Arrangör: Esat Akbal

Gud, som målar fisken i havet med en färg som inte bleknar i vatten, har oändlig kunskap.
SHORTS
Ders Dünyası – WORLD OF COURSES
Learning Without Borders | Sınırsız Öğrenme
Arrangör: Esat Akbal

Gud, som målar fisken i havet med en färg som inte bleknar i vatten, har oändlig kunskap.
SHORTS

Balın her şeyi aynı kalsa ancak su gibi akışkan olsa yerken bu kadar lezzet alamazdık. Üstelik arılar tarafından üretilirken akıp gider ya da buharlaşıp ziyan olurdu. Bu ufak ayrıntı dahi ihmal edilmemiş ve balın moleküler yapısına işlenmiş. Tesadüf olması mümkün mü! Mutlaka bir yaratıcı olmalı. SubhanAllah
SHORTS






https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “Şu kitab-ı kâinatı, kalem-i kudret-i Samedâniyenin yazması ve Zât-ı Ehadiyetin mektubu desen, vücub derecesinde bir suhulet ve lüzum derecesinde bir mâkuliyet yoluna gidersin. Eğer tabiata ve esbaba isnat etsen, imtinâ derecesinde suûbetli ve muhal derecesinde müşkülâtlı ve hiçbir vehim kabul etmeyen hurafatlı şöyle bir yola gidersin ki, -” konusu işlenmektedir.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi İkinci Söz İkinci Makam Beşinci Lem’a.

SHORTS
KISA VİDEO
UZUN VİDEO
Nasıl ki bir kitap, eğer yazma ve mektub olsa, onun yazmasına bir kalem kâfidir. Eğer basma ve matbu olsa, o kitabın hurufatı adedince kalemler, yani demir harfler lâzımdır, tâ o kitap tab’ edilip vücut bulsun. Eğer o kitabın bazı harflerinde gayet ince bir hatla o kitabın ekseri yazılmışsa—Sûre-i Yâsin, lâfz-ı Yâsin’de yazıldığı gibi—o vakit bütün o demir harflerin küçücükleri, o tek harfe lâzım, tâ tab edilsin.
Aynen öyle de, şu kitab-ı kâinatı, kalem-i kudret-i Samedâniyenin yazması ve Zât-ı Ehadiyetin mektubu desen, vücub derecesinde bir suhulet ve lüzum derecesinde bir mâkuliyet yoluna gidersin. Eğer tabiata ve esbaba isnat etsen, imtinâ
| derecât: dereceler ekser: çoğunluk (bk. k-s̱-r) envâr-ı marifet: Allah’ı bilme ve tanıma nurları (bk. n-v-r; a-r-f) esbab: sebepler (bk. s-b-b) hurufat: harfler ihtisar: kısaltma, özetleme imtinâ: imkansızlık isnat: dayandırma (bk. ṣ-n-d) kâfi: yeterli kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) kalem-i kudret-i Samedâniye: Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Kendisine muhtaç olduğu Allah’ın kudret kalemi (bk. ḳ-d-r; ṣ-m-d) kitab-ı kâinat: kâinat kitabı (bk. k-t-b; k-v-n) kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r) lâfz-ı Yâsin: “Yâsin” kelimesi mâkuliyet: akla uygunluk marifetullah: Allah’ı tanıma ve bilme (bk. a-r-f) matbu: basılmış merâtib: mertebeler neşretmek: yaymak | nevi: çeşit pencere-i mühimme: önemli pencere Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b) samediyet: Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Ona muhtaç olması (bk. ṣ-m-d) şems: güneş sikke: mühür, işaret sikke-i ehadiyet: Allah’ın herbir varlıkta görülen birlik işareti (bk. v-ḥ-d) suhulet: kolaylık Sûre-i Yâsin: Yâsin Sûresi, Kur’ân-ı Kerimin 36. sûresi suret: şekil, tarz (bk. ṣ-v-r) tab’ edilmek: basılmak tabakat-ı mevcudat: varlıkların tabakaları (bk. v-c-d) tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem, doğa (bk. ṭ-b-a) | tafsil etme: ayrıntılı olarak açıklama terakkiyât-ı mâneviye: mânevî ilerlemeler (bk. a-n-y) turra: mühür, nişan turra-i samediyet: Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Ona muhtaç olması mânâsındaki sıfatının mührü (bk. ṣ-m-d) Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Allah (bk. v-c-b) vâhdaniyet: Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d) vücub: kesinlik, gereklilik (bk. v-c-b) vücut bulma: var olma (bk. v-c-d) Zât-ı Ehadiyet: herbir varlıkta birliği görünen Zât, Allah (bk. v-ḥ-d) Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l) zerre: atom zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y) |
derecesinde suûbetli ve muhal derecesinde müşkülâtlı ve hiçbir vehim kabul etmeyen hurafatlı şöyle bir yola gidersin ki, tabiat için ya herbir cüz toprakta, herbir katre suda, herbir parça havada milyarlarca madenî matbaalar ve hadsiz mânevî fabrikalar bulunması lâzım—tâ ki, hesapsız çiçekli, meyveli masnuâtın teşekkülâtına mazhar olabilsin. Yahut herşeye muhit bir ilim, herşeye muktedir bir kuvvet onlarda kabul etmek lâzım gelir—tâ şu masnuâta hakikî masdar olabilsin.
Çünkü toprağın ve suyun ve havanın herbir cüz’ü ekser nebâtâta menşe olabilir. Halbuki herbir nebat, meyveli olsa, çiçekli olsa, teşekkülâtı o kadar muntazamdır, o kadar mevzundur, o kadar birbirinden mümtazdır, o kadar keyfiyetçe birbirinden ayrıdır ki, herbirisine, yalnız ona mahsus birer ayrı mânevî fabrika veya ayrı birer matbaa lâzımdır. Demek, tabiat mistarlıktan masdarlığa çıksa, herbir şeyde bütün şeylerin makinelerini bulundurmaya mecburdur.
İşte, bu tabiatperestlik fikrinin esası öyle bir hurafattır ki, hurafeciler dahi ondan utanıyorlar. Kendini âkıl zanneden ehl-i dalâletin nasıl nihayetsiz hezeyanlı bir akılsızlık iltizam ettiklerini gör, ibret al!
Elhasıl: Nasıl bir kitabın herbir harfi, kendi nefsini bir harf kadar gösterip ve kendi vücuduna tek bir suretle delâlet ediyor; ve kendi kâtibini on kelime ile tarif eder ve çok cihetlerle gösterir. Meselâ, “Benim kâtibimin hüsn-ü hattı var. Kalemi kırmızıdır, şöyledir, böyledir” der. Aynen öyle de, şu kitab-ı kebir-i âlemin herbir harfi, kendine cirmi kadar delâlet eder ve kendi sureti kadar gösterir. Fakat Nakkâş-ı Ezelînin esmâsını bir kaside kadar tarif eder ve keyfiyetleri adedince işaret parmaklarıyla o esmâyı gösterir, Müsemmâsına şehadet eder. Demek, hem kendini, hem bütün kâinatı inkâr eden sofestâi gibi bir ahmak, yine Sâni-i Zülcelâlin inkârına gitmemek gerektir!
| âkıl: akıllı cirm: büyüklük, kütle cüz: parça (bk. c-z-e) delâlet: delil olma, işaret etme ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapmış inançsız kimseler (bk. ḍ-l-l) ekser: pekçok (bk. k-s̱-r) elhasıl: özetle, sonuç olarak esmâ: isimler (bk. s-m-v) hadsiz: sınırsız hakikî: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ) Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet sahibi ve herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; ẕü; c-l-l) hezeyanlı: saçmalayan hurafat: aslı esası olmayan saçma inanışlar hüsn-ü hat: güzel yazı (bk. ḥ-s-n) ibret: uyanıklığa sebep olan ders iltizam: taraftarlık kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) kaside: şiir | kâtib: yazan (bk. k-t-b) katre: damla keyfiyet: özellik, nitelik kitab-ı kebir-i âlem: büyük âlem kitabı, kâinat (bk. k-t-b; k-b-r; a-l-m) mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ) mahsus: özgü masdar: kaynak masnuât: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a) mazhar: sahip olma, erişme (bk. ẓ-h-r) menşe: kaynak mevzun: ölçülü (bk. v-z-n) mistar: şablon muhal: imkânsızlık muhit: kuşatıcı muktedir: gücü yeten, güç ve iktidar sahibi (bk. ḳ-d-r) mümtaz: seçkin, üstün muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m) Müsemmâ: en güzel isimlerle isimlendirilen Allah (bk. s-m-v) müşkülâtlı: zor Nakkaş-ı Ezelî: herşeyi zâtına has olarak nakış nakış işleyen ve varlığı sonsuz olup başlangıcı olmayan Allah (bk. n-ḳ-ş; e-z-l) | nebat: bitki nebâtât: bitkiler nefis: kendisi (bk. n-f-s) nihayetsiz: sonsuz Sâni-i Zülcelâl: sonsuz haşmet sahibi olan ve herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l) sofestâî: Yaratıcıyı kabul etmemek için her şeyi, hatta kendini dahi inkâr edenler suret: şekil (bk. ṣ-v-r) suûbetli: zor tabiat: doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem (bk. ṭ-b-a) tabiatperest: yaratıcı olarak tabiatı kabul eden (bk. ṭ-b-a) teşekkülât: oluşumlar vehim: kuruntu |
Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam, Mukaddime BEŞİNCİ LEM’A, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.
http://www.erisale.com/#content.tr.1.399
https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/yirmi-ikinci-soz/ikinci-makam/399

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.
Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde ve https://sorularlarisale.com/ adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.
Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.
https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “Herbir zerre, acz-i mutlakıyla beraber pek büyük ve pek mütenevvi vazifeleri kaldırıyor. Ve cumudiyetiyle beraber, bir şuur-u küllî gösteren intizamperverâne nizam-ı umumîye tevfik-i hareket eder.” konusu işlenmektedir.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi İkinci Söz İkinci Makam Dördüncü Lem’a.

KISA ViDEO
UZUN ViDEO
Zerrelerden mürekkep bir parça toprak, herbir çiçekli ve meyveli nebâtâtın neşvünemâsına menşe olabilir bir kâseyi o zerreciklerden doldursan, bütün dünyadaki her nevi çiçek ve meyveli nebâtâtın tohumcukları ki, o tohumcuklar hayvânâtın nutfeleri gibi, ayrı ayrı şeyler değil-nutfeler bir su olduğu gibi, o tohumlar da karbon, azot, müvellidülmâ, müvellidülhumuzadan mürekkep-mahiyetçe birbirinin misli, keyfiyetçe birbirinden ayrı, yalnız kader kalemiyle, sırf mânevî olarak aslının programı tevdi edilmiş. İşte, o tohumları nöbetle o kâseye koysak, herbiri hârika cihâzâtıyla, eşkâl ve vaziyetiyle zuhur edeceğini, vuku bulmuş gibi inanırsın.
Eğer o zerreler, herbir şeyin herbir hal ve vaziyetini bilen ve herşeye, ona lâyık vücudu ve vücudun levâzımâtını vermeye kadîr ve kudretine nisbeten herşey kemâl-i suhuletle musahhar olan bir Zâtın memuru ve emirber bir vazifedarı olmazlarsa; o toprağın herbir zerresinde, ya bütün çiçekli ve meyvedarların adedince mânevî fabrikalar ve matbaalar, içinde bulunması lâzım gelir ki, o cihazatları ve eşkâlleri birbirinden uzak ve birbirinden ayrı mevcudat-ı muhtelifeye menşe olabilsin, veya bütün o mevcudata muhit bir ilim ve bütün onların teşkilâtına muktedir olacak bir kudret vermek lâzımdır—tâ bütün onların teşkilâtına medar olsun. Demek, Cenâb-ı Haktan nisbet kesilse, toprağın zerrâtı adedince ilâhlar kabul edilmesi lâzım gelir. Bu ise, bin defa muhal içinde muhal bir hurafedir.
Fakat memur oldukları vakit çok kolaydır. Nasıl bir sultan-ı azîmin bir âdi neferi, o padişahın namıyla ve onun kuvvetiyle bir memleketi hicret ettirebilir, iki denizi birleştirebilir, bir şahı esir edebilir. Öyle de, Ezel ve Ebed Sultanının emriyle, bir sinek bir Nemrut’u yere serer; bir karınca bir Firavun’un sarayını harap eder, yere atar; bir incir çekirdeği bir incir ağacını yüklenir.
Hem herbir zerrede, vücub ve vahdet-i Sânia iki şahid-i sadık daha var.
| âdi: basit, sıradan anâsır: unsurlar, elementler Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) cihâzât: cihazlar, organlar ecza: bütünü oluşturan parçalar (bk. c-z-e) emirber: emre hazır eşkâl: şekiller evvelki: önceki Ezel ve Ebed Sultanı: başlangıç ve sonu olmayan, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan (bk. e-z-l; e-b-d; s-l-ṭ) Firavun: (bk. bilgiler) hayvânât: hayvanlar (bk. ḥ-y-y) hicret: göç hurafe: delile dayanmayan saçma inanış kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r) | kâdir: gücü yeten (bk. ḳ-d-r) kâse: kap, çanak kemâl-i suhulet: tam bir kolaylık (bk. k-m-l) keyfiyet: esas, içerik kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r) levâzımât: gerekli şeyler mahiyet: öz nitelik, özellik medar: dayanak, kaynak menşe: kaynak mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d) mevcudat-ı muhtelife: çeşitli varlıklar (bk. v-c-d) misli: benzeri (bk. m-s̱-l) muhal: imkansızlık muhit: kuşatıcı muktedir: güç ve iktidar sahibi (bk. ḳ-d-r) mürekkep: meydana gelmiş, birleşik musahhar: boyun eğme müvellidülhumuza: oksijen müvellidülmâ: hidrojen nebâtât: bitkiler nefer: asker, er | Nemrud: (bk. bilgiler) neşvünemâ: büyüyüp gelişme nevi: çeşit nisbet: bağ (bk. n-s-b) nisbeten: kıyasla (bk. n-s-b) nutfe: memelilerin yaratıldığı su, meni şahid-i sadık: doğru şahit (bk. ş-h-d; ṣ-d-ḳ) sultan-ı azîm: büyük sultan (bk. s-l-ṭ; a-ẓ-m) teşkilât: yapı, kuruluş tevdi: bırakma, emanet etme vazifedar: görevli vücub ve vahdet-i Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah’ın birliği ve varlığının zorunlu olması (bk. v-c-b; v-ḥ-d; ṣ-n-a) vuku: meydana gelme, olma zerrât: zerreler, atomlar zerre: atom zuhur: ortaya çıkma (bk. ẓ-h-r) |
Birisi: Herbir zerre, acz-i mutlakıyla beraber pek büyük ve pek mütenevvi vazifeleri kaldırıyor. Ve cumudiyetiyle beraber, bir şuur-u küllî gösteren intizamperverâne nizam-ı umumîye tevfik-i hareket eder. Demek, herbir zerre, lisan-ı acziyle Kadîr-i Mutlakın vücub-u vücuduna ve nizam-ı âlemi gözetmesiyle vahdetine şehadet eder.
كَمَۤا اَنَّ فِى كُلِّ ذَرَّةٍ شَاهِدَيْنِ عَلٰۤى اَنَّهُ وَاجِبٌ وَاحِدٌ كَذٰلِكَ فِى كُلِّ حَىٍّ لَهُۤ اٰيَتَانِ عَلٰۤى اَنَّهُ اَحَدٌ صَمَدٌ
1
Evet, herbir zîhayatta, biri ehadiyet sikkesi, diğeri samediyet turrası bulunuyor. Zira bir zîhayat, ekser kâinatta cilveleri görünen esmâyı birden kendi âyinesinde gösteriyor. Adeta bir nokta-i mihrakiye hükmünde, Hayy-ı Kayyûmun tecellî-i İsm-i Âzamını gösteriyor. İşte, ehadiyet-i Zâtiyeyi, Muhyî perdesi altında bir nevi gölgesini gösterdiğinden, bir sikke-i ehadiyeti taşıyor.
Hem o zîhayat, kâinatın bir misal-i musağğarı ve şecere-i hilkatin bir meyvesi hükmünde olduğu için, kâinat kadar ihtiyâcâtını ummadığı ve bilmediği bir yerden kolaylıkla küçücük daire-i hayatına yetiştirmek, samediyet turrasını gösteriyor. Yani, “o hal gösteriyor ki, onun öyle bir Rabbi var ki, ona, herşeye bedel bir teveccühü var ve bütün eşyanın yerini tutar bir nazarı var; bütün eşya Onun bir teveccühünün yerini tutamaz.”
نَعَمْ يَكْفِى لِكُلِّ شَىْءٍ شَىْءٌ عَنْ كُلِّ شَىْءٍ وَلاَ يَكْفِى عَنْهُ كُلُّ شَىْءٍ وَلَوْ لِشَىْءٍ وَاحِدٍ
2
Dipnot-1
Herbir zerrede, Onun Vâcibü’l-Vücud ve Vâhid olduğuna iki şahit bulunduğu gibi; herbir zîhayatta da, Onun Ehad ve Samed olduğuna dair iki âyet vardır.
Dipnot-2
Üstteki cümle bu metnin tercümesidir.
| acz-i mutlak: sınırsız derecede âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z; ṭ-l-ḳ) âyine: ayna cilve: görünüm, yansıma (bk. c-l-y) cumudiyet: cansızlık daire-i hayat: hayat dairesi (bk. ḥ-y-y) ehadiyet: Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta tecellî etmesi (bk. v-ḥ-d) ehadiyet-i Zâtiye: Allah’ın zâtının birliği (bk. v-ḥ-d) ekser: çoğunluk (bk. k-s̱-r) esmâ: isimler (bk. s-m-v) Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Allah (bk. ḥ-y-y; ḳ-v-m) ihtiyâcât: ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c) intizamperverâne: düzenliliği sevene yakışır bir şekilde (bk. n-ẓ-m) Kadir-i Mutlak: herşeye gücü yeten sınırsız güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ) | kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) lisan-ı acz: acizlik dili (bk. a-c-z) misal-i musağğar: küçültülmüş örnek (bk. m-s̱-l) Muhyî: bütün canlılara hayat veren Allah (bk. ḥ-y-y) mütenevvi: çeşitli nazar: bakış (bk. n-ẓ-r) nevi: çeşit nizam-ı âlem: kâinatın düzeni (bk. n-ẓ-m; a-l-m) nizam-ı umumî: genel düzen (bk. n-ẓ-m) nokta-i mihrakiye: odak noktası Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b) samediyet: Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Ona muhtaç olması (bk. ṣ-m-d) şecere-i hilkat: yaratılış ağacı (bk. ḫ-l-ḳ) | şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d) sikke: madenî para gibi şeyler üzerine vurulan damga, mühür sikke-i ehadiyet: Allah’ın herbir varlıkta görülen birlik işareti (bk. v-ḥ-d) şuur-u küllî: bilgi ve kavrayışı kapsamlı olan (bk. ş-a-r; k-l-l) tecellî-i İsm-i Âzam: Allah’ın en büyük isminin yansıması (bk. c-l-y; s-m-v; a-ẓ-m) teveccüh: yönelme, ilgi tevfik-i hareket: uygun hareket turra: padişah mührü ve imzası vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d) vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d) zerre: atom zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y) |
Hem o hal gösteriyor ki, onun o Rabbi, hiçbir şeye muhtaç olmadığı gibi, hazinesinden hiçbir şey eksilmez ve kudretine de hiçbir şey ağır gelmez. İşte, samediyetin gölgesini gösteren bir nevi turrası…
Demek, herbir zîhayatta bir sikke-i ehadiyet, bir turra-i samediyet vardır. Evet, herbir zîhayat, hayat lisanıyla
قُلْ هُوَ اللهُ اَحَدٌ اَللهُ الصَّمَدُ
1
okuyor. Bu iki sikkeden başka birkaç pencere-i mühimme de var. Başka bir yerde tafsil edildiği için burada ihtisar edildi.
Madem şu kâinatın herbir zerresi böyle üç pencereyi ve iki deliği ve hayat dahi iki kapıyı birden Vâcibü’l-Vücudun vahdâniyetine açıyor. Zerreden tâ şemse kadar tabakat-ı mevcudat, Zât-ı Zülcelâlin envâr-ı marifetini ne suretle neşrettiğini kıyas edebilirsin. İşte, marifetullahta terakkiyât-ı mâneviyenin derecâtını ve huzurun merâtibini bundan anla ve kıyas et.
Dipnot-1
“De ki: O Allah birdir. O Allah’tır, Samed’dir; herşey O’na muhtaç olduğu halde O hiçbir şeye muhtaç değildir.” İhlâs Suresi, 112:1-2.
| derecât: dereceler ekser: çoğunluk (bk. k-s̱-r) envâr-ı marifet: Allah’ı bilme ve tanıma nurları (bk. n-v-r; a-r-f) esbab: sebepler (bk. s-b-b) hurufat: harfler ihtisar: kısaltma, özetleme imtinâ: imkansızlık isnat: dayandırma (bk. ṣ-n-d) kâfi: yeterli kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) kalem-i kudret-i Samedâniye: Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Kendisine muhtaç olduğu Allah’ın kudret kalemi (bk. ḳ-d-r; ṣ-m-d) kitab-ı kâinat: kâinat kitabı (bk. k-t-b; k-v-n) kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r) lâfz-ı Yâsin: “Yâsin” kelimesi mâkuliyet: akla uygunluk marifetullah: Allah’ı tanıma ve bilme (bk. a-r-f) matbu: basılmış merâtib: mertebeler neşretmek: yaymak | nevi: çeşit pencere-i mühimme: önemli pencere Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b) samediyet: Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Ona muhtaç olması (bk. ṣ-m-d) şems: güneş sikke: mühür, işaret sikke-i ehadiyet: Allah’ın herbir varlıkta görülen birlik işareti (bk. v-ḥ-d) suhulet: kolaylık Sûre-i Yâsin: Yâsin Sûresi, Kur’ân-ı Kerimin 36. sûresi suret: şekil, tarz (bk. ṣ-v-r) tab’ edilmek: basılmak tabakat-ı mevcudat: varlıkların tabakaları (bk. v-c-d) tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem, doğa (bk. ṭ-b-a) | tafsil etme: ayrıntılı olarak açıklama terakkiyât-ı mâneviye: mânevî ilerlemeler (bk. a-n-y) turra: mühür, nişan turra-i samediyet: Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Ona muhtaç olması mânâsındaki sıfatının mührü (bk. ṣ-m-d) Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Allah (bk. v-c-b) vâhdaniyet: Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d) vücub: kesinlik, gereklilik (bk. v-c-b) vücut bulma: var olma (bk. v-c-d) Zât-ı Ehadiyet: herbir varlıkta birliği görünen Zât, Allah (bk. v-ḥ-d) Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l) zerre: atom zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y) |
Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam, Mukaddime DÖRDÜNCÜ LEM’A, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.
http://www.erisale.com/#content.tr.1.397
https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/yirmi-ikinci-soz/ikinci-makam/397

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.
Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde ve https://sorularlarisale.com/ adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.
Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.
https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “İşte, eğer o zerre, bir Kadîr-i Mutlakın memuru olmazsa ve nisbeti o Kadîr-i Mutlaktan kesilse, o vakit o zerreye herşeyi görür bir göz, herşeye muhit bir şuur vermek lâzımdır.” konusu işlenmektedir.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi İkinci Söz İkinci Makam Dördüncü Lem’a.

KISA VİDEO
UZUN VİDEO
Bak, şu semâvâtın denizinde yüzen ve şu zeminin yüzünde serpilen rengârenk mevcudata ve çeşit çeşit masnuata dikkat et. Göreceksin ki, herbiri üstünde Şems-i Ezelînin taklit kabul etmez turraları vardır. Nasıl hayatta sikkeleri, zîhayatta hâtemleri görünüyor ve bir ikisini gördük. İhyâ üstünde dahi öyle turraları vardır. Temsil, derin mânâları fehme yakınlaştırdığından, bir temsille şu hakikati göstereceğiz.
Meselâ, güneş, seyyarelerden tut, tâ katrelere kadar, tâ camın küçük parçalarına kadar ve karın parlak zerreciklerine kadar, şu güneşin cilve-i misaliyesinden ve in’ikâsından bir turrası ve güneşe mahsus bir eser-i nuranîsi görünüyor. Şayet o hadsiz şeylerde görünen güneşçiklerini, güneşin cilve-i in’ikâsı ve tecellî-i aksi olduğunu kabul etmezsen, o vakit herbir katrede ve ziyaya maruz herbir cam parçasında ve ışığa mukabil her şeffaf bir zerrecikte, tabiî ve hakikî bir
| âlem-i kebir: büyük âlem, kâinat (bk. a-l-m; k-b-r) âsâr: eserler âyât: ayetler, deliller cilve-i in’ikâs: yansımadan ileri gelen görüntü (bk. c-l-y) cilve-i misaliye: misalî görünüm (bk. c-l-y; m-s̱-l) derc etmek: yerleştirmek eser-i nuranî: nurlu, parlak eser (bk. n-v-r) esmâ: isimler (bk. s-m-v) fehm: anlayış hâdisât-ı kevniye: yaratılışa ait hadiseler (bk. k-v-n) hadsiz: sayısız hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) Hâlık-ı Külli Şey: herşeyin yaratıcısı olan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; k-l-l) has: özel hâtem: mühür, damga hâtem-i Rabbânî: herşeyin Rabbi olan Allah’ın mührü (bk. r-b-b) | ihâta: içine alma, kuşatma ihyâ: diriltme, hayat verme (bk. ḥ-y-y) in’ikâs: yansıma kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) kalb-i beşer: insan kalbi katre: damla kuvve: duyu kuvve-i hâfıza-i insaniye: insandaki hafıza duygusu, bellek (bk. ḥ-f-ẓ) mahsus: özgü maruz: tesiri altında olan masnuat: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a) mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d) mevki: yer mufassal: ayrıntılı mukabil: karşılık münezzeh: arınmış, yüce (bk. n-z-h) Rabb-i Zülcelâl: sonsuz heybet ve yücelik sahibi ve herşeyin Rabbi olan Allah (bk. r-b-b; ẕü; c-l-l) safahât: safhalar, gelişmeler şeffaf: saydam, parlak | semâvât: gökler (bk. s-m-v) Şems-i Ezelî: Ezelî Güneş; bu tabir, herşeyi nurlandıran Allah için benzetme olarak kullanılır (bk. e-z-l) seyyare: gezegen şiddet-i zuhur: çok kuvvetli şekilde görünme (bk. ẓ-h-r) sikke: madenî para gibi şeylerin üzerine vurulan damga, mühür tabiî: kendiliğinden, doğal (bk. ṭ-b-a) tecellî: görünme, yansıma (bk. c-l-y) tecellî-i aks: yansımanın görüntüsü (bk. c-l-y) temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l) turra: mühür, nişan zemin: yer zerrecik: atom, en küçük madde parçası zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y) ziya: ışık |
güneşin vücudunu bil’asâle kabul etmek gibi gayet derece bir divanelikle, nihayetsiz bir belâhete düşmekliğin lâzım gelir.
Öyle de, Şems-i Ezelînin tecelliyât-ı nuraniyesinden ihyâ, yani “hayat vermek” cihetinde, herbir zîhayat üstünde öyle bir turrası vardır ki, faraza bütün esbab toplansa ve birer fâil-i muhtar kesilseler, yine o turrayı taklit edemezler. Zira, herbiri birer mu’cize-i kudret olan zîhayatlar, herbiri o Şems-i Ezelînin şuaları hükmünde olan esmâsının nokta-i mihrakiyesi suretindedir.
Eğer zîhayat üstünde görünen o nakş-ı acib-i san’atı, o nazm-ı garib-i hikmeti ve o tecellî-i sırr-ı ehadiyeti, Zât-ı Ehad-i Samede verilmediği vakit, herbir zîhayatta, hattâ bir sinekte, bir çiçekte nihayetsiz bir kudret-i fâtıra, içinde saklandığını ve herşeyi muhit bir ilim bulunduğunu ve kâinatı idare edecek bir irade-i mutlaka onda mevcut olduğunu, belki Vâcibü’l-Vücuda mahsus bâki sıfatları dahi onların içinde bulunduğunu kabul etmek; adeta o çiçeğin, o sineğin herbir zerresine bir ulûhiyet vermek gibi, dalâletin en eblehçesine, hurâfâtın en ahmakçasına bir derekesine düşmek lâzım gelir. Zira, o şeyin zerrelerine, hususan tohum olsalar, öyle bir vaziyet verilmiş ki, o zerre, cüz’ü olduğu zîhayata bakar, onun nizamına göre vaziyet alır. Belki o zîhayatın bütün nev’ine bakar gibi, o nev’in devamına yarayacak her yerde zer’ etmek ve nev’inin bayrağını dikmek için kanatçıklarla kanatlanmak gibi bir keyfiyet alır. Belki o zîhayat, alâkadar ve muhtaç olduğu bütün mevcudata karşı muamelâtını ve münasebât-ı rızkıyesini devam ettirecek bir vaziyet tutuyor. İşte, eğer o zerre, bir Kadîr-i Mutlakın memuru olmazsa ve nisbeti o Kadîr-i Mutlaktan kesilse, o vakit o zerreye herşeyi görür bir göz, herşeye muhit bir şuur vermek lâzımdır.
Elhasıl: Nasıl şu katrelerde ve camın zerreciklerinde olan güneşçikler ve çeşit çeşit renkler, güneşin cilve-i aksine ve in’ikâsının tecellîsine verilmezse, birtek
| bâki: kalıcı ve devamlı (bk. b-ḳ-y) belâhet: aptallık bil’asâle: bizzat, doğrudan cihet: yön cilve-i akis: yansımanın görüntüsü (bk. c-l-y) cüz’: parça (bk. c-z-e) dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l) dereke: en aşağı derece divanelik: akılsızlık eblehçe: son derece aptalca elhasıl: özetle, sonuç olarak esbab: sebepler (bk. s-b-b) esmâ: isimler (bk. s-m-v) fâil-i muhtar: kendi istek ve iradesi ile iş gören (bk. f-a-l; ḫ-y-r) faraza: varsayalım ki hurafât: hurafeler, batıl inanışlar hususan: özellikle ihyâ: hayat verme, diriltme (bk. ḥ-y-y) in’ikâs: yansıma irade-i mutlaka: sınırsız irade (bk. r-v-d; ṭ-l-ḳ) Kadîr-i Mutlak: sınırsız güç ve kudret sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ) | kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) katre: damla keyfiyet: hal, özellik, nitelik kudret-i fâtıra: yaratıcı kudret (bk. ḳ-d-r; f-ṭ-r) mahsus: özgü mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d) mu’cize-i kudret: Allah’ın kudret mu’cizesi (bk. a-c-z; ḳ-d-r) muamelât: davranışlar muhit: kuşatan münasebât-ı rızkıye: rızıkla ilgili münasebetler (bk. n-s-b; r-z-ḳ) nakş-ı acib-i san’at: san’atın şaşırtıcı nakşı (bk. n-ḳ-ş; ṣ-n-a) nazm-ı garib-i hikmet: hikmetin hayret verici düzeni (bk. n-ẓ-m; ḥ-k-m) nev’: çeşit, tür nihayetsiz: sonsuz nisbet: bağ (bk. n-s-b) nizam: düzen (bk. n-ẓ-m) nokta-i mihrakiye: odak noktası Şems-i Ezelî: Ezelî Güneş; bu tabir, herşeyi nurlandıran Allah için benzetme olarak kullanılır (bk. e-z-l) | şua: parıltı suret: şekil (bk. ṣ-v-r) şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r) tecellî: görünüm (bk. c-l-y) tecellî-i sırr-ı ehadiyet: Allah’ın birlik sırrının herbir varlıkta görünmesi (bk. c-l-y; v-ḥ-d) tecelliyât-ı nuraniye: parlak, nuranî görüntüler (bk. c-l-y; n-v-r) turra: padişahın mührü ve imzası ulûhiyet: ilâhlık (bk. e-l-h) Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d) vücud: varlık (bk. v-c-d) Zât-ı Ehad-i Samed: herşey Kendisine muhtaç olduğu fakat Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan ve tek olan Zât, Allah (bk. v-ḥ-d; ṣ-m-d) zer’ etmek: ekmek, dikmek zerre: atom zerrecik: atom zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y) zira: çünkü |
güneşe mukabil nihayetsiz güneşleri kabul etmek lâzım gelir; muhal ender muhal bir hurafeyi kabul etmek iktiza eder. Aynen bunun gibi, eğer herşey Kadîr-i Mutlaka verilmezse, birtek Allah’a mukabil, nihayetsiz, belki zerrât-ı kâinat adedince ilâhları kabul etmek gibi, yüz derece muhal içindeki bir muhali mevcut kabul etmek gibi bir divanelik hezeyanına düşmek lâzım gelir.
Elhasıl, herbir zerreden, üç pencere Şems-i Ezelînin nur-u vahdâniyetine ve vücub-u vücuduna açılır.
BİRİNCİ PENCERE: Herbir zerre, bir nefer gibi nasıl ki askerî dairelerinin herbirinde, yani takımında, bölüğünde, taburunda, alayında, fırkasında, ordusunda, herbirisinde bir nisbeti, o nisbete göre bir vazifesi ve o vazifeye göre nizamı dairesinde bir hareketi olduğu gibi; Öyle de senin gözbebeğindeki o câmid zerrecik dahi, senin gözünde, başında, vücudunda ve kuvve-i müvellide, kuvve-i câzibe, kuvve-i dâfia, kuvve-i musavvire gibi deverân-ı deme ve his ve harekeye hizmet eden evride ve şerâyin ve sair âsablarda, hem senin nev’inde, ilâ âhir, birer nisbeti, birer vazifesi bulunduğunu, bilbedâhe bir Kadîr-i Ezelînin eser-i sun’u ve memur-u muvazzafı ve taht-ı tedbirinde olduğunu, kör olmayan göze gösterir.
İKİNCİ PENCERE: Havadaki herbir zerre, herbir çiçeği, herbir meyveyi ziyaret edebilir. Herbir çiçeğe, herbir meyveye girer, işleyebilir. Eğer herşeyi görür ve bilir bir Kadîr-i Mutlakın memur-u musahharı olmasa, o serseri zerre, bütün meyvelerin, çiçeklerin cihâzâtını ve yapılmasını ve ayrı ayrı san’atlarını ve onlara giydirilen suretlerin terziliğini ve hıyâtât-ı kâmile-i muhita-i san’atını bilmek lâzım gelir.
İşte şu zerre, bir güneş gibi bir nur-u tevhidin şuâını gösteriyor. Ziyayı havaya, mâi türâba kıyas et. Zaten eşyanın asıl menşeleri şu dört maddedir. (Yeni hikmetle, müvellidülmâ, müvellidülhumuza, karbon, azottur ki, bu anâsır, evvelki unsurların eczalarıdır.)
| alay: genel olarak üç taburdan oluşan askerî topluluk âsab: damarlar bilbedâhe: apaçık bir şekilde bölük: takımlardan oluşan askerî birlik câmid: cansız cihâzât: organlar deverân-ı dem: kan dolaşımı divanelik: akılsızlık elhasıl: özetle, sonuç olarak eser-i sun’: san’at eseri (bk. ṣ-n-a) eşya: şeyler, varlıklar evride: toplardamar fırka: tümen hareke: hareket hezeyan: saçmalama hikmet: ilim ve fenler (bk. ḥ-k-m) hıyâtât-ı kâmile-i muhita-i san’at: sanatın bütün mükemmelliklerini kapsayan kusursuz terzilik (bk. k-m-l; ṣ-n-a) hurafe: delile dayanmayan saçma inanış iktiza: gerektirme ilâ âhir: sonuna kadar (bk. e-ḫ-r) Kadîr-i Ezelî: varlığının başlangıcı olmayan ve herşeye gücü yeten Allah (bk. ḳ-d-r; e-z-l) | Kadîr-i Mutlak: sınırsız güç ve kudret sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ) kuvve-i câzibe: faydalı şeyleri çeken güç, hücrenin çekim gücü kuvve-i dâfia: zararlı şeyleri defeden güç kuvve-i musavvire: şekil verme gücü (bk. ṣ-v-r) kuvve-i müvellide: üreme duygusu mâ: su memur-u musahhar: emre itaat eden memur memur-u muvazzaf: vazifeli memur menşe: kaynak, esas mevcud: var (bk. v-c-d) muhal ender muhal: imkansızlık içinde imkansızlık mukabil: karşılık müvellidülhumuza: oksijen müvellidülmâ: hidrojen nefer: asker nev’: tür nihayetsiz: sonsuz nisbet: bağ (bk. n-s-b) nizam: düzen, kanun (bk. n-ẓ-m) nur-u tevhid: her şeyin bir olan Allah’a ait olduğuna inanmaktan gelen nur (bk. n-v-r; v-ḥ-d) | nur-u vahdâniyet: Allah’ın birliğini gösteren nur (bk. n-v-r; v-ḥ-d) sair: başka Şems-i Ezelî: Ezelî Güneş; bu tabir, herşeyi nurlandıran Allah için benzetme olarak kullanılır (bk. e-z-l) şerâyin: atardamarlar şuâ: ışık, parıltı suret: şekil (bk. ṣ-v-r) tabur: dört bölükten meydana gelen askerî birlik taht-ı tedbir: yönetimi altında (bk. d-b-r) takım: en küçük askerî topluluk türâb: toprak vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d) zerrât-ı kâinat: kâinattaki, evrendeki atomlar (bk. k-v-n) zerre: atom ziya: ışık |
Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam, Mukaddime DÖRDÜNCÜ LEM’A, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.
http://www.erisale.com/#content.tr.1.394
https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/yirmi-ikinci-soz/ikinci-makam/394

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.
Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde ve https://sorularlarisale.com/ adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.
Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.
https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “O zîhayat, meselâ şu insan, adeta kâinatın bir misal-i musağğarı, şecere-i hilkatin bir semeresi ve şu âlemin bir çekirdeği gibi ki envâ-ı âlemin ekser nümunelerini cami’dir.” konusu işlenmektedir.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi İkinci Söz İkinci Makam Üçüncü Lem’a.

KISA VİDEO
UZUN VİDEO
Bak şu kâinat-ı seyyâlede, şu mevcudat-ı seyyârede cevelân eden zîhayatlara: Göreceksin ki, bütün zîhayatlardan herbir zîhayat üstünde, Hayy-ı Kayyûmun koyduğu çok hâtemleri vardır. O hâtemlerden bir hâtemi şudur ki:
O zîhayat, meselâ şu insan, adeta kâinatın bir misal-i musağğarı, şecere-i hilkatin bir semeresi ve şu âlemin bir çekirdeği gibi ki envâ-ı âlemin ekser nümunelerini cami’dir. Güya o zîhayat, bütün kâinattan gayet hassas mizanlarla süzülmüş bir katredir. Demek, şu zîhayatı halk etmek ve ona Rab olmak, bütün kâinatı kabza-i tasarrufunda tutmak lâzım gelir.
İşte, eğer aklın evhamda boğulmamışsa anlarsın ki,
· bir kelime-i kudreti, meselâ balarısını ekser eşyaya bir nevi küçük fihriste yapmak,
· ve bir sahifede, meselâ insanda şu kitab-ı kâinatın ekser meselelerini yazmak,
| acip: şaşırtıcı, hayret verici âlem: kâinat, evren (bk. a-l-m) anâsır-ı arziye: dünyadaki unsurlar, elementler cami’: içine alan, kapsayan (bk. c-m-a) cevelân: dolaşma, hareket çuha: tüysüz ince, sık dokunmuş yün kumaş dirhem: yaklaşık üç grama denk olan bir ağırlık ölçüsü ekser: pekçok (bk. k-s̱-r) envâ-ı âlem: âlemdeki çeşitler, türler (bk. a-l-m) eşya: şeyler, varlıklar evham: kuruntular, şüpheler fihriste: indeks Hâlık-ı Külli Şey: heyşeyin yaratıcısı Allah (bk. ḫ-l-ḳ; k-l-l) halk etmek: yaratmak (bk.ḫ-l-ḳ) hârika-pîşe: hârika işler yapan has: özel hâtem: mühür, damga Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Allah (bk. ḥ-y-y; ḳ-v-m) | intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m) kabza-i tasarrufunda: tasarrufu altında (bk. ṣ-r-f) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) kâinat-ı seyyâle: akıp giden kâinat, evren (bk. k-v-n) katre: damla kelime-i kudret: kudret kelimesi (bk. k-l-m; ḳ-d-r) kemâl-i mizan: mükemmel ve kusursuz bir ölçü (bk. k-m-l; v-z-n) kemâl-i suhulet: tam bir kolaylık (bk. k-m-l) kitab-ı kâinat: kâinat kitabı (bk. k-t-b; k-v-n) mâlik: sahip (bk. m-l-k) mevâlid-i türâbiye: topraktaki madenler mevcudât-ı seyyâre: devamlı hareket eden varlıklar (bk. v-c-d) misal-i musağğar: küçültülmüş nümune, örnek (bk. m-s̱-l) mizan: ölçü (bk. v-z-n) musahhar: boyun eğmiş mütenevvi: çeşit çeşit | nesc etmek: dokumak, örmek nevi: çeşit nümune: örnek, misal patiska: pamuktan dokunmuş sık ve düzgün bez Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b) sair: diğer san’atkârâne: sanatlı bir şekilde (bk. ṣ-n-a) şecere-i hilkat: yaratılış ağacı (bk. ḫ-l-ḳ) semere: meyve sikke: madenî para gibi şeylerin üzerine vurulan damga, mühür taam: yiyecek tecellî-i kudret ve hikmet: Allah’ın kudret ve hikmet görüntüsü (bk. c-l-y; ḳ-d-r; ḥ-k-m) zihayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y) |
· hem bir noktada, meselâ küçücük incir çekirdeğinde koca incir ağacının programını derc etmek,
· ve bir harfte, meselâ kalb-i beşerde şu âlem-i kebirin safahâtında tecellî ve ihâta eden bütün esmânın âsârını göstermek,
· ve bir mercimek tanesi kadar mevki tutan kuvve-i hafıza-i insaniyede bir kütüphane kadar yazı yazdırmak ve bütün hâdisât-ı kevniyenin mufassal fihristesini o kuvvecikte derc etmek, elbette ve elbette Hâlık-ı Külli Şeye has ve bu kâinatın Rabb-i Zülcelâline mahsus bir hâtemdir.
İşte, zîhayat üstünde olan pek çok hâtem-i Rabbânîden birtek hâtem böyle nurunu gösterse ve onun âyâtını şöyle okuttursa; acaba birden bütün o hâtemlere bakabilsen, görebilsen,
سُبْحَانَ مَنِ اخْتَفٰى بِشِدَّةِ ظُهُورِهِ
1
demeyecek misin?
Dipnot-1
Her türlü kusurdan münezzehtir o Zat ki, şiddet-i zuhurundan gizlenmiştir.
| âlem-i kebir: büyük âlem, kâinat (bk. a-l-m; k-b-r) âsâr: eserler âyât: ayetler, deliller cilve-i in’ikâs: yansımadan ileri gelen görüntü (bk. c-l-y) cilve-i misaliye: misalî görünüm (bk. c-l-y; m-s̱-l) derc etmek: yerleştirmek eser-i nuranî: nurlu, parlak eser (bk. n-v-r) esmâ: isimler (bk. s-m-v) fehm: anlayış hâdisât-ı kevniye: yaratılışa ait hadiseler (bk. k-v-n) hadsiz: sayısız hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) Hâlık-ı Külli Şey: herşeyin yaratıcısı olan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; k-l-l) has: özel hâtem: mühür, damga hâtem-i Rabbânî: herşeyin Rabbi olan Allah’ın mührü (bk. r-b-b) | ihâta: içine alma, kuşatma ihyâ: diriltme, hayat verme (bk. ḥ-y-y) in’ikâs: yansıma kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) kalb-i beşer: insan kalbi katre: damla kuvve: duyu kuvve-i hâfıza-i insaniye: insandaki hafıza duygusu, bellek (bk. ḥ-f-ẓ) mahsus: özgü maruz: tesiri altında olan masnuat: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a) mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d) mevki: yer mufassal: ayrıntılı mukabil: karşılık münezzeh: arınmış, yüce (bk. n-z-h) Rabb-i Zülcelâl: sonsuz heybet ve yücelik sahibi ve herşeyin Rabbi olan Allah (bk. r-b-b; ẕü; c-l-l) safahât: safhalar, gelişmeler şeffaf: saydam, parlak | semâvât: gökler (bk. s-m-v) Şems-i Ezelî: Ezelî Güneş; bu tabir, herşeyi nurlandıran Allah için benzetme olarak kullanılır (bk. e-z-l) seyyare: gezegen şiddet-i zuhur: çok kuvvetli şekilde görünme (bk. ẓ-h-r) sikke: madenî para gibi şeylerin üzerine vurulan damga, mühür tabiî: kendiliğinden, doğal (bk. ṭ-b-a) tecellî: görünme, yansıma (bk. c-l-y) tecellî-i aks: yansımanın görüntüsü (bk. c-l-y) temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l) turra: mühür, nişan zemin: yer zerrecik: atom, en küçük madde parçası zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y) ziya: ışık |
Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam, Mukaddime ÜÇÜNCÜ LEM’A, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.
http://www.erisale.com/#content.tr.1.393
https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/yirmi-ikinci-soz/ikinci-makam/393

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.
Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde ve https://sorularlarisale.com/ adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.
Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.
https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “Birşeyden herşey yapar; hem herşeyden birtek şey yapar.’ Çünkü, nutfe suyundan ve hem içilen basit bir sudan, hesapsız âzâ ve cihâzât-ı hayvaniyeyi yapar.” konusu işlenmektedir.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi İkinci Söz İkinci Makam İkinci Lem’a.

KISA ViDEO
UZUN ViDEO
Bak şu kâinat bostanına. Şu zeminin bağına, şu semânın yıldızlarla yaldızlanmış güzel yüzüne dikkat et. Göreceksin ki, bir Sâni-i Zülcelâlin, bir Fâtır-ı Zülcemâlin, o serilmiş ve serpilmiş masnuattan herbir masnu üstünde, Hâlık-ı Külli Şeye mahsus bir sikkesi; ve herbir mahlûku üstünde, Sâni-i Külli Şeye has bir hâtemi; ve kalem-i kudretin birer menşûru olan sahâif-i leyl ve nehar, yaz ve baharda yazılan tabakat-ı mevcudat üstünde, taklit kabul etmez bir turra-i garrâsı vardır.
Şimdi o sikkelerden, o hâtemlerden, o turralardan, nümune olarak birkaçını zikredeceğiz. Meselâ, hesapsız sikkelerinden, hayat üzerinde koyduğu çok sikkelerinden şu sikkeye bak ki: “Birşeyden herşey yapar; hem herşeyden birtek şey yapar.” Çünkü, nutfe suyundan ve hem içilen basit bir sudan, hesapsız âzâ ve cihâzât-ı hayvaniyeyi yapar.
İşte, birşeyi herşey yapmak, elbette bir Kadîr-i Mutlakın işidir. Hem yenilen hadsiz taamlardan, o taam ise hayvanî olsun, nebatî olsun, o müteaddit maddeleri, has bir cisme kemâl-i intizamla çeviren ve ondan mahsus bir cilt nesceden ve ondan basit cihazları yapan, elbette bir Kadîr-i Külli Şeydir ve Alîm-i Mutlaktır. Evet, Hâlık-ı Mevt ve Hayat, şu destgâh-ı dünyada, hikmetiyle, hayatı öyle bir kanun-u emriye-i mu’ciznümâ ile idare ediyor ki, o kanunu tatbik ve icra etmek, bütün kâinatı kabza-i tasarrufunda tutan bir Zâta mahsustur.
| Alîm-i Mutlak: sınırsız ilim sahibi Allah (bk. a-l-m; ṭ-l-ḳ) âzâ: organlar azamet: büyüklük (bk. a-ẓ-m) bostan: bahçe celâl: haşmet, görkem (bk. c-l-l) cihâzât-ı hayvaniye: hayvanların organları (bk. ḥ-y-y) destgâh-ı dünya: dünya tezgâhı esbab: sebepler (bk. s-b-b) Fâtır-ı Zülcemâl: sonsuz güzellik sahibi ve herşeyi benzersiz yaratan Allah (bk. f-ṭ-r; ẕü; c-m-l) hadsiz: sayısız hâlât: haller, durumlar Hâlık-ı Külli Şey: herşeyin yaratıcısı olan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; k-l-l) Hâlık-ı Mevt ve Hayat: hayatı ve ölümü yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; m-v-t; ḥ-y-y) hâtem: mühür, damga hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m) icra: yerine getirme izzet: şeref, yücelik (bk. a-z-z) kabza-i tasarruf: emri altında bulundurma (bk. ṣ-r-f) | Kâdir-i Külli Şey: sınırsız güç ve kudret sahibi olan ve herşeye gücü yeten Allah (bk. ḳ-d-r; k-l-l) Kadîr-i Mutlak: sınırsız güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) kalem-i kudret: Allah’ın kudret kalemi (bk. ḳ-d-r) kanun-u emriye-i mu’ciznümâ: Allah’ın emriyle oluşan mu’cizeli kanun (bk. ḳ-n-n; a-c-z) kemâl-i intizam: mükemmel ve kusursuz düzen (bk. k-m-l; n-ẓ-m) kudret-i İlâhiye: Allah’ın güç ve iktidarı (bk. ḳ-d-r; e-l-h) mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ) mahsus: özgü masnû: sanat eseri varlık (bk. ṣ-n-a) masnûat: sanat eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a) menşûr: yazılmış, yayınlanmış merci: başvurulacak yer müteaddid: çeşitli, birden fazla nazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r) nâzır: gözlemci (bk. n-ẓ-r) nebatî: bitkisel nescetme: dokuma, örme | nümune: örnek nutfe: memelilerin yaratıldığı su, meni perdedâr-ı dest-i kudret: Allah’ın kudret elinin önünde perde (bk. ḳ-d-r) sahâif-i leyl ve nehar: gece ve gündüz sahifeleri Sâni-i Külli Şey: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; k-l-l) Sâni-i Zülcelâl: sonsuz yücelik ve haşmet sahibi ve herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l) semâ: gökyüzü (bk. s-m-v) sikke: madenî para gibi şeyler üzerine vurulan damga, mühür taam: yiyecek tabakat-ı mevcudat: varlıkların tabakaları, grupları (bk. v-c-d) tatbik: uygulama tesir-i hakikî: gerçek tesir (bk. ḥ-ḳ-ḳ)tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d) turra: padişahın mührü ve imzası turra-i garrâ: parlak mühür zemin: yeryüzü zikretmek: belirtmek |
İşte, eğer aklın sönmemişse, kalbin kör olmamışsa anlarsın ki, birşeyi kemâl-i suhulet ve intizamla herşey yapan ve herşeyi kemâl-i mizan ve intizamla, san’atkârâne birtek şey yapan, herşeyin Sâniine has ve Hâlık-ı Külli Şeye mahsus bir sikkedir.
Meselâ görsen, hârika-pîşe bir zat, bir dirhem pamuktan, yüz top çuha ve ipek veya patiska gibi mütenevvi sair kumaşları o tek dirhem pamuktan nescetmekle beraber, helva, baklava gibi çok taamları dahi ondan yapıyor. Sonra görsen ki, o zat, demiri ve taşı, balı ve yağı, suyu ve toprağı avucuna alır, bir güzel altın yapar. Elbette kat’iyen hükmedeceksin ki, o zat öyle kendine has bir san’ata mâliktir; bütün anâsır-ı arziye onun emrine musahhar ve bütün mevâlid-i türâbiye onun hükmüne bakar.
Evet, hayattaki tecellî-i kudret ve hikmet, bu misalden bin derece daha aciptir. İşte, hayat üstündeki çok sikkelerden birtek sikke…
| acip: şaşırtıcı, hayret verici âlem: kâinat, evren (bk. a-l-m) anâsır-ı arziye: dünyadaki unsurlar, elementler cami’: içine alan, kapsayan (bk. c-m-a) cevelân: dolaşma, hareket çuha: tüysüz ince, sık dokunmuş yün kumaş dirhem: yaklaşık üç grama denk olan bir ağırlık ölçüsü ekser: pekçok (bk. k-s̱-r) envâ-ı âlem: âlemdeki çeşitler, türler (bk. a-l-m) eşya: şeyler, varlıklar evham: kuruntular, şüpheler fihriste: indeks Hâlık-ı Külli Şey: heyşeyin yaratıcısı Allah (bk. ḫ-l-ḳ; k-l-l) halk etmek: yaratmak (bk.ḫ-l-ḳ) hârika-pîşe: hârika işler yapan has: özel hâtem: mühür, damga Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Allah (bk. ḥ-y-y; ḳ-v-m) | intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m) kabza-i tasarrufunda: tasarrufu altında (bk. ṣ-r-f) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) kâinat-ı seyyâle: akıp giden kâinat, evren (bk. k-v-n) katre: damla kelime-i kudret: kudret kelimesi (bk. k-l-m; ḳ-d-r) kemâl-i mizan: mükemmel ve kusursuz bir ölçü (bk. k-m-l; v-z-n) kemâl-i suhulet: tam bir kolaylık (bk. k-m-l) kitab-ı kâinat: kâinat kitabı (bk. k-t-b; k-v-n) mâlik: sahip (bk. m-l-k) mevâlid-i türâbiye: topraktaki madenler mevcudât-ı seyyâre: devamlı hareket eden varlıklar (bk. v-c-d) misal-i musağğar: küçültülmüş nümune, örnek (bk. m-s̱-l) mizan: ölçü (bk. v-z-n) musahhar: boyun eğmiş mütenevvi: çeşit çeşit | nesc etmek: dokumak, örmek nevi: çeşit nümune: örnek, misal patiska: pamuktan dokunmuş sık ve düzgün bez Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b) sair: diğer san’atkârâne: sanatlı bir şekilde (bk. ṣ-n-a) şecere-i hilkat: yaratılış ağacı (bk. ḫ-l-ḳ) semere: meyve sikke: madenî para gibi şeylerin üzerine vurulan damga, mühür taam: yiyecek tecellî-i kudret ve hikmet: Allah’ın kudret ve hikmet görüntüsü (bk. c-l-y; ḳ-d-r; ḥ-k-m) zihayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y) |
Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam, Mukaddime İKİNCİ LEM’A, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.
http://www.erisale.com/#content.tr.1.392
https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/yirmi-ikinci-soz/ikinci-makam/392

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.
Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde ve https://sorularlarisale.com/ adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.
Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.