızıklandırması, ana babanın da insanın hem dünyaya gelmesine vesile olması hem de hayatının en zayıf dönemlerinde, çocukluğunda, hastalığında ona kol kanat germesi, yetiştirip büyütmesi, beslemesi ve eğitmesidir (Râzî, XXV, 147; Şevkânî, IV, 273).
Âyette annenin fedakârlığına özel bir vurgu yapıldığı görülmekte, dolaylı olarak onun daha çok ilgi ve sevgi beklediğine işaret edilmektedir. Nitekim Hz. Peygamber de, “Yâ Resûlellah! Kime iyilik etmeliyim?” şeklindeki bir soruya, “annene” diye cevap vermiş; “Sonra kime?” denilince yine “annene” demiş; üçüncü defa tekrarlanan soruya da aynı cevabı vermiş; nihayet dördüncüsünde “babana” buyurmuştur (Müsned, V, 3, 5; Tirmizî, “Birr”, 1).
Ancak Allah’ın hakkı bütün hakların önünde olduğu için ana baba çocuklarını bu hakkı ihlâl etmeye yani onu tevhid inancından sapmaya veya Allah’ın açıkça yasakladığı başka işler yapmaya zorlarlarsa kesinlikle onların bu baskısına boyun eğilmeyecek; bununla birlikte meşrû ve mâkul olan istekleri yerine getirilecektir (ayrıca bk. Ankebût 29/8).
Meal
(Lokmân öğütlerine şöyle devam etti:) “Yavrum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde, yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah en gizli şeyleri bilendir, (herşeyden) hakkıyla haberdar olandır.” ﴾16﴿
“Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir.” ﴾17﴿
“Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez.” ﴾18﴿
“Yürüyüşünde tabii ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini herhalde eşeklerin sesidir!” ﴾19﴿
Tefsir
Lokmân’ın oğluna yönelttiği bu öğütler de Allah’ın ona verdiği hikmetin meyveleridir. Kuşkusuz insanın yaptığı her şey –ne kadar saklanırsa saklansın– Allah’ın mutlaka onu bildiği, dolayısıyla onun hesabını soracağı inancı ve bilinci ile bundan doğan sorumluluk duygusu ve kaygısı ahlâkî hayatın temelidir. Nitekim meşhur bir özdeyişte “Hikmetin başı Allah korkusudur” denilmiştir. Büyük şairimiz Mehmed Âkif’in, “Ne irfandır veren ahlâka yükseklik ne vicdandır / Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır” şeklindeki beyti de bu gerçeğin güzel bir ifadesidir.
İnsanın iyi ve itaatkâr bir kul olduğunu gösteren üç örnek davranışın sıralandığı 17. âyetteki “namaz” Allah’a kulluk ödevini, “iyi olanı emredip kötü olana karşı koymak” toplumsal davranışlar karşısındaki kulluğun gerektirdiği yapıcı tutumu, “sabır” ise maddî ve sosyal çevreden gelen sıkıntıları, belâları birer imtihan bilip metanetle karşılama olgunluğunu yansıtır.
Âyetteki “İşte bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir” ifadesi, bu müsbet davranışların, kulluktaki kemali gösteren birer örnek olduğunu, hayatın şartları içinde yerine getirilmesi gereken böyle daha başka yüksek davranışlar da bulunduğunu gösterir.
18-19. âyetlerde ise kaçınılması gereken olumsuz davranışlardan örnekler verilmektedir. Bu örneklerin, özellikle kendini beğenmişlerin, başka insanları aşağılayıcı tutumlarından seçilmiş olması ve bunların Allah sevgisinden mahrum kalacakları uyarısında bulunulması, Kur’an’ın insan onuruna verdiği değeri yansıtması bakımından özellikle dikkat çekicidir.
KISACA ÖZETLERSEK:
Lokman’ın öğütlerini kısaca şöyle sıralayabiliriz:
Yavrucuğum;
Allah’a ortak koşma,
Zulmetme, doğrusu şirk, Allah’a ortak koşma büyük bir zulümdür,
Anne ve babana iyi davran,
Allah’a şükret, teşekkür et,
Anne ve babana da teşekkür et,
Allah’a itaat et, anne ve babana itaat et,
Eğer anne ve baban Allah’a şirk koşmanı emrederlerse onlara itaat etme,
Anne ve babanla dünyada iyi geçin,
Allah’a yönelenlerin yoluna uy,
Yaptığın hardal tanesi kadar küçük de olsa Allah karşılığını verir,
Yaptığın bir kaya içinde, göklerde veya yerin dibinde gizli bile olsa Allah onu bilir,
Namazını kıl,
İyiliği emret,
Kötülükten vazgeçirmeye çalış,
Başına gelenlere sabret,
İnsanları küçümseme ve onlardan yüz çevirme,
İnsanlara karşı kibirlenme, büyüklük taslama,
Yeryüzünde böbürlenerek yürüme,
Yürüyüşünde tabii ol,
İletişiminde sesini açalt, bağırarak konuşma, alçak sesle, normal konuş,
Bağırarak konuşmak çirkin bir davranıştır.
KAYNAKÇA
Kur’ân-ı Kerim ve Açıklmalaı Meâli, Lokmân Sûresi, Türkiye Diyanet Vakfı
Kur’an-ı Kerim Meali, Lokmân Sûresi, Diyanet İşleri Başkanlığı