ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ DERS ETKİNLİĞİ: Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin meşrutiyet ile ilgili kürtlere söylediği “… eğer siz tembellik ederseniz yüz yıl sonra ancak cemalini göreceksiniz …” sözü hangi eserinde geçmektedir ve bu sözü ne zaman söylemiştir? Selahattin Demirtaş’ın başarılı olduğu seçimler ile bir ilgisi var mıdır?

ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ DERS ETKİNLİĞİ Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin meşrutiyet ile ilgili kürtlere söylediği “… eğer siz tembellik ederseniz yüz yıl sonra ancak cemalini göreceksiniz …” sözü hangi eserinde geçmektedir ve bu sözü ne zaman söylemiştir Selahattin Demirtaş’ın başarılı olduğu seçimler ile bir ilgisi var mıdır
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ DERS ETKİNLİĞİ Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin meşrutiyet ile ilgili kürtlere söylediği “… eğer siz tembellik ederseniz yüz yıl sonra ancak cemalini göreceksiniz …” sözü hangi eserinde geçmektedir ve bu sözü ne zaman söylemiştir Selahattin Demirtaş’ın başarılı olduğu seçimler ile bir ilgisi var mıdır
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ DERS ETKİNLİĞİ Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin meşrutiyet ile ilgili kürtlere söylediği “… eğer siz tembellik ederseniz yüz yıl sonra ancak cemalini göreceksiniz …” sözü hangi eserinde geçmektedir ve bu sözü ne zaman söylemiştir Selahattin Demirtaş’ın başarılı olduğu seçimler ile bir ilgisi var mıdır

Bediüzzaman Said Nursi: Münâzarât ve Modern Siyasi Yorumlar

Sunulan kaynaklar, Bediüzzaman Said Nursi’nin 1911 tarihli Münâzarât eserinde geçen ve Kürt toplumuna yönelik hürriyetin tam anlamıyla hissedilmesinin yüz yıl sürebileceğine dair öngörüsünü ele almaktadır.

Metinler, bu ifadenin tarihsel arka planını, meşrutiyet ve toplumsal kalkınma bağlamındaki orijinal anlamını detaylıca analiz etmektedir.

Özellikle Selahattin Demirtaş ve modern seçim başarılarıyla bu söz arasında kurulan bağların, metinsel bir gerçeklikten ziyade takvimsel bir rastlantıya dayanan zorlama yorumlar olduğu vurgulanmaktadır.

Kaynaklar, yapay zeka yanıtlarını karşılaştırarak Said Nursi’nin asıl hedefinin dini değerlerle harmanlanmış bir hukuk devleti ve eğitim seferberliği olduğunu açıklar.

Sonuç olarak, bu tarihî uyarının güncel siyasi figürlerle doğrudan bir ilişkisinin bulunmadığı, ancak sosyolojik bir perspektifle yeniden yorumlandığı ifade edilmektedir.

Gemini Notebook

ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMI

3.2. DÖRT SAATLİK PROGRAMIN ÜNİTE, KAZANIM VE AÇIKLAMALARI

  1. ÜNİTE: KÜRESELLEŞEN DÜNYA

5.6. 1990 sonrası Türk dış politikasındaki gelişmeleri açıklar.

ç) Başta ABD ve Rusya olmak üzere küresel güçlerin terör örgütlerinin ortaya çıkışındaki rolleri ve kendi ülkeleri dışında meydana gelen terör eylemleri (PKK/PYD ve DEAŞ terör örgütlerinin bölgedeki faaliyetleri) karşısındaki tavırları Irak ve Suriye’de yaşanılanlarla ilişkilendirilerek incelenir.

5.7. 1990 sonrası Türkiye’de meydana gelen siyasi, ekonomik, sosyokültürel ve bilimsel gelişmeleri açıklar.

c) Etnik, ideolojik ve mezhep temelli çatışmaların toplum hayatına etkileri üzerinde durulur.

ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ DERS ETKİNLİĞİ

Aşağıdaki soru iki yapay zekaya sorulmuş ve alınan cevaplar eklenmiştir. Buna göre;

1. Soruyu ve yapay zekaların verdiği cevapları okuyun.

2. Soruda geçen Bediüzzaman Said Nursi’nin söylediği bölümün orijinal metnini ve metnin yazıldığı dönemden 100 yıl sonraki dönemi araştırın. 100 yıl sonrasını hesaplarken hem Miladi hem de Hicri takvimi kullanın.

3. Bu sözlerin geçtiği orijinal metne ulaşamazsanız bu yazının sonunda verilmiştir. Orijinal metni sözlük yardımıyla kendiniz okuyarak anlamaya çalışın.

4. 100 yıl sonraki Türkiye’de neler yaşandığını özetleyin.

5. Yapay zekaların verdiği cevaplar ile sizin ulaştığınız sonuçlar arasında benzerlik ve farklılıklar var mıdır?

6. Vardığınız sonuçları arkadaşlarınızla paylaşın.


Yapay zekalara sorulan soru:

“Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin meşrutiyet ile ilgili kürtlere söylediği ‘… eğer siz tembellik ederseniz yüz yıl sonra ancak cemalini göreceksiniz …’ sözü hangi eserinde geçmektedir ve bu sözü ne zaman söylemiştir? Selahattin Demirtaş’ın başarılı olduğu seçimler ile bir ilgisi var mıdır?”


ChatGPT nin verdiği cevap:

Evet. Aradığınız söz Bediüzzaman Said Nursî’nin Münâzarât adlı eserinde geçiyor. Fakat sözün anlamını ve Demirtaş bağlantısını birbirinden ayırmak önemli; çünkü arada yaklaşık bir asırlık bir tarih farkı var.

  1. Sözün geçtiği yer

Söz, Münâzarât‘ta Bediüzzaman’ın Kürt aşiretleriyle yaptığı soru-cevaplardan birinde geçiyor. Soru şöyledir:

“Tarif ettiğin meşrûtiyetin ne miktarı bize gelmiş ve niçin bütün gelmiyor?”

Bediüzzaman’ın cevabının ilgili kısmı:

“Ancak on kısımdan bir kısmı size gelebilmiş. Zîra sizin şu … sarp dağ ve derelerinizdeki … cehalet … husûmet … meşrûtiyet korkar, kolaylıkla gelmeye cesaret edemez. Eğer siz tenbel kalıp da onun yolunu yapmazsanız, tembellik etseniz, yüz sene sonra tamamen cemâlini göreceksiniz. Zîra sizinle İstanbul arasındaki mesafe bir aylıktır; fakat sizinle ehl-i meşrûtiyet arasındaki mesafe bin aydan fazladır.”

Buradaki “onun” kelimesi meşrutiyete, “cemâlini görmek” ise meşrutiyetin/hürriyet ve katılımcı yönetim anlayışının gerçek anlamıyla bölgeye yerleşmesine işaret ediyor.

  1. Bunu ne zaman söyledi?

Burada ilginç bir nokta var.

II. Meşrutiyet 23 Temmuz 1908’de ilan edildi. Bediüzzaman, bundan sonra özellikle Doğu Anadolu’daki aşiretleri dolaşarak meşrutiyet, hürriyet, meşveret ve hukuk kavramlarını anlatmaya başladı. 1910 baharında Van’a döndü; Hakkâri, Bitlis, Muş, Diyarbakır ve Urfa çevresinde aşiretlerle görüştü. Bu görüşmelerden oluşan metinler daha sonra Münâzarât adıyla yayımlandı.

Dolayısıyla bu sözün 1908-1910 arasındaki Meşrutiyet tartışmaları bağlamında, özellikle 1910 civarında yapılan seyahat ve görüşmeler sırasında ortaya çıktığını söylemek daha doğru olur. Münâzarât ise 1911 tarihli bir eser olarak kaydedilmektedir.

Yani:

1908 → II. Meşrutiyet
1910 → Bediüzzaman’ın Doğu’daki aşiretlerle görüşmeleri
1911 → Münâzarât’ın yayımlanması

  1. Peki “100 yıl sonra” ne demek?

Burada çok önemli bir yanlış anlaşılma ihtimali var.

Bediüzzaman:

“Yüz sene sonra tamamen cemâlini göreceksiniz.”

derken “100 yıl sonra şu kişi ortaya çıkacak” veya “100 yıl sonra şu siyasi parti başarılı olacak” demiyor.

Sözün hemen öncesine ve sonrasına baktığımızda konu açıkça meşrutiyetin bölgeye ulaşmasıdır.

Bediüzzaman’ın teşhisi de oldukça dikkat çekici:

• cehalet,

• fakirlik,

• husumet,

• aşiretler arasındaki problemler,

• hak ve hukukun yeterince bilinmemesi,

• siyasî katılımın zayıflığı

gibi engeller ortadan kaldırılmadan, İstanbul’da ilan edilen bir meşrutiyetin Doğu’da gerçek anlamıyla yaşanamayacağını söylüyor.

Nitekim akademik çalışmalarda da Münâzarât’ın temel meselelerinden birinin meşrutiyetin katılımcı ve hukukî ruhunun halka ulaşması olduğu vurgulanıyor.

  1. Selahattin Demirtaş’ın seçim başarısıyla bağlantısı var mı?

Burada doğrudan tarihî bir bağlantı kurmak mümkün değil.

Ama dolaylı bir tarihsel/yorumlayıcı bağlantı kurulabilir.

Özellikle 7 Haziran 2015 seçimleri çok dikkat çekicidir. HDP ilk defa TBMM’ye parti olarak girerek 80 milletvekili çıkardı.

Bu olayın Bediüzzaman’ın yaklaşık 105 yıl önce söylediği:

“… meşrutiyetin … tamamen cemâlini göreceksiniz”

sözüyle ilişkilendirilmesinin sebebi anlaşılabilir.

Çünkü 2015’te Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerden çıkan siyasi hareket, ilk defa Türkiye’nin genel parlamento sistemi içerisinde çok geniş bir temsil gücüne ulaştı. Demirtaş da bu dönemde HDP’nin eş genel başkanı ve cumhurbaşkanı adayı olarak çok görünür bir siyasi aktör hâline geldi.

Fakat burada çok önemli bir ayrım yapmalıyız:

“Bediüzzaman Demirtaş’ı veya HDP’yi öngördü.”

❌ Bunu söylemek için tarihî bir delil yok.

“Bediüzzaman’ın 1910 civarında söylediği söz, 2015’teki gelişmeler ışığında yeniden yorumlanabilir.”

✅ Bu ise tarihî bir yorum olarak mümkündür.

Hatta zaman açısından ilginç bir tesadüf var:

1910 civarı + 100 yıl = 2010 civarı

2015 ise bu tarihten yalnızca birkaç yıl sonradır.

Bu yüzden bazı Nur talebeleri “yüz sene sonra” ifadesini modern dönemdeki gelişmelerle ilişkilendirmişlerdir. Ancak bunun kesin bir kehanet olduğunu söylemek, metnin kendisinin açıkça söylediğinden daha ileri gitmek olur.

  1. Bence asıl ilginç nokta Demirtaş değil

Bana göre Münâzarât‘ın bu bölümünü bugün açısından ilginç yapan şey Demirtaş’ın şahsı değil, Bediüzzaman’ın ortaya koyduğu siyasal kriterlerdir.

Çünkü Bediüzzaman Kürtlere kabaca şunu söylüyor:

“Meşrutiyet İstanbul’da ilan edildi diye sizin bölgenizde kendiliğinden gerçekleşmez. Siz de onun yolunu yapmalısınız.”

Yani sadece devletin değişmesi yeterli değildir.

Toplum da değişmelidir.

Cehalet azalmalı, eğitim artmalı, insanlar haklarını bilmeli, hukuk kültürü gelişmeli, istişare ve katılım güçlenmeli ve insanlar siyasetin pasif nesnesi değil aktif öznesi olmalıdır.

Bu açıdan bakıldığında 2015 HDP başarısı, Bediüzzaman’ın sözünün “100 yıl sonra gerçekleşmiş bir kehaneti” olmaktan ziyade, onun yaklaşık bir asır önce tartıştığı “Kürtlerin siyasî temsil ve katılım meselesinin” sonraki tarihsel seyri içerisinde değerlendirilebilir.

Daha da ilginci:

Bediüzzaman’ın Münâzarât‘ta “Kürtler”, “meşrutiyet”, “hürriyet”, “eğitim”, “cehalet”, “siyasî katılım” ve “hak-hukuk” meseleleri hakkında söylediklerini, 2015 seçimleri ve Demirtaş’ın yükselişiyle birlikte karşılaştırmalı olarak incelersek oldukça ilginç bir çalışma ortaya çıkabilir.

İsterseniz bir sonraki adımda “ Bediüzzaman’ın 1910’daki Kürtler için çizdiği siyasî/toplumsal model ile Demirtaş-HDP’nin 2015’teki siyasî çizgisi ne kadar örtüşüyor, nerelerde tamamen ayrılıyor?” sorusunu tarafsız biçimde, Münâzarât metinlerinden alıntılar ve 2015 seçim verileri üzerinden karşılaştırabilirim.

——————

Google Gemini cevabı:

Bediüzzaman Said Nursi’nin bu sözü, Münâzarat adlı eserinde geçmektedir. Üstad bu eserde, 1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine yaptığı seyahatlerde aşiretler, halk ve alimlerle yaptığı konuşmaları ve mülakatları 1910-1911 yıllarında [ derlemiş, kitap ilk olarak 1913 yılında basılmıştır. [1, 2, 3]

Eser ve Söylem Detayları

Eserin Adı: Münâzarat (Eski Said dönemi eserlerindendir). [1, 4]

Söyleyeni ve Tarihi: Bediüzzaman, II. Meşrutiyet'in ilanından hemen sonra (1908 ve devam eden 1909-1910 yıllarındaki bölge seyahatleri ve görüşmeleri sırasında) bu tahlilleri yapmış, sorulara verdiği bu cevapları 1911'de netleştirip 1913'te kitaplaşmıştır. [2, 3]

Bağlamı: Bölge halkının cehalet, fakirlik ve ihtilaf (husumet) yüzünden meşrutiyetin ve hürriyetin gerçek anlamından mahrum kaldığını belirten Bediüzzaman, halkın gayret etmemesi durumunda idari ve medeni gelişmelerin ancak 100 yıl sonra tam anlamıyla idrak edilip yaşanabileceğini ifade etmiştir. [5, 6]

Eğer isterseniz bu cümlenin devamındaki “Zira sizinle İstanbul arasındaki mesafe bir aylıktır; fakat sizinle ehl-i Meşrutiyet arasındaki mesafe bin aydan fazladır” kısmının ve o dönemki Doğu basiret/kalkınma tahlillerinin detaylarını da inceleyebiliriz. Bu konuda başka merak ettiğiniz bir kısım veya analiz var mı?

[1] https://sorularlarisale.com
[2] https://www.risalehaber.com
[3] https://www.tevhidhaber.com
[4] https://sorularlarisale.com
[5] https://dergipark.org.tr
[6] https://www.koprudergisi.com
—————

“Evet, Selahattin Demirtaş’ın başarılı olduğu seçimler ile bir ilgisi var mıdır?

Doğrudan ve nesnel bir ifadeyle belirtmek gerekirse; Bediüzzaman Said Nursi’nin 1911 yılındaki bu tahlili ile Selahattin Demirtaş’ın başarılı olduğu seçimler (özellikle 2015 seçimleri) arasında metinsel, organik veya doğrudan hiçbir ilişki yoktur. Münâzarat eserindeki söz tamamen farklı bir bağlama sahiptir ve günümüz seçim dinamikleriyle bağdaştırılamaz.

Bunun gerekçelerini ve konunun siyasi/tarihi analizini şu şekilde özetleyebiliriz:

  1. Bağlam Farklılığı (Meşrutiyet ve Hürriyet) • İslamî Meşrutiyet Vurgusu: Bediüzzaman bu sözü söylerken seküler bir partinin veya liderin seçim başarısını değil, İslamî prensiplerle yoğrulmuş bir hukuk devletini, meşvereti (istişareyi) ve hürriyeti hedef göstermiştir.
    Sosyal Şartlar: Dönemin Doğu Anadolu halkına hürriyetin ve anayasal düzenin güzelliğini (cemalini) anlatmaya çalışmış; cehalet, fakirlik ve iç çatışmalar aşılmadığı sürece bu medeni seviyeye ancak yüz yıl sonra ulaşılabileceğini ihtar etmiştir.
  2. Siyasi ve İdeolojik Uyuşmazlık • Farklı Dünya Görüşleri: Selahattin Demirtaş ve HDP / DEM Parti çizgisi seküler, sol ve demokratik bir siyasi programa sahiptir. Bediüzzaman Said Nursi ise dini hassasiyetleri, ittihad-ı İslam’ı (İslam birliğini) ve Kur’an hakikatlerini merkeze alan bir İslam alimidir. [1, 2, 3]
    Taban Dinamikleri: Demirtaş’ın seçimlerde (özellikle 7 Haziran 2015’te %13 barajını aşarak gösterdiği başarıda) muhafazakar Kürt seçmenden de oy aldığı bir gerçektir. Ancak bu durum Bediüzzaman’ın sözünün gerçekleşmesi olarak değil, Türkiye siyasetindeki dönemsel kutuplaşmalar, çözüm süreci mirası ve barajı aşma stratejisinin sosyolojik bir sonucu olarak yorumlanır. [4]
  3. Siyasi Literatürdeki Yorumlar (Zorlama Teviller) • Tarihsel Rastlantı: Sözün söylendiği tarih (1910-1911) ile Demirtaş’ın siyaseten en görünür olduğu ve HDP’nin meclise güçlü girdiği 2015 yılı arasında yaklaşık “yüz yıl” olması, sosyal medyada ve bazı siyasi çevrelerde zorlama analojilere (benzetmelere) yol açmıştır.
    Sivil Liderlik Yorumları: Sosyologlar Demirtaş’ı “Kürtlerin ilk sivil lideri” veya toplumsal politizasyonun bir figürü olarak incelerler. Ancak akademik veya dini literatürde bu başarıyı Risale-i Nur’daki “cemalini göreceksiniz” ifadesinin bir karşılığı olarak görmek, metnin orijinal amacını saptırmak olarak değerlendirilir. [4, 5]
    Özetle; Bediüzzaman bölgenin eğitim, ekonomi ve hukuk yoluyla medenileşme sürecine dair zamansal bir öngörüde bulunmuştur. Bu sözün günümüz parti siyaseti, lider popülaritesi veya seçim aritmetikleri ile ilişkilendirilmesi tarihsel ve bilimsel açıdan doğru değildir. [3]

[1] https://perspektif.online
[2] https://haber.sol.org.tr
[3] https://sorularlarisale.com
[4] https://bianet.org
[5] https://www.instagram.com
———

Gemini mobil uyulamasının cevabı

Bediüzzaman Said Nursi’nin bahsettiğiniz sözü, onun sosyo-politik görüşlerini ve Doğu halklarına yönelik tavsiyelerini içeren Münazarat adlı eserinde geçmektedir.

Eser ve Söylendiği Zaman

• Hangi Eserde Geçiyor? Risale-i Nur külliyatına dahil olan Münazarat (orijinal ve geniş adıyla Reçetetü’l-Avam / Reçetetü’l-Avas) kitabındadır.

• Ne Zaman Söylendi? II. Meşrutiyet’in ilanından (1908) sonra, 1910 yılında Said Nursi Doğu vilayetlerini (Mardin, Diyarbakır, Bitlis, Van vb.) gezerek aşiretlerle meşrutiyet, hürriyet, adalet ve Doğu’nun kalkınması üzerine sohbetler etmiştir. Bu konuşmalar ve soru-cevaplar 1911 yılında Münazarat adıyla kitaplaştırılmıştır.

Söz konusu pasaj meşrutiyetin (demokrasi ve hürriyet anlayışının) Doğu’ya gelişiyle ilgilidir:

“Sizler (Kürtler ve Doğu halkı) onun (meşrutiyet/hürriyetin) yolunu yapmazsanız, tembellik ederseniz; yüz sene sonra tamamen cemalini göreceksiniz. Çünkü siz, sarp dağlar ve husumetler ile araya mesafe koymuşsunuz…”

Selahattin Demirtaş ve Seçimler ile Bir İlgisi Var mıdır?

Tarihsel ve metinsel açıdan bakıldığında bu sözün doğrudan Selahattin Demirtaş, HDP veya modern seçimlerle doğrudan bir iltisakı yoktur:

• Zaman Açısı: Said Nursi bu ifadeyi 1910’da meşrutiyetin getirdiği özgürlük, eğitim, ittifak ve adalet kavramlarının benimsenmesi gerektiğini anlatırken kullanmıştır. “Yüz yıl sonra” ifadesi, sosyolojik bir zaman tasviri ve tembellik edildiği takdirde sürecin uzayacağını belirten mecazi/zamansal bir tahmindir.

• İçerik Açısı: Said Nursi’nin işaret ettiği “cemal” (hürriyetin ve meşrutiyetin güzelliği), bölge halkının cehaleti terk etmesi, din ve pozitif bilimlerin birlikte okutulması (Medresetü’z-Zehra projesi) ve birlik içinde kalkınmasıyla ilgilidir.

• Yorum ve Polemikler: Metindeki “yüz yıl sonra” vurgusu yaklaşık 2010’lu yıllara denk geldiği için, Demirtaş’ın ve HDP’nin çıkış yaptığı döneme (2014-2015 seçimleri) denk gelmesinden ötürü bazı siyasi yorumcular ve sosyal medya çevreleri tarafından bu söz ile Demirtaş’ın siyasi başarısı arasında yakıştırmalar ve analojiler yapılmıştır. Ancak bu durum Said Nursi’nin doğrudan bir öngörüsü veya Demirtaş’ı kastettiği bir beyan değil, kitaptaki 100 yıllık zaman vurgusunun takvimsel çakışmasından kaynaklanan kişisel/siyasi yorumlardan ibarettir.




ORİJİNAL METİN

AZAMETLİ BAHTSIZ BİR KIT’ANIN, ŞANLI TALİ’SİZ BİR DEVLETİN, DEĞERLİ SAHİBSİZ BİR KAVMİN REÇETESİ
veyahut
BEDÎÜZZAMAN’IN MÜNAZARATI

S- Tarif ettiğin meşrutiyetin ne miktarı bize gelmiş? Ve niçin bütün gelmiyor?

C- Ancak on kısımdan bir kısmı size gelebilmiş. Zira sizin şu vahşetengiz, cehaletperver, husumet-efza olan sarp dağ ve derin derelerinizdeki vahşet ayılarından, cehalet ejderhasından, husumet kurtlarından bîçare meşrutiyet korkar. Kolaylıkla gelmeye cesaret edemez. Eğer siz tenbel kalıp da, onun yolunu yapmazsanız, tenbellik etseniz, yüz sene sonra tamamen cemalini göreceksiniz.

Zira sizinle İstanbul arasındaki mesafe bir aylıktır. Fakat sizinle ehl-i meşrutiyet arasındaki mesafe bin aydan fazladır. Zira eski zamanın adamlarına benzersiniz. O nâzik meşrutiyet İstanbul havalisindeki yılanlardan kurtulsa; şu uzun mesafeden geçmekle, cehalet gibi müthiş bataklığı, fakr gibi mütevahhiş kıraçları, husumet gibi gayet Keyşer Dağları kat’etmekle beraber, eşkıyaya rastgelecektir. Ezcümle: Bazı ceza-yı sezasını hazm etmeyen, bir kısım da başkasının etini yemekten dişi çıkarılan ve bazı, bir meşhur Bektaşî gibi mana verenler yol üzerine çıkıp gasb u garet ediyorlar. Daha onların öte taraflarında da bir kısım gevezeler vardır; bazı bahane ile parça parça etmek istiyorlar. Öyle ise ona bir yol veyahut bir balon yapınız!..

S- Biz me’yus olduk. Daha ne vakit bize gelecektir?

C- Ye’s aczden gelir. Ye’s mani-i her kemaldir. Hamiyet ise; şiddet-i mevani’a karşı şiddetle metanet etmektir. Halbuki şu zaman, mümteniât-ı âdiyeyi mümkün derecesine indiriyor. Çabuk ye’se inkılab eden hamiyet, hamiyet değildir. Ben sizi tenbellikten kurtarmak için kabahatlarınızı gösteririm. Onu, çabuk gelmek istiyorsanız; işte marifet ve faziletten demir yolunu yapınız!. Tâ ki, meşrutiyet, medeniyet denilen şimendifer-i kemalâta binip ve terakkiyât tohumlarını bindirerek kısa bir zamanda mânilerden kurtulup geçerek size selâm etsin. Siz ne kadar yolu acele ile yapsanız, o da o derece acele ile gelecektir.

S- İnşâallah tali’imiz varsa, biz de göreceğiz. Bize tevekkül kâfi değil midir?

C: Bîçare tali’inize siz de yardım etmelisiniz. Bağdat tarrarları gibi olmayınız. Sizin atalet bahanesi olan şu teşebbüssüz tevekkülünüz nizam-ı esbabı reddettiğinden; kâinatı tanzim eden meşiete karşı temerrüd demektir. Şu tevekkül döner, nefsini nakzeder.

S- Şimdi fenalığı da görüyoruz, iyiliği de görüyoruz. Meşrutiyetin âsârı hangisi, ötekinin âsârı hangisidir?

C- Ne kadar iyilik var, meşrutiyetin ziyasındandır. Ne kadar fenalık var, ya eski istibdadın zulmetinden, yahut meşrutiyet namıyla yeni bir istibdadın zulmündendir. Geri kaldı; ta ta’ziyeden sonra veda’ edip pederini takib etsin. Fakat emin olunuz, ziya galebe çalacaktır.

S- Meşrutiyeti pek çok i’zam ediyorsun. Eskide re’y-i vâhid idi. Milletten sual yok idi. Şimdi meşverettir. Milletten sual edilir. Millet “ne için” der. Ona “ne istersin” denilir. İşte bu kadar… Daha nedir, o kadar ilâveyi takıyorsun?

C- Zaten şu nokta bütün cevaplarımı tazammun etmiş. Zira meşrutiyet hükûmete düştüğü vakit; fikr-i hürriyet, meşrutiyeti her vecihle uyandırır. Her nev’de, her taifede onun san’atına ait bir nevi meşrutiyeti tevlid eder. Hatta ulemada, medarisde, talebede bir nev’i meşrutiyeti intac eder. Evet her taifeye ona mahsus bir meşrutiyet bir teceddüd ilham olunuyor.
İşte şu arkasında şems-i saadeti telvih eden; ve temayül ve incizab ve imtizaca yüz tutan lemaat-ı meşverettir ki; bana meşrutiyet hükûmetini bu kadar sevdirmiştir. Bence taklidin temelini atıp ihtilafatı çıkarmakla mu’tezile, cebrî, mürcie, mücessime gibi dalalet fırkalarını İslâmiyetten intac eden mesail-i diniyedeki istibdad-ı ilmîdir. Ve nefsü’l-emirde mukayyed olan şeyde ıtlaktır. {() Dikkat lâzım… -Müellif-} Meşrutiyet-i ilmiye hakkıyla teessüs etse, meyl-i taharri-i hakikatın imdadıyla, fünun-u sadıkanın muavenetiyle, insafın yardımıyla şu firak-ı dâlle ehl-i sünnet ve cemaate dâhil olacakları kaviyyen me’muldür. Şu fırkalar eğer çendan bir hizb olarak görünmüyor, fakat efkârda tahallül ederek münteşiredir. Herkesin dimağında onların meylettiği mesleğe meyelan bulunabilir. Hatta eğer bir dimağ büyütülse, maânî tecsim edilir ise; şu fırak, sinematoğrafvâri {(*) Kürtlere medeniyetin garabetini zikrettiğim sırada sinematoğrafı tarif etmiştim. -Müellif-} o dimağda temessül ettiği görülecektir. Şu kıssa uzundur, makamı değil… Siz suallerinizi ediniz!..

S- Şu meşrutiyet büyüklerimizi, beylerimizi kırdı. Fakat bazıları da müstehak idi. Hem de maddeten birşeyi görmeden yalnız meşrutiyetin namını işitmekle kendi kendilerine düştüler. Bunun hikmeti nedir?

C- Manen her bir zamanın bir hükmü ve hükümrânı vardır. Sizin ıstılahınızca o zamanın makinesini çeviren bir ağa lâzımdır. İşte zaman-ı istibdadın hâkim-i manevîsi kuvvet idi. Kimin kılıncı keskin, kalbi kasî olsa idi, yükselirdi. Fakat zaman-ı meşrutiyetin zenbereği, ruhu, kuvveti, hâkimi, ağası haktır, akıldır, marifettir, kanundur, efkâr-ı âmmedir… Kimin aklı keskin, kalbi parlak olursa yalnız o yükselecektir. İlim yaşını aldıkça tezayüd, kuvvet ihtiyarlandıkça tenakus ettiklerinden; kuvvete istinad eden kurûn-u vustâ hükûmetleri inkıraza mahkûm olup, asr-ı hazır hükûmetleri, ilme istinad ettiklerinden Hızırvârî bir ömre mazhardırlar.

İşte ey Kürtler! Sizin bey ve ağa, hatta şeyhleriniz dahi eğer kuvvete istinad ile kılınçları keskin ise, bizzarure düşeceklerdir. Hem de müstehaktırlar. Eğer akla istinad ile cebir yerine, muhabbeti istimal ve hissiyat-ı efkâra tâbi’ ise, o düşmeyecek belki yükselecektir.

KAYNAK

Cep telefonu: Risale-i Nur Okuma Programı 2.1.0, Asar-ı Bediiyye – 299, email: syesilova72@gmail.com


Barış Manço’nun “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” Şarkısıyla Zekât ve Sadaka Eğitimi | Ortaokul ve Lise İçin Ders Etkinliği

Barış Manço'nun "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa" Şarkısıyla Zekât ve Sadaka Eğitimi | Ortaokul ve Lise İçin Ders Etkinliği
Barış Manço'nun "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa" Şarkısıyla Zekât ve Sadaka Eğitimi | Ortaokul ve Lise İçin Ders Etkinliği
Barış Manço’nun “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” Şarkısıyla Zekât ve Sadaka Eğitimi | Ortaokul ve Lise İçin Ders Etkinliği

Bu çalışmada, Barış Manço’nun “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” şarkısı ile Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı‘nda yer alan zekât ve sadaka anlayışı bir araya getirilerek ortaokul ve lise öğrencilerine yönelik örnek bir ders etkinliği sunulmaktadır.

Etkinlik; şarkı analizi, kavramsal inceleme, grup çalışmaları ve yaratıcı yazma uygulamalarıyla öğrencilerin yardımlaşma, paylaşma, sosyal adalet ve etik sorumluluk konularını sorgulamalarını amaçlamaktadır.

Öğretmenler, öğretmen adayları ve değerler eğitimiyle ilgilenen eğitimciler için uygulanabilir bir kaynak niteliği taşımaktadır.

Mehmet Ağa’nın Defteri

Barış Manço’nun bu ikonik eserinde, insani değerlertoplumsal dayanışma ve hayatın geçiciliği üzerine derin felsefi öğütler verilmektedir.

Şarkı sözleri, bireyleri karşılıksız iyilik yapmaya, yoksulları gözetmeye ve gösterişten uzak, erdemli bir yaşam sürmeye teşvik eder.

Maddiyatın ölümle birlikte anlamını yitireceği vurgulanırken, dünya hayatındaki adaletsizlikler ve belirsizlikler karşısında sabırlı olunması gerektiği hatırlatılır. 

“Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” figürü üzerinden, yapılan her eylemin bir gün mutlaka karşılık bulacağı ve ilahi bir hesabın olduğu anlatılır.

Yazar, kendi hatalarından ders çıkarmanın önemine değinerek, hayatta kalıcı olan tek şeyin arkada bırakılan iyi bir isim olduğunu zarif bir dille ifade eder.

NotebookLM


PowerPoint


Kaynaklarda yer alan Barış Manço’nun “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” şarkı sözleri ile Bediüzzaman Said Nursi’nin zekat ve sadaka hakkındaki tefsirini birleştirerek ortaokul veya lise düzeyine uygun bir “Sosyal Yardımlaşma ve Etik” ders etkinliği taslağı aşağıdadır:


Ders Etkinliği: Sarı Çizmeli Mehmet Ağa’nın Defteri

Ders: Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi / Değerler Eğitimi / Sosyal Bilgiler

Konu: Yardımlaşma, Paylaşma ve Toplumsal Barış

Süre: 40 + 40 Dakika (2 Ders Saati)


1. Bölüm: Sanat Yoluyla Farkındalık (Şarkı Analizi)

Giriş: Barış Manço’nun “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” şarkısı sınıfa dinletilir veya sözleri dağıtılır.

Şarkı Sözleri:

Yaz dostum güzel sevmeyene adam denir mi
Yaz dostum selam almayana yiğit denir mi
Yaz dostum altı üstü beş metrelik bez için
Yaz dostum boşa geçmiş ömre yaşam denir mi

Yaz tahtaya bir daha tut defteri kitabı
Sarı çizmeli Mehmet ağa bir gün öder hesabı

Yaz dostum yoksul görsen besle kaymak bal ile
Yaz dostum garipleri giydir ipek şal ile
Yaz dostum öksüz görsen sar kanadın kolunu
Yaz dostum kimse göçmez bu dünyadan mal ile

Yaz tahtaya bir daha tut defteri kitabı
Sarı çizmeli Mehmet ağa bir gün öder hesabı

Yaz dostum Barış söyler kendi bir ders alır mı
Yaz dostum su üstüne yazı yazsan kalır mı
Yaz dostum bir dünya ki haklı haksız karışmış
Yaz dostum boşa koysan dolmaz dolusu alır mı

Yaz tahtaya bir daha tut defteri kitabı
Sarı çizmeli Mehmet ağa bir gün öder hesabı

Tartışma Soruları:

  • Şarkıda geçen “Yaz dostum” ifadeleri neleri teşvik ediyor? (Yoksulu beslemek, garipleri giydirmek, öksüzü korumak).
  • “Kimse göçmez bu dünyadan mal ile” dizesi bize mülkiyet hakkında ne anlatıyor?.
  • “Sarı çizmeli Mehmet ağa bir gün öder hesabı” dizesi, sosyal sorumluluk ve hesap verebilirlik açısından ne anlama geliyor olabilir?.

2. Bölüm: Kavramsal Temel (Metin Analizi)

Gelişme: Kaynaklardaki tefsir metni öğrencilere sunulur ve “Zekat” ile “Sadaka” kavramları incelenir.

Kilit Kavramlar:

  • İslam’ın Kantarası (Köprüsü): Namazın dinin direği olması gibi, zekatın da asayişi (toplumsal huzuru) sağlayan bir köprü olduğu vurgulanır.
  • Sosyal Denge: Şarkıdaki “haklı haksız karışmış” dünyada düzenin, imkanı olanların muhtaçlara rızıklarından pay vermesiyle (“vimmâ razaknâhum yunfikûn”) sağlanacağı anlatılır.

3. Bölüm: Uygulama – “Gerçek Sadaka” Atölyesi

Öğrenciler gruplara ayrılır. Kaynakta belirtilen “Sadakanın 6 Şartı” üzerinden senaryolar yazmaları istenir:

  1. İsrafsızlık: Sadaka verirken dengeyi nasıl koruruz?
  2. Öz Malından Vermek: Başkasının imkanlarıyla cömertlik taslanabilir mi?
  3. Minnet Etmemek: Yardım ettiğimiz kişiyi incitmeden nasıl davranmalıyız?
  4. Korkusuzluk: “Fakirleşirim” korkusu yardıma engel olmalı mı?
  5. Geniş Kapsam: Sadaka sadece para mıdır? Şarkıdaki “selam alma” veya metindeki “ilim, fikir, kuvvet” sadaka sayılır mı?.
  6. Doğru Yer: Yardım alan kişi bu kaynağı zararlı alışkanlıklarda (sefahet) değil, ihtiyaçlarında mı kullanıyor?.

4. Bölüm: Sonuç ve Değerlendirme

Yaratıcı Yazarlık Ödevi: Öğrencilerden, “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa”nın defterine şarkıdaki gibi “Yaz dostum…” ile başlayan, ancak metindeki 6 şartı da içeren yeni kıtalar yazmaları istenir.

Örnek: Yaz dostum, verdiğin ilimle bir yarayı sarar mı? Yaz dostum, minnetle verilen sadaka işe yarar mı? Yaz tahtaya, paylaşanlar kurar bu köprüyü, Zekatla korunur dünyanın huzur ve asayişi..


Etkinlik Kazanımları:

  • Öğrenciler, yardımlaşmanın sadece bireysel bir iyilik değil, toplumsal asayişin temeli olduğunu kavrar.
  • Sadakanın sadece maddi olmadığını; ilim, fikir ve gücün de paylaşılabileceğini öğrenir.
  • İyilik yaparken dikkat edilmesi gereken etik ilkeleri (başa kakmamak, israf etmemek vb.) içselleştirir.

ORİJİNAL METİN

﴾ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ ﴿ 1 

Dipnot-1 “Ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden muhtaçların ihtiyaçlarını giderirler.” Bakara Sûresi, 2:3.

Bu kelâmın mâkabliyle nazmını îcab ettiren münasebet ise:

Namaz

عِمَادُ الدِّينِ 2 

Dipnot-2 “(Namaz) Dinin direğidir. (Tirmizi, İmân: 8; İbni Mâce, Fiten: 12; Müsned, 5:231, 237; el-Hâkim, el-Müstedrek, 2:76.)

yani dinin direği ve kıvamı olduğu gibi, zekât da İslâmın kantarası, yani köprüsüdür. Demek, birisi dini, diğeri asayişi muhafaza eden İlâhî iki esastırlar. Bunun için birbiriyle bağlanmışlardır.

Zekât ile sadakanın lâyık oldukları mevkilerini bulmak için birkaç şart vardır:

  1. Sadakayı vermekte israf olmaması.
  2. Başkasından alıp başkasına vermek suretiyle halkın malından olmayıp kendi malından olması.
  3. Minnetle in’âmın bozulmaması.
  4. Fakir olmak korkusuyla sadakanın terk edilmemesi.
  5. Sadakanın yalnız mala ve paraya münhasır olmadığı bilinmesiyle, ilim, fikir, kuvvet, amel gibi şeylerde de muhtaç olanlara sadakanın verilmesi.
  6. Sadakayı alan adam, o sadakayı sefahette değil, hâcât-ı zaruriyesinde sarf etmesi lâzımdır.

SÖZLÜK

hâcât-ı zaruriye: zorunlu temel ihtiyaçlar; yiyecek, ev gibi
îcab ettirmek: gerektirmek
îcâz: sözü kısaltma; maksadı az sözle açık ve net bir şekilde anlatma
ihsan: ikram, bağış
ihsas etmek: hissettirerek bildirmek
ihtiyar etmek: seçmek, tercih etmek
in’âm: nimetlendirme
israf: gereğinden fazla tüketme
itnab: sözü uzatma; yeni bir fayda için, maksadı alışılmamış şekilde uzun bir söz ile ifade etmek
kantara: köprü, geçit
kelâm: âyet, söz
kıvam: dayanak, direk, temel
mâkabl: öncesi
minnet: başa kakma
muhafaza: koruma
münhasır: sınırlı, ait, özel
nazm: dizme, tertip edip düzenleme; Kur’ân-ı Kerîmin Allahü taâlâ tarafından dizilen mübârek sözleri, ifadeleri
nükte: ince ve derin mânâ
sadaka: Allah rızası için ihtiyaç sahibi kişilere yapılan yardım
sarf etmek: harcamak, kullanmak
sefahet: zevk ve eğlenceye düşkün olma ve malını gereksiz yere harcama; beyinsizlik
takdim: öne geçirme, öne alma
teb’îz: bütünü parçalamak, bölmek, kısımlara ayırmak; bütünden bir parça, kısım

KAYNAKLAR

CahtGPT

NotebookLM

Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, İşaratü-l İ’caz, Bakara Sûresi 3. âyetin tefsiri, Söz Matbaacılık Yayıncılık Rek. Org. Hiz. San. ve Tic. Ltd. Şti. Türkçe Risaleler Söz Basım Yayın’ın Mart 2012 tarihli birebir matbu basılmış halidir.

https://erisale.com/#content.tr.6.72


Yaşamın Sonu ve Palyatif Bakım – Yaşamın sonuna gelmeden önce okunması faydalı olabilecek üç kitap*

Yaşamın Sonu ve Palyatif Bakım - Yaşamın sonuna gelmeden önce okunması faydalı olabilecek üç kitap*

* Bu sayfa, metin ve video;

https://dersdunyasi.net/sv/2026/06/11/livets-slut-och-palliativ-vard-tre-bocker-som-kan-vara-vardefulla-att-lasa-infor-livets-slutskede/

sayfasında yayınlanan İsveççe metinden faydalanılarak hazırlanmıştır.

Yaşamın Sonu ve Palyatif Bakım - Yaşamın sonuna gelmeden önce okunması faydalı olabilecek üç kitap*
Yaşamın Son Skalası ve Palyatif – Hafifletici Bakım

Palyatif Bakım ve Yaşamın Sonu Sürecine İlişkin Manevi Perspektifler

Bu metin, palifatif bakım kavramını ve hayatın son evresindeki insani desteği hem tıbbi hem de manevi açılardan ele almaktadır.

Yazar, modern sağlık eğitimindeki semptom kontrolü ve iletişim gibi temel ilkeleri, Said Nursi’nin hastalık ve yaşlılık üzerine yazdığı teselli edici eserlerle harmanlamaktadır.

Kaynaklar, ağır hastalıkların yalnızca fiziksel bir acı olmadığını, aynı zamanda sabır ve tevekkül ile manevi bir gelişime kapı açtığını vurgulamaktadır.

Ölüm sonrası ebedi hayat ve yeniden diriliş düşüncesi, hastalar ve yaşlılar için bir umut kaynağı olarak sunulmaktadır.

Bu içerik, hem sağlık çalışanlarına mesleki bir bakış açısı sunmakta hem de bireylere hayatın sonuna dair derinlikli bir içgörü kazandırmayı amaçlamaktadır.

NotebookLM



Hayatın Son Dönemi ve Palyatif Bakım

Hayatın son dönemine hazırlanırken okunabilecek üç kitap

Eslöv’deki Carl Engström Okulu Yetişkin Eğitimi Merkezinde (Vuxenutbildningen) Omvårdnad Seviye 1 dersini okudum. Öğretmenin belirlediği Itslearning ve Gleerups portalındaki ders materyallerini kullandım. Dersin son bölümünde hayatın son dönemi ve palyatif bakım konusu yer almaktadır.

Daha önce Gerontoloji ve Geriatri Seviye 1 dersini de almıştım. O derste de son konular arasında palyatif bakım ve destek hizmetleri bulunuyordu.

Peki hayatın son dönemi ve palyatif bakım ne anlama gelir?

Ders kitabında palyatif bakım şu şekilde açıklanmaktadır:

  • Palyatif bakım: Hafifletici ve rahatlatıcı bakım.
  • Palyatif bakım: Tedavi edilmesi mümkün olmayan bir hastalık durumunda kişinin acısını ve sıkıntılarını azaltmayı amaçlayan sağlık ve bakım alanındaki bir uzmanlık dalı.

İnsan çocukken, gençken veya sağlıklı bir yetişkinken hayatın sonu ve ölüm hakkında çok fazla düşünmez. Ancak kişi tedavi edilemeyen bir hastalığa yakalandığında, yaşlandığında veya yaşlılığa yaklaştığında bu konular üzerinde düşünmeye başlar.

Hayat güzeldir ve hiç kimse ölmek istemez. İnsanlar bu dünyada yaşamaya devam etmek isterler. Ancak bu mümkün değildir. Çünkü bütün insanlar, canlılar ve organizmalar bir gün mutlaka ölecektir.

Bu nedenle insanın ölümden önce, ölüm anında ve ölümden sonra ne olacağı konusunda düşünmesi gerekir.

Omvårdnad Seviye 1 dijital ders kitabına göre palyatif bakım dört temel ilke üzerine kuruludur:

  • Semptom kontrolü: Hastanın belirtileri ve rahatsızlıkları hafifletilmelidir.
  • Yakınlara destek: Hasta yakınları palyatif bakımın önemli bir parçasıdır ve desteklenmelidir.
  • İletişim: Hasta ve yakınları arasında iyi bir iletişim sağlanmalıdır.
  • Ekip çalışması: Palyatif bakımda farklı meslek grupları birlikte çalışmalıdır.

Bunların hepsi çok önemlidir. Ancak bana göre iletişim en önemli unsurdur. Çünkü hayatının sonuna yaklaşan insanlar çoğu zaman şu tür varoluşsal sorular sorarlar:

  • Dünyanın, insanın, hayatın, ölümün ve ölümden sonraki hayatın anlamı nedir?
  • Hayatım boyunca mutlu oldum mu, olmadım mı?
  • Ölümden sonra ne olacak?
  • Ben kimim? Nereden geldim? Nereye gidiyorum?
  • Pişman olduğum şeyler var mı? Neden?

İnsan hastalandığında veya yaşlandığında ve palyatif bakım almaya başladığında bu sorular devam eder.

Ben de bu sorulara nasıl cevap verilebileceğini düşünürüm. Bazen cevap vermek gerekmez; sadece dinlemek yeterlidir. Bazı soruların cevabı kolaydır, bazılarının ise cevaplanması oldukça zordur.

Palyatif bakım konusunu okurken, Said Nursî’nin üç eserini hatırladım. Kişisel bakış açıma göre bu üç eser; hastalık, yaşlılık, ölüm ve ahiret hayatı üzerine düşünmeme yardımcı olmuştur.

Bu eserler şunlardır:

  • Hastalar Risalesi
  • Haşir Risalesi (Diriliş ve Ahiret Hayatı)
  • İhtiyarlar Risalesi (Treatise For The Elderly)

Bu eserlerden ikisi İsveççeye çevrilmiştir. Üçüncü eser ise İngilizce olarak bulunmaktadır.

“Gerontoloji ve Geriatri Ne Demektir?” başlıklı yazımda İhtiyarlar Risalesi hakkında yazmış ve ChatGPT yardımıyla İsveççe kısa bir özet hazırlamıştım.

Bu yazıda diğer iki kitabın tamamını özetlemek zor olduğu için, yine ChatGPT yardımıyla kısa özetlerini paylaşmak istiyorum.

Hastalar Risalesi’nin Kısa Özeti

Said Nursî, Hastalar Risalesi’nde hastalığın yalnızca bir sıkıntı olmadığını, aynı zamanda manevî bir fırsat olabileceğini açıklar.

Hastalık sayesinde insan kendi acizliğini, Allah’a olan ihtiyacını ve dünyanın geçiciliğini daha iyi fark eder.

Eserin temel mesajları şunlardır:

  • Hastalık her zaman bir ceza değildir; bazen bir rahmet ve imtihan olabilir.
  • Hastalık karşısında sabır göstermek değerli bir ibadet şeklidir.
  • Çekilen sıkıntılar günahların affına ve manevî gelişime vesile olabilir.
  • Hastalık, insanın dua ve tevekkül yoluyla Allah’a yönelmesine yardımcı olur.
  • Dünya hayatının geçici olduğunu ve ebedî hayata hazırlanmak gerektiğini hatırlatır.

Eser, hastalığı sabır ve şükürle karşılayan bir müminin büyük manevî kazançlar elde edebileceğini vurgulayarak umut ve teselli vermektedir.

Haşir Risalesi’nin Kısa Özeti

Said Nursî, Haşir Risalesi’nde insanın ölümden sonra yeniden dirilişinin ve ebedî hayatın hem mümkün, hem gerekli hem de Allah’ın hikmet ve adaletine uygun olduğunu açıklar.

Eserde doğadan birçok örnek verilir. Nasıl ki yeryüzü her baharda kışın ardından yeniden canlanıyorsa, Allah da her yıl milyarlarca diriliş örneği göstermektedir. Sayısız bitki ve canlıya hayat veren Allah, insanları da ölümden sonra yeniden diriltmeye kadirdir.

Eserin temel mesajları şunlardır:

  • İnsanı ilk defa yaratan Allah, onu yeniden yaratmaya da elbette kadirdir.
  • Tabiattaki sürekli yenilenme, gelecekteki dirilişin bir işaretidir.
  • Allah’ın adaleti, iyilik ve kötülüğün tam karşılığını bulacağı bir ahiret hayatını gerekli kılar.
  • İnsanın sonsuzluk arzusu, ebedî bir hayatın varlığına işaret eder.
  • Peygamberlerin mesajları, kutsal kitaplar ve özellikle Tevrat, İncil ve Kur’an ölümden sonra diriliş ve ahiret hayatını haber vermektedir.

Eser şu sonuca ulaşır:

Diriliş yalnızca bir inanç meselesi değil; yaratılış, akıl ve ilahî hikmet tarafından da desteklenen bir gerçektir. Bu nedenle ahirete iman, insan hayatında umut, anlam ve sorumluluk kaynağıdır.

İhtiyarlar Risalesi’nin kısa özeti ise “Gerontoloji ve Geriatri Ne Demektir?” başlıklı yazımda bulunmaktadır. Bu yazıyı daha fazla uzatmamak için burada tekrar etmiyorum. İsteyenler ilgili yazıdan okuyabilirler.

Sonuç

Hasta bakıcılığı (Undersköterska) eğitimi yalnızca mesleki becerileri geliştirmekle kalmıyor, aynı zamanda insanın hayat üzerine düşünmesine de katkı sağlıyor.

Bu yazıyı hem bakım hizmeti alan kişilere hem de Undersköterska eğitimi gören öğrencilere faydalı olabilmek amacıyla yazıyorum.

Dileğim ve temennim, herkesin hem bu dünyada hem de ahirette, yani cennette mutluluğa ulaşmasıdır.

Kaynaklar

  • Omvårdnad nivå 1 (2025–2026), Maria Christidis, Anna-Lena Stenlund, Gleerups Utbildning AB
  • Gerontologi och geriatrik nivå 1 (2025–2026), Eva-Lena Lindqvist, Gleerups Utbildning AB
  • “Gerontoloji ve Geriatri Ne Demektir?” yazısı
  • Said Nursî, Hastalar Risalesi
  • Said Nursî, Haşir Risalesi
  • Said Nursî, İhtiyarlar Risalesi (Treatise For The Elderly)

Solunumun ve Yaşamsal Dengenin Mimarisi – Bir Nefesin Yolculuğu

Nefes ve Nizam – Solunum Sistemindeki Hassas Tasarım

Sunulan metinler, insan solunum sisteminin biyolojik işleyişini ve bu mekanizmanın ardındaki hassas tasarımı detaylandırmaktadır.

Solunum süreci aracılığıyla vücuda oksijen kazandırılırken, hücrelerde üretilen atık karbondioksitin dışarı atılması ve kanın akciğerlerde temizlenmesi aşamalı olarak anlatılmaktadır.

Alveollerde gerçekleşen gaz değişimi ile hücre düzeyindeki enerji üretimi, sistemin birbiriyle uyumlu parçaları olarak vurgulanmaktadır.

Kaynaklar, bu karmaşık biyolojik döngülerin tesadüfen oluşamayacak kadar ölçülü ve planlı bir yapıya sahip olduğunu savunmaktadır.

Nihayetinde tüm bu hayati faaliyetler, evrendeki bilinçli bir tasarımın ve üstün bir yaratılışın göstergesi olarak nitelendirilmektedir.

Solunum Olayı

Solunum olayı, canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli olan enerjinin elde edilmesini sağlayan bir sistem olarak kurulmuştur. Bu sistem sayesinde vücuda oksijen alınmakta ve karbondioksit dışarı verilmektedir.

İnsanlarda solunum sistemi; burun, yutak, gırtlak, soluk borusu ve akciğerlerden oluşturulmuştur. Hava burundan içeri alınmakta, soluk borusundan geçirilmekte ve akciğerlere ulaştırılmaktadır. Akciğerlerin içinde bulunan çok küçük hava keseciklerine alveol adı verilmektedir.

Alveollerde gaz alışverişi gerçekleştirilmektedir:

• Oksijen alveollerden kana verilmektedir.

• Kandaki karbondioksit alveollere aktarılmakta ve dışarı atılmaktadır.

Bu geçiş difüzyon adı verilen bir düzen içinde sağlanmaktadır. Oksijenin ve karbondioksitin belirli oranlarda bulunması sayesinde hassas bir denge korunmaktadır.

Bu kadar düzenli, ölçülü ve hassas bir sistemin kendi kendine oluşmasının mümkün olmadığı açıkça görülmektedir. Çünkü bilinçsiz sebeplerin böyle planlı bir sistemi kuramayacağı anlaşılmaktadır. Her parçanın görevine uygun şekilde yerleştirilmiş olması, bilinçli bir tasarımı göstermektedir.

🫀 Kanın Temizlenmesi

Vücutta dolaşarak kirlenen (karbondioksit bakımından zenginleşen) kan, kalbe getirilmektedir. Kalbin sağ tarafından akciğerlere gönderilmektedir. Akciğerlerde:

• Kandaki karbondioksit alveollere verilmektedir.

• Alveollerdeki oksijen kana alınmaktadır.

Bu işlem sonucunda kan temizlenmiş (oksijen bakımından zenginleştirilmiş) olmaktadır.

Temizlenen kan kalbe geri gönderilmekte ve kalbin sol tarafından tüm vücuda pompalanmaktadır. Böylece hücrelere gerekli oksijen ulaştırılmaktadır.

Kalp ile akciğer arasındaki bu uyumlu çalışma, son derece düzenli bir sistem hâlinde işletilmektedir. Bu düzenin tesadüflerle meydana getirilemeyeceği anlaşılmaktadır. Çünkü kalbin atış hızı, akciğerlerin kapasitesi ve kandaki gaz oranları bir denge içinde ayarlanmış bulunmaktadır.

🔬 Hücresel Solunum

Hücrelere ulaştırılan oksijen sayesinde hücresel solunum gerçekleştirilmektedir. Bu süreçte:

• Oksijen ve besinler kullanılmaktadır.

• Enerji üretilmektedir.

• Karbondioksit ve su açığa çıkarılmaktadır.

Oluşan karbondioksit tekrar kana verilmekte ve akciğerlere taşınarak vücuttan uzaklaştırılmaktadır.

Hücrelerin içinde enerji üretiminin belirli kimyasal kurallara göre gerçekleştirilmesi, bu sistemin bilinçli bir plan ile kurulmuş olduğunu göstermektedir. Şuursuz tabiatın ya da sebeplerin böyle amaçlı bir düzen kuramayacağı ifade edilmektedir.

📌 Genel Değerlendirme

• Solunum sistemi belirli bir düzen içinde çalıştırılmaktadır.

• Kanın temizlenmesi hassas bir denge ile sağlanmaktadır.

• Hücrelerde enerji üretimi kontrollü şekilde gerçekleştirilmektedir.

Bütün bu olayların birbiriyle uyum içinde işletilmesi, bilinçli bir tasarımın varlığına işaret etmektedir. Sebeplerin yalnızca birer araç olduğu, asıl düzenin ise üstün bir Yaratıcı tarafından kurulmuş olduğu anlaşılmaktadır.

Matematiksel Düzen ve Çoklu Zeka Kuramı Proje Görevi – «Evren, dünyamız ve varlıklar matematiksel bir düzen içerisinde tasarlanmıştır.»

Matematiksel Düzen ve Çoklu Zeka Kuramı Proje Görevi - «Evren, dünyamız ve varlıklar matematiksel bir düzen içerisinde tasarlanmıştır.»
Matematiksel Düzen ve Çoklu Zeka Kuramı Proje Görevi - «Evren, dünyamız ve varlıklar matematiksel bir düzen içerisinde tasarlanmıştır.»
Matematiksel Düzen ve Çoklu Zeka Kuramı Proje Görevi – «Evren, dünyamız ve varlıklar matematiksel bir düzen içerisinde tasarlanmıştır.»

PowerPoint sunumunu indirmek için lütfen tıklayınız:

https://dersdunyasi.net/wp-content/uploads/2024/12/Matematiksel-Duzen-ve-Coklu-Zeka-Kurami-Proje-Gorevi-Evren-dunyamiz-ve-varliklar-matematiksel.pptx

PDF formatında indirmek için lütfen tıklayınız:

https://dersdunyasi.net/wp-content/uploads/2024/12/Matematiksel-Duzen-ve-Coklu-Zeka-Kurami-Proje-Gorevi-Evren-dunyamiz-ve-varliklar-matematiksel.pdf

Matematiksel Düzen ve Çoklu Zeka Kuramı Proje Görevi

«Evren, dünyamız ve varlıklar matematiksel bir düzen içerisinde tasarlanmıştır.»

Bu konuda çoklu zeka kuramından birini seçerek aşağıdaki çoklu zeka ile iligili verilen örneklere uygun proje görevini yapınız.

Alternatif olarak kendi seçeceğiniz başka örnekler de kullanarak projenizi hazırlayabilirsiniz.

Mantıksal-Matematiksel Zeka:

Matematiksel hesaplama, mantıksal düşünme, problem çözme becerileridir.

Günlük hayatta karşılaşılan matematiksel problemlere örnekler verilerek ve problemler çözülerek konu açıklanır.

Örneğin:

Aile bütçesinin hesaplanması,

Gelir – gider  tablosu

Kar – zarar durumu

Alışveriten sonra kalan para miktarı, para üstü vb.

Doğa Zekası:

Doğal çevreyi anlama, analiz etme ve onunla ilişki kurma becerisidir.

Doğadan ve doğadaki varlıklardan matematiksel hesaplamalar ve örnekler vererek konu açıklanır.

Örneğin:

Nesli tükenmek üzere olan hayvanların sayısı ve onlarla ilgili yapılan çalışmalarda matematiksel olarak ilerleme olup olmadığı,

Yıllık üreme ve ölüm dengesinin karşılaştırılması, canlı türünün devam edip edemeyeceği hakkında yorum yapma.

Dilsel (Sözel-Dilsel) Zeka:

Sözcüklerle etkili bir şekilde düşünme ve ifade etme becerisidir.

Evren, dünyamız ve varlıkların matematiksel bir düzen içerisinde tasarlanması hakkında çeşitli örneklerle bir sunum hazırlanır ve sınıfa ya da hedef kitleye sözel olarak sunulur.

Örneğin:

Evrenin, dünyamızın ve varlıkların yaratılmasında harika bir matematiksel işlemler kullanıldığı;

  • bunun atom, moleküller, elementler, hücreler, canlılar,
  • coğrafi konumlar, dünyanın şekli ve güneş sistemindeki konumu,
  • matematiksel olarak nasıl eğik durduğu,
  • bunun mevsimlerin uluşturulmasındaki etkisi,
  • güneş sisteminin samanyolu galaksisindeki yeri,
  • yıldızlar ve yıldız kümeleri ve burçlardan örnekler

verilerek bütün bunların tesadüfen ya da kendi kendine olamayacağı ya da bilinçsiz tabiat tarafından yapılamayacağı bilimsel ve matematiksel ifadelerle anlatılır ve sunulur.

Görsel-Mekânsal Zeka:

Görsel bilgileri anlamak, analiz etmek ve zihinde hayal etme becerisidir.

Örneğin;

Altın oran gibi matematiksel ve görsel örneklerden bir sunum hazırlanır ve sunulur.

Alternatif olarak dünyamızın matematiksel konumu ya da yaşadığınız yerin coğrafi konumunun matematiksel ve görsel olarak hesaplanması yapılarak görsellerle açıklanır.

Bedensel-Kinestetik Zeka:

Fiziksel hareketleri kullanma, kontrol etme ve ifade etme becerisidir.

Matematik kullanılarak grupla oynanabilen hareketli bir oyun seçilerek grup halinde oynanır. Oyunun kuralları ve matematiksel ifadeler açıklanır.

Örneğin;

Sınıf 10 ar kişilik gruplara ayrılır. Kalan öğrenciler hakem ve juri olur. Öğretmen ya da moderatör talimat verince gruplar ona göre hareket eder.

Grubun 1/10 öne çıksın der. Gruptan bir kişi öne çıkması gerekir. Doğru yapılırsa oyun devam eder. Yanlış yapan grup oyunu kaybeder.

Örneğin grubun ½ si öne çıksın denilince 5 kişinin öne çıkması gerekir. Bu sayıdan faklı kişi öne çıkarsa o grup kaybeder.

Alternatif olarak 19 Mayıs hareketleri ve stadyumdaki gösterilerde matematiksel düzene benzer hareketler uygulanır.

Müziksel Zeka:

Ritmi, melodiyi ve müzikal yapıları anlama ve oluşturma becerisidir.

Müzikle matematik arasındaki ilişki uygulamalı olarak icra edilir ve açıklanır.

Örneğin:

Çalınacak müzik aleti ya da okunacak müziğin notaları getirilir.

Müzk aletinin matematiksel yapısı incelenir,

Kaç nota olduğu ve bunların dizilişi ya da örüntüsü üzerinde konuşulur.

Anlatılanlar bir müzik aletiyle ya da ses verilerek icra edilir.

Kişilerarası Zeka:

Başkalarıyla etkili bir şekilde iletişim kurma ve empati yapma becerisidir.

Ekonomi, gelir-gider dengesi, enflasyon ve sosyal olaylar arasında ilişkiler kurar, politikacıların aldığı kararların matematiksel olarak topluma nasıl yansıdığı açıklanır. Bu zeka alanını seçenler grup olarak da çalışabilir.

Örneğin:

Dünyada, ülkede, şehirde, kasaba ya da köyde, ailede yaşayan insan sayısı

Ülkenin ekonomik durumu iç borç – dış borç ve bunun topluma yansıması

Merkez bankasının faiz oranlarında artış ya da azqltma kararının etkileri

Gelir dağılımındaki adaletsizlik ve bunun sosyal patlamalara sebep olması

bunların matematiksel olarak ifadesi

İçsel (Kişisel) Zeka:

Kendi duygularını, düşüncelerini anlama ve değerlendirme becerisidir.

Matematiksel düzen hakkındaki kendi duygu ve düşüncelerini deneme, makale, şiir ya da kompozisyon şeklinde bir metin halinde ifade eder.

Örneğin:

Matematik nedir, ne işimize yarar?

Matematiksel bir düzen olmasaydı hayat nasıl olurdu?

Matematik eğitimi zor mu, kolay mı? Neden?

gibi sorulara kendi düşünceleri noktasından yaklaşarak gerekçeleriyle açıklar.

KAYNAKÇA

https://www.multikidsakademi.com/coklu-zeka-kurami-ile-matematik-ogrenme

https://firmajans.com.tr/dijital-pazarlama/dijital-pazarlamada-matematiksel-modelleme/

https://kumbaradergisi.com/icerikler/sayilar-oymasaydi-ne-olurdu/

https://fatihturgut.com.tr/peteklerin-neden-altigen-oldugunu-biliyor-musunuz/

https://www.matematiksel.org/altin-oran-nedir-ne-degildir/

https://egitimpedia.com/ogretmen/grup-tartismalarinin-avantajlari-ve-dezavantajlari/

Hz. Davud A.S. gecenin ilk yarısında istirahat eder, üçte birisini namaz kılarak geçirir ve altıda birinde uyurdu. – Hadisler ve Matematik 1

Hz. Davud A.S. gecenin ilk yarısında istirahat eder, üçte birisini namaz kılarak geçirir ve altıda birinde uyurdu. - Hadisler ve Matematik 1
Hz. Davud A.S. gecenin ilk yarısında istirahat eder, üçte birisini namaz kılarak geçirir ve altıda birinde uyurdu. - Hadisler ve Matematik 1
Hz. Davud A.S. gecenin ilk yarısında istirahat eder, üçte birisini namaz kılarak geçirir ve altıda birinde uyurdu. – Hadisler ve Matematik 1

Abdullah İbn Amr İbn Âs radıyallahu anhumâ demiştir ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Allah’a en sevimli gelen namaz ve oruç Hz. Davud’un namazı ve orucudur. Davud aleyhisselâm gecenin ilk yarısında istirahat eder, üçte birini namaz kılarak geçirir ve altıda birinde de uyurdu. Hem o, bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı.” (Buhari, Teheccüd 7; Müslim, Sıyâm)

Bu hadise göre;

Hz. Davud A.S.’ın gece ne kadar dinlendiğini, ne kadar uyuduğunu ve gece ne kadar namaz kıldığını hesaplayalım.

Önce denklem kuralım.

Ne kadar uyuduğunu bulmak için şu şekilde bir denklem kurabiliriz:

1 – (1 / 2 + 1 / 3) = 1 / 6

Geceye 1 değerini verelim. Gece 1 ise; gecenin 1/2 sinde dinleniyor, 1/3 ünde ise namaz kılıyor.

Bunların toplamını gecenin tamamından çıkardığımızda ise uyuduğu miktar olan 1/6 yı buluyoruz.

Örneğin gece ve gündüzün birbirine eşit olduğu zaman dilimini temel alırsak bir gün 24 saat olduğuna göre;

24 / 2 = 12 saat gece olur.

12 saat geceyi, 1 – (1 / 2 + 1 / 3) = 1 / 6 denklemimizde yerine koyduğumuzda ise;

12-(12/2+12/3)=12/6

Önce parantezin içindeki toplama işlemi yapılır.

Kesirli sayılarda toplama ve çıkartmalarda paydalar eşit değilse eşitlenir.

Buna göre paydalar 6 da eşitlenir.

Paydalar eşitlenirken paylar da paydaların çarpıldığı aynı sayı ile çarpılır.

Bu durumda;

12-(36/6+24/6)=12/6 olur.

12-(60/6)=12/6

12-(+10)=12/6

Parantezin önünde eksi işareti olğu için artı işaretli sayılar parantezin dışına eksi olarak çıkar.

12-10=12/6

2=2

Gecenin 1/6 sı, yani diğer deyişle gece uyuduğu süre 2 saattir.

12-(36/6+24/6)=12/6 işlemini sadeleştırerek de devam edebilirdik.

Örneğin 36 yı 6 ya bölersek 6 kalır, 24 ü 6 ya bölersek 4 kalır, 12 yi 6 ya bölersek de 2 kalır. Bu durumda;

12-(6+4)=2

12-(10)=2

12-10=2

2=2

Gecenin 1/6 sı, yani diğer deyişle gece uyuduğu süre 2 saat olarak yine aynı sonucu elde ederiz.

Davud aleyhisselâm gecenin ilk yarısında istirahat ediyordu yani dinleniyordu.

Bu durumda;

12/2=6 saat gecenin ilk yarısında dinleniyor.

Gecenin üçte birini namaz kılarak geçiriyor.

Buna göre;

12/3=4 saat namaz kılıyor.

Toplam dinlenme ve uyku süresi ise;

Dinlenme süresi + uyku süresi

6+2=8 saat yapıyor.

Bu işlemi gece ve gündüzün eşit olduğu zaman dilimine göre yaptık.

Sizler de yaşadığınız yere ve zaman dilimine göre ne kadar süre dinlendiği, ne kadar süre namaz kıldığı ve ne kadar süre uyuduğunu hesaplayabilirsiniz.

Bu durumda sonuçlar küsüratlı çıkabilir. Hesap makinesi kullanabilirsiniz.

Örneğin yaz mevsiminde gecenin 9 saat olduğu bir yerde kaç saat uyurdu, kaç saat dinlenirdi, kaç saat namaz kılardı? Hesaplayalım.

Formülümüz 1 – (1 / 2 + 1 / 3) = 1 / 6 da yerine koyalım:

9-(9/2+9/3)=9/6

Parantezin içindeki işlemi yapıyoruz ve paydaları eşitleyerek başlıyoruz.

9-(27/6+18/6)=9/6

9-(45/6)=9/6

9-(7,5)=9/6

9-7,5=9/6

1,5=1,5 saat uyurdu.

Sadeleştirerek gidecek olursak;

9-(27/6+18/6=9/6

27 üçe bölünürse 9, 18 üçe bölünürse 6, paydalardaki 6 lar da 3 e bölünürse 2 şer kalır.

Eşitliğin sağ taearındaki 9 üçe bölünürse 3, 6 üçe bölünürse 2 kalır.

Bu durumda;

9-(9/2+6/2)=3/2 olur.

9-(15/2)=3/2

Ya da 9-(9/2+6/2)=3/2 denklemde doğrudan parantezin içindeki bölme işlemini yaparsak;

9-(4,5+3)=3/2

9-(7,5)=3,2

9-7,5=3/2

1,5=1,5 olarak yine aynı sonucu buluruz.

(Not: 3/2 nin bir anlamı da ya da gösterim şekli de 1 tam 1/2 dir, o da 1,5 şeklinde ifade edilir.)

Gecenin yarısında dinlendiğine göre;

9/2=4,5 saat dinlenirdi.

Gecenin 1/3 saatinde namaz kıldığına göre;

9/3= 3 saat namaz kılardı.

Toplam dinlenme süresi ve uyku süresi ise;

4,5+1,5=6 saat olurdu.















“Bağı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz” – Gazel – Nabi – TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 10. SINIF DERS İŞLENİŞİ 3. ÜNİTE: ŞİİR – 3. 6. DİVAN ŞİİRİNDEN GAZEL ÖRNEĞİ 1

“Bağı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz” Nabi - Gazel
[smartslider3 slider=”48″]

Bu sayfada ortaöğretim / lise Türk Dili ve Edebiyatı dersi 10. sınıf 3. ünite şiir, divan şiirinden gazel örneği; Urfalı büyük şâir Yûsüf Nâbî’nin, çağdaşı olan Çorlulu Ali Paşa’nın kararıyla evi yıkılıp perîşân olunca yazdığı “Bağı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz” gazeline yer verilmiştir.

https://dersdunyasi.net/wp-content/uploads/2020/08/Türk-Dili-ve-Edebiyatı-10-Ders-İşlenişi-3.-Ünite-Şiir-3.-6.-Divan-Şiirinden-Gazel-Örneği-1.pdf

HAZIRLIK

  1. Hayatın sevinç ve hüzünlerle yoğrulması konusundaki görüşleriniz nelerdir?
  2. İnsanın gurura kapılması doğru mudur? Niçin?

GAZEL

GAZELGünümüz Türkçesi:
Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gamın da rûzgârın görmüşüz
•Biz, dünya bahçesinin hem güzünü, hem de ilkbaharını görmüşüz,
Biz, sevincin de kederin de yaşandığı günleri görmüşüz.
Çok da mağrûr olma kim mey-hâne-i ikbâlde
Biz hezâran mest-i mağrûrun humârın görmüşüz
•Çok da gururlanma ki, bu talih meyhanesinde biz,
Gururdan sarhoş olan binlercesinin uyuşuk halini görmüşüz.
Top-ı âh-ı inkisâra pây-dâr olmaz yine
Kişver-i câhın nice sengin hisârın görmüşüz
•(Ve) yine gücenmişlik ahının topuna dayanamayan,
Yüksek mevki ülkesinin taştan kalesini görmüşüz.
Bir hurûş ile eder bin hâne-i ikbâli pest
Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz
•Bir beddua ile bin talih evini yıkıp giden
Dertlilerin sel gibi akıttıkları gözyaşlarını
görmüşüz.
Bir hadeng-i can-güdâz-ı âhtır sermâyesi
Biz bu meydânın nice çâpük-süvârın görmüşüz
•Biz, yere yıkılması bir can alıcı ah okuna bağlı,
Bu meydanın nice usta binicilerini görmüşüz.
Bir gün eyler dest-beste pây-âh-ı cây-gâh
Bi-adet mağrûr-ı sadr-ı i’tibârın görmüşüz
[Sadarette itibar üzere oturan nicelerini gördük ki; gün geldi de onlar el pençe vaziyette pabuçluğu mekân tuttular (yani hizmetçi oldular)]
Kâse-i deryûzeye tebdîl olur câm-ı murâd
Biz bu bezmin Nâbiyâ çok bâde-hârın görmüşüz
•Ey Nâbî! En sonunda istek kadehi dilenci kâsesine dönen,
Biz, bu eğlence meclisinin nice sarhoşlarını görmüşüz

Vezni: Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

Nabî

(hzl: Cem Dilçin, Türk Şiir Bilgisi)



BİLİNMEYEN KELİMELER


bâde-hâr: İçki içenler.
bâğ-ı dehr: Dünya bahçesi.
bezm: İçki meclisi, dost toplantısı.
çâpük-süvâr: Ata iyi binen.
dest-beste: El bağlamış, el pençe vaziyette.
hadeng-i can-güdâz: Can eriten ok.
hâne-i ikbâl: Uğur evi.
hezâran: Binlerce.
humâr: Sarhoşluktan sonra gelen baş ağrısı.
hurûş: Gürültü, ağlayıp inleme.
inkisar: Kırılma, gücenme, beddua, ilenç.
kâse-i deryûze: Dilenci çanağı.
kişver-i câh: Makam, mevki ülkesi.
sadr-ı i’tibâr: Sadârette (sadrazamlıkta) itibarlı olanlar.
mest-i mağrur: Gurur sarhoşluğuna kapılan kişi.
neşat: Sevinç.
pây-âh-ı cây-gâh:
pây-dâr: Sağlam, devamlı.
pest: Alçak, aşağı.
rûzgâr: Rüzgâr, zaman.
seng: Taş.
seyl-i eşk-i inkisâr: İnkisar gözyaşlarının seli.
top-ı ah-ı inkisar: Beddua ahlarının topu.

Metinde anlamlarını bilmediğiniz kelime ve kelime gruplarının anlamını metnin
bağlamından hareketle tahmin ediniz veya kaynaklardan öğreniniz.

ETKİNLİKLER

  1. Metnin tema ve konusunu belirleyiniz.
  2. İlk beyitte geçen ‘hazân/ bahâr’ , ‘neşât/ gam’ kelimeleri sizce nelerin simgesi olabilir? Yaşadığımız ayrılık ve üzüntüler, bize bir şeyler öğretir mi?
  3. İkinci beyitte şair, niçin mağrur olmamak gerektiğini vurguluyor? İnsan, güzelliği, makamı veya zenginliğiyle kibirlenme hakkına sahip midir? Niçin?
  1. “Bir hurûş ile eder bin hâne-i ikbâli pest/ Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz” beytinde şair, ne anlatmak istemiştir? Buradaki manayı ‘ahı tutmak’ deyimi ile ilişkilendirebilir miyiz?
  2. Aşağıdaki videoyu izleyerek gazelle ilgili yorumlar hakkında düşüncelerinizi söyleyiniz.

Hayati İnanç – Muhteşem Anlatım Nâbî “Bağı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz”

  1. Kültürel ve sosyal yapı ilişkisinden hareketle okuduğunuz gazelin yazıldığı
    dönemin zihniyetine dair neler söyleyebilirsiniz?
  2. Aşağıdaki parağrafı okuyunuz. Gazelde anlatılmak istenenler ile bu parçada anlatılanlar arasında nasıl bir bağ vardır? Tartışınız.

“… ekseriya zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp, buradan göçüp gidiyorlar. Demek bir Mahkeme-i Kübrâya bırakılıyor, tehir ediliyor. Yoksa bakılmıyor değil. Bazan dünyada dahi ceza verir. Kurûn-u sâlifede cereyan eden âsi ve mütemerrid kavimlere gelen azaplar gösteriyor ki, insan başıboş değil; bir celâl ve gayret sillesine her vakit maruzdur.”

http://www.erisale.com/#content.tr.1.103

celâl: haşmet, görkem, yücelik (bk. c-l-l)
cereyan eden: meydana gelen
ekseriya: çoğunlukla (bk. k-s̱-r)
gayret: şeref, haysiyet, izzet (bk. ğ-y-r)
izzet: değer, kıymet, şeref, yücelik (bk. a-z-z)
kurûn-u sâlife: geçmiş çağlar
Mahkeme-i Kübrâ: öldükten sonra âhirette Allah’ın huzurunda kurulacak olan büyük mahkeme (bk. ḥ-k-m; k-b-r)
maruz: tesirinde ve karşısında olma
mazlum: zulme, haksızlığa uğrayan (bk. ẓ-l-m)
mütemerrid: inatçı, inanmamakta direnen
sille: tokat
tehir edilmek: ertelenmek
zillet: hor, hakir, aşağılanma
  1. Divan Şiiri Grubu, hazırladığı gazellerden bir şiir dinletisi sunsun. Yapılan sunumlardan sonra dinlenen gazellerin ahenk unsurları, ses akışları ve hissettirdikleriniz ile ilgili çıkarımlarda bulununuz.
Divan Şiiri Grubu, hazırladığı gazellerden bir şiir dinletisi sunsun.
Divan Şiiri Grubu, hazırladığı gazellerden bir şiir dinletisi sunsun.
  1. Sunulan Gazelleri sınıf veya okul panosunda sergileyiniz. İmkanlar ölçüsünde okul
    dergisinde ve okulun internet sayfası edebiyat köşesinde yayınlayınız.

Daha Fazlası

Hayati İnanç’ın konuyla ilgili değerlendirmelerini okuyun:

URFALI ŞÂİR YÛSÜF NÂBÎ

Urfalı büyük şâir Yûsüf Nâbî (vefat 1712), çağdaşı olan Çorlulu Ali Paşa’nın kararıyla evi yıkılıp perîşân olunca aşağıdaki gazeli yazmış. Derler ki; “keşke yüz evi olup yüzü de yıkılsaydı da Nâbî’den, böyle yüz eser kalsaydı.” 


Bu şiire çok sonraları yapılan nazire ve tahmisler cidden kayda değer evsaftadır.


Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz

Biz neşâtın da gâmın da rûzgârın görmüşüz

[Zaman bağının baharını da gördük güzünü de; üzerimizden neş’e rüzgârları da geçmiştir gam fırtınaları da.]

Çok da mağrûr olma kim meyhâne-i ikbâlde

Biz hezârân mest-i mağrûrun humârın görmüşüz 

[Mevki sahibi olunca zafer sarhoşu oluverme; zîrâ böylesine mest (sarhoş) olup sabah olunca da baş ağrısı çeken binlercesini görmüşlüğümüz var.]

Top-ı âh-ı inkisâra pây-dâr olmaz yine

Kişver-i câhın nice sengîn hisârın görmüşüz 

[Gönlü kırık olanın atıverdiği âh topunun nice büyük sultanların muhkem kalelerini yıktığını biliriz.]

Bir hurûşiyle eder bin hâne-i ikbâli pest

Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz

[Derd ehli olanların kırıklıkla döktükleri gözyaşlarının yaptığı seller önünde nice gösterişli kâşânelerin, mâlikânelerin yerle bir olduğunu biliriz.]

Bir hadeng-i cân-güdâz-ı âhdır sermâyesi

Biz bu meydânın nice çâbük-süvârın görmüşüz

[O garipler ki, bütün sermâyeleri can yakıcı bir âh silâhından ibarettir ama, onu şöyle bir attıkları zaman, nice hızlı süvarilerin vurulup yere serildiklerini gördük.]
 
Bir gün eyler dest-beste pây-gâhı cây-gâh

Bî-aded mağrûrun sadr-ı i’tibârın görmüşüz

[Sadarette itibar üzere oturan nicelerini gördük ki; gün geldi de onlar el pençe vaziyette pabuçluğu mekân tuttular (yani hizmetçi oldular)]

Kâse-i deryûzeye tebdîl olur câm-ı murâd

Biz bu bezmin Nâbîyâ çok bâde-hârın görmüşüz

[O elindeki –gururla kaldırıp kaldırıp- içtiğin kadeh var ya, gün gelir de dilenci çanağına döner; benzerlerini çok gördük.]

Söz Nâbî’den açıldığı için bir diğer meşhur şiirini de takdim etmek isterim.

Sultan Dördüncü Mehmed zamanında hacca giden surre alayında geçer hadise. Nâbî merhûmun içinde bulunduğu kafileye –bugünkü tabirle- sponsorluk eden ağa Medine-i Münevvereye yaklaşıldığı bir sırada insanlık icabı hafif uykuya dalınca, Efendimizin bu kadar yakınında uykuyu edebe mugayir gören hikmet şairimiz irticalen yüksek sesle beş beyt terennüm eder:


 Sakın terk-i edebden, kûy-i mahbûb-i Hudâ’dır bu!

Nazargâh-i ilâhîdir, makâm-ı Mustafâ’dır bu.

[Edebi terketmekten sakın! Zîrâ burası Allahü teâlânın sevgilisinin bulunduğu yerdir.

Bu yer, Hak teâlânın nazar evi, Resûl-i Ekrem’in makâmıdır.]

Ayrıca daha detaylı metin incelemesi için aşağıdaki alıntıyı inceleyiniz:

Şiirin Anlam Yönünden İncelenmesi
Açıklama – Yorum
Divan edebiyatında “hikemi tarz” adı verilen ve adeta Nâbi ile özdeşlenen şiir akımına uygun tarzda yazılan bu gazel, belli hayat tecrübelerini aktarması bakımından iyi bir örnektir.

Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gamın da rüzgârın görmüşüz

(Dünya bahçesinin hemhazanını (sonbahar) hem baharını (ilkbahar) görmüşüz, biz neşenin de hüznün de zamanını görmüşüz.)

Şair, bu beyitte dünyanın geçiciliğini vurguluyor. Her şey gibi mevki, makam, güç ve zenginlik hep geçicidir. Beyitte geçen “bahar” güzel günleri, “hazan” ise sıkıntılı günleri simgeliyor. Şair, yaşantısı boyunca hem güzel günler hem de sıkıntılı günler gördüğünü belirtiyor.

Beyitteki “hazan – bahar” ve “neşat – gam” kelimeleri arasında tezat sanatı vardır. Aynı zamanda bu kelimeler arasında leff ü neşr sanatı vardır. Beyitteki “rüzgâr” kelimesinde hem “yel”, hem de “zaman” anlamları birlikte kullanıldığı için tevriye sanatı vardır.


LİSE / ORTAÖĞRETİM













Sanat-ı İlahiye – Allah’ın Sanatı

Bu sayfada Sanat-ı İlahiye yani Allah’ın Sanatı ile ilgili tabiatta, doğada yaratılan ve harika bir sanat eser olan varlıkların görselleri ve videoları paylaşılmaktadır.

Elektrik Balığı

Etçil venüs bitkisi


Işık Saçan Lavra

Yeni Zelanda’da yaşayan ve ışık saçan lavra mucizesi.

Yeni Zellanda’da karanlık bir mağara tavanında yaşayan arachnocampa luminosa isminde sivrisinek lavraları …

Dünyaya gözünü açmamış, koza içerisindeki bu lavralar önce yapışkan bir ip dokuyup ardından mağaradaki oksijeni, ürettiği bir kimyasalla tepkimeye sokup ışık çıkarıyor. Bu sayede çok küçük canlıların dikkatini çekerek örümcek ağı misali kozasından sarkıttığı iplere yapışmasını sağlayıp besleniyor.

Sor aklına!

Dünyayı bilmeyen, koza içerisindeki bu lavra kimyasal tepkimeyi, ışığı, avlanması ve dikkat çekmesi gerektiğini, yapışkanı nereden biliyor?

Akıl, tefekkür ve iman.

“Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler.” ﴾Yûsuf Sûresi – 105﴿

https://kuran.diyanet.gov.tr/mushaf/kuran-tefsir-1/yusuf-suresi-12/ayet-105/diyanet-vakfi-meali-4

Penguenlerin sıra ile yürüyüşleri

Tavuskuşu Kanat Açması

Meyve Sineği Mucizesi

Kanatlarında karınca resmi olan meyve sineği mucizesi

Yaprak şeklinde canlılar

Sanatı İlahiye - Yaprak şeklinde canlılar
Sanatı İlahiye – Yaprak şeklinde canlılar

Yunus balığı ve yakamoz

Yunus balıklarının planktonlar arasında yüzmesi sonucu oluşan ışık mucizesi

Sığırcık

Tesbihat halindeki sığırcık kuşları

Semender Doğum Mucizesi

KAYNAKLAR

Sanat-ı İlahiye YouTube Kanalı

https://www.youtube.com/channel/UCGcDmmLanHf3Cfk0mqkLBuA/featured










“GÖÇMEN” BİR GÖÇMENE BAKMANIN ON ÜÇ YOLU – “Bir Kara Kuşa (ya da Kara Tavuğa) Bakmanın On Üç Yolu (1917)” (Wallace Stevens)’ndan esinlenerek hazırlanmış BİR DENEME YA DA ŞİİR YAZMA ETKİNLİĞİ / ALIŞTIRMASI

ORTAÖĞRETİM / LİSE

Türk Dili ve Edebiyatı

“GÖÇMEN” BİR GÖÇMENE BAKMANIN ON ÜÇ YOLU - “Bir Kara Kuşa (ya da Kara Tavuğa) Bakmanın On Üç Yolu (1917)” (Wallace Stevens)'ndan esinlenerek hazırlanmış BİR DENEME YA DA ŞİİR YAZMA ETKİNLİĞİ / ALIŞTIRMASI
“GÖÇMEN” BİR GÖÇMENE BAKMANIN ON ÜÇ YOLU – “Bir Kara Kuşa (ya da Kara Tavuğa) Bakmanın On Üç Yolu (1917)” (Wallace Stevens)’ndan esinlenerek hazırlanmış BİR DENEME YA DA ŞİİR YAZMA ETKİNLİĞİ / ALIŞTIRMASI

https://dersdunyasi.net/wp-content/uploads/2022/10/GOCMEN-BIR-GOCMENE-BAKMANIN-ON-UC-YOLU-Bir-Kara-Kusa-ya-da-Kara-Tavuga-Bakmanin-On-Uc-Yolu-1917-Wallace-Steve.pdf

“GÖÇMEN”

BİR GÖÇMENE BAKMANIN ON ÜÇ YOLU

Bir Kara Kuşa (ya da Kara Tavuğa) Bakmanın On Üç Yolu (1917)” (Wallace Stevens)‘ndan esinlenerek hazırlanmış

BİR DENEME YA DA ŞİİR YAZMA ETKİNLİĞİ / ALIŞTIRMASI

Merhaba!

Umarım iyi vakit geçiriyorsunuzdur.

Bugün başlamanızı umduğum bir yazma alıştırması paylaşmak istiyorum!

Talimatlar:

Hakkında yazmak istediğiniz bir şey düşünün.

Somut bir şeyden başlamanız iyi olur, örneğin “toprak” veya “hava” veya “su” veya “ateş”.

Ne hakkında yazmak istediğinize karar verdiğinizde, o konuyu 13 farklı şekilde anlatmalısınız.

Nasıl yapacağınız size kalmış ama fikir, işiniz bittiğinde 13 noktadan oluşan bir örneğiniz olması gerektiğidir.

Bir seri sadece birkaç kelime olabilirken bir başkası herhangi bir uzunlukta büyüyebilir.

Tüm 13 aşamayı yazmaya çalışın.

En az 10 dakika yazın.

Durmayın!

Yazma alıştırması, Wallace Stevens’ın “Bir Kara Kuşa (ya da Kara Tavuğa) Bakmanın On Üç Yolu (1917)” adlı şiirinden esinlenmiştir.

Türkçe çevirisi aşağıda yer almaktadır.

Birlikte okumak isterseniz, sırayla ve şiir bitene kadar herkes birer nokta okuyabilir.

Bir sonraki derste yazılarınızın nasıl gittiğini konuşacağız.

Yazıp yazmadığınızı ve nasıl hissettirdiğinizi.

Yazdıysanız – lütfen getirin.

Ayrıca yazmakla ilgili her konuda soru sorabilirsiniz; yazma süreci, yayın dünyası, genel olarak edebiyat …

Başarılar dilerim.

Öğretmen ……………………

Bir Karatavuğa Bakmanın On Üç Yolu (Wallace Stevens)

I
Yirmi karlı dağın arasında,
Kımıldayan tek şey
Karatavuğun gözüydü.

II
Üç fikrim vardı,
Üstünde üç karatavuğun bulunduğu
Bir ağaç misali.

III
Fırıldanır karatavuk güz rüzgârlarında.
Küçük bir parçasıdır bu pandomimin.

IV
Bir erkek ve bir kadın
Yektir.
Bir erkek ve bir kadın ve bir karatavuk
Yektir.

V
Neyi yeğleyeceğimi bilmem,
Fiil çekimlerinin güzelliğini mi
Yoksa kinayelerin güzelliğini mi,
Karatavuk ıslık çaldığında
Ya da hemen sonrasında.

VI
Saçak buzları doldurdu uzun pencereyi
Barbar camla.
Karatavuğun gölgesi
Çaprazladı onu, bir uçtan öbür uca.
Ruh hali
Sökülmez bir gayenin
İzini sürdü gölgede.

VII
Ey Haddamlı sıska adamlar,
Niçin düşlersiniz altın kuşları?
Görmez misiniz karatavuk nasıl da
Yürür ayakları arasında
Kadınlarınızın?

VIII
Bilirim soylu şiveleri
Ve duru, kaçınılmaz ritimleri;
Fakat karatavuğun
Bütün bildiklerime tabi olduğunu da
Bilirim.

IX
Uçup gözden yittiğinde karatavuk,
Bir çok çemberinden birinin
Kenarını işaretledi.

X
Yeşil bir ışıkta uçan
Karatavukların görüntüsü karşısında,
Ses ahenginin yosmaları bile
Keskin bir çığlık atardı.

XI
Connecticut’u aşıp gitti
Cam bir faytonda.
Bir keresinde, bir korku işledi içine,
Atlarla faytonun gölgesini
Karatavuklarla
Karıştırdı mı diye.

XII
Deviniyor ırmak.
Karatavuklar uçuyor olmalı.

XIII
Bütün ikindi boyunca akşamdı.
Kar yağıyordu
Ve kar yağmaya devam edecekti.
Karatavuk tünedi
Sedir dallarına.

ŞAİR: Wallace Stevens (1879-1955, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

İsmail Aksoy
Kayıt Tarihi : 27.2.2009 12:56:00

ŞİMDİ SIRA SİZDE

  1. Siz de yukarıdaki örnekteki gibi bir konuya on üç farklı açıdan bakarak bir deneme yazısı ya da şiir yazınız.
  2. Hakkında yazmak istediğiniz bir şey düşünün.
  3. Somut bir şeyden başlamanız iyi olur, örneğin “toprak” veya “hava” veya “su” veya “ateş”.
  4. Ne hakkında yazmak istediğinize karar verdiğinizde, o konuyu 13 farklı şekilde anlatmalısınız.
  5. Nasıl yapacağınız size kalmış ama fikir, işiniz bittiğinde 13 noktadan oluşan bir örneğiniz olması gerektiğidir.
  6. Bir seri sadece birkaç kelime olabilirken bir başkası herhangi bir uzunlukta büyüyebilir.
  7. Tüm 13 aşamayı yazmaya çalışın. Her aşamada ana konunuz mutlaka yer almalıdır.
  8. En az 10 dakika yazın. Hiç durmayın.
  9. Aşağıda bu etkinlikten yola çıkarak yazılmış bir deneme yer almaktadır. Nasıl olduğunu inceleyiniz. Kendi yazdıklarınızla karşılaştırınız.

GÖÇMEN

BİR GÖÇMENE BAKMANIN ON ÜÇ YOLU

1

Neden göçer insan, hüç düşündünüz mü,

Neden doğduğu, sevdiği memleketini terk etsin ki?

Belki birşey arıyordur.

Ama ne?

2

Göçmen olmak zordur.

Ama gitmek zorunda,

Çünkü karnı aç,

Çünkü iş yok,

Çünkü aş yok, yemek yok.

3

Göçmen gitmek zorunda,

Çünkü güvende değil,

Çünkü hergün tepesinden bombalar yağıyor.

Ölen ne için ölüyor,

Öldüren ne için öldürüyor,

Bilmiyor.

4

Göçmen gitmek zorunda,

Gitmezse hapse girecek,

Gitmezse konuşamayacak,

Hep susacak.

Gitmezse kendi olamayacak.

5

Göçmen gitmek zorunda,

Yeni bir dünya arıyor,

Huzur arıyor.

Merak ediyor,

Öteki dünyalarda neler oluyor?

6

Ama göçmen olunca herşey bitmiyor.

Aslında herşey yeniden başlıyor.

Yeni bir ülke,

Yeni bir dil,

Yeni bir kültür,

Hayat belki de sıfırdan başlıyor.

7

Göçmen olmak zordur,

Çünkü bilmediğin bir dünyaya yelken açıyorsun,

Ne ile karşılaşacağını bilmiyorsun.

Belki de karşı taraftan ateş açacaklar,

Belki bir nehir ya da soğuk bir deniz suyunda boğulacaksın,

Belki de huzur aradığın yerde işkence göreceksin.

Göçmen olmak zordur,

Ama bir umut işte, belki …

8

Göçmen hayata tutunmak ister.

Göçmen aslında kimseye yük olmak istemez,

İstememeli de zaten.

Göçmen, var olduğunu hissetmek ister,

Göçmen yaşamak ister,

Sadece yaşamak,

Kendi gibi,

Kendi değerleriyle,

Ama dahil olduğu toplumla entegre olmuş, uyum içinde.

9

Göçmen sevmek ister, sever de,

Hem geldiği ülkeyi,

Hem gittiği ülkeyi,

Çünkü birisinde doğmuştur, büyümüştür, anıları vardır,

Çünkü diğerinde yaşıyordur, anıları vardır ve olacaktır.

10

Göçmenin hayalleri vardır,

Yeni bir dünya, yeni bir dünya,

Barış ve huzur içinde,

Yeni bir dünya.

11

Göçmen bir yolcudur aslında,

Aslında bütün insanlar bir yolcudur.

Ruhlar aleminden,

Anne karnından,

Çocukluktan,

Gençlikten,

İhtiyarlıktan,

Ölümden,

Kabirden,

Mahşerden,

Sırattan,

Sonsuzluğa uzanan bir yolda yolcudur.

Geldiği ülkede de kalmayacaktır.

O, öteki bir dünyaya gidecektir,

Aslında arzusu cennete gitmektir.

12

Aslında göçmenin arzusu cennet değil, sonsuzluktur.

Sonsuz yıllar boyu mutlu yaşamaktır.

13

Aslında göçmen bir şey arıyordur,

Kendisini var edeni,

Sonsuz varlığı,

Sonsuzluğu,

Sonsuz aşkı arıyordur,

Allah’ı.

KAYNAKLAR:

https://www.antoloji.com/bir-karatavuga-bakmanin-on-uc-yolu-wallace-stevens-siiri/

https://www.kitapyurdu.com/kitap/bir-karakusa-bakmanin-on-uc-yolu/426948.html

Bir Karakuşa Bakmanın On Üç Yolu, Wallace Stevens, Çevirmen: Gökçenur Ç., YİTİK ÜLKE YAYINLARI, 2017.