ON DÖRDÜNCÜ REŞHA: Mahzen-i mu’cizat ve mu’cize-i kübrâ olan Kur’ân-ı Hakîm, nübüvvet-i Ahmediye (a.s.m.) ile vahdâniyet-i İlâhiyeyi o derece kat’î ispat ediyor ki, başka burhana hâcet bırakmıyor. – Cumartesi Dersleri 19. 14.

https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “Mahzen-i mu’cizat ve mu’cize-i kübrâ olan Kur’ân-ı Hakîm, nübüvvet-i Ahmediye (a.s.m.) ile vahdâniyet-i İlâhiyeyi o derece kat’î ispat ediyor ki, başka burhana hâcet bırakmıyor.” konusu işlenmektedir. Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından Sözler isimli eserinden On Dokuzuncu Söz On Dördüncü Reşha.

ON DÖRDÜNCÜ REŞHA: Mahzen-i mu'cizat ve mu'cize-i kübrâ olan Kur'ân-ı Hakîm, nübüvvet-i Ahmediye (a.s.m.) ile vahdâniyet-i İlâhiyeyi o derece kat'î ispat ediyor ki, başka burhana hâcet bırakmıyor. - Cumartesi Dersleri 19. 14.
ON DÖRDÜNCÜ REŞHA: Mahzen-i mu’cizat ve mu’cize-i kübrâ olan Kur’ân-ı Hakîm, nübüvvet-i Ahmediye (a.s.m.) ile vahdâniyet-i İlâhiyeyi o derece kat’î ispat ediyor ki, başka burhana hâcet bırakmıyor. – Cumartesi Dersleri 19. 14.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

On Dokuzuncu Söz

 Risalet-i Ahmediyeye dairdir

Şuâât-ı Mârifetü’n-Nebî namındaki Türkçe bir risalede ve On Dokuzuncu Mektupta ve şu Sözde icmâlen işaret ettiğimiz delâil-i nübüvvet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) beyan etmişim. Hem onda Kur’ân-ı Hakîmin vücuh-u i’câzı icmâlen zikredilmiş. Yine Lemeât namında Türkçe bir risalede ve Yirmi Beşinci Sözde Kur’ân’ın kırk vech ile mu’cize olduğunu icmâlen beyan ve kırk vücuh-u i’câzına işaret etmişim. O kırk vecihte, yalnız nazımda olan belâğati, İşârâtü’l-İ’câz namındaki bir tefsir-i Arabîde, kırk sahife içinde yazmışım. Eğer ihtiyacın varsa şu üç kitaba müracaat edebilirsin.

ON DÖRDÜNCÜ REŞHA

Mahzen-i mu’cizat ve mu’cize-i kübrâ olan Kur’ân-ı Hakîm, nübüvvet-i Ahmediye (a.s.m.) ile vahdâniyet-i İlâhiyeyi o derece kat’î ispat ediyor ki, başka burhana hâcet bırakmıyor. Biz de onun tarifine ve medar-ı tenkit olmuş bir iki lem’a-i i’câzına işaret ederiz.

İşte, Rabbimizi bize tarif eden Kur’ân-ı Hakîm,

• şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi,

• şu sahâif-i arz ve semâda müstetir künûz-u esmâ-i İlâhiyenin keşşafı,

• şu sutûr-u hâdisâtın altında muzmer hakaikın miftâhı,

• şu âlem-i şehadet perdesi arkasındaki âlem-i gayb cihetinden gelen
iltifâtât-ı Rahmâniye ve hitâbât-ı ezeliyenin hazinesi,

• şu âlem-i mâneviye-i İslâmiyenin güneşi, temeli, hendesesi,

• âvâlim-i uhreviyenin haritası,

• Zât ve sıfât ve şuûn-u İlâhiyenin kavl-i şârihi, tefsir-i vâzıhı,
burhan-ı nâtıkı, tercüman-ı sâtıı,

• şu âlem-i insaniyet

insanlık âlemiin mürebbîsi, hikmet-i hakikîsi, mürşid ve hâdîsi,..


âlem-i gayb: görünmeyen âlem (bk. a-l-m; ğ-y-b)
âlem-i insaniyet: insanlık âlemi (bk. a-l-m)
âlem-i mâneviye-i İslâmiye: İslâmiyetin mânevî âlemi (bk. a-l-m; a-n-y; s-l-m)âlem-i şehadet: görünen âlem (bk. a-l-m; ş-h-d)âvâlim-i uhreviye: âhiret âlemleri (bk. a-l-m; e-ḫ-r)belâğat: maksada ve hale uygun güzel söz söyleme (bk. b-l-ğ)beyan: açıklama (bk. b-y-n)burhan: delilburhan-ı nâtık: konuşan delilcihet: yön, tarafdelâil-i nübüvvet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in peygamberliğinin delilleri (bk. n-b-e; ḥ-m-d)
hâcet: ihtiyaç (bk. ḥ-v-c)
hâdî: doğru ve hak yolu gösterici (bk. h-d-y)
hakaik: gerçekler, doğrular (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hendese: plan
hikmet-i hakikî: gerçek hikmet (bk. ḥ-k-m; ḥ-ḳ-ḳ)
hitâbât-ı ezeliye: ezelî hitaplar (bk. ḫ-ṭ-b; e-z-l)
icmâlen: kısaca, özetle (bk. c-m-l)
iltifâtât-ı Rahmâniye: Rahmânî iltifatlar (bk. r-ḥ-m)
kat’î: kesin
kavl-i şârihi: açıklayıcı söz
keşşâf: keşfedici, açığa çıkarıcı (bk. k-ş-f)
kitab-ı kebîr-i kâinat: büyük kâinat kitabı (bk. k-t-b; k-b-r; k-v-n)
künûz-u esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimlerinin hazineleri (bk. s-m-v; e-l-h)
Kur’ân-ı Hakîm: sayısız hikmetleri içinde bulunduran Kur’ân (bk. ḥ-k-m)
lem’a-i i’câz: mu’cizelik parıltısı (bk. a-c-z)
mahzen-i mu’cizât: mu’cizeler deposu (bk. a-c-z)
medar-ı tenkit: tenkide sebep
miftâh: anahtar
mu’cize-i kübrâ: en büyük mu’cize (bk. a-c-z; k-b-r)
mürebbî: terbiye edici, eğitici (bk. r-b-b)
mürşid: doğru yolu gösterici (bk. r-ş-d)
müstetir: gizli, örtülü
muzmer: gizli, saklı
nazım: diziliş, tertip (bk. n-ẓ-m)
nübüvvet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) peygamberliği (bk. n-b-e; ḥ-m-d)
risale: kitap (bk. r-s-l)
sahâif-i arz ve semâ: yer ve gök sayfaları (bk. s-m-v)
Şuâât-ı Mârifetü’n-Nebî: Peygamberi tanıma parıltıları, nurları (bk. a-r-f; n-b-e)
sutûr-u hâdisât: hadiselerin satırları
tefsir-i Arabî: Arapça tefsir (bk. f-s-r)
tefsir-i vâzıh: açık tefsir (bk. f-s-r)
tercüman-ı sâtı: parlak tercüman
tercüme-i ezeliye: ezelden gelen tercüme (bk. e-z-l)
vahdâniyet-i İlâhiye: Cenab-ı Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d; e-l-h)
vecih: yön
vücuh-u i’câz: mu’cizelik yönleri (bk. a-c-z)
Zât ve sıfat ve şuûn-u İlâhîye: Allah’ın Zât, sıfat ve mukaddes özellikleri (bk. v-ṣ-f; ş-e-n; e-l-h)
zikredilmek: hatırlatılmak

• hem bir kitab-ı hikmet ve şeriat

hikmet ve kanun kitabı,

• hem bir kitab-ı dua ve ubûdiyet,

• hem bir kitab-ı emir ve davet,

• hem bir kitab-ı zikir ve marifet gibi,

• bütün hâcât-ı mâneviyesine karşı birer kitap ve bütün muhtelif ehl-i mesâlik ve meşârib olan evliya ve sıddıkînin, asfiya ve muhakkikînin herbirinin meşreplerine lâyık birer risale ibraz eden bir kütüphane-i mukaddesedir.

Sebeb-i kusur tevehhüm edilen tekraratındaki lem’a-i i’câza bak ki: Kur’ân hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı davet olduğundan, içinde tekrar müstahsendir, belki elzemdir ve eblâğdır. Ehl-i kusurun zannı gibi değil. Zira, zikrin şe’ni, tekrar ile tenvirdir. Duanın şe’ni, terdad ile takrirdir. Emir ve davetin şe’ni, tekrar ile te’kittir.

Hem herkes her vakit bütün Kur’ân’ı okumaya muktedir olamaz, fakat bir sûreye galiben muktedir olur. Onun için, en mühim makàsıd-ı Kur’âniye ekser uzun sûrelerde derc edilerek, herbir sûre bir küçük Kur’ân hükmüne geçmiş. Demek, hiç kimseyi mahrum etmemek için, tevhid ve haşir ve kıssa-i Musa gibi bazı maksatlar tekrar edilmiş.

Hem cismânî ihtiyaç gibi, mânevî hâcat dahi muhteliftir. Bazısına insan her nefes muhtaç olur: cisme hava, ruha Hû gibi. Bazısına her saat: Bismillâh gibi ve hâkezâ… Demek, tekrar-ı âyet, tekerrür-ü ihtiyaçtan ileri gelmiş ve o ihtiyaca işaret ederek, uyandırıp teşvik etmek, hem iştiyakı ve iştihayı tahrik etmek için tekrar eder.

Hem Kur’ân müessistir, bir din-i mübînin esasatıdır ve şu âlem-i İslâmiyetin temelleridir ve hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi değiştirip muhtelif tabakata, mükerrer suallerine cevaptır. Müessise, tesbit etmek için tekrar lâzımdır. Te’kid için terdad lâzımdır. Te’yid için takrir, tahkik, tekrir lâzımdır.


âlem-i İslâmiyet: İslâm âlemi (bk. a-l-m; s-l-m)
asfiya: Hz. Peygamberin çizgisinde yaşayan ilim ve takvâ sahibi büyük zatlar (bk. ṣ-f-y)
Bismillâh: Allah’ın adıyla (bk. s-m-v)
cismânî: bedensel
derc edilmek: yerleştirilmek
din-i mübîn: hak ve hakikatı açıklayan din, İslâm (bk. b-y-n)
eblağ: hâle ve maksada çok uygun (bk. b-l-ğ)
ehl-i kusur: kusur arayanlar
ehl-i mesâlik ve meşârib: mânevî usül, tarz ve yol sahipleri
ekser: pekçok (bk. k-s̱-r)
elzem: çok lüzumlu
esasat: esaslar, temeller
evliya: veliler (bk. v-l-y)
galiben: çoğunlukla
hâcât: ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c)
hâcât-ı mâneviye: mânevi ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c; a-n-y)
hâkezâ: bunun gibi
haşir: öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r)
hayat-ı içtimaiye-i beşeriye: insanların toplum hayatı (bk. ḥ-y-y; c-m-a)
: O, Allah
ibraz etmek: göstermek
iştiyak: çok kuvvetli arzu ve istek
kitab-ı davet: davet kitabı (bk. k-t-b)
kitab-ı dua: dua kitabı (bk. k-t-b; d-a-v)
kitab-ı emir ve davet: emir ve davet kitabı (bk. k-t-b)
kitab-ı hikmet ve şeriat: hikmet ve kanun kitabı (bk. k-t-b; ḥ-k-m; ş-r-a)
kitab-ı zikir: zikir kitabı (bk. k-t-b)
kitab-ı zikir ve marifet: zikir ve Allah’ı tanıtan marifet kitabı (bk. k-t-b; a-r-f)
kitabı dua ve ubûdiyet: dua ve kulluk kitabı (bk. k-t-b; a-b-d)
kıssa-i Mûsâ: Hz. Mûsâ’nın hikâyesi
kütüphane-i mukadesse: mukaddes kütüphane (bk. k-t-b; ḳ-d-s)
lem’a-i i’câz: mu’cizelik parıltısı (bk. a-c-z)
makàsıd-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın maksatları ve gayeleri (bk. ḳ-ṣ-d)
meşrep: hareket tarzı, metod
müessis: tesis edici, kurucu
muhakkik: gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen âlimler (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
muhtelif: çeşitli
mükerrer: tekrarlanan
muktedir: güç ve iktidar sahibi (bk. ḳ-d-r)
müstahsen: güzel, beğenilen (bk. ḥ-s-n)
risale: kitap (bk. r-s-l)
şe’n: özellik, hal (bk. ş-e-n)
sebeb-i kusur: kusur sebebi (bk. s-b-b)
sıddıkîn: daima doğruluk üzere ve Allah’a ve peygambere çok sâdık olanlar (bk. ṣ-d-ḳ)
tabakat: tabakalar
tahrik etmek: harekete geçirmek
takrir: yerleştirme, sağlamlaştırma
te’kid: kuvvetlendirme, pekiştirme
tekerrür-ü ihtiyaç: ihtiyacın tekrarlanması (bk. ḥ-v-c)
tekrar-ı âyet: âyetin tekrarı
tekrarat: tekrarlar
tenvir: nurlandırma (bk. n-v-r)
terdad: tekrar
tevehhüm etmek: zannettmek
tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d)

Hem öyle mesâil-i azîme ve hakaik-ı dakikadan bahsediyor ki, umumun kalblerinde yerleştirmek için, çok defa muhtelif suretlerde tekrar lâzımdır.

Bununla beraber, sureten tekrardır. Fakat, mânen herbir âyetin çok mânâları, çok faideleri, çok vücuh ve tabakatı vardır. Herbir makamda ayrı bir mânâ ve faide ve maksatlar için zikrediliyor.

Hem Kur’ân’ın, mesâil-i kevniyenin bazısında ipham ve icmâli ise, irşadî bir lem’a-i i’cazdır. Ehl-i ilhâdın tevehhüm ettikleri gibi medar-ı tenkit olamaz ve sebeb-i kusur değildir.

Eğer desen: “Acaba neden Kur’ân-ı Hakîm, felsefenin mevcudattan bahsettiği gibi etmiyor? Bazı mesâili mücmel bırakır; bazısını, nazar-ı umumîyi okşayacak, hiss-i âmmeyi rencide etmeyecek, fikr-i avâmı tâciz edip yormayacak bir suret-i basitâne-i zahirânede söylüyor.”

Cevaben deriz ki: Felsefe hakikatin yolunu şaşırmış; onun için… Hem geçmiş derslerden ve Sözlerden elbette anlamışsın ki, Kur’ân-ı Hakîm şu kâinattan bahsediyor, tâ Zât ve sıfât ve esmâ-i İlâhiyeyi bildirsin. Yani, bu kitab-ı kâinatın maânîsini anlattırıp, tâ Hâlıkını tanıttırsın. Demek, mevcudata kendileri için değil, belki Mûcidleri için bakıyor. Hem umuma hitap ediyor. İlm-i hikmet ise mevcudata mevcudat için bakıyor. Hem hususan ehl-i fenne hitap ediyor.

Öyle ise, madem ki Kur’ân-ı Hakîm mevcudatı delil yapıyor, burhan yapıyor; delil zahirî olmak, nazar-ı umuma çabuk anlaşılmak gerektir. Hem madem ki Kur’ân-ı Mürşid bütün tabakat-ı beşere hitap eder. Kesretli tabaka ise tabaka-i avamdır. Elbette, irşad ister ki, lüzumsuz şeyleri ipham ile icmal etsin; ve dakik şeyleri temsil ile takrib etsin; ve muğâlatalara düşürmemek için, zahirî nazarlarında bedihî olan şeyleri lüzumsuz, belki zararlı bir surette tağyir etmemektir.


bedihî: açık, âşikar
burhan: delil
dakik: ince
ehl-i fen: bilim adamları
ehl-i ilhâd: inkârcılar, dinsizler
fikr-i avâm: avâmın, halkın düşüncesi (bk. f-k-r)
hakâik-ı dakika: ince hakikatler (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)
hiss-i âmme: genelin hissi
hususan: özellikle
icmâl: özetleme (bk. c-m-l)
ilm-i hikmet: felsefe ilmi; Bediüzzaman’ın Eski Said döneminde felsefeye verdiği ad (bk. a-l-m; ḥ-k-m)
ipham: üstü kapalı bırakma
irşad: doğru yolu gösterme (bk. r-ş-d)
irşadî: hak yolu göstermeyle ilgili (bk. r-ş-d)
kâinat: evren, yaratılmış her şey (bk. k-v-n)
kesretli: çok (bk. k-s̱-r)
kitab-ı kâinat: kâinat kitabı (bk. k-t-b; k-v-n)
Kur’ân-ı Hakîm: sayısız hikmetleri içinde bulunduran Kur’ân (bk. ḥ-k-m)
Kur’ân-ı Mürşid: doğru yolu gösterici Kur’ân (bk. r-ş-d)
lem’a-i i’caz: mu’cizelik parıltısı (bk. a-c-z)
maânî: mânâlar (bk. a-n-y)
maksat: gaye (bk. ḳ-ṣ-d)
medar-ı tenkit: tenkit nedeni
mesâil: meseleler (bk. m-s̱-l)
mesâil-i azîme: büyük meseleler (bk. m-s̱-l; a-z-m)
mesâil-i kevniye: yaratılışla ilgili meseleler (bk. m-s̱-l; k-v-n)
mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)
Mûcid: icad eden, yoktan var eden, Allah (bk. v-c-d)
mücmel: kısa, özetlenmiş (bk. c-m-l)
müessis: tesis edici, kurucu
muğâlata: demagoji, aldatma
nazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r)
nazar-ı umum: genelin bakışı (bk. n-ẓ-r)
rencide etmek: incitmek
sebeb-i kusur: kusur sebebi (bk. s-b-b)
suret: şekil, görüntü (bk. ṣ-v-r)
suret-i basitâne-i zahirâne: görünüşteki basit şekil (bk. ṣ-v-r; ẓ-h-r)
sureten: görünüşte
tabaka-i avam: halk tabakası
tabakat: tabakalar, dereceler
tabakat-i beşer: insan tabakaları
tâciz etmek: rahatsız etmek
tağyir etmek: değiştirmek
tahkik: doğruluğunu araştırma (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
takrib etmek: yaklaştırmak
takrir: yerleştirme
te’kid: kuvvetlendirme
te’yid: kuvvetlendirme
tekrir: tekrarlama
temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)
terdad: tekrar
tesbit: sağlam şekilde yerleştirme
tevehhüm etmek: zannetmek, kuruntulanmak
umum: genel
vücuh: yönler
zahirî: açık, görünürde (bk. ẓ-h-r)
Zât ve sıfât ve esmâ-i İlâhiye: Cenab-ı Allah’ın Zâtı, sıfatı ve isimleri (bk. v-ṣ-f; s-m-v; e-l-h)

Meselâ güneşe der, “Döner bir siracdır, bir lâmbadır.” Zira, güneşten, güneş için, mahiyeti için bahsetmiyor. Belki bir nevi intizamın zembereği ve nizamın merkezi olduğundan, intizam ve nizam ise Sâniin âyine-i marifeti olduğundan bahsediyor.

Evet, der:

 اَلشَّمْسُ تَجْرِى 1 

“Güneş döner.” Bu “döner” tabiriyle, kış-yaz, gece-gündüzün deverânındaki muntazam tasarrufât-ı kudreti ihtar ile azamet-i Sânii ifham eder. İşte, bu “dönmek” hakikati ne olursa olsun, maksud olan ve hem mensuc, hem meşhud olan intizama tesir etmez.

Hem der:

 وَجَعَلَ الشَّمْسَ سِراَجاً 

2 Şu “sirac” tabiriyle, âlemi bir kasır suretinde, içinde olan eşya ise insana ve zîhayata ihzar edilmiş müzeyyenat ve mat’ûmat ve levazımat olduğunu ve güneş dahi musahhar bir mumdar olduğunu ihtar ile, rahmet ve ihsan-ı Hâlıkı ifham eder.

Şimdi bak, şu sersem ve geveze felsefe ne der? Bak, diyor ki: “Güneş bir kütle-i azîme-i mâyia-i nâriyedir. Ondan fırlamış olan seyyârâtı etrafında döndürüp, cesâmeti bu kadar, mahiyeti böyledir, şöyledir…” Mûhiş bir dehşetten, müthiş bir hayretten başka, ruha bir kemâl-i ilmî vermiyor. Bahs-i Kur’ân gibi etmiyor.

Buna kıyasen, bâtınen kof, zâhiren mutantan felsefî meselelerin ne kıymette olduğunu anlarsın. Onun şaşaa-i surisine aldanıp Kur’ân’ın gayet mu’ciznümâ beyanına karşı hürmetsizlik etme.

Dipnotlar – Arapça İbareler – Haşiyeler:

1 : Yâsin Sûresi, 36:38.
2 : “Güneşi bir kandil yaptı.” Nuh Sûresi, 71:16.


âyine-i marifet: Allah’ı tanıma ve bilme aynası (bk. a-r-f)
azamet-i Sânii: her şeyi san’atlı olarak yaratan Allah’ın büyüklüğü (bk. a-z-m; ṣ-n-a)
bahs-i Kur’ân: Kur’ân’ın bahsi
bâtınen: içyüzünde
beyan: açıklama (bk. b-y-n)
cesâmet: büyüklük
deverân: dönüş
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
ifham: anlatma, bildirme
ihsan-ı Hâlık: Yaratıcının ihsanı, bağışı (bk. ḥ-s-n; ḫ-l-ḳ)
ihtar: hatırlatma
ihzar: hazırlama (bk. ḥ-ḍ-r)
intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m)
kasır: saray
kemâl-i ilmî: ilmî mükemmellik (bk. k-m-l; a-l-m)
kof: boş
kütle-i azîme-i mâyia-i nâriye: sıvı haldeki büyük ateş kütlesi (bk. a-ẓ-m)
levazımat: gerekli şeyler
mahiyet: özellik, nitelik, içyüz
maksud: kastedilen, istenen (bk. ḳ-ṣ-d)
mat’ûmat: yiyecekler
mensuc: dokunmuş olan, dokunan
meşhud: görünen (bk. ş-h-d)
mu’ciznümâ: mu’cize gösteren (bk. a-c-z)
mûhiş: korkutucu, dehşet verici
mumdar: ışık veren
muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)
musahhar: emre verilmiş
mutantan: tantanalı, gösterişli
müzeyyenat: süslenmiş güzel şeyler (bk. ẓ-y-n)
nevi: çeşit
nizam: düzen (bk. n-ẓ-m)
rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)
Sâni: her şeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a)
şaşaa-i suriye: görünüşteki parlaklık ve gösteriş
seyyârât: gezegenler
sirac: kandil, lamba
suret: şekil, görüntü (bk. ṣ-v-r)
tasarrufât-ı kudret: kudretin tasarrufları, icraatları (bk. ṣ-r-f; ḳ-d-r)
zâhiren: görünüşte (bk. ẓ-h-r)
zemberek: hareketi sağlayan güç kaynağı
zîhayat: canlı (bk. ẕî, ḥ-y-y)
zira: çünkü

اَللّٰهُمَّ اجْعَلِ الْقُرْاٰنَ شِفَاۤءً لَنَا وَلِكَاتِبِهِ وَاَمْثاَلِهِ مِنْ كُلِّ دَاۤءٍ، وَمُونِساً لَنَا وَلَهُمْ فِى حَيَاتِنَا وَبَعْدَ مَمَاتِنَا، وَفِى الدُّنْياَ قَريِنًا، وَفِى الْقَبْرِ مُونِسًا، وَفِى الْقِيَامَةِ شَفِيعًا، وَعَلَى الصِّرَاطِ نُوراً، وَمِنَ النَّارِ سِتْراً وَحِجَاباً، وَفِى الْجَنَّةِ رَفِيقًا، وَاِلَى
الْخَيْراَتِ كُلِّهاَ دَلِيلاً وَاِمَامًا، بِفَضْلِكَ وَجُودِكَ وَكَرَمِكَ وَرَحْمَتِكَ يَاۤ اَكْرَمَ اْلاَكْرَمِينَ وَيَاۤ اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ، اٰمِينَ – اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى مَنْ اُنْزِلَ عَلَيْهِ الْفُرْقاَنُ الْحَكِيمُ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِۤ اَجْمَعِينَ، اٰمِينَ، اٰمِينَ 1

İHTAR: Arabî Risaletü’n-Nur’da On Dördüncü Reşhanın Altı Katresi, bahusus Dördüncü Katrenin Altı Nüktesi, Kur’ân-ı Hakîmin kırk kadar envâ-ı i’câzından on beşini beyan eder. Ona iktifâen burada ihtisar ettik. İstersen ona müracaat et; bir hazine-i mu’cizat bulursun.

Dipnotlar – Arapça İbareler – Haşiyeler:

1 : Allah’ım! Kur’ân’ı bize, bu risalenin kâtibine ve onun emsali olan zatlara her türlü dert için şifa kıl. Bize ve onlara, hayatımızda ve ölümümüzden sonra Kur’ân ile ünsiyet ettir. Kur’ân’ı bu dünyada bir dost, kabirde bir mûnis, kıyamette bir şefaatçi, sırat üzerinde bir nur, ateşe karşı bir siper ve hicap, Cennette bir refik ve bütün hayırlar için bir yol gösterici ve imam kıl. Bütün bunları bize fazlınla, cûdunla, kereminle ve rahmetinle ihsan et, ey kerem sahiplerinin en kerîmi ve merhametlilerin en merhametlisi olan Rabbimiz. Âmin. Allahım! Furkan-ı Hakîmin kendisine indirildiği zâta ve bütün âl ve ashâbına salât ve selâm et. Âmin, âmin.


Arabî: Arapça
bahusus: özellikle
beyan etmek: açıklamak (bk. b-y-n)
envâ-ı i’câz: mu’cizelik türleri (bk. a-c-z)
hazine-i mu’cizat: mu’cizeler hazinesi (bk. a-c-z)
ihtar: hatırlatma
ihtisar etmek: kısaltmak
iktifâen: yeterli görerek
Kur’ân-ı Hakîm: sayısız hikmetleri içinde bulunduran Kur’ân (bk. ḥ-k-m)

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, On Dokuzuncu Söz, On Dördüncü Reşha, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/on-dokuzuncu-soz/328

http://www.erisale.com/#content.tr.1.328


CUMARTESİ DERSLERİ

CUMARTESİ DERSLERİ
CUMARTESİ DERSLERİ

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.

Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde ve https://sorularlarisale.com/ adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.

Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.

CUMARTESİ DERSLERİ

13. 3. On Üçüncü Söz – Birkaç biçare gençlere verilen bir tenbih, bir ders, bir ihtardır

13. 2. On Üçüncü Sözün İkinci Makamı

13.1. On Üçüncü Söz Ders – i İbret

12. 3. On İkinci Söz – Dördüncü Esas

12. 2. On İkinci Söz – İkinci ve Üçüncü Esas

12. 1. On İkinci Söz – Birinci Esas

11. 3. Onbirinci Söz Hakikatin Yüzü 2

10.16. Onuncu Söz Hatime

10.15. Onuncu Söz Onikinci Hakikat

10.14. Onuncu Söz Onbirinci Hakikat

10.13. Onuncu Söz Onuncu Hakikat

10.12. Onuncu Söz Dokuzuncu Hakikat

10.11. Onuncu Söz Sekizinci Hakikat

10.10. Onuncu Söz Yedinci Hakikat

10.9. Onuncu Söz Altıncı Hakikat

10.8. Onuncu Söz Beşinci Hakikat

10.7. Onuncu Söz Dördüncü Hakikat

10.6. Onuncu Söz Üçüncü Hakikat

10.5. Onuncu Söz İkinci Hakikat

10.4. Onuncu Söz 3. ve 4. İşaret ile 1. Hakikat

10.3. Onuncu Söz Mukaddime İkinci İşaret .

10.2. Onuncu Söz Mukaddime Birinci İşaret

10.1. Onuncu Söz Temsili Hikayecik 1-12. Suretler

9.2. Dokuzuncu Söz Beşinci Nükte

9. 1. Dokuzuncu Söz 1.-4. Nükteler

8. Sekizinci Söz

7. Yedinci Söz

6. Altıncı Söz

5. Beşinci Söz

4. Dördüncü Söz

3. Üçüncü Söz

2. İkinci Söz

1. Birinci Söz


Feel free to comment. Yorum yapmaktan çekinmeyin.

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.