Mânâlar kalbden çıktıkları vakit, suretlerden çıplak olarak hayale girerler, oradan suretleri giyerler. – Cumartesi Dersleri 21. 7.

Mânâlar kalbden çıktıkları vakit, suretlerden çıplak olarak hayale girerler, oradan suretleri giyerler. - Cumartesi Dersleri 21. 7.

https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “Mânâlar kalbden çıktıkları vakit, suretlerden çıplak olarak hayale girerler, oradan suretleri giyerler.” konusu işlenmektedir. Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi Birinci Söz İkinci Makam İkinci Vecih.

Mânâlar kalbden çıktıkları vakit, suretlerden çıplak olarak hayale girerler, oradan suretleri giyerler. - Cumartesi Dersleri 21. 7.
Mânâlar kalbden çıktıkları vakit, suretlerden çıplak olarak hayale girerler, oradan suretleri giyerler. – Cumartesi Dersleri 21. 7.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

Yirmi Birinci Sözün İkinci Makamı

İKİNCİ VECİH

Budur ki, mânâlar kalbden çıktıkları vakit, suretlerden çıplak olarak hayale girerler, oradan suretleri giyerler. Hayal ise, her vakit bir sebep tahtında bir nevi suretleri nesceder. Ehemmiyet verdiği şeyin suretlerini yol üstünde bırakır. Hangi mânâ geçse, ya ona giydirir, ya takar, ya bulaştırır, ya perde eder. Eğer mânâlar münezzeh ve temiz iseler, suretler mülevves ve rezil ise, giymek yoktur, fakat temas var. Vesveseli adam, teması, telebbüsle iltibas eder. “Eyvah!” der. “Kalbim ne kadar bozulmuş. Bu sefillik, bu hisset-i nefs, beni matrud eder.” Şeytan onun şu damarından çok istifade eder.

Şu yaranın merhemi şudur: Dinle ey biçare! Nasıl ki senin namazın edeb-i nezihânesinin vesilesi olan zahirî taharete, batnının bâtınındaki necaset ona tesir etmez ve bozmaz. Öyle de, maânî-i mukaddesenin, suret-i mülevveseye mücavereti zarar etmez. Meselâ, sen âyât-ı İlâhiyeyi tefekkür ediyorsun. Birden, bir maraz, ya bir iştiha, ya bevl gibi bir emr-i müheyyic şiddetle senin hissine dokunuyor. Elbette senin hayalin, devâ-i illet ve kaza-i hâcetin levazımatını görecek, bakacak, onlara münasip süflî suretleri nescedecek. Ve gelen mânâlar ortalarından geçecekler. Geçeceklere ne beis vardır, ne televvüs var ve ne zarar var ve ne hatar var. Yalnız hatar ise, hasr-ı nazardır, zann-ı zarardır.


âyât-ı İlâhiye: Allah’ın âyetleri (bk. e-l-h)
bâtın: iç
beis: sakınca
bevl: idrar
biçare: çaresiz
devâ-i illet: hastalığın devâsı
edeb-i nezihâne: temiz edep (bk. n-z-h)
emr-i müheyyic: heyecan verici iş
eşya: şeyler, varlıklar
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hasr-ı nazar: dikkati yöneltme (bk. n-ẓ-r)
hatar: tehlike
his: duygu
hisset-i nefs: nefsin aşağılığı (bk. n-f-s)
iltibas: karıştırma
iştiha: fazla istek
kaza-i hâcet: ihtiyaç giderme (bk. ḳ-ḍ-y, ḥ-v-c)
levazımat: gerekli şeyler
lümme-i şeytani: şeytanın verdiği kuruntu
maân-i mukaddese: kutsal mânâlar (bk. a-n-y; ḳ-d-s)
mabeyn: ara
maraz: hastalık
matrud: kovulmuş
mücaveret: komşuluk
mülevves: kirli, pis
münasebât-ı hafiye: gizli münasebetler (bk. n-s-b)
münasebet: ilişki, bağlantı (bk. n-s-b)
münasip: uygun (bk. n-s-b)
münezzeh: temiz, kusurdan uzak (bk. n-z-h)
mutazarrır: zarar gören
müteessif: hayıflanmış, eseflenmiş
müteessir: etkilenmiş, üzüntülü
necaset: pislik
nescetme: dokuma, örme
nevi: çeşit
sefillik: aşağılık, çirkinlik
süflî: aşağılık
suret: görüntü (bk. ṣ-v-r)
suret-i mülevves: kirli ve çirkin görünüş (bk. ṣ-v-r)
taharet: temizlik
tahtında: altında
tefekkür: düşünme (bk. f-k-r)
telebbüs: giyme
televvüs: kirlenme
tevehhüm: kuruntuya kapılma, olmayan şeyi var zannetme
tevehhüm-ü zarar: zarar zannetmek
vesvese: şüphe, kuruntu
zahirî: görünürdeki (bk. ẓ-h-r)
zann-ı zarar: zararlı sanma

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi Birinci Söz, İkinci Makam, İKİNCİ VECİH, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.369

https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/yirmi-birinci-soz/ikinci-makam/369


CUMARTESİ DERSLERİ

CUMARTESİ DERSLERİ
CUMARTESİ DERSLERİ

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.

Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde ve https://sorularlarisale.com/ adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.

Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.

CUMARTESİ DERSLERİ

EY MARAZ-I VESVESE İLE MÜPTELÂ! Biliyor musun, vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer; ehemmiyet vermezsen söner. – Cumartesi Dersleri 21. 6.

EY MARAZ-I VESVESE İLE MÜPTELÂ! Biliyor musun, vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer; ehemmiyet vermezsen söner. - Cumartesi Dersleri 21. 6.

https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “EY MARAZ-I VESVESE İLE MÜPTELÂ! Biliyor musun, vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer; ehemmiyet vermezsen söner.” konusu işlenmektedir. Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi Birinci Söz İkinci Makam Birinci Vecih – Birinci Yara.

EY MARAZ-I VESVESE İLE MÜPTELÂ! Biliyor musun, vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer; ehemmiyet vermezsen söner. - Cumartesi Dersleri 21. 6.
EY MARAZ-I VESVESE İLE MÜPTELÂ! Biliyor musun, vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer; ehemmiyet vermezsen söner. – Cumartesi Dersleri 21. 6.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

Yirmi Birinci Sözün İkinci Makamı

Kalbin beş yarasına beş merhemi tazammun eder.

رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ     وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ     1

EY MARAZ-I VESVESE İLE MÜPTELÂ! Biliyor musun, vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer; ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür; küçük görsen küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder; havf etmezsen hafif olur, mahfî kalır. Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir; mahiyetini bilsen, onu tanısan, gider.

Öyle ise, şu musibetli vesvesenin aksâm-ı kesiresinden kesîrü’l-vuku olan yalnız Beş Vechini beyan edeceğim; belki sana ve bana şifa olur. Zira şu vesvese öyle birşeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tard eder. Tanımazsan gelir, tanısan gider.

BİRİNCİ VECİH – BİRİNCİ YARA

Şeytan, evvelâ şüpheyi kalbe atar. Eğer kalb kabul etmezse, şüpheden şetme döner. Hayale karşı şetme benzer bazı pis hatıraları ve münâfi-i edep çirkin halleri tasvir eder. Kalbe “Eyvah!” dedirtir, ye’se düşürtür. Vesveseli adam zanneder ki, kalbi, Rabbine karşı sû-i edepte bulunuyor. Müthiş bir halecan ve heyecan hisseder. Bundan kurtulmak için huzurdan kaçar, gaflete dalmak ister. Bu yaranın merhemi budur:

Bak, ey biçare vesveseli adam! Telâş etme. Çünkü senin hatırına gelen şetim değil, belki tahayyüldür. Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi; tahayyül-ü şetm dahi şetm değildir. Zira, mantıkça, tahayyül, hüküm değildir. Şetm ise hükümdür.

Hem bununla beraber, o çirkin sözler, senin kalbinin sözleri değil. Çünkü senin kalbin, ondan müteessir ve müteessiftir. Belki kalbe yakın olan lümme-i şeytanîden geliyor. Vesvesenin zararı, tevehhüm-ü zarardır. Yani, onu zararlı tevehhüm etmekle, kalben mutazarrır olmaktır. Çünkü hükümsüz bir tahayyülü hakikat tevehhüm eder. Hem şeytanın işini kendi kalbine mal eder; onun sözünü ondan zanneder. Zarar anlar, zarara düşer. Zaten şeytanın da istediği odur.


Dipnot-1

“Ey Rabbim, şeytanların vesveselerinden Sana sığınırım. Onların yanımda bulunmalarından da, ey Rabbim, Sana sığınırım.” Mü’minûn Sûresi, 23:97-98.


aksâm-ı kesire: çok kısımlar (bk. k-s̱-r)
beyan: açıklama (bk. b-y-n)
biçare: çaresiz
cehil: câhillik, bilgisizlik
evvelâ: önce
gaflet: umursamazlık, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma (bk. ğ-f-l)
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
halecan: titreme, çarpıntı
havf etmek: korkmak
kesîrü’l-vuku: çok ve sık vuku bulan (bk. k-s̱-r)
lümme-i şeytani: şeytanın verdiği kuruntu
mahfî: gizli
mahiyet: nitelik, esas, iç yüz
maraz-ı vesvese: şüphe ve kuruntu hastalığı
münâfi-i edep: edebe aykırı
müptelâ: bağımlı, tutulmuş
musibet: belâ, sıkıntı
mutazarrır: zarar gören
müteessif: hayıflanmış, eseflenmiş
müteessir: etkilenmiş, üzüntülü
nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)
şetm: çirkin söz, kötü düşünce
sû-i edep: edepsizlik
tahayyül: hayal etme (bk. ḫ-y-l)
tahayyül-ü küfür: küfrü hayal etme (bk. ḫ-y-l; k-f-r)
tahayyül-ü şetm: çirkin ve kötü şeyleri hayal etme (bk. ḫ-y-l)
tard etmek: kovmak
tasvir: resimleme, suret verme (bk. ṣ-v-r)
tazammun: içine alma, içerme
tevehhüm: kuruntuya kapılma, olmayan şeyi var zannetme
tevehhüm-ü zarar: zarar zannetmek
vecih: yön, yüz
vesvese: şüphe, kuruntu
ye’s: ümitsizlik
zira: çünkü

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi Birinci Söz, İkinci Makam, BİRİNCİ VECİH – BİRİNCİ YARA, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.368

https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/yirmi-birinci-soz/ikinci-makam/368


CUMARTESİ DERSLERİ

CUMARTESİ DERSLERİ
CUMARTESİ DERSLERİ

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.

Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde ve https://sorularlarisale.com/ adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.

Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.

CUMARTESİ DERSLERİ

Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki bütün vaktini ona sarf ediyorsun? – Cumartesi Dersleri 21. 5.

Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki bütün vaktini ona sarf ediyorsun? - Cumartesi Dersleri 21. 5.

https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki bütün vaktini ona sarf ediyorsun?” konusu işlenmektedir.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi Birinci Söz Birinci Makam Beşinci İkaz.

Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki bütün vaktini ona sarf ediyorsun? - Cumartesi Dersleri 21. 5.
Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki bütün vaktini ona sarf ediyorsun? – Cumartesi Dersleri 21. 5.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

Yirmi Birinci Söz

Birinci Makam

BEŞİNCİ İKAZ

Ey dünyaperest nefsim! Acaba ibadetteki füturun ve namazdaki kusurun meşâgıl-i dünyeviyenin kesretinden midir veyahut derd-i maişetin meşgalesiyle vakit bulamadığından mıdır? Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki bütün vaktini ona sarf ediyorsun?

Sen istidat cihetiyle bütün hayvânâtın fevkinde olduğunu ve hayat-ı dünyeviyenin levâzımâtını tedarikte iktidar cihetiyle bir serçe kuşuna yetişemediğini biliyorsun. Bundan neden anlamıyorsun ki, vazife-i asliyen hayvan gibi çabalamak değil, belki hakikî bir insan gibi hakikî bir hayat-ı daime için sa’y etmektir?

Bununla beraber, meşâgıl-i dünyeviye dediğin, çoğu sana ait olmayan ve fuzulî bir surette karıştığın ve karıştırdığın mâlâyâni meşgalelerdir. En elzemini bırakıp, güya binler sene ömrün var gibi, en lüzumsuz malûmatla vakit geçiriyorsun. Meselâ “Zuhal’in etrafındaki halkaların keyfiyeti nasıldır?” ve “Amerika tavukları ne kadardır?” gibi kıymetsiz şeylerle, kıymettar vaktini geçiriyorsun. Güya kozmoğrafya ilminden ve istatistikçi fenninden bir kemâl alıyorsun!

Eğer desen, “Beni namazdan ve ibadetten alıkoyan ve fütur veren öyle lüzumsuz şeyler değil, belki derd-i maişetin zarurî işleridir.” Öyle ise, ben de sana derim ki:

Eğer yüz kuruş bir gündelikle çalışsan, sonra biri gelse, dese ki: “Gel, on dakika kadar şurayı kaz; yüz lira kıymetinde bir pırlanta ve bir zümrüt bulacaksın.” Sen ona “Yok, gelmem. Çünkü on kuruş gündeliğimden kesilecek, nafakam azalacak” desen, ne kadar divanece bir bahane olduğunu elbette bilirsin.

Aynen onun gibi, sen şu bağında nafakan için işliyorsun. Eğer farz namazı terk etsen, bütün sa’yin semeresi, yalnız dünyevî ve ehemmiyetsiz ve bereketsiz bir nafakaya münhasır kalır. Eğer sen istirahat ve teneffüs vaktini, ruhun rahatına, kalbin teneffüsüne medar olan namaza sarf etsen, o vakit, bereketli


derd-i maişet: geçim derdi (bk. a-y-ş)
divanece: akılsızca
dünyaperest: dünyaya tutkun
dünyevî: dünyaya ait
elzem: çok gerekli olan
fen: bilim
fevkinde: üstünde
fütur: usanç
fütursuz: usanmadan
fuzulî: lüzumsuz
hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
haps-i ebedi: sonsuz hapis (bk. e-b-d)
havf: korku
hayat-ı daime: devamlı hayat (bk. ḥ-y-y)
hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı (bk. ḥ-y-y)
hayvânât: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)
iktidar: kuvvet, güç (bk. ḳ-d-r)
istidat: yetenek, kabiliyet (bk. a-d-d)
istihfaf: hafife alma
itham: suçlama
kemâl: kusursuzluk, mükemmellik (bk. k-m-l)
kesret: çokluk (bk. k-s̱-r)
keyfiyet: nitelik, özellik
kıymettar: kıymetli, değerli
kozmoğrafya: gökbilimi, astronomi
lâtif: hoş, güzel (bk. l-ṭ-f)
levâzımat: gerekli şeyler
mâlâyâni: anlamsız, faydasız (bk. mâ-lâ)
malûmat: bilgiler (bk. a-l-m)
medar: sebep, vesile
meşâgıl-i dünyeviye: dünya meşguliyetleri
meşgale: meşguliyet, iş
münhasır: sınırlı
müstehak: hak eden (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
nafaka: geçim için gerekli olan şey
sa’y: çalışma
semere: ürün
suhre: zoraki, angarya iş gören
suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
tâzip: azap verme, cezalandırma
tedarik: elde etme
tedip: edeplendirme, haddini bildirme
vazife-i asliye: asıl görev
Zuhal: Satürn gezegeni

nafaka-i dünyeviye ile beraber, senin nafaka-i uhreviyene ve zâd-ı âhiretine ehemmiyetli bir menba olan iki maden-i mânevî bulursun.

Birinci maden: Bütün bağındaki HAŞİYE-1 yetiştirdiğin, çiçekli olsun, meyveli olsun, her nebatın, her ağacın tesbihatından, güzel bir niyetle, bir hisse alıyorsun.

İkinci maden: Hem bu bağdan çıkan mahsulâttan kim yese-hayvan olsun, insan olsun, inek olsun, sinek olsun, müşteri olsun, hırsız olsun-sana bir sadaka hükmüne geçer. Fakat o şartla ki, sen Rezzâk-ı Hakikî namına ve izni dairesinde tasarruf etsen ve Onun malını Onun mahlûkatına veren bir tevziat memuru nazarıyla kendine baksan…

İşte, bak, namazı terk eden ne kadar büyük bir hasâret eder. Ne kadar ehemmiyetli bir serveti kaybeder. Ve sa’ye pek büyük bir şevk veren ve amelde büyük bir kuvve-i mânevî temin eden o iki neticeden ve o iki madenden mahrum kalır, iflâs eder. Hattâ ihtiyarlandıkça bahçecilikten usanır, fütur gelir. “Neme lâzım,” der. “Ben zaten dünyadan gidiyorum. Bu kadar zahmeti niçin çekeceğim?” diyecek, kendini tembelliğe atacak. Fakat evvelki adam der: “Daha ziyade ibadetle beraber sa’y-i helâle çalışacağım. Tâ kabrime daha ziyade ışık göndereceğim, âhiretime daha ziyade zahîre tedarik edeceğim.”

Elhasıl: Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı. Yarın ise, senin elinde senet yok ki ona mâliksin. Öyle ise, hakikî ömrünü, bulunduğun gün bil; lâakal günün bir saatini, ihtiyat akçesi gibi, hakikî istikbal için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccadeye at.

Hem bil ki, her yeni gün, sana, hem herkese bir yeni âlemin kapısıdır. Eğer namaz kılmazsan, senin o günkü âlemin zulümatlı ve perişan bir halde gider, senin aleyhinde âlem-i misalde şehadet eder. Zira herkesin, her günde, şu âlemden bir mahsus âlemi var.

Hem o âlemin keyfiyeti, o adamın kalbine ve ameline tâbidir. Nasıl ki, âyinende görünen muhteşem bir saray, âyinenin rengine bakar. Siyah ise siyah görünür; kırmızı ise kırmızı görünür. Hem onun keyfiyetine bakar. O âyine şişesi düzgünse, sarayı güzel gösterir. Düzgün değilse çirkin gösterir. En nazik şeyleri kaba gösterdiği misillü, sen kalbinle, aklınla, amelinle, gönlünle, kendi


Haşiye-1

Bu Makam, bir bağda, bir zâta bir derstir ki, bu tarzla beyan edilmiş.


âlem-i misal: görüntüler âlemi (bk. a-l-m; m-s̱-l)
amel: iş, fiil
âyine: ayna
beyan: açıklama (bk. b-y-n)
elhasıl: kısaca, özetle
fütur: usanç
hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hasâret: ziyan
haşiye: dipnot açıklayıcı not
ihtiyat akçesi: tedbir akçesi, yedek para
istikbal: gelecek
keyfiyet: nitelik, özellik
kuvve-i mânevî: mânevî kuvvet (bk. a-n-y)
lâakal: en az
maden-i mânevî: mânevî kaynak (bk. a-n-y)
mahlukât: yaratılmışlar (bk. ḫ-l-ḳ)
mahsulât: ürünler
mahsus: özel
mâlik: sahip (bk. m-l-k)
menba: kaynak
misillü: gibi (bk. m-s̱-l)
nafaka-i dünyeviye: dünya hayatında geçinmek için lüzumlu olan şey
nafaka-i uhreviye: âhiret hayatında geçinmek için lüzumlu olan şey (bk. e-ḫ-r)
nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)
nebat: bitki
Rezzâk-ı Hakikî: gerçek rızık verici olan Allah (bk. r-z-ḳ; ḥ-ḳ-ḳ)sa’y: çalışma
sa’y-i helâl: helâl çalışma
sandukça-i uhreviye: âhiret sandığı (bk. e-ḫ-r)
şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)
şevk: şiddetli arzu ve istek
tâbi: uyan
tasarruf etmek: kullanmak (bk. ṣ-r-f)
tedarik: elde etme
tesbihat: Allah’ı öven ve kusurdan yüce tutan sözler (bk. s-b-ḥ)
teşkil olunmak: oluşturulmak
tevziat: dağıtım
zâd-ı âhiret: âhiret azığı (bk. e-ḫ-r)
zahîre: azık
ziyade: çok, fazla
zulümatlı: karanlık (bk. ẓ-l-m)

âleminin şeklini değiştirirsin. Ya aleyhinde, ya lehinde şehadet ettirebilirsin. Eğer namazı kılsan, o namazınla o âlemin Sâni-i Zülcelâline müteveccih olsan, birden, sana bakan âlemin tenevvür eder. Adeta namazın bir elektrik lâmbası ve namaza niyetin onun düğmesine dokunması gibi, o âlemin zulümâtını dağıtır ve o hercümerc-i dünyeviyedeki karma karışık perişaniyet içindeki tebeddülât ve harekât, hikmetli bir intizam ve mânidar bir kitabet-i kudret olduğunu gösterir.

اَللهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ 

âyet-i pür-envârından bir nuru senin kalbine serper. Senin o günkü âlemini, o nurun in’ikâsıyla ışıklandırır, senin lehinde nuraniyetle şehadet ettirir.

Sakın deme, “Benim namazım nerede, şu hakikat-i namaz nerede?” Zira, bir hurma çekirdeği, bir hurma ağacı gibi, kendi ağacını tavsif eder. Fark yalnız icmal ve tafsil ile olduğu gibi; senin ve benim gibi bir âmînin—velev hissetmezse—namazı, büyük bir velînin namazı gibi şu nurdan bir hissesi var, şu hakikatten bir sırrı vardır—velev şuurun taallûk etmezse. Fakat derecâta göre inkişaf ve tenevvürü ayrı ayrıdır. Nasıl bir hurma çekirdeğinden tâ mükemmel bir hurma ağacına kadar, ne kadar merâtip bulunur. Öyle de, namazın derecatında da daha fazla meratip bulunabilir. Fakat bütün o merâtipte, o hakikat-i nuraniyenin esası bulunur.

اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى مَنْ قَالَ ﴿ اَلصَّلٰوةُ عِمَادُ الدِّينِ ﴾ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِۤ اَجْمَعِينَ     2


Dipnot-1

“Allah göklerin ve yerin nurudur.” Nur Sûresi, 24:35.

Dipnot-2

Allahım! “Namaz dinin direğidir”(Tirmizî, İmân: 8; İbni Mâce, Fiten: 12; Müsned, 5:231, 237; el-Hâkim, el-Müstedrek, 2:76.) buyuran zâta ve bütün âl ve ashâbına salât ve selâm et.


âmî: cahil
âyet-i pür-envâr: nurlarla dolu âyet (bk. n-v-r)
derecât: dereceler
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hakikat-i namaz: gerçek namaz; namazın gerçek mahiyeti, esası (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hakikat-i nuraniye: parlak hakikat (bk. ḥ-ḳ-ḳ; n-v-r)
harekât: hareketler
hercümerc-i dünyeviye: dünyanın kargaşaları
hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
icmal: özet (bk. c-m-l)
in’ikâs: yansıma
inkişaf: açığa çıkma (bk. k-ş-f)
intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m)
kitabet-i kudret: kudret yazması (bk. k-t-b; ḳ-d-r)
mânidar: anlamlı (bk. a-n-y)
merâtip: mertebeler
müteveccih: yönelme
nuraniyet: parlaklık, aydınlık (bk. n-v-r)
Sâni-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan ve herşeyi sanatla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)
şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)
taallûk etmek: ilgili olmak
tafsil: ayrıntılandırma
tavsif etmek: özelliklerini anlatmak (bk. v-ṣ-f)
tebeddülât: değişiklikler
tenevvür: nurlanma, aydınlanma (bk. n-v-r)velev: eğer, gerçi
velî: Allah dostu (bk. v-l-y)
zulümat: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, Beşinci İkaz, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.365

https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/yirmi-birinci-soz/365

Doğada ve Sanatta Renk ve Leke Tasarımları – Güzel Sanatlar Eğitimi – Görsel Sanatlar, Resim – İş Eğitimi Sanat Elemanları

Doğada ve Sanatta Renk ve Leke Tasarımları – Güzel Sanatlar Eğitimi – Görsel Sanatlar, Resim – İş Eğitimi Sanat Elemanları

Görsel Sanat Eğitimi Dersi etkinliklerinde “Doğada ve Sanatta Renk ve Leke Tasarımları” etkinliği yer almaktadır. Etkinlikte doğada leke ve renk ile ilgili sanatsal örnekler ile sanatçıların ve çocukların yaptığı çalışmalar ve sanatsal eserler bulunmaktadır. Sanat elemanları renk ve leke üzerinde durulmaktadır.

 

https://dersdunyasi.net/wp-content/uploads/2024/01/Dogada-ve-Sanatta-Renk-ve-Leke-Tasarimlari-Guzel-Sanatlar-Egitimi-Gorsel-Sanatlar-Resim-–-Is-Egitimi-Sanat-Elemanlari.pdf

POWER POINT SUNUMU İNDİRMEK İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

https://dersdunyasi.net/wp-content/uploads/2024/01/Dogada-ve-Sanatta-Renk-ve-Leke-Tasarimlari-Guzel-Sanatlar-Egitimi-Gorsel-Sanatlar-Resim-–-Is-Egitimi-Sanat-Elemanlari.pptx


Doğada ve Sanatta Renk ve Leke Tasarımları – Güzel Sanatlar Eğitimi – Görsel Sanatlar, Resim – İş Eğitimi Sanat Elemanları

Renk denilince aklınıza neler geliyor?

Peki görsel sanatlarda
leke neye deniyor?

Renkler nasıl oluşturulmuştur?

Sanatsal tasarımda leke ile vurgulamalar:

Palyaço balığı lekelerle tasarlanmıştır.

Zürafalar lekelerle tasarlanmış ilginç hayvanlardan bir tanesidir.

Katil balinalar da siyah beyaz lekelerle tasarlanmıştır.

Atlar ve inekler de farklı renkte lekelerle tasarlanmıştır.

Kelebekler de değişik şekillerlde ve lekelerde tasarlanmıştır.

Göze benzeyen şekliyle Helix Bulutsusu


Kartal Bulutsusunu oluşturan toz ve gaz bulutları (Nasa)

Renkli Tasarımlar

Papağanlar değişik renklerde tasarlanmıştır. Ayrıca daha önceki derslerde gördüğümüz nokta ve çizgi de kullanılmıştır.

Rengarenk boyanmış kuşlar.

Çiçekler de rengarenk tasarlanmıştır.

Sanatçıların sanatında lekeler

Devabil Kara 

Sabri Berkel

Pablo Picasso – Guernica – Siyah beyaz ve gri lekelerle tasarlanmıştır.

Çocukların sanatında renk ve leke

Şimdi sıra sizde

•Sizden renkler ve/veya lekelerin ön plana çıktığı tasarımlar yapmanızı istiyoruz.

Kolay çizimlere de bakabilirsiniz. Örneğin:

22’den Çok Kolay Kuş Çizimi, Adım Adım Renkli Kuş Nasıl Çizilir, Çocuklara Sayılarla Hayvan Çizmek

Gül çizimi / Kolay çizimler

Tavus Kuşu Nasıl Çizilir? – En Kolay Tavus Kuşu Çizimi – How to draw a peacock (EASY) / #SenDeÇiz

Çocukların yaptığı çalışmalar

Teşekkürler arkadaşlar

Ey sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubûdiyet neticesiz midir? Ücreti az mıdır ki sana usanç veriyor? – Cumartesi Dersleri 21. 4.

Ey sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubûdiyet neticesiz midir? Ücreti az mıdır ki sana usanç veriyor? - Cumartesi Dersleri 21. 4.

https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “Ey sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubûdiyet neticesiz midir? Ücreti az mıdır ki sana usanç veriyor?” konusu işlenmektedir.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi Birinci Söz Birinci Makam Dördüncü İkaz

Ey sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubûdiyet neticesiz midir? Ücreti az mıdır ki sana usanç veriyor? - Cumartesi Dersleri 21. 4.
Ey sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubûdiyet neticesiz midir? Ücreti az mıdır ki sana usanç veriyor? – Cumartesi Dersleri 21. 4.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

Yirmi Birinci Söz

Birinci Makam

DÖRDÜNCÜ İKAZ

Ey sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubûdiyet neticesiz midir? Ücreti az mıdır ki sana usanç veriyor? Halbuki bir adam sana birkaç para verse veyahut seni korkutsa, akşama kadar seni çalıştırır; ve fütursuz çalışırsın. Acaba bu misafirhane-i dünyada âciz ve fakir kalbine kut ve gınâ; ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya; ve herhalde mahkemen olan mahşerde sened ve berat; ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat köprüsünde nur ve burâk olacak bir namaz neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır?

Bir adam sana yüz liralık bir hediye va’d etse, yüz gün seni çalıştırır. Hulfü’l-va’d edebilir o adama itimad edersin, fütursuz işlersin. Acaba hulfü’l-va’d hakkında muhal olan bir Zât, Cennet gibi bir ücreti ve saadet-i ebediye gibi bir hediyeyi sana va’d etse, pek az bir zamanda, pek güzel bir vazifede seni istihdam etse; sen hizmet etmezsen veya isteksiz, suhre gibi veya usançla, yarım yamalak hizmetinle Onu va’dinde itham ve hediyesini istihfaf etsen, pek şiddetli bir tedibe ve dehşetli bir tâzibe müstehak olacağını düşünmüyor musun? Dünyada hapsin korkusundan en ağır işlerde fütursuz hizmet ettiğin halde, Cehennem gibi bir haps-i ebedînin havfı, en hafif ve lâtif bir hizmet için sana gayret vermiyor mu?


âciz: güçsüz (bk. a-c-z)
âkıl: akıllı
berat: kurtuluş
burak: iman ehlini Sırat köprüsünden geçirecek olan binek, âhiret bineği
Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
cihet: yön
divanelik: akılsızlık
elem: acı, sıkıntı
fütur: usanç
fütursuz: usanmadan
gınâ: zenginlik (bk. ğ-n-y)
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
haps-i ebedi: sonsuz hapis (bk. e-b-d)
havf: korku
hulfü’l-va’d: sözünden dönme (bk. v-a-d)
iltihak etmek: katılmak
inkılâb etmek: dönüşmek
istihdam etmek: çalıştırmak
istihfaf: hafife alma
itham: suçlama
kalb olmak: dönüşmek
keramet: Allah’ın bir ikramı olarak, veli kullarda görünen olağanüstü haller (bk. k-r-m)
külfet: yük, zorluk
kut: gıda
lâtif: hoş, güzel (bk. l-ṭ-f)
mahşer: haşir meydanı (bk. ḥ-ş-r)
mâsiyet: günah, isyan
menzil: ev, mekân (bk. n-z-l)
merdâne: mertçe
meşakkat: güçlük, sıkıntı
misafirhane-i dünya: dünya misafirhanesi
muhal: imkânsız
mükellef: yükümlü
musibet: belâ, felaket
müstehak: hak eden (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
nefis: kişinin kendisi; insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu (bk. n-f-s)
nur: ışık, aydınlık (bk. n-v-r)
rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)
saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)
Sabûr: günahkârlara ve isyan edenlere ceza vermekte acele etmeyen ve kullarına sabır gücü ihsan eden Allah (bk. ṣ-b-r)
sarf etmek: harcamak
şevk: şiddetli arzu ve istek
Sırat köprüsü: Cehennem üzerine kurulu olan ve Cennete girmek için üzerinden geçilmesi gereken köprü
suhre: zoraki, angarya iş gören
taat: itaat, Allah’ın emirlerine uyma
târumâr etmek: dağıtmak
tâzip: azap verme, cezalandırma
tedip: edeplendirme, haddini bildirme
ulvî: yüce
va’d etmek: söz vermek (bk. v-a-d)
vazife-i ubûdiyet: kulluk görevi (bk. a-b-d)
ziya: ışık

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, Dördüncü İkaz, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.364

https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/yirmi-birinci-soz/364


CUMARTESİ DERSLERİ

CUMARTESİ DERSLERİ
CUMARTESİ DERSLERİ

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.

Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde ve https://sorularlarisale.com/ adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.

Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.

CUMARTESİ DERSLERİ

13. 3. On Üçüncü Söz – Birkaç biçare gençlere verilen bir tenbih, bir ders, bir ihtardır

13. 2. On Üçüncü Sözün İkinci Makamı

13.1. On Üçüncü Söz Ders – i İbret

12. 3. On İkinci Söz – Dördüncü Esas

12. 2. On İkinci Söz – İkinci ve Üçüncü Esas

12. 1. On İkinci Söz – Birinci Esas

11. 3. Onbirinci Söz Hakikatin Yüzü 2

10.16. Onuncu Söz Hatime

10.15. Onuncu Söz Onikinci Hakikat

10.14. Onuncu Söz Onbirinci Hakikat

10.13. Onuncu Söz Onuncu Hakikat

10.12. Onuncu Söz Dokuzuncu Hakikat

10.11. Onuncu Söz Sekizinci Hakikat

10.10. Onuncu Söz Yedinci Hakikat

10.9. Onuncu Söz Altıncı Hakikat

10.8. Onuncu Söz Beşinci Hakikat

10.7. Onuncu Söz Dördüncü Hakikat

10.6. Onuncu Söz Üçüncü Hakikat

10.5. Onuncu Söz İkinci Hakikat

10.4. Onuncu Söz 3. ve 4. İşaret ile 1. Hakikat

10.3. Onuncu Söz Mukaddime İkinci İşaret .

10.2. Onuncu Söz Mukaddime Birinci İşaret

10.1. Onuncu Söz Temsili Hikayecik 1-12. Suretler

9.2. Dokuzuncu Söz Beşinci Nükte

9. 1. Dokuzuncu Söz 1.-4. Nükteler

8. Sekizinci Söz

7. Yedinci Söz

6. Altıncı Söz

5. Beşinci Söz

4. Dördüncü Söz

3. Üçüncü Söz

2. İkinci Söz

1. Birinci Söz


Sen üç sabırla mükellefsin. Birisi, taat üstünde sabırdır. Birisi, mâsiyetten sabırdır. Diğeri, musibete karşı sabırdır. – Cumartesi Dersleri 21. 3.

Sen üç sabırla mükellefsin. Birisi, taat üstünde sabırdır. Birisi, mâsiyetten sabırdır. Diğeri, musibete karşı sabırdır. - Cumartesi Dersleri 21. 3.

https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “Sen üç sabırla mükellefsin. Birisi, taat üstünde sabırdır. Birisi, mâsiyetten sabırdır. Diğeri, musibete karşı sabırdır.” konusu işlenmektedir.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi Birinci Söz Birinci Makam Üçüncü İkaz

Sen üç sabırla mükellefsin. Birisi, taat üstünde sabırdır. Birisi, mâsiyetten sabırdır. Diğeri, musibete karşı sabırdır. - Cumartesi Dersleri 21. 3.
Sen üç sabırla mükellefsin. Birisi, taat üstünde sabırdır. Birisi, mâsiyetten sabırdır. Diğeri, musibete karşı sabırdır. – Cumartesi Dersleri 21. 3.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

Yirmi Birinci Söz

Birinci Makam

ÜÇÜNCÜ İKAZ

Ey sabırsız nefsim! Acaba geçmiş günlerdeki ibadet külfetini ve namazın meşakkatini ve musibet zahmetini bugün düşünüp muztarip olmak; hem gelecek günlerdeki ibadet vazifesini ve namaz hizmetini ve musibet elemini bugün tasavvur edip sabırsızlık göstermek hiç kâr-ı akıl mıdır?

Şu sabırsızlıkta misalin şöyle bir sersem kumandana benzer ki: Düşmanın sağ cenah kuvveti onun sağındaki kuvvetine iltihak etmiş ve ona taze bir kuvvet olduğu halde, o tutar, mühim bir kuvvetini sağ cenaha gönderir, merkezi zayıflaştırır.


âb-ı hayat: hayat suyu (bk. ḥ-y-y)
ahvâl-i dünyeviye: dünyanın halleri
âyine: aynacenah: kanat, yön
çeşme-i rahmet: rahmet çeşmesi (bk. r-ḥ-m)
cezb ve celb etmek: çekmek
ebed: sonsuzluk (bk. e-b-d)
ebedî: sonu olmayan, sonsuz (bk. e-b-d)
ekser: pekçok (bk. k-s̱-r)
elem: acı, sıkıntı
emel: arzu, istek
ezelî: başlangıcı olmayan, sonsuz bk. e-z-l)
fâni: gelip geçici, ölümlü (bk. f-n-y)
fıtraten: yaratılış itibarıyla (bk. f-ṭ-r)
halk olunmak: yaratılmak (bk. ḫ-l-ḳ)
hane-i cisim: beden, cisim evi
havâ-yı nesîm: hoş ve hafif rüzgar havası
iltihak etmek: katılmak
kadîr: her şeye gücü yeten (bk. ḳ-d-r)
kâr-ı akıl: akıl kârı
kasavetli: üzüntülü, sıkıntılı
kemâl-i sür’atle: çok hızlı (bk. k-m-l)
külfet: yük, zorluk
kut: gıda
lâtife-i Rabbaniye: İlâhî hakikatleri hisseden ve mânevî zevkleri alan his, duygu (bk. l-ṭ-f; r-b-b)
letâfetli: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f)
Mâbûd-u Bâkî: ibadete lâyık olan ve varlığı hiçbir zaman son bulmayan Allah (bk. a-b-d; b-ḳ-y)
Mahbûb-u Sermedî: varlığı sonsuz sevgili Allah (bk. ḥ-b-b)
maruz: tesiri altında kalmak
meftun: düşkün, tutkun, bağımlı
meşakkat: güçlük, sıkıntı
mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)
müptelâ: düşkün, bağımlı
muztarip olmak: ıztırap çekmek
nazik: ince, zarif
nihayetsiz: sonsuz
niyaz: dua, yalvarma
pürsevda: sevgiyle dolu
Rahîm-i Kerîm: rahmet ve ikram sahibi Allah (bk. r-ḥ-m; k-r-m)
şikemperver: boğazına düşkün
sırr-ı insani: insanın mânevî duygusu
tasavvur: zihinde şekillendirme, tasarlama (bk. ṣ-v-r)
teessürat: üzüntüler
tekerrür: tekrarlanma
telezzüz: lezzet alma, lezzetlenme
telezzüzât: lezzetlenmeler
teveccüh: yönelme
vâveylâ-yı firak: ayrılık feryadı (bk. f-r-ḳ)
zînur: nurlu (bk. ẕî; n-v-r)
zîşuur: şuur sahibi (bk. ẕî; ş-a-r)
zulümatlı: karanlık (bk. ẓ-l-m)

Hem sol cenahta düşmanın askeri yokken ve daha gelmeden, büyük bir kuvvet gönderir, “Ateş et” emrini verir, merkezi bütün bütün kuvvetten düşürtür. Düşman işi anlar, merkeze hücum eder, târümâr eder.

Evet, buna benzersin. Çünkü geçmiş günlerin zahmeti, bugün rahmete kalb olmuş. Elemi gitmiş, lezzeti kalmış. Külfeti, keramete iltihak; ve meşakkati, sevaba inkılâb etmiş. Öyle ise, ondan usanç almak değil, belki yeni bir şevk, taze bir zevk ve devama ciddî bir gayret almak lâzım gelir. Gelecek günler ise madem gelmemişler; şimdiden düşünüp usanmak ve fütur getirmek, aynen o günlerde açlığı ve susuzluğu ile bugün düşünüp bağırıp çağırmak gibi bir divaneliktir.

Madem hakikat böyledir. Âkıl isen, ibadet cihetinde yalnız bugünü düşün. Ve “Onun bir saatini, ücreti pek büyük, külfeti pek az, hoş ve güzel ve ulvî bir hizmete sarf ediyorum” de. O vakit senin acı bir füturun, tatlı bir gayrete inkılâb eder.

İşte, ey sabırsız nefsim! Sen üç sabırla mükellefsin. Birisi, taat üstünde sabırdır. Birisi, mâsiyetten sabırdır. Diğeri, musibete karşı sabırdır. Aklın varsa, şu Üçüncü İkazdaki temsilde görünen hakikati rehber tut, merdâne “Yâ Sabûr” de, üç sabrı omuzuna al. Cenâb-ı Hakkın sana verdiği sabır kuvvetini eğer yanlış yolda dağıtmazsan, her meşakkate ve her musibete kâfi gelebilir; ve o kuvvetle dayan.


âciz: güçsüz (bk. a-c-z)
âkıl: akıllı
berat: kurtuluş
burak: iman ehlini Sırat köprüsünden geçirecek olan binek, âhiret bineği
Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
cihet: yön
divanelik: akılsızlık
elem: acı, sıkıntı
fütur: usanç
fütursuz: usanmadan
gınâ: zenginlik (bk. ğ-n-y)
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hulfü’l-va’d: sözünden dönme (bk. v-a-d)
iltihak etmek: katılmak
inkılâb etmek: dönüşmek
istihdam etmek: çalıştırmak
kalb olmak: dönüşmek
keramet: Allah’ın bir ikramı olarak, veli kullarda görünen olağanüstü haller (bk. k-r-m)
külfet: yük, zorluk
kut: gıda
mahşer: haşir meydanı (bk. ḥ-ş-r)
mâsiyet: günah, isyan
menzil: ev, mekân (bk. n-z-l)
merdâne: mertçe
meşakkat: güçlük, sıkıntı
misafirhane-i dünya: dünya misafirhanesi
muhal: imkânsız
mükellef: yükümlü
musibet: belâ, felaket
nefis: kişinin kendisi; insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu (bk. n-f-s)
nur: ışık, aydınlık (bk. n-v-r)
rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)
saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)
Sabûr: günahkârlara ve isyan edenlere ceza vermekte acele etmeyen ve kullarına sabır gücü ihsan eden Allah (bk. ṣ-b-r)
sarf etmek: harcamak
şevk: şiddetli arzu ve istek
Sırat köprüsü: Cehennem üzerine kurulu olan ve Cennete girmek için üzerinden geçilmesi gereken köprü
taat: itaat, Allah’ın emirlerine uyma
târumâr etmek: dağıtmak
ulvî: yüce
va’d etmek: söz vermek (bk. v-a-d)
vazife-i ubûdiyet: kulluk görevi (bk. a-b-d)
ziya: ışık

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, Üçüncü İkaz, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.363

https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/yirmi-birinci-soz/363


CUMARTESİ DERSLERİ

CUMARTESİ DERSLERİ
CUMARTESİ DERSLERİ

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.

Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde ve https://sorularlarisale.com/ adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.

Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.

CUMARTESİ DERSLERİ

13. 3. On Üçüncü Söz – Birkaç biçare gençlere verilen bir tenbih, bir ders, bir ihtardır

13. 2. On Üçüncü Sözün İkinci Makamı

13.1. On Üçüncü Söz Ders – i İbret

12. 3. On İkinci Söz – Dördüncü Esas

12. 2. On İkinci Söz – İkinci ve Üçüncü Esas

12. 1. On İkinci Söz – Birinci Esas

11. 3. Onbirinci Söz Hakikatin Yüzü 2

10.16. Onuncu Söz Hatime

10.15. Onuncu Söz Onikinci Hakikat

10.14. Onuncu Söz Onbirinci Hakikat

10.13. Onuncu Söz Onuncu Hakikat

10.12. Onuncu Söz Dokuzuncu Hakikat

10.11. Onuncu Söz Sekizinci Hakikat

10.10. Onuncu Söz Yedinci Hakikat

10.9. Onuncu Söz Altıncı Hakikat

10.8. Onuncu Söz Beşinci Hakikat

10.7. Onuncu Söz Dördüncü Hakikat

10.6. Onuncu Söz Üçüncü Hakikat

10.5. Onuncu Söz İkinci Hakikat

10.4. Onuncu Söz 3. ve 4. İşaret ile 1. Hakikat

10.3. Onuncu Söz Mukaddime İkinci İşaret .

10.2. Onuncu Söz Mukaddime Birinci İşaret

10.1. Onuncu Söz Temsili Hikayecik 1-12. Suretler

9.2. Dokuzuncu Söz Beşinci Nükte

9. 1. Dokuzuncu Söz 1.-4. Nükteler

8. Sekizinci Söz

7. Yedinci Söz

6. Altıncı Söz

5. Beşinci Söz

4. Dördüncü Söz

3. Üçüncü Söz

2. İkinci Söz

1. Birinci Söz


Kalbimin gıdası, ruhumun âb-ı hayatı ve lâtife-i Rabbâniyemin havâ-yı nesîmini cezb ve celb eden namaz dahi seni usandırmamak gerektir. – Cumartesi Dersleri 21. 2.

Kalbimin gıdası, ruhumun âb-ı hayatı ve lâtife-i Rabbâniyemin havâ-yı nesîmini cezb ve celb eden namaz dahi seni usandırmamak gerektir. - Cumartesi Dersleri 21. 2.

https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “Kalbimin gıdası, ruhumun âb-ı hayatı ve lâtife-i Rabbâniyemin havâ-yı nesîmini cezb ve celb eden namaz dahi seni usandırmamak gerektir.” konusu işlenmektedir.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi Birinci Söz Birinci Makam İkinci İkaz.

Kalbimin gıdası, ruhumun âb-ı hayatı ve lâtife-i Rabbâniyemin havâ-yı nesîmini cezb ve celb eden namaz dahi seni usandırmamak gerektir. - Cumartesi Dersleri 21. 2.
Kalbimin gıdası, ruhumun âb-ı hayatı ve lâtife-i Rabbâniyemin havâ-yı nesîmini cezb ve celb eden namaz dahi seni usandırmamak gerektir. – Cumartesi Dersleri 21. 2.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

Yirmi Birinci Söz

Birinci Makam

İKİNCİ İKAZ

Ey şikemperver nefsim! Acaba, hergün hergün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana onlar usanç veriyor mu?

Madem vermiyor; çünkü ihtiyaç tekerrür ettiğinden usanç değil, belki telezzüz ediyorsun. Öyle ise, hane-i cismimde senin arkadaşların olan kalbimin gıdası, ruhumun âb-ı hayatı ve lâtife-i Rabbâniyemin havâ-yı nesîmini cezb ve celb eden namaz dahi seni usandırmamak gerektir.

Evet, nihayetsiz teessürat ve elemlere maruz ve müptelâ ve nihayetsiz telezzüzâta ve emellere meftun ve pürsevda bir kalbin kut ve kuvveti, herşeye kadîr bir Rahîm-i Kerîmin kapısını niyaz ile çalmakla elde edilebilir.

Evet, şu fâni dünyada kemâl-i sür’atle vâveylâ-yı firakı koparan giden, ekser mevcudatla alâkadar bir ruhun âb-ı hayatı ise, herşeye bedel bir Mâbûd-u Bâkînin, bir Mahbûb-u Sermedînin çeşme-i rahmetine namaz ile teveccüh etmekle içilebilir.

Evet, fıtraten ebediyeti isteyen ve ebed için halk olunan ve ezelî ve ebedî bir Zâtın âyinesi olan ve nihayetsiz derecede nazik ve letâfetli bulunan zîşuur bir sırr-ı insanî, zînur bir lâtife-i Rabbâniye, şu kasavetli, ezici ve sıkıntılı, geçici ve zulümatlı ve boğucu olan ahvâl-i dünyeviye içinde, elbette teneffüse pek çok muhtaçtır ve ancak namazın penceresiyle nefes alabilir.


âb-ı hayat: hayat suyu (bk. ḥ-y-y)
ahvâl-i dünyeviye: dünyanın halleri
âyine: ayna
cenah: kanat, yön
çeşme-i rahmet: rahmet çeşmesi (bk. r-ḥ-m)
cezb ve celb etmek: çekmek
ebed: sonsuzluk (bk. e-b-d)
ebedî: sonu olmayan, sonsuz (bk. e-b-d)
ekser: pekçok (bk. k-s̱-r)
elem: acı, sıkıntı
emel: arzu, istek
ezelî: başlangıcı olmayan, sonsuz bk. e-z-l)
fâni: gelip geçici, ölümlü (bk. f-n-y)
fıtraten: yaratılış itibarıyla (bk. f-ṭ-r)
halk olunmak: yaratılmak (bk. ḫ-l-ḳ)
hane-i cisim: beden, cisim evi
havâ-yı nesîm: hoş ve hafif rüzgar havası
iltihak etmek: katılmakkadîr: her şeye gücü yeten (bk. ḳ-d-r)
kâr-ı akıl: akıl kârı
kasavetli: üzüntülü, sıkıntılı
kemâl-i sür’atle: çok hızlı (bk. k-m-l)
külfet: yük, zorluk
kut: gıda
lâtife-i Rabbaniye: İlâhî hakikatleri hisseden ve mânevî zevkleri alan his, duygu (bk. l-ṭ-f; r-b-b)
letâfetli: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f)
Mâbûd-u Bâkî: ibadete lâyık olan ve varlığı hiçbir zaman son bulmayan Allah (bk. a-b-d; b-ḳ-y)
Mahbûb-u Sermedî: varlığı sonsuz sevgili Allah (bk. ḥ-b-b)
maruz: tesiri altında kalmak
meftun: düşkün, tutkun, bağımlı
meşakkat: güçlük, sıkıntı
mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)
müptelâ: düşkün, bağımlı
muztarip olmak: ıztırap çekmek
nazik: ince, zarif
nihayetsiz: sonsuz
niyaz: dua, yalvarma
pürsevda: sevgiyle dolu
Rahîm-i Kerîm: rahmet ve ikram sahibi Allah (bk. r-ḥ-m; k-r-m)
şikemperver: boğazına düşkün
sırr-ı insani: insanın mânevî duygusu
tasavvur: zihinde şekillendirme, tasarlama (bk. ṣ-v-r)
teessürat: üzüntüler
tekerrür: tekrarlanma
telezzüz: lezzet alma, lezzetlenme
telezzüzât: lezzetlenmeler
teveccüh: yönelme
vâveylâ-yı firak: ayrılık feryadı (bk. f-r-ḳ)
zînur: nurlu (bk. ẕî; n-v-r)
zîşuur: şuur sahibi (bk. ẕî; ş-a-r)
zulümatlı: karanlık (bk. ẓ-l-m)

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, İkinci İkaz, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.363

https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/yirmi-birinci-soz/363


CUMARTESİ DERSLERİ

CUMARTESİ DERSLERİ
CUMARTESİ DERSLERİ

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.

Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde ve https://sorularlarisale.com/ adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.

Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.

CUMARTESİ DERSLERİ

13. 3. On Üçüncü Söz – Birkaç biçare gençlere verilen bir tenbih, bir ders, bir ihtardır

13. 2. On Üçüncü Sözün İkinci Makamı

13.1. On Üçüncü Söz Ders – i İbret

12. 3. On İkinci Söz – Dördüncü Esas

12. 2. On İkinci Söz – İkinci ve Üçüncü Esas

12. 1. On İkinci Söz – Birinci Esas

11. 3. Onbirinci Söz Hakikatin Yüzü 2

10.16. Onuncu Söz Hatime

10.15. Onuncu Söz Onikinci Hakikat

10.14. Onuncu Söz Onbirinci Hakikat

10.13. Onuncu Söz Onuncu Hakikat

10.12. Onuncu Söz Dokuzuncu Hakikat

10.11. Onuncu Söz Sekizinci Hakikat

10.10. Onuncu Söz Yedinci Hakikat

10.9. Onuncu Söz Altıncı Hakikat

10.8. Onuncu Söz Beşinci Hakikat

10.7. Onuncu Söz Dördüncü Hakikat

10.6. Onuncu Söz Üçüncü Hakikat

10.5. Onuncu Söz İkinci Hakikat

10.4. Onuncu Söz 3. ve 4. İşaret ile 1. Hakikat

10.3. Onuncu Söz Mukaddime İkinci İşaret .

10.2. Onuncu Söz Mukaddime Birinci İşaret

10.1. Onuncu Söz Temsili Hikayecik 1-12. Suretler

9.2. Dokuzuncu Söz Beşinci Nükte

9. 1. Dokuzuncu Söz 1.-4. Nükteler

8. Sekizinci Söz

7. Yedinci Söz

6. Altıncı Söz

5. Beşinci Söz

4. Dördüncü Söz

3. Üçüncü Söz

2. İkinci Söz

1. Birinci Söz


“Bağı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz” – Gazel – Nabi – TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 10. SINIF DERS İŞLENİŞİ 3. ÜNİTE: ŞİİR – 3. 6. DİVAN ŞİİRİNDEN GAZEL ÖRNEĞİ 1

“Bağı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz” Nabi - Gazel
[smartslider3 slider=”48″]

Bu sayfada ortaöğretim / lise Türk Dili ve Edebiyatı dersi 10. sınıf 3. ünite şiir, divan şiirinden gazel örneği; Urfalı büyük şâir Yûsüf Nâbî’nin, çağdaşı olan Çorlulu Ali Paşa’nın kararıyla evi yıkılıp perîşân olunca yazdığı “Bağı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz” gazeline yer verilmiştir.

https://dersdunyasi.net/wp-content/uploads/2020/08/Türk-Dili-ve-Edebiyatı-10-Ders-İşlenişi-3.-Ünite-Şiir-3.-6.-Divan-Şiirinden-Gazel-Örneği-1.pdf

HAZIRLIK

  1. Hayatın sevinç ve hüzünlerle yoğrulması konusundaki görüşleriniz nelerdir?
  2. İnsanın gurura kapılması doğru mudur? Niçin?

GAZEL

GAZELGünümüz Türkçesi:
Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gamın da rûzgârın görmüşüz
•Biz, dünya bahçesinin hem güzünü, hem de ilkbaharını görmüşüz,
Biz, sevincin de kederin de yaşandığı günleri görmüşüz.
Çok da mağrûr olma kim mey-hâne-i ikbâlde
Biz hezâran mest-i mağrûrun humârın görmüşüz
•Çok da gururlanma ki, bu talih meyhanesinde biz,
Gururdan sarhoş olan binlercesinin uyuşuk halini görmüşüz.
Top-ı âh-ı inkisâra pây-dâr olmaz yine
Kişver-i câhın nice sengin hisârın görmüşüz
•(Ve) yine gücenmişlik ahının topuna dayanamayan,
Yüksek mevki ülkesinin taştan kalesini görmüşüz.
Bir hurûş ile eder bin hâne-i ikbâli pest
Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz
•Bir beddua ile bin talih evini yıkıp giden
Dertlilerin sel gibi akıttıkları gözyaşlarını
görmüşüz.
Bir hadeng-i can-güdâz-ı âhtır sermâyesi
Biz bu meydânın nice çâpük-süvârın görmüşüz
•Biz, yere yıkılması bir can alıcı ah okuna bağlı,
Bu meydanın nice usta binicilerini görmüşüz.
Bir gün eyler dest-beste pây-âh-ı cây-gâh
Bi-adet mağrûr-ı sadr-ı i’tibârın görmüşüz
[Sadarette itibar üzere oturan nicelerini gördük ki; gün geldi de onlar el pençe vaziyette pabuçluğu mekân tuttular (yani hizmetçi oldular)]
Kâse-i deryûzeye tebdîl olur câm-ı murâd
Biz bu bezmin Nâbiyâ çok bâde-hârın görmüşüz
•Ey Nâbî! En sonunda istek kadehi dilenci kâsesine dönen,
Biz, bu eğlence meclisinin nice sarhoşlarını görmüşüz

Vezni: Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

Nabî

(hzl: Cem Dilçin, Türk Şiir Bilgisi)



BİLİNMEYEN KELİMELER


bâde-hâr: İçki içenler.
bâğ-ı dehr: Dünya bahçesi.
bezm: İçki meclisi, dost toplantısı.
çâpük-süvâr: Ata iyi binen.
dest-beste: El bağlamış, el pençe vaziyette.
hadeng-i can-güdâz: Can eriten ok.
hâne-i ikbâl: Uğur evi.
hezâran: Binlerce.
humâr: Sarhoşluktan sonra gelen baş ağrısı.
hurûş: Gürültü, ağlayıp inleme.
inkisar: Kırılma, gücenme, beddua, ilenç.
kâse-i deryûze: Dilenci çanağı.
kişver-i câh: Makam, mevki ülkesi.
sadr-ı i’tibâr: Sadârette (sadrazamlıkta) itibarlı olanlar.
mest-i mağrur: Gurur sarhoşluğuna kapılan kişi.
neşat: Sevinç.
pây-âh-ı cây-gâh:
pây-dâr: Sağlam, devamlı.
pest: Alçak, aşağı.
rûzgâr: Rüzgâr, zaman.
seng: Taş.
seyl-i eşk-i inkisâr: İnkisar gözyaşlarının seli.
top-ı ah-ı inkisar: Beddua ahlarının topu.

Metinde anlamlarını bilmediğiniz kelime ve kelime gruplarının anlamını metnin
bağlamından hareketle tahmin ediniz veya kaynaklardan öğreniniz.

ETKİNLİKLER

  1. Metnin tema ve konusunu belirleyiniz.
  2. İlk beyitte geçen ‘hazân/ bahâr’ , ‘neşât/ gam’ kelimeleri sizce nelerin simgesi olabilir? Yaşadığımız ayrılık ve üzüntüler, bize bir şeyler öğretir mi?
  3. İkinci beyitte şair, niçin mağrur olmamak gerektiğini vurguluyor? İnsan, güzelliği, makamı veya zenginliğiyle kibirlenme hakkına sahip midir? Niçin?
  1. “Bir hurûş ile eder bin hâne-i ikbâli pest/ Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz” beytinde şair, ne anlatmak istemiştir? Buradaki manayı ‘ahı tutmak’ deyimi ile ilişkilendirebilir miyiz?
  2. Aşağıdaki videoyu izleyerek gazelle ilgili yorumlar hakkında düşüncelerinizi söyleyiniz.

Hayati İnanç – Muhteşem Anlatım Nâbî “Bağı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz”

  1. Kültürel ve sosyal yapı ilişkisinden hareketle okuduğunuz gazelin yazıldığı
    dönemin zihniyetine dair neler söyleyebilirsiniz?
  2. Aşağıdaki parağrafı okuyunuz. Gazelde anlatılmak istenenler ile bu parçada anlatılanlar arasında nasıl bir bağ vardır? Tartışınız.

“… ekseriya zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp, buradan göçüp gidiyorlar. Demek bir Mahkeme-i Kübrâya bırakılıyor, tehir ediliyor. Yoksa bakılmıyor değil. Bazan dünyada dahi ceza verir. Kurûn-u sâlifede cereyan eden âsi ve mütemerrid kavimlere gelen azaplar gösteriyor ki, insan başıboş değil; bir celâl ve gayret sillesine her vakit maruzdur.”

http://www.erisale.com/#content.tr.1.103

celâl: haşmet, görkem, yücelik (bk. c-l-l)
cereyan eden: meydana gelen
ekseriya: çoğunlukla (bk. k-s̱-r)
gayret: şeref, haysiyet, izzet (bk. ğ-y-r)
izzet: değer, kıymet, şeref, yücelik (bk. a-z-z)
kurûn-u sâlife: geçmiş çağlar
Mahkeme-i Kübrâ: öldükten sonra âhirette Allah’ın huzurunda kurulacak olan büyük mahkeme (bk. ḥ-k-m; k-b-r)
maruz: tesirinde ve karşısında olma
mazlum: zulme, haksızlığa uğrayan (bk. ẓ-l-m)
mütemerrid: inatçı, inanmamakta direnen
sille: tokat
tehir edilmek: ertelenmek
zillet: hor, hakir, aşağılanma
  1. Divan Şiiri Grubu, hazırladığı gazellerden bir şiir dinletisi sunsun. Yapılan sunumlardan sonra dinlenen gazellerin ahenk unsurları, ses akışları ve hissettirdikleriniz ile ilgili çıkarımlarda bulununuz.
Divan Şiiri Grubu, hazırladığı gazellerden bir şiir dinletisi sunsun.
Divan Şiiri Grubu, hazırladığı gazellerden bir şiir dinletisi sunsun.
  1. Sunulan Gazelleri sınıf veya okul panosunda sergileyiniz. İmkanlar ölçüsünde okul
    dergisinde ve okulun internet sayfası edebiyat köşesinde yayınlayınız.

Daha Fazlası

Hayati İnanç’ın konuyla ilgili değerlendirmelerini okuyun:

URFALI ŞÂİR YÛSÜF NÂBÎ

Urfalı büyük şâir Yûsüf Nâbî (vefat 1712), çağdaşı olan Çorlulu Ali Paşa’nın kararıyla evi yıkılıp perîşân olunca aşağıdaki gazeli yazmış. Derler ki; “keşke yüz evi olup yüzü de yıkılsaydı da Nâbî’den, böyle yüz eser kalsaydı.” 


Bu şiire çok sonraları yapılan nazire ve tahmisler cidden kayda değer evsaftadır.


Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz

Biz neşâtın da gâmın da rûzgârın görmüşüz

[Zaman bağının baharını da gördük güzünü de; üzerimizden neş’e rüzgârları da geçmiştir gam fırtınaları da.]

Çok da mağrûr olma kim meyhâne-i ikbâlde

Biz hezârân mest-i mağrûrun humârın görmüşüz 

[Mevki sahibi olunca zafer sarhoşu oluverme; zîrâ böylesine mest (sarhoş) olup sabah olunca da baş ağrısı çeken binlercesini görmüşlüğümüz var.]

Top-ı âh-ı inkisâra pây-dâr olmaz yine

Kişver-i câhın nice sengîn hisârın görmüşüz 

[Gönlü kırık olanın atıverdiği âh topunun nice büyük sultanların muhkem kalelerini yıktığını biliriz.]

Bir hurûşiyle eder bin hâne-i ikbâli pest

Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz

[Derd ehli olanların kırıklıkla döktükleri gözyaşlarının yaptığı seller önünde nice gösterişli kâşânelerin, mâlikânelerin yerle bir olduğunu biliriz.]

Bir hadeng-i cân-güdâz-ı âhdır sermâyesi

Biz bu meydânın nice çâbük-süvârın görmüşüz

[O garipler ki, bütün sermâyeleri can yakıcı bir âh silâhından ibarettir ama, onu şöyle bir attıkları zaman, nice hızlı süvarilerin vurulup yere serildiklerini gördük.]
 
Bir gün eyler dest-beste pây-gâhı cây-gâh

Bî-aded mağrûrun sadr-ı i’tibârın görmüşüz

[Sadarette itibar üzere oturan nicelerini gördük ki; gün geldi de onlar el pençe vaziyette pabuçluğu mekân tuttular (yani hizmetçi oldular)]

Kâse-i deryûzeye tebdîl olur câm-ı murâd

Biz bu bezmin Nâbîyâ çok bâde-hârın görmüşüz

[O elindeki –gururla kaldırıp kaldırıp- içtiğin kadeh var ya, gün gelir de dilenci çanağına döner; benzerlerini çok gördük.]

Söz Nâbî’den açıldığı için bir diğer meşhur şiirini de takdim etmek isterim.

Sultan Dördüncü Mehmed zamanında hacca giden surre alayında geçer hadise. Nâbî merhûmun içinde bulunduğu kafileye –bugünkü tabirle- sponsorluk eden ağa Medine-i Münevvereye yaklaşıldığı bir sırada insanlık icabı hafif uykuya dalınca, Efendimizin bu kadar yakınında uykuyu edebe mugayir gören hikmet şairimiz irticalen yüksek sesle beş beyt terennüm eder:


 Sakın terk-i edebden, kûy-i mahbûb-i Hudâ’dır bu!

Nazargâh-i ilâhîdir, makâm-ı Mustafâ’dır bu.

[Edebi terketmekten sakın! Zîrâ burası Allahü teâlânın sevgilisinin bulunduğu yerdir.

Bu yer, Hak teâlânın nazar evi, Resûl-i Ekrem’in makâmıdır.]

Ayrıca daha detaylı metin incelemesi için aşağıdaki alıntıyı inceleyiniz:

Şiirin Anlam Yönünden İncelenmesi
Açıklama – Yorum
Divan edebiyatında “hikemi tarz” adı verilen ve adeta Nâbi ile özdeşlenen şiir akımına uygun tarzda yazılan bu gazel, belli hayat tecrübelerini aktarması bakımından iyi bir örnektir.

Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gamın da rüzgârın görmüşüz

(Dünya bahçesinin hemhazanını (sonbahar) hem baharını (ilkbahar) görmüşüz, biz neşenin de hüznün de zamanını görmüşüz.)

Şair, bu beyitte dünyanın geçiciliğini vurguluyor. Her şey gibi mevki, makam, güç ve zenginlik hep geçicidir. Beyitte geçen “bahar” güzel günleri, “hazan” ise sıkıntılı günleri simgeliyor. Şair, yaşantısı boyunca hem güzel günler hem de sıkıntılı günler gördüğünü belirtiyor.

Beyitteki “hazan – bahar” ve “neşat – gam” kelimeleri arasında tezat sanatı vardır. Aynı zamanda bu kelimeler arasında leff ü neşr sanatı vardır. Beyitteki “rüzgâr” kelimesinde hem “yel”, hem de “zaman” anlamları birlikte kullanıldığı için tevriye sanatı vardır.


LİSE / ORTAÖĞRETİM













Resurrection and the Hereafter 1 – UPPSTÅNDELSEN OCH LIVET EFTER DETTA 1 / The Tenth Word 1 – Det tionde ordet 1 / ENGLISH – SWEDISH LANGUAGE STUDY / ENGELSKA – SVENSKA SPRÅK STUDIE /

ENGLISH – SWEDISH LANGUAGE STUDY / ENGELSKA – SVENSKA SPRÅK STUDIE / The Tenth Word 1 - Det tionde ordet 1 - Resurrection and the Hereafter 1 - UPPSTÅNDELSEN OCH LIVET EFTER DETTA 1

This English – Swedish language study is about “Resurrection and the Hereafter”. Its author is Bediuzzaman Said Nursi. This page is just an introduction to this topic. Some pages are shared each time.

Den här engelska – svenska språkstudien handlar om UPPSTÅNDELSEN OCH LIVET EFTER DETTA. Författaren är Bediüzzaman Said Nursi. Den här sida är bara en inledning om det. Varje gång delas en del av sidor.   

ENGLISH – SWEDISH LANGUAGE STUDY / ENGELSKA – SVENSKA SPRÅK STUDIE / The Tenth Word 1 - Det tionde ordet 1 - Resurrection and the Hereafter 1 - UPPSTÅNDELSEN OCH LIVET EFTER DETTA 1
ENGLISH – SWEDISH LANGUAGE STUDY / ENGELSKA – SVENSKA SPRÅK STUDIE / The Tenth Word 1 – Det tionde ordet 1 – Resurrection and the Hereafter 1 – UPPSTÅNDELSEN OCH LIVET EFTER DETTA 1

ENGLISH – SWEDISH LANGUAGE STUDY / ENGELSKA – SVENSKA SPRÅK STUDIE

The Tenth Word 1

Det tionde ordet 1

Resurrection and the Hereafter 1

UPPSTÅNDELSEN OCH LIVET EFTER DETTA 1

NOTE

The reasons for my writing these treatises in the form of metaphors, comparisons and stories are to facilitate comprehension and to show how rational, appropriate, well-founded and coherent are the truths of Islam.

NOTERA

Anledningen till att jag skriver dessa metaforer och jämförelser i form av berättelser är att underlätta förståelsen och visa hur rationell, lämplig, välgrundad och sammanhängande islams sanning är.

The meaning of the stories is contained in the truths that conclude them; each story is like an allusion pointing to its concluding truth. Therefore, they are not mere fictitious tales, but veritable truths.

Berättelsernas betydelse återfinns i de sanningar som avslutar dem, där varje berättelse är en anspelning på den avslutande sanningen. Därför är de inte fiktiva berättelser utan verkliga sanningar.

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

فَانْظُرْ إِلَى آثَارِ رَحْمَتِ اللَّهِ كَيْفَ يُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ ذلِكَ لَمُحْيِي الْمَوْتَى وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

In the Name of God, the Compassionate, the Merciful.

Look, then, to the signs of God’s mercy —how He restores life to the earth after its death— verily He it is Who quickens the dead, for He is powerful over all things. (Quran 30:50)

“I Guds den Nåderikes, den Barmhärtiges namn!”

“Se där tecknen på Guds nåd – hur Han ger nytt liv åt jorden som varit död! Nytt liv skall Han [också] ge åt de döda! Han har allt i Sin makt.” Koranen, 30:50.

Brother, if you wish for a discussion of resurrection and the hereafter in simple and common language, in a straightforward style, then listen to the following comparison, together with my own soul.

Broder, om du önskar en förklaring om uppståndelsen och livet efter detta på ett enkelt och lättförståeligt språk som är tydligt, lyssna då på följande jämförelse tillsammans med min själ.

Once two men were travelling through a land as beautiful as Paradise (by that land, we intend the world).

En gång reste två män till ett land så vackert som paradiset (med detta land avser vi världen).

Looking around them, they saw that everyone had left open the door of his home and his shop and was not paying attention to guarding it.

Runt om sig såg de att alla hade lämnat dörren öppen till sina hem och butiker, de brydde sig inte om att vakta dem.

Money and property were readily accessible, without anyone to claim them.

Pengar och egendom var lättåtkomliga utan att någon gjorde anspråk på dem.

One of the two travellers grasped hold of all that he fancied, stealing it and usurping it.

En av de två resenärerna började roffa åt sig av allt han ville ha genom att stjäla och tillskanska sig.

Following his inclinations, he committed every kind of injustice and abomination.

Han följde sin lust och gjorde all grymhet och liderlighet.

None of the people of that land moved to stop him. But his friend said to him:

Ingen av landets invånare försökte stoppa honom. Hans vän sade till honom:

“What are you doing? You will be punished, and I will be dragged into misfortune along with you. All this property belongs to the state.

“Vad gör du? Du kommer att straffas och jag kommer att dras in i trubbel tillsammans med dig. All denna egendom tillhör staten.

The people of this land, including even the children, are all soldiers or government servants.

Folket i detta land, även barn, är alla soldater eller statliga tjänstemän.

It is because they are at present civilians that they are not interfering with you.

Anledningen till att de inte ingriper mot dig är att de för närvarande är civila.

But the laws here are strict. The king has installed telephones everywhere and his agents are everywhere. Go quickly, and try to settle the matter.”

Men lagarna är strikta. Kungen har försett alla med en telefon och hans agenter finns överallt. Gå nu snabbt och försök ordna upp saken.”

But the empty-headed man said in his obstinacy: “No, it is not state property; it belongs instead to some endowment, and has no clear or obvious owner.

Men den enfaldiga mannen sade i sin envishet: “Nej, det är inte statlig egendom utan tillhör allmänheten och har ingen uppenbar ägare.

Everyone can make use of it as he sees fit. I see no reason to deny myself the use of these fine things.

Alla kan utnyttja det som man finner lämpligt. Jag ser ingen anledning till att jag ska förnekas utnyttja dessa fina saker.

I will not believe they belong to anyone unless I see him with my own eyes.”

Jag kommer inte att tro att detta tillhör någon förrän jag ser ägaren med mina egna ögon.”

He continued to speak in this way, with much philosophical sophistry, and an earnest discussion took place between them.

På detta sätt fortsatta han att genom filosofiska spetsfundigheter tala och de diskuterade alvarligt frågan.

First the empty-headed man said: “Who is the king here? I can’t see him,” and then his friend replied:

Den enfaldiga mannen sade först: “Vem är kung här? Jag känner inte honom”, och hans vän svarade:

“Every village must have its headman; every needle must have its manufacturer and craftsman. And, as you know, every letter must be written by someone. How, then, can it be that so extremely well-ordered a kingdom should have no ruler?

“Varje by måste ha sin ledare, liksom varje nål måste ha sin hantverkare och ägare. Och varje bokstav skrivas av någon. Hur kan det då komma sig att ett så extremt välordnat kungarike inte kan ha någon härskare?

 And how can so much wealth have no owner, when every hour a train1 arrives filled with precious and artful gifts, as if coming from the realm of the unseen?

—————————

¹ Indicates the cycle of a year. Indeed, every spring is a carload of provisions coming from the realm of the unseen.

Och hur kan så mycket rikedom inte ha en ägare, när det varje timme anländer ett tåg¹ fyllt med värdefulla och konstnärliga gåvor som om de kom från ett osynligt rike?

————————–

¹ Indikerar en årscykel. I sanning, är varje vår en vagnlast fylld med proviant kommande från det osynliga riket.

And all the announcements and proclamations, all the seals and stamps, found on all those goods, all the coins and the flags waving in every corner of the kingdom — can they be without an owner?

Och alla tillkännagivanden och kungörelser, alla sigiller och stämplar som finns på alla dessa varor, alla mynt och flaggor som viftar i varje hörn av riket – kan de vara utan ägare?

It seems you have studied foreign languages a little, and are unable to read this Islamic script.

Det verkar som om du har studerat en aning utländska språk men är oförmögen att läsa denna islamiska skrift.

In addition, you refuse to ask those who are able to read it. Come now, let me read to you the king’s supreme decree.”

Dessutom vägrar du fråga dem som har kunskapen att läsa den. Kom nu. Låt mig läsa för dig kungens högsta dekret.”

The empty-headed man then retorted: “Well, let us suppose there is a king; what harm can he suffer from the minute use I am making of all his wealth?

Den enfaldiga mannen svarade då: “Nå, låt oss anta att det finns en kung, vilken skada gör det om jag använder en liten del av all hans rikedom?

Will his treasury decrease on account of it? In any event, I can see nothing here resembling prison or punishment.”

Kommer hans skatt att minska på grund av det? Hur som helst kan jag inte se något som liknar ett fängelse eller en bestraffning.”

His friend replied: “This land that you see is a manoeuvering ground. It is, in addition, an exhibition of his wonderful royal arts.

Hans vän svarade: “Detta land som du ser är en prövningsplats.. Det är dessutom en utställning i underbar kunglig konst.

Then again it may be regarded as a temporary hospice, one devoid of foundations. Do you not see that every day one caravan arrives as another departs and vanishes?

Det kan betraktas som ett tillfälligt härberge, som saknar grund. Ser du inte att det varje dag anländer en karavan samtidigt som en annan avgår och försvinner.

It is being constantly emptied and filled. Soon the whole land will be changed; its inhabitants will depart for another and more lasting realm.

Snart kommer hela landet att ha förändrats, dess invånare kommer att lämna till ett annat och mer varaktigt rike.

There everyone will be either rewarded or punished in accordance with his services.”

Där kommer man antingen att belönas eller bestraffas i enlighet med vad man förtjänar.”

That treacherous empty-headed one retorted rebelliously: “I don’t believe it. Is it at all possible that a whole land should perish, and be transferred to another realm?”

Denna förrädiska enfaldiga man invände envist: “Det tror jag inte alls på. Är det alls möjligt att det här landet skulle kunna försvinna och förflyttas till ett annat rike?”

His faithful friend then replied: “Since you are so obstinate and rebellious, come, let me demonstrate to you, with twelve out of the innumerable proofs available, that there is a Supreme Tribunal, a realm of reward and generosity and a realm of punishment and incarceration, and that just as this world is partially emptied every day, so too a day shall come when it will be totally emptied and destroyed.

Hans trogna vän svarade då: “Eftersom du är så envis och enveten, kom, låt mig visa dig med tolv av de otaliga bevis som finns att det finns en Högsta Instans, en värld av belöning och godhet ochen värld av straff och fängslande. Precis som denna värld delvis töms varje dag skall även en dag komma då den helt kommer att tömmas och förstöras.

• First Aspect:  

Is it at all possible that in any kingdom, and particularly so splendid a kingdom as this, there should be no reward for those who serve obediently and no punishment for those who rebel?

Reward and punishment are virtually non-existent here; there must therefore be a Supreme Tribunal somewhere else.

o Första aspekten

Är det alls möjligt att det i varje rike, och särskilt ett sådant fantastiskt rike som detta, inte skulle finnas någon belöning för de som lydigt tjänar och inget straff för de som gör uppror?

Belöning och straff är praktiskt taget obefintliga här och därför måste det någon annanstans finnas en Högsta Instans.

(To be continued)

(Fortsättning följer)

Resources

Källor

Uppståndelsen och livet efter detta, Bediüzzaman Said Nursi, buken ursprungliga namn Haşir Rısalesi (İsveççe), redigering Erdoğan Nil, översättning Thomas Keresturi, redaktör Hülya Altınkaya, ansvarig vid bokförlag Rejhan Publication, tryckort Irmak Ofset, augusti 2013.

http://www.erisale.com/index.jsp?locale=en#content.en.201.59

https://www.sozler.com.tr/urun/hasir-risalesi-isvecce


SVENSKA / İSVEÇÇE / SWEDISH















Ey bedbaht nefsim! Acaba ömrün ebedî midir? Hiç kat’î senedin var mı ki, gelecek seneye, belki yarına kadar kalacaksın? – Cumartesi Dersleri 21. 1.

Ey bedbaht nefsim! Acaba ömrün ebedî midir Hiç kat'î senedin var mı ki, gelecek seneye, belki yarına kadar kalacaksın - Cumartesi Dersleri 21. 1.

https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “Ey bedbaht nefsim! Acaba ömrün ebedî midir? Hiç kat’î senedin var mı ki, gelecek seneye, belki yarına kadar kalacaksın?” konusu işlenmektedir. Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi Birinci Söz Birinci Makam Birinci İkaz.

Ey bedbaht nefsim! Acaba ömrün ebedî midir Hiç kat'î senedin var mı ki, gelecek seneye, belki yarına kadar kalacaksın - Cumartesi Dersleri 21. 1.
Ey bedbaht nefsim! Acaba ömrün ebedî midir Hiç kat’î senedin var mı ki, gelecek seneye, belki yarına kadar kalacaksın – Cumartesi Dersleri 21. 1.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

Yirmi Birinci Söz

İki Makamdır

Birinci Makam

اِنَّ الصَّلٰوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا     1

BİR ZAMAN sinnen, cismen, rütbeten büyük bir adam bana dedi: “Namaz iyidir. Fakat hergün, hergün beşer defa kılmak çoktur. Bitmediğinden usanç veriyor.”

O zâtın o sözünden hayli zaman geçtikten sonra, nefsimi dinledim. İşittim ki, aynı sözleri söylüyor. Ve ona baktım, gördüm ki, tembellik kulağıyla şeytandan aynı dersi alıyor. O vakit anladım: O zat o sözü bütün nüfus-u emmârenin namına söylemiş gibidir veya söylettirilmiştir. O zaman ben dahi dedim: Madem nefsim emmâredir. Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez. Öyle ise nefsimden başlarım.

Dedim: Ey nefis! Cehl-i mürekkep içinde, tembellik döşeğinde, gaflet uykusunda söylediğin şu söze mukabil, Beş İkazı benden işit.

BİRİNCİ İKAZ

Ey bedbaht nefsim! Acaba ömrün ebedî midir? Hiç kat’î senedin var mı ki, gelecek seneye, belki yarına kadar kalacaksın?

Sana usanç veren, tevehhüm-ü ebediyettir. Keyif için, ebedî dünyada kalacak gibi nazlanıyorsun. Eğer anlasaydın ki ömrün azdır, hem faidesiz gidiyor; elbette onun yirmi dörtten birisini, hakikî bir hayat-ı ebediyenin saadetine medar olacak bir güzel ve hoş ve rahat ve rahmet bir hizmete sarf etmek, usanmak şöyle dursun, belki ciddî bir iştiyak ve hoş bir zevki tahrike sebep olur.


Dipnot-1

“Şüphesiz ki namaz, mü’minler üzerine belli vakitler için farz olarak yazılmıştır.” Nisâ Sûresi, 4:103.


bedbaht: talihsiz
cehl-i mürekkep: bilmediğinden habersiz kimsenin cehaleti
ebedî: sonsuz (bk. e-b-d)
emmâre: kötülüğü emreden
gaflet: duyarsızlık, mânevî sorumluluklarından habersiz davranma hali (bk. ğ-f-l)
hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hayat-ı ebediye: sonsuz hayat (bk. ḥ-y-y; e-b-d)
iştiyak: çok kuvvetli arzu ve istek
ıslah: iyileştirme, düzeltme (bk. ṣ-l-ḥ)
kat’î: kesin
medar: vesile, dayanak
mukabil: karşılık
nefis: kişinin kendisi; insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu (bk. n-f-s)
nüfûs-u emmâre: kötülüğü emreden nefisler (bk. n-f-s)
saadet: mutluluk
sinnen: yaş itibarıyla
tahrik: harekete geçirme
tevehhüm-ü ebediyet: sonsuza kadar yaşayacağını sanmak (bk. e-b-d)

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, Birinci İkaz, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.362

https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/yirmi-birinci-soz/362


CUMARTESİ DERSLERİ

CUMARTESİ DERSLERİ
CUMARTESİ DERSLERİ

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.

Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde ve https://sorularlarisale.com/ adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.

Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.

CUMARTESİ DERSLERİ

13. 3. On Üçüncü Söz – Birkaç biçare gençlere verilen bir tenbih, bir ders, bir ihtardır

13. 2. On Üçüncü Sözün İkinci Makamı

13.1. On Üçüncü Söz Ders – i İbret

12. 3. On İkinci Söz – Dördüncü Esas

12. 2. On İkinci Söz – İkinci ve Üçüncü Esas

12. 1. On İkinci Söz – Birinci Esas

11. 3. Onbirinci Söz Hakikatin Yüzü 2

10.16. Onuncu Söz Hatime

10.15. Onuncu Söz Onikinci Hakikat

10.14. Onuncu Söz Onbirinci Hakikat

10.13. Onuncu Söz Onuncu Hakikat

10.12. Onuncu Söz Dokuzuncu Hakikat

10.11. Onuncu Söz Sekizinci Hakikat

10.10. Onuncu Söz Yedinci Hakikat

10.9. Onuncu Söz Altıncı Hakikat

10.8. Onuncu Söz Beşinci Hakikat

10.7. Onuncu Söz Dördüncü Hakikat

10.6. Onuncu Söz Üçüncü Hakikat

10.5. Onuncu Söz İkinci Hakikat

10.4. Onuncu Söz 3. ve 4. İşaret ile 1. Hakikat

10.3. Onuncu Söz Mukaddime İkinci İşaret .

10.2. Onuncu Söz Mukaddime Birinci İşaret

10.1. Onuncu Söz Temsili Hikayecik 1-12. Suretler

9.2. Dokuzuncu Söz Beşinci Nükte

9. 1. Dokuzuncu Söz 1.-4. Nükteler

8. Sekizinci Söz

7. Yedinci Söz

6. Altıncı Söz

5. Beşinci Söz

4. Dördüncü Söz

3. Üçüncü Söz

2. İkinci Söz

1. Birinci Söz