Barla Yaylası, çam, katran, ardıç, karakavağın bir meyvesidir – Cumartesi Dersleri 17. 8.

Barla Yaylası, çam, katran, ardıç, karakavağın bir meyvesidir - Cumartesi Dersleri 17. 8.

https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “Barla Yaylası, çam, katran, ardıç, karakavağın bir meyvesidir” konusu işlenmektedir. Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ndan Sözler isimli eserinden On Yedinci Sözün İkinci Makamı.

Barla Yaylası, çam, katran, ardıç, karakavağın bir meyvesidir - Cumartesi Dersleri 17. 8.
Barla Yaylası, çam, katran, ardıç, karakavağın bir meyvesidir – Cumartesi Dersleri 17. 8.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

On Yedinci Sözün İkinci Makamı 

Barla Yaylası, çam, katran, ardıç, karakavağın bir meyvesidir

Makam münasebetiyle buraya alınmış. On Birinci Mektubun bir parçasıdır.

Bir vakit, esaretimde, dağ başında, azametli çam ve katran ve ardıç ağaçlarının heybetnümâ suretlerini, hayretfezâ vaziyetlerini temâşâ ederken, pek lâtif bir rüzgâr esti. O vaziyeti, pek muhteşem ve şirin, velvele-âlûd bir zelzele-i raksnümâ, bir tesbihat-ı cezbe-edâ suretine çevirdiğinden, eğlence temâşası nazar-ı ibrete ve sem’-i hikmete döndü. Birden, Ahmed-i Cizrî’nin Kürtçe şu fıkrası:

  هَرْكَسْ بِتَمَاشَاگِه حُسْنَاتَه زِهَرْ جَاى تَشْبِيهِ نِكَا رَانْ بِجَمَالاَتَه دِنَازِنْ

hatırıma geldi. Kalbim, ibret mânâlarını ifade için şöyle ağladı:

ياَ رَبْ! هَرْ حَىْ بِتَمَاشَاگِه صُنْعِ تُو زِهَرْ جَاى بَتَازِى     زِنَشِيبُ اَزْ فِرَازِى مَانَنْدِ دَلاَلاَنْ بِنِدَاءِ بِآوَازِى     دَمْ دَمْ زِ جَمَالِ نَقْشِ تُودَرْ رَقَصْ بَازِى     زِكَمَالِ صُنْعِ تُو خُوشْ خُوشْ بِگَازِى     زِ شِيرِينِى آوَازِ خُودْ هَىْ هَىْ دِنَازِى     أَزْوَىْ رَقْص آمَدْ جَذْبَه خَوازِى     اَزِيْن آثَارِ رَحْمَتْ يَافْت هَرْ حَىْ دَرْسِ تَسْبِيحُ نَمَازِى     اِيسْتَادَسْت هَرْ يَكِى بَرْ سَنْكِ بَالاَ سَرْفِرَازِى     دِرَاز كَرْدَسْت دَسْتَهَارَا بَدَرْ كَا هِ إِلٰهِى هَمْ چُو شَهْبَازِى     بَه جُنْبِيدسْت زُلفْهَارَا بَه شَوْقَ اَنْگِيزَ شَهْنَازِى     بَبَالاَ مِيزَنَنْد أَزْ پَرْدَه هَاىِ “هَاىِ هُوىِ” عَشْق بَازِى     مِيدِهَدْ هُوشَه گ يرِ ينْهَاىِ دَرِينْهَاىِ زَوَالِى اَزْ حُبِّ مَجَازِى     بَرْ سَرِ مَحْمُودْهَا نَغْمَه هَاىِ حُزْن اَنْگِيز اَيَازِى     مُرْدَهَارَا نَغْمَهَاىِ اَزَلِى أَزْ حُزْن اَنْگِيز نَوَازِى     “رُوحَه” مِى آيَدْ اَزُو زَمْزَمَۂِ نَازُو نِيَازِى     قَلْب مِى خَوانْد أَزِينْ آيَاتْهَا: سِرِّ تَوْحِيدْ زِعُلُوِّ نَظْمِ إِعْجَازِى     نَفْس مِى خَواهَدْ دَرْاِينْ

El-Cizrî, el-İkdü’l-Cevherî fî Şerhi Dîvâni’ş-Şeyh el-Cizrî s. 438.


Ahmed-i Cizrî: (bk. bilgiler)
azametli: büyük (bk. a-ẓ-m)
Barla: (bk. bilgiler)
hayretfezâ: hayret verici
heybetnümâ: heybetli
ibret: ders çıkarma
lâtif: hoş, güzel (bk. l-ṭ-f)
nazar-ı ibret: ibretli bakış (bk. n-ẓ-r)
sem’-i hikmet: hikmetli sözleri dinleme (bk. s-m-a; ḥ-k-m)
temâşâ etme: seyretme
tesbihat-ı cezbe-edâ: cezbeli tesbihler (bk. s-b-ḥ)
velvele-âlûd: gürültü patırtı içinde kalmış
zelzele-i raksnümâ: danseder gibi sarsılma

وَلْوَلَهَا.. زَلْزَلَهَا: ذَوْقِ بَاقِى دَرْ فَنَاىِ دُنْيَابَازِى     عَقْل مِى بِينَدْ اَزِينْ زَمْزَمَهَا.. دَمْدَمَهَا: نَظْمِ خِلْقَتْ، نَقْشِ حِكْمَتْ، كَنْزِ رَازِى     آرْزُو مِيدَارَدْ هَوَا اَزِينْ هَمْهَمَهَا.. هُوهُوَهَا مَرْگِ خُودْ دَرْ تَرْگِ اَذْوَاقِ مَجَازِى     خَيَالْ بِينَدْ اَزِينْ اَشْجَارْ: مَلاَئِكْ رَا جَسَدْ آمَدْ سَمَاوِى، بَاهَزَارَانْ نَىْ     اَزِينَ نَيْهَا شُنِيدَتْ هُوشْ: سِتَايِشْهَاىِ ذَاتِ حَىْ     وَرَقْهَارَا زَبَانْ دَارَنْدَ هَمَه “هُو هُو” ذِكْرآرَنْد بَه دَرْ مَعْنَاىِ: حَىُّ حَىْ     چُو “لاَ اِلٰهَ اِلاَّ هُو” بَرَابَرْ مِيزَنْد هَرْ شَىْ     دَمَادَمْ جُويَدَنْد “يَا حَقْ” سَرَاسَرْ کُويَدَنْد: “يَا حَىْ” بَرَابَرْ مِيزَنَنْد: “اَللهْ”

  فَيَا حَىُّ يَا قَيوُّمُ بِحَقِّ اِسْمِ حَىِّ قَيوُّمِ

  حَيَاتِى دِهْ بَايِنْ قَلْبِ پَرِيشَانْ رَا اِسْتِقَامَتْ دِهْ بَايِنْ عَقْلِ مُشَوَّشْ رَا… اٰمِينْ

Barla Yaylası, Tepelice’de çam, katran, ardıç, karakavak meyvesi hakkında yazılan Farisî beyitlerin mânâsı:

هَرْكَسْ بِتَمَاشَا كِه حُسْنَاتَه زِهَرْ جَاى تَشْبِيهِ نِگَارَانْ بِجَمَالاَتَه دِنَازِنْ     1

Hatırıma geldi; kalbim dahi ibret mânâlarını ifade için şöyle ağladı:

Yani, Senin temâşâna, hüsnüne, herkes her yerden koşup gelmiş. Senin cemâlinle nazdarlık ediyorlar.

  ياَ رَبْ! هَرْ حَىْ بِه تَمَاشَاگِه صُنْعِ تُو زِهَرْ جَاىْ بَتَازِى

Her zîhayat, Senin temâşâna, san’atın olan zemin yüzüne her yerden çıkıp bakıyorlar.

  زِنَشِيبُ اَزْ فِرَازِى مَانَنْدِ دَلاَلاَنْ بِنِدَاءِ بِآوَازِى

Aşağıdan, yukarıdan dellâllar gibi çıkıp bağırıyorlar.

  دَمْ دَمْ زِ جَمَالِ نَقْشِ تُوزِ هَوَاىِ شَوْقِ تُودَرْ رَقْص بَازِى

Senin cemâl-i nakşından keyiflenip, o dellâl-misal ağaçlar oynuyorlar.


Dipnot-1

El-Cizrî, el-İkdü’l-Cevherî fî Şerhi Dîvâni’ş-Şeyh el-Cizrî s. 438.


Barla: (bk. bilgiler)
cemâl: güzellik (bk. c-m-l)
cemâl-i nakş: nakşın güzelliği (bk. c-m-l; n-ḳ-ş)
dellâl: duyurucu, ilan edici
dellâl-misal: dellâl, ilân edici gibi (bk. m-s̱-l)
Farisî: Farsça
hüsün: güzellik (bk. ḥ-s-n)
ibret: ders çıkarma
nazdarlık etmek: nazlanmak, cilve yapmak
temâşâ: seyretme
Tepelice: (bk. bilgiler)
zemin: yer
zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)

  زِ كَمَالِ صُنْعِ تُو خُوشْ خُوشْ بِگَازِى     1

Senin kemâl-i san’atından neş’elenip güzel güzel sadâ veriyorlar.

  زِ شِيرِينِى آوَازِ خُودْ هَىْ هَىْ دِنَازِى

Güya sadâlarının tatlılığı, onları da neş’elendirip nazeninâne bir naz ettiriyor.

  اَزْوَىْ رَقْصَه آمَدْ جَذْبَه خَوازِى

İşte ondandır ki, şu ağaçlar raksa gelmiş, cezbe istiyorlar.

  اَزِيْن آثَارِ رَحْمَتْ يَافْت هَرْ حَىْ دَرْسِ تَسْبِيحُ نَمَازِى

Şu rahmet-i İlâhiyenin âsârıyladır ki, her zîhayat, kendine mahsus tesbih ve namazın dersini alıyorlar.

  اِيسْتَادَسْت هَرْ يَكِى بَرْ سَنْكِ بَالاَ سَرْفِرَازِى

Ders aldıktan sonra, herbir ağaç yüksek bir taş üstünde Arşa başını kaldırıp durmuşlar.

  دِرَاز كَرْدَسْت دَسْتَهَارَا بَدَرْ گَا هِ إِلٰهِى هَمْ چُوشَهْبَازِى

Herbirisi, yüzler ellerini Şehbaz-ı Kalender HAŞİYE-1 gibi dergâh-ı İlâhîye uzatıp muhteşem bir ibadet vaziyetini almışlar.

  بَه جُنْبِيدسْت زُلْفهَارَا بَشَوْقَ اَنْگِيزْ شَهْنَازِى HAŞİYE-2

Oynattırıyorlar zülüfvâri küçük dallarını; ve onunla, temâşâ edenlere de, lâtif şevklerini ve ulvî zevklerini ihtar ediyorlar.

  بَبَالاَ مِيزَنَنْد اَزْ پَرْدَه هَاىِ “هَاىِ هُوىِ” عَشْق بَازِى


Dipnot-1

Nüsha: زِهَوَاىِ شَوْقِ تُو

Haşiye-1

Şehbaz-ı Kalender meşhur bir kahramandır ki, Şeyh Geylânî’nin irşadıyla dergâh-ı İlâhîye iltica edip mertebe-i velâyete çıkmıştır.

Haşiye-2

Şehnaz-ı Çelkezi, kırk örme saç ile meşhur bir dünya güzelidir.


Arş: Cenab-ı Allah’ın sınırsız egemenliğinin ve yüceliğinin tecelli ettiği yer (bk. a-r-ş)
âsâr: eserler
cezbe: kendinden geçer bir hale gelme
dergâh-ı İlâhiye: İlâhî rahmet kapısı (bk. e-l-h)
haşiye: dipnot, açıklayıcı not
ihtar: hatırlatma
iltica etmek: sığınmak
irşad: doğru yolu gösterme (bk. r-ş-d)
kemâl-i san’at: sanattaki mükemmellik (bk. k-m-l; ṣ-n-a)
lâtif: hoş, güzel (bk. l-ṭ-f)
mertebe-i velâyet: velâyet mertebesi (bk. v-l-y)
nazeninâne: nazlıca, cilvelenerek
rahmet-i İlâhiye: Allah’ın rahmeti (bk. r-ḥ-m; e-l-h)
raks: dans
sadâ: ses
şevk: şiddetli arzu ve istek
Şeyh Geylânî: (bk. bilgiler)
temâşâ: seyretme
tesbih: Allah’ı, yüce şanına lâyık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ)
ulvî: yüce
zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)
zülüfvâri: saç lülesi gibi

Aşkın “Hay Huy” perdelerinden en hassas tellere, damarlara dokunuyor gibi sadâ veriyorlar. HAŞİYE-1

  مِيدِهَدْ هُوشَه گِيرِ ينْهَاى دَرِينْهَاىِ زَوَالِى اَزْ حُبِّ مَجَازِى

Fikre şu vaziyetten şöyle bir mânâ geliyor: Mecazî muhabbetlerin zevâl elemiyle gelen ağlayış, hem derinden derine hazin bir enîni ihtar ediyorlar.

  بَرْ سَرِ مَحْمُودْهَا نَغْمَهَاىِ حُزْن اَنْگِيز اَيَازِى

Mahmud’ların, yani Sultan Mahmud gibi mahbubundan ayrılmış bütün âşıkların başlarında, hüzün-âlûd mahbuplarının nağmesinin tarzını işittiriyorlar.

  مُرْدَهَارَا نَغْمَهَاىِ اَزَلِى اَزْ حُزْن اَنْگِيز نُوَازِى

Dünyevî sadâların ve sözlerin dinlemesinden kesilmiş olan ölmüşlere ezelî nağmeleri, hüzün-engiz sadâları işittiriyor gibi bir vazifesi var görünüyorlar.

  رُوحَه” مِى اٰيَدْ اَزُو زَمْزَمۂِ نَازُو نِيَازِى”

Ruh ise, şu vaziyetten şöyle anladı ki: Eşya, tesbihat ile Sâni-i Zülcelâlin tecelliyât-ı esmâsına mukabele edip, bir naz-niyaz zemzemesidir, geliyor.

  قَلْبْ مِيخَواندْ اَزِينْ اٰيَاتْهَا: سِرِّ تَوْحِيدْ زِعُلُوِّ نَظْمِ اِعْجَازِى

Kalb ise, şu herbiri birer âyet-i mücesseme hükmünde olan şu ağaçlardan sırr-ı tevhidi, bu i’câzın ulüvv-ü nazmından okuyor. Yani, hilkatlerinde o derece harika bir intizam, bir san’at, bir hikmet vardır ki, bütün esbab-ı kâinat birer fâil-i muhtar farz edilse ve toplansalar, taklit edemezler.

  نَفْس مِى خَوَاهَدْ دَرِينْ وَلْوَلَهَا.. زَلْزَلَهَا: ذَوْقِ بَاقِى دَرْ فَنَاىِ دُنْيَابَازِى

Nefis ise, şu vaziyeti gördükçe, bütün rû-yi zemin velvele-âlûd bir zelzele-i firakta


Haşiye-1

Şu nüsha mezaristandaki ardıç ağacına bakar

بَبَالَا م۪يزَنَنْد اَزْ پَرْدَه هَاىِ “هَاىِ هُوىِ” مُرْدَهَارَا نَغْمَه هَاىِ اَزَلِى اَزْ حُزْنَ اَنْگِيزْ نُوَاز۪ى


âyet-i mücesseme: cisimleşmiş âyet
elem: acı, üzüntü
enîn: inilti
esbab-ı kâinat: kâinattaki sebepler (bk. s-b-b; k-v-n)
eşya: şeyler, varlıklar
ezelî: başlangıcı olmayan, (bk. e-z-l)
fâil-i muhtar: dilediğini yapmakta serbest olan fâil (bk. f-a-l; ḫ-y-r)
farz edilmek: varsayılmak
hazin: hüzünlü
hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
hilkat: yaratılış (bk. ḫ-l-ḳ)
hüzün-âlûd: hüzünle karışık
hüzün-engiz: hüzün veren
i’câz: mu’cize oluş (bk. a-c-z)
ihtar: hatırlatma
intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m)
mahbup: sevgili (bk. ḥ-b-b)
mecazî: gerçek olmayan (bk. c-v-z)
muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)
mukabele: karşılık verme
nağme: ahenk, güzel ses
naz-niyaz: dua, yalvarışn
efis: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s)
rû-yi zemin: yeryüzü
sadâ: ses
Sâni-i Zülcelâl: sonsuz haşmet sahibi ve her şeyi san’atla yaratan Allah (bk. s-n-a; ẕü; c-l-l)
sırr-ı tevhid: Allah’ın birlik sırrı (bk. v-ḥ-d)
tecelliyât-ı esmâ: Cenab-ı Hakkın isimlerinin yansımaları (bk. c-l-y; s-m-v)
tesbihat: Allah’ı, yüce şanına lâyık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ)
ulüvv-ü nazm: nazmının yüceliği (bk. n-ẓ-m)
velvele-âlûd: gürültü patırtı içinde kalmış
zelzele-i firak: ayrılık sarsıntısı (bk. f-r-ḳ)
zemzeme: nağme, hoş ses
zevâl: sona erme (bk. z-v-l)

yuvarlanıyor gibi gördü, bir zevk-i bâki aradı. “Dünyaperestliğin terkinde bulacaksın” mânâsını aldı.

  عَقْل مِى بِينَدْ اَزِينْ زَمْزَمَهَا.. دَمْدَمَهَا: نَظْمِ خِلْقَتْ، نَقْشِ حِكْمَتْ، كَنْزِ رَازِى

Akıl ise, şu zemzeme-i hayvan ve eşcardan ve demdeme-i nebat ve havadan gayet mânidar bir intizam-ı hilkat, bir nakş-ı hikmet, bir hazine-i esrar buluyor. Herşey çok cihetlerle Sâni-i Zülcelâli tesbih ettiğini anlıyor.

  آرْزُو مِيدَارَدْ هَوَا اَزِينْ هَمْهَمَهَا.. هُوهُوَهَا مَرْگِ خُودْ دَرْ تَرْگِ اَذْوَاقِ مَجَازِى

Heva-yı nefis ise, şu hemheme-i hava ve hevheve-i yapraktan öyle bir lezzet alıyor ki, bütün ezvâk-ı mecazîyi ona unutturup o heva-yı nefsin hayatı olan zevk-i mecazîyi terk etmekle bu zevk-i hakikatte ölmek istiyor.

  خَيَالْ بِينَدْ اَزِينْ اَشْجَارْ: ملاَئِك رَا جَسَدْ آمَدْ سَمَاوِى، بَاهَزَارَانْ نَىْ

Hayal ise görüyor: Güya şu ağaçların müekkel melâikeleri içlerine girip herbir dalında çok neyler takılan ağaçları ceset olarak giymişler. Güya Sultan-ı Sermedî, binler ney sadâsıyla muhteşem bir resm-i küşatta onlara onları giydirmiş ki, o ağaçlar câmid, şuursuz cisim gibi değil, belki gayet şuurkârâne, mânidar vaziyetleri gösteriyorlar.

  اَزْيِنْ نَىْ هَا شُنِيدَتْ هُوشْ: سِتَايِشْهَاىِ ذَاتِ حَىْ

İşte, o neyler, semâvî, ulvî bir musikîden geliyor gibi sâfi ve müessirdirler. Fikir, o neylerden, başta Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî olarak bütün âşıkların işittikleri elemkârâne teşekkiyât-ı firâkı işitmiyor. Belki, Zât-ı Hayy-ı Kayyûma karşı takdim edilen teşekkürat-ı Rahmâniyeyi ve tahmidat-ı Rabbâniyeyi işitiyor.


câmid: cansız
demdeme-i nebat ve hava: bitki ve havanın sesleri
dünyaperestlik: dünyayı taparcasına sevme
elemkârâne: acılı bir şekilde
ezvâk-ı mecazî: gerçek olmayan aldatıcı zevkler (bk. c-v-z)
hazine-i esrar: sırlar hazinesi
hemheme-i hava: havanın çıkardığı ses, uğultu
heva-yı nefis: kabiliyet ve duyguları nefsin yasak arzu ve isteklerinin emrine verme (bk. h-v-y; n-f-s)
hevheve-i yaprak: yaprağın rüzgarın esmesi ile çıkardığı ses
intizam-ı hilkat: yaratılıştaki düzenlilik (bk. n-ẓ-m; ḫ-l-ḳ)
mânidar: anlamlı (bk. a-n-y)
melâike: melekler (bk. m-l-k)
Mevlânâ Celâleddin-i Rumî: (bk. bilgiler)
müekkel: vazifeli
müessir: tesirli, etkili
nakş-ı hikmet: hikmetin nakşı (bk. n-ḳ-ş; ḥ-k-m)
resm-i küşat: açılış merasimi
sadâ: ses
sâfi: temiz, arınmış (bk. ṣ-f-y)
Sâni-i Zülcelâl: sonsuz haşmet sahibi ve her şeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)
semâvî: vahiyle gelmiş (bk. s-m-v)
Sultan-ı Sermedî: egemenliğinin sonu olmayan Allah (bk. s-l-ṭ)
şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)
şuurkârâne: şuurlu bir şekilde, bilerek ve anlayarak (bk. ş-a-r)
tahmidat-ı Rabbâniye: herşeyi terbiye ve idare eden Allah’a yapılan şükür ve övgüler (bk. ḥ-m-d; r-b-b)
tesbih: Allah’ı, yüce şanına lâyık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ)
teşekkiyât-ı firâk: ayrılıktan gelen şikayetler (bk. f-r-ḳ)
teşekkürat-ı Rahmâniye: sonsuz rahmet sahibi Allah’a yapılan teşekkürler (bk. ş-k-r; r-ḥ-m)
ulvî: yüce
Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Zât, Allah (bk. ḥ-y-y; ḳ-v-m)
zemzeme-i hayvan ve eşcar: hayvan ve ağaçların nağmeleri
zevk-i bâki: sonsuz zevk (bk. b-ḳ-y)
zevk-i hakikat: gerçek zevk (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
zevk-i mecazî: gerçek olmayan, yalan ve aldatıcı zevk (bk. c-v-z)

وَرَقْهَارَا زَبَانِ دَارَنْد هَمَه “هُوَ هُوَ” ذِكْرآرَنْد بَدَرْ مَعْنَاىِ: حَىُّ حَىْ

Madem ağaçlar birer ceset oldu. Bütün yapraklar dahi diller oldu. Demek herbiri, binler dilleriyle, havanın dokunmasıyla Hu, Hu zikrini tekrar ediyorlar. Hayatlarının tahiyyâtıyla, Sâniinin Hayy-ı Kayyûm olduğunu ilân ediyorlar.

چُو “لاَ اِلٰهَ اِلاَّ هُو” بَرَابَرْ مِيزَنْد هَرْ شَىْ

Çünkü, bütün eşya

 1 لاَ اِلٰهَ اِلاَّ هُو 

deyip, kâinatın azîm halka-i zikrinde beraber zikrederek çalışıyorlar.

دَمَادَمْ جُويَدَنْد “يَا حَقْ” سَرَاسَرْ گُويَدَنْد: “يَا حَىْ” بَرَابَرْ مِيزَنَنْد: “اَللهْ”

Vakit-be-vakit, lisan-ı istidat ile, Cenâb-ı Haktan hukuk-u hayatını “Yâ Hak” deyip hazine-i rahmetten istiyorlar. Baştan başa da, hayata mazhariyetleri lisanıyla “Yâ Hayy” ismini zikrediyorlar.

فَيَا حَىُّ يَا قَيُّومُ بِحَقِّ اِسْمِ حَىِّ قَيُّومِ
حَيَاتِى دِهْ بَايِنْ قَلْبِ پَرِيشَانْ رَا اِسْتِقَامَتْ دِهْ بَايِنْ عَقْلِ مُشَوَّشْ رَا… اٰمِينْ


Dipnot-1

“Ondan başka hiçbir ilâh yoktur.” Haşir Sûresi, 59:22.


azîm: büyük (bk. a-ẓ-m)
Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
eşya: varlıklar
Hak: varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
halka-i zikir: zikir halkası
Hayy: gerçek hayat sahibi olan Allah (bk. ḥ-y-y)
Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Allah (bk. ḥ-y-y; ḳ-v-m)
hazine-i rahmet: rahmet hazinesi (bk. r-ḥ-m)
Hu: O, Allah
hukuk-u hayat: hayat hakkı (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
kâinat: evren, yaratılmış her şey (bk. k-v-n)
Lâ ilâhe illâ Hû: Allah’tan başka ilâh yoktur (bk. e-l-h)
lisan: dil
lisan-ı istidat: istidat dili (bk. a-d-d)
mazhariyet: nail olma, ayna olma (bk. ẓ-h-r)
Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a)
tahiyyat: selamlar, dualar, yaşasınlar (bk. ḫ-y-y)
vakit-be-vakit: vakit vakit, zaman zamanzikretmek: Allah’ı anmak

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, On Yedinci Söz, İkinci Makam, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.305

Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. – Cumartesi Dersleri 17. 7.

Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. - Cumartesi Dersleri 17. 7.

https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem.” konusu işlenmektedir. Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ndan Sözler isimli eserinden On Yedinci Sözün İkinci Makamı.

Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. - Cumartesi Dersleri 17. 7.
Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. – Cumartesi Dersleri 17. 7.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

On Yedinci Sözün İkinci Makamı 

Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem.

Yirmi beş sene evvel Ramazan’da, ikindiden sonra Şeyh Geylânî’nin (k.s.) Esmâ-i Hüsnâ manzumesini okudum. Bana bir arzu geldi ki, Esmâ-i Hüsnâ ile bir münacat yazayım. Fakat o vakit bu kadar yazıldı. O kudsî üstadımın mübarek Münâcât-ı Esmâiyesine bir nazire yapmak istedim. Heyhat! Nazma istidadım yok. Yapamadım, noksan kaldı. Bu münacat, Otuz Üçüncü Sözün Otuz Üçüncü Mektubu olan Pencereler Risalesine ilhak edilmişti. Makam münasebetiyle buraya alındı.

هُوَ الْبَاقِى

حَكِيمُ الْقَضَايَا نَحْنُ فِى قَبْضِ حُكْمِهِ … هُوَ الْحَكَمُ الْعَدْلُ لَهُ اْلاَرْضُ وَالسَّمَۤاءُ

عَلِيمُ الْخَفَايَا وَالْغُيُوبُ فِى مُلْكِهِ …. هُوَ الْقَادِرُ الْقَيُّومُ لَهُ الْعَرْشُ وَالثَّرَۤاءُ

لَطِيفُ الْمَزَايَا وَالنُّقُوشِ فِى صُنْعِهِ…. هُوَ الْفاَطِرُ الْوَدُودُ لَهُ الْحُسْنُ وَالْبَهَۤاءُ

جَلِيلُ الْمَرَايَا وَالشُّؤُونُ فِى خَلْقِهِ…. هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ لَهُ الْعِزُّ وَالْكِبْرِيَۤاءُ

بَدِيعُ الْبَرَايَا نَحْنُ مِنْ نَقْشِ صُنْعِهِ…. هُوَ الدَّۤائِمُ الْبَا قِى لَهُ الْمُلْكُ وَالْبَقَۤاءُ

كَرِيمُ الْعَطَايَا نَحْنُ مِنْ رَكْبِ ضَيْفِهِ…. هُوَ الرَّزَّاقُ الْكَافِى لَهُ الْحَمْدُ وَالثَّنَۤاءُ

جَمِيلُ الْهَدَايَا نَحْنُ مِنْ نَسْجِ عِلْمِهِ…. هُوَ الْخَالِقُ الْوَافِى لَهُ الْجُودُ وَالْعَطَۤاءُ 1


Dipnot-1

ODUR BÂKÎ.O, hükmünü hikmetle icrâ eden Hakîmdir; biz de Onun hükmünün elindeyiz. Hakem olan O, Adl olan O; arz ve semâ Onundur. Mülkünde gizli olanı, gaip olanı O hakkıyla bilir. Kàdir olan O, Kayyûm olan O; Arş da, yer de Onundur. San’atının nakışlarında ve vasıflarında görünen Onun lûtfudur. Fâtır Odur, Vedûd O; mahlûkattaki bütün hüsün ve güzellikler Onundur. Mevcudat aynalarında ve mahlûkatının keyfiyâtında tezahür eden Onun celâlidir. Melik Odur, Kuddûs O; izzet ve kibriyâ da Ona aittir. Mahlûkatını acaib-i san’at içinde icad eden Odur; biz de Onun san’atının nakışlarıyız. Dâim Odur, Bâkî O; mülk ve bekà Onundur. O atâsında pek kerîmdir; biz de Onun misafir kàfilelerindeniz. Rezzâk Odur, her hâcete Kâfi O; hamd ve senâ Ona mahsustur. Rahmet hediyelerinde görünen Onun cemâlidir. Biz de Onun ilminin mensucatındanız. Hâlık Odur, Vâfî O; cûd ve atâ Onundur.


Esmâ-i Hüsnâ: Cenab-ı Hakkın en güzel isimleri (bk. ḥ-s-n)
ilhak edilmek: eklenmek
istidat: kabiliyet (bk. a-d-d)
kudsî: mukaddes, her türlü kusur ve noksandan uzak (bk. ḳ-d-s)
manzume: vezinli ve kafiyeli söz, şiir (bk. n-ẓ-m)
mübarek: bereketli (bk. b-r-k)
münacat: dua, yakarış (bk. n-c-v)
Münâcât-ı Esmâiye: Cenab-ı Hakkın isimleriyle yapılan dualar (bk. n-c-v; s-m-v)
münasebet: ilişki, bağlantı (bk. n-s-b)
nazire: benzer (bk. n-ẓ-r)
nazım: vezinli söz, şiir (bk. n-ẓ-m)
Şeyh Geylânî: (bk. bilgiler)

سَمِيعُ الشَّكَايَا وَالدُّعَۤاءِ لِخَلْقِهِ…. هُوَ الرَّاحِمُ الشَّافِى لَهُ الشُّكْر ُوَالثَّنَۤاءُ

غَفُورُ الْخَطَايَا وَالذُّنُوبُ لِعَبْدِهِ…. هُوَ الْغَفَّارُ الرَّحِيمُ لَهُ الْعَفْوُ وَالرِّضَۤاءُ 1

Ey nefsim! Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki:

Fâniyim, fâni olanı istemem.

Âcizim, âciz olanı istemem.

Ruhumu Rahmân’a teslim eyledim; gayr istemem.

İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim.

Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim.

Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim.


Dipnot-1

Mahlûkatının şikâyet ve duâlarını işiten Odur. Merhamet eden O, şifâ veren O; şükür ve senâ Ona mahsustur. Kullarının hatâ ve günahlarını bağışlayan da Odur. Gaffâr Odur, Rahîm O; af da, rızâ da Ondandır.


âciz: güçsüz (bk. a-c-z)
fâni: geçici, ölümlü (bk. f-n-y)
gayr: başkası
hiç ender hiç: hiç içinde hiç
mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)
nefis: kişinin kendisi (bk. n-f-s)
Rahmân: kullarına karşı çok merhametli olan ve rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah (bk. r-ḥ-m)
şems-i sermed: Sonsuz Güneş; bu tabir, her şeyi nurlandıran Allah için benzetme olarak kullanılır
umumen: bütünüyle
yâr-ı bâki: ebedî dost, sonsuz sevgili (bk. b-ḳ-y)
zerre: atom, en küçük madde parçası

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, On Yedinci Söz, İkinci Makam, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.303

YEŞİL SOL Parti Eğitim Programı

YEŞİL SOL Parti Eğitim Programı

Bu sayfada YEŞİL SOL Parti Eğitim Programı Eğitim Programı yer almaktadır. Kaynak olarak partinin kendi internet sitesi kullanılmıştır. Partinin kendi internet sitesindeki teknik problemden dolayı metin kopyalanamamış sadece bağlantısı verilebilmiştir.

YEŞİL SOL Parti Eğitim Programı
YEŞİL SOL Parti Eğitim Programı

YEŞİL SOL Parti Eğitim Programı

https://yesilsolparti.org/programatik-metin/

“Prickar och linjer i naturen och i konsten” Tvådimensionellt bildarbete: Bild – Pedagogisk planering – Kursplaner för grundskolan

“Prickar och linjer i naturen och i konsten” Tvådimensionellt bildarbete Bild - Pedagogisk planering - Kursplaner för grundskolan
“Prickar och linjer i naturen och i konsten” Tvådimensionellt bildarbete Bild - Pedagogisk planering - Kursplaner för grundskolan
“Prickar och linjer i naturen och i konsten” Tvådimensionellt bildarbete Bild – Pedagogisk planering – Kursplaner för grundskolan
https://dersdunyasi.net/wp-content/uploads/2023/05/PRICKA1.pdf

“Prickar och linjer i naturen och i konsten”

Tvådimensionellt bildarbete:

Bild – Pedagogisk planering – Kursplaner för grundskolan

Årskurs  : 8  

Tid  : 75 + 75 min.

Ämne  : Tvådimensionellt bildarbete:
 

    “Prickar och Linjer i naturen och i konsten”

Syfte / Mål  :

• Eleverna utvecklar kunskaper om hur bilder skapas och tolkas. 

•·  förmåga att skapa bilder med olika tekniker, verktyg och material,

•·  förmåga att analysera samtida och historiska bilders innehåll, uttryck och funktioner.

Centralt innehåll:

Bildframställning: Tvådimensionellt bildarbete.

Tekniker, verktyg och material: Olika papper, pennor med olika färger

Bildanalys:  Hur bilder kan kopplas till egna erfarenheter och företeelser i elevernas visuella kulturer.

Hjälpmaterial:

• En presentation “Prickar och linjer i naturen och i konsten” finns på webben, länk:

https://dersdunyasi.net/wp-content/uploads/2023/05/PRICKA1.pdf

“Prickar och linjer i naturen och i konsten”

Prickar och linjer i naturen

Prickar och linjer i konsten

Prickar och linjer i er konst

Konst med prick och linje i naturen

Konstnärens konst om prick och linje –
Piet Mondrian

Konstnärens konst om prick och linje –
Wassily Kandinsky

Konstnärens konst om prick och linje –
Van Gogh

Konstnärens konst om prick och linje –
Pablo Picasso

Konstnärens konst om prick och linje –
Joan Miró

Prickar och linjer i mode, design, arkitektur mm

Arbetsuppgifter:

Jag vill att ni:

•Först tänker igenom och provar olika designer (t ex naturen, konsten, mode)

•Själva väljer stil och material

•Gör en tvådimensionell bild med prickar och linjer

Ni kan använda internet för att få inspiration eller designa något själva.

Ni kan arbeta i grupp eller individuellt.

Era konst om prick och linje

Diskussion:

• Vad tycker ni om ämnet och uppgiften?

• Har ni några tankar och idéer om det?

Betygskriterier:

• Framställer eleven olika typer av bilder med prickar och linjer?

• Använder eleven olika tekniker, verktyg och material?

• Utvecklar eleven idéer med utgångspunkt i inspirationskällor?

• Väljer eleven ett fungerande tillvägagångssätt för syftet med bildarbetet?

• Formulerar och väljer eleven handlingsalternativ?

• Kan eleven föra utvecklade resonemang om innehåll, uttryck och funktioner i egna och andras bilder?

• Kan eleven koncentrera sig och arbeta utan att distraheras av annat t ex telefon, dator?

• Kan eleven arbeta i klassrummet utan att besvära sina klasskamrater?

A – Mycket bra

B-

C – Bra

D-

E – Delvis 

F-

Tack så mycket!
(Çok teşekkür ederim!)

Kalbe Hutur Eden İki Levha – On Yedinci Sözün İkinci Makamı – Cumartesi Dersleri 17. 6.

Kalbe Hutur Eden İki Levha - On Yedinci Sözün İkinci Makamı - Cumartesi Dersleri 17. 6.

https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “Kalbe Hutur Eden İki Levha” konusu işlenmektedir. Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ndan Sözler isimli eserinden On Yedinci Sözün İkinci Makamı.

Kalbe Hutur Eden İki Levha - On Yedinci Sözün İkinci Makamı - Cumartesi Dersleri 17. 6.
Kalbe Hutur Eden İki Levha – On Yedinci Sözün İkinci Makamı – Cumartesi Dersleri 17. 6.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

On Yedinci Sözün İkinci Makamı 

Kalbe Hutur Eden İki Levha

Bundan yirmi beş sene kadar evvel İstanbul Boğazındaki Yuşa Tepesinde, dünyanın terkine karar verdiğim bir zamanda, bir kısım mühim dostlarım beni dünyaya, eski vaziyetime döndürmek için yanıma geldiler. Dedim: “Yarına kadar beni bırakınız; istihare edeyim.” Sabahleyin kalbime bu iki levha hutur etti. Şiire benzer, fakat şiir değiller. O mübarek hatıranın hatırı için ilişmedim. Geldiği gibi muhafaza edildi. Yirmi Üçüncü Sözün âhirine ilhak edilmişti. Makam münasebetiyle buraya alındı.

Birinci Levha

Ehl-i gaflet dünyasının hakikatini tasvir eder levhadır.

Beni dünyaya çağırma, …. Ona geldim fenâ gördüm.

Demâ gaflet hicab oldu …. Ve nur-u Hak nihan gördüm.

Bütün eşya u mevcudat …. Birer fâni muzır gördüm.

Vücut desen, onu giydim, …. Ah, ademdi, çok belâ gördüm.

Hayat desen onu tattım …. Azap-ender azap gördüm.

Akıl ayn-ı ikab oldu, …. Bekàyı bir belâ gördüm.

Ömür ayn-ı heva oldu, …. Kemâl ayn-ı heba gördüm.

Amel ayn-ı riya oldu, …. Emel ayn-ı elem gördüm.

Visal nefs-i zevâl oldu, …. Devâyı ayn-ı dâ gördüm.

Bu envar zulümat oldu, …. Bu ahbabı yetim gördüm.

Bu savtlar nây-ı mevt oldu, … Bu ahyâyı mevat gördüm.

Ulûm evhâma kalb oldu, …. Hikemde bin sekam gördüm.

Lezzet ayn-ı elem oldu, …. Vücutta bin adem gördüm.

Habib desen onu buldum, …. Ah, firakta çok elem gördüm.  


adem: yokluk, hiçlik
ahbap: sevgililer, dostlar (bk. ḥ-b-b)
âhir: son (bk. e-ḫ-r)
ahyâ: canlılar (bk. ḥ-y-y)
ayn-ı dâ: hastalığın tâ kendisi
ayn-ı elem: acının tâ kendisi
ayn-ı heba: zararın tâ kendisi
ayn-ı heva: boş istek ve arzunun tâ kendisi
ayn-ı ikab: azabın tâ kendisi
ayn-ı riya: gösterişin tâ kendisi
azap-ender azap: azap içinde azap
bekà: devamlılık, sonsuzluk (bk. b-ḳ-y)
demâ: her zaman, dâima
ehl-i gaflet: âhiretten habersiz, mânevî sorumluluklarına karşı duyarsız kimseler (bk. ğ-f-l)
elem: acı, üzüntü
emel: arzu, istek
envar: nurlar, aydınlıklar (bk. n-v-r)
eşya u mevcudat: var olan şeyler, varlıklar (bk. v-c-d)
evhâm: vehimler, kuruntular
fâni: geçici, ölümlü (bk. f-n-y)
fenâ: yokluk, ölümlülük (bk. f-n-y)
firak: ayrılık (bk. f-r-ḳ)
gaflet: umursamazlık, duyarsızlık; âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli (bk. ğ-f-l)
habib: sevgili (bk. ḥ-b-b)
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hicab: perde
hikem: hikmetler (bk. ḥ-k-m)
hutur etme: hatıra gelme
ilhak: ekleme
istihare: bir işin hayırlı olup olmayacağını anlamak niyetiyle abdest alıp, dua edip, rüya görmek üzere uykuyu yatma
kalb olmak: dönüşmek
kemâl: mükemmellik, olgunluk (bk. k-m-l)
mevat: ölmüş (bk. m-v-t)
mübarek: bereketli, hayırlı (bk. b-r-k)
muhafaza: koruma (bk. ḥ-f-ẓ)
münasebet: ilişki, bağlantı (bk. n-s-b)
muzır: zararlı
nây-ı mevt: ölüm haberi (bk. m-v-t)
nefs-i zevâl: sona ermenin kendisi (bk. n-f-s; z-v-l)
nihan: gizli, saklı
nur-u Hak: Cenab-ı Hakkın nuru (bk. n-v-r; ḥ-ḳ-ḳ)
savt: ses
sekam: hastalık
tasvir: anlatma, ifade etme (bk. ṣ-v-r)
ulûm: ilimler (bk. a-l-m)
visal: kavuşma
Yûşâ Tepesi: (bk. bilgiler)zulümat: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)

İkinci Levha

Ehl-i hidayet ve huzurun hakikat-i dünyalarına işaret eder levhadır.

Demâ gaflet zevâl buldu, …. Ve nur-u Hak ayan gördüm.

Vücut burhan-ı Zât oldu, …. Hayat, mir’ât-ı Haktır, gör.

Akıl miftah-ı kenz oldu, …. Fenâ, bâb-ı bekàdır, gör.

Kemâlin lem’ası söndü, …. Fakat şems-i cemâl var, gör.

Zevâl ayn-ı visal oldu, …. Elem ayn-ı lezzettir, gör.

Ömür nefs-i amel oldu, …. Ebed ayn-ı ömürdür, gör.

Zalâm zarf-ı ziya oldu, …. Bu mevtte hak hayat var, gör.

Bütün eşya enîs oldu, …. Bütün asvat zikirdir, gör.

Bütün zerrat-ı mevcudat…. Birer zâkir, müsebbih gör.

Fakrı kenz-i gınâ buldum, …. Aczde tam kuvvet var, gör.

Eğer Allah’ı buldunsa…… Bütün eşya senindir, gör.

Eğer Mâlik-i Mülke memlûk isen…. Onun mülkü senindir, gör.

Eğer hodbin ve kendi nefsine mâliksen… Bilâ-addin belâdır, gör,

Bilâ-haddin azaptır, tad, …. Bilâ gayet ağırdır, gör.

Eğer hakikî abd-i hüdâbin isen, …. Hudutsuz bir safâdır, gör,

Hesapsız bir sevap var, tad, …. Nihayetsiz saadet gör.


abd-i hüdâbin: Cenab-ı Hakkı tanıyan kul (bk. a-b-d)
acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)
asvat: sesler
ayan: aşikâr, belli
ayn-ı lezzet: lezzetin tâ kendisi
ayn-ı ömür: hayatın tâ kendisi
ayn-ı visal: kavuşmanın tâ kendisi
bâb-ı bekà: sonsuzluk kapısı (bk. b-ḳ-y)
bilâ-addin: sayısız (bk. lâ)
bilâ-haddin: sınırsız (bk. lâ)
burhan-ı Zât: Cenab-ı Allah’ın varlığının delili
demâ: her zaman
ebed: sonsuzluk (bk. e-b-d)
ehl-i hidayet ve huzur: doğru ve hak yolda ve huzurda olanlar (bk. h-d-y; ḥ-ḍ-r)
elem: acı, üzüntü
enîs: canayakın, dost
eşya: şeyler, varlıklar
fenâ: yokluk, ölümlülük (bk. f-n-y)
gaflet: umursamazlık, duyarsızlık; âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli (bk. ğ-f-l)
hak: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hakikat-i dünya: dünyanın gerçeği (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hakikî: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hodbin: bencil
kemâl: mükemmellik, kusursuzluk (bk. k-m-l)
kenz-i gınâ: zenginliğin hazinesi (bk. ğ-n-y)
lem’a: parıltı
mâlik: sahip (bk. m-l-k)
Mâlik-i Mülk: bütün mülkün gerçek sahibi olan Allah (bk. m-l-k)
memlûk: köle, kul (bk. m-l-k)
mevt: ölüm (bk. m-v-t)
miftah-ı kenz: hazinenin anahtarı
mir’ât-ı Hak: Hakkın aynası (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
mülk: sahip olunan ve hükmedilen yer (bk. m-l-k)
müsebbih: tesbih eden (bk. s-b-ḥ)
nefis: kişinin kendisi (bk. n-f-s)
nefs-i amel: amelin kendisi (bk. n-f-s)
nihayetsiz: sonsuz
nur-u Hak: Cenab-ı Hakkın nuru (bk. n-v-r; ḥ-ḳ-ḳ)
saadet: mutluluk
safâ: gönül hoşnutluğu
şems-i cemâl: güzelliğin güneşi (bk. c-m-l)
vücut: varlık (bk. v-c-d)
zâkir: zikreden
zalâm: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)
zarf-ı ziya: ışığın kılıfı
zerrat-ı mevcudat: varlıkların zerreleri (bk. v-c-d)
zevâl: sona erme (bk. z-v-l)

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, On Yedinci Söz, İkinci Makam, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.301

“Batıp gidenleri sevmem” Hz. İbrahim (A.S.)- Yalnız Biri iste; Biri çağır; Biri talep et; Biri gör; Biri bil; Biri söyle; – Cumartesi Dersleri 17. 5.

"Batıp gidenleri sevmem" Hz. İbrahim (A.S.)- Yalnız Biri iste; Biri çağır; Biri talep et; Biri gör; Biri bil; Biri söyle; - Cumartesi Dersleri 17. 5. Nemrut Dağı ve güneşin batışı

https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediiğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “Batıp gidenleri sevmem” Hz. İbrahim (A.S.)- Yalnız Biri iste; Biri çağır; Biri talep et; Biri gör; Biri bil; Biri söyle; – konusu işlenmektedir. Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından Sözler isimli eserinden On Yedinci Sözün İkinci Hakikati. KISA VİDEODA Abdullah Yeğin Ağabeyin seslendirmesiyle açıklanmadan kısa ve düz olarak okunmaktadır. Dersin açıklamalı bölümünü UZUN VİDEODAN izleyebilirsiniz.

"Batıp gidenleri sevmem" Hz. İbrahim (A.S.)- Yalnız Biri iste; Biri çağır; Biri talep et; Biri gör; Biri bil; Biri söyle; - Cumartesi Dersleri 17. 5. Nemrut Dağı ve güneşin batışı
“Batıp gidenleri sevmem” Hz. İbrahim (A.S.)- Yalnız Biri iste; Biri çağır; Biri talep et; Biri gör; Biri bil; Biri söyle; – Cumartesi Dersleri 17. 5.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

On Yedinci Sözün İkinci Makamı 

“Batıp gidenleri sevmem” Hz. İbrahim (A.S.)-

Yalnız Biri iste; Biri çağır; Biri talep et; Biri gör; Biri bil; Biri söyle;


فَلَمَّۤا اَفَلَ قاَلَ لاَ اُحِبُّ اْلاٰفِلِينَ
لَقَدْ اَبْكَانِى نَعْىُ ﴿ لاَ اُحِبُّ اْلاٰفِلِينَ ﴾ مِنْ خَلِيلِ اللهِ     1

İbrahim aleyhisselâmdan sudur ile kâinatın zevâl ve ölümünü ilân eden nây-ı

 لاَ اُحِبُّ اْلاٰفِلِينَ 

beni ağlattırdı.

فَصَبَّتْ عَيْنُ قَلْبِى قَطَرَاتٍ بَاكِيَاتٍ مِنْ شُؤُنِ اللهِ

Onun için kalb gözü ağladı ve ağlayıcı katreleri döktü. Kalb gözü ağladığı gibi, döktüğü herbir damlası da o kadar hazindir; ağlattırıyor, güya kendisi de ağlıyor. O damlalar, gelecek Farisî fıkralardır.

لِتَفْسِيرِ كَلاَمٍ مِنْ حَكِيمٍ اَىْ نَبِىٍّ فِى كَلاَمِ اللهِ

İşte o damlalar ise, Nebiyy-i Peygamber olan bir hakîm-i İlâhînin Kelâmullah içinde bulunan bir kelâmının bir nevi tefsiridir.

نَمِى زِ يبَاسْت “اُفُولْدَه” گُمْ شُدَنْ مَحْبُوبْ

Güzel değil batmakla kaybolan bir mahbup. Çünkü zevâle mahkûm, hakikî güzel olamaz. Aşk-ı ebedî için yaratılan ve âyine-i Samed olan kalb ile sevilmez ve sevilmemeli.

نَمِى اَرْزَدْ “غُرُوبْدَه” غَيْب شُدَنْ مَطْلُوبْ

Bir matlup ki gurupta gaybûbet etmeye mahkûmdur; kalbin alâkasına, fikrin merakına değmiyor. Âmâle merci olamıyor. Arkasında gam ve kederle teessüf etmeye lâyık değildir. Nerede kaldı ki, kalb ona perestiş etsin ve ona bağlansın, kalsın!

نَمِى خَواهَمْ “فَنَادَه” مَحْو شُدَنْ مَقْصُودْ


Dipnot-1

“Yıldız batıp gidince, İbrahim ‘Ben batıp gidenleri sevmem’ dedi.” En’âm Sûresi, 6:76.


aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun (bk. s-l-m)
âmâl: ameller, işler
aşk-ı ebedî: sonsuzluk aşkı (bk. e-b-d)
âyine-i Samed: hiçbir şeye muhtaç olmayan ve herşey Kendisine muhtaç olan Allah’ın eserlerini gösteren ayna (bk. ṣ-m-d)
Farisî: Farsça
fıkra: bölüm, kısım
gaybûbet: kaybolma (bk. ğ-y-b)
gurup: batış
hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hakîm-i İlâhî: aklıyla Allah’ı bulmaya çalışan hikmet sahibi zât (bk. ḥ-k-m; e-l-h)
hazin: hüzünlü, üzüntü veren
İbrahim (a.s.): (bk. bilgiler)
kâinat: evren, yaratılmış herşey, bütün âlemler (bk. k-v-n)
katre: damla
kelâm: söz, ifade (bk. k-l-m)
Kelâmullah: Allah’ın kelamı, Kur’ân (bk. k-l-m)
mahbup: sevgili (bk. ḥ-b-b)
matlup: istek (bk. ṭ-l-b)
merci: kaynak
nây: ölüm haberini verme
Nebiyy-i Peygamber: Peygamberin Peygamberi, Hz. İbrahim (bk. n-b-e)
nevi: çeşit, tür
perestiş: taparcasına sevme
sudur: çıkma
teessüf: üzülme
tefsir: yorum, açıklama (bk. f-s-r)
zevâl: sona erme (bk. z-v-l)

Bir maksut ki fenâda mahvoluyor; o maksudu istemem. Çünkü fâniyim. Fâni olanı istemem, neyleyeyim?

نَمِى خَوانَمْ “زَوَالْدَه” دَفْن شُدَنْ مَعْبُودْ

Bir mâbud ki zevâlde defnoluyor; onu çağırmam, ona iltica etmem. Çünkü nihayetsiz muhtacım ve âcizim. Âciz olan, benim pek büyük dertlerime devâ bulamaz, ebedî yaralarıma merhem süremez. Zevâlden kendini kurtaramayan nasıl mâbud olur?

  عَقْل فَرْيَادْ مِى دَارَدْ، نِدَاءِ ﴿ لاَ اُحِبُّ اْلاٰفِلِينَ ﴾ مِى زَنَدْ رُوحْ

Evet, zahire müptelâ olan akıl, şu keşmekeş kâinatta perestiş ettiği şeylerin zevâlini görmekle meyusâne feryad eder. Ve bâki bir mahbubu arayan ruh dahi,

 لاَ اُحِبُّ اْلاٰفِلِينَ 

feryadını ilân ediyor.

نَمِى خَواهَمْ نَمِى خٰوانَمْ نَمِى تَابَمْ فِرٰاقِى

İstemem, arzu etmem, tâkat getirmem mufarakati!

نَمِى اَرْزَدْ “مَرَاقَه” إِيْن زَوَالْ دَرْ پَسْ تَلاٰقِى

Der-akap zevâlle acılanan mülâkatlar, keder ve meraka değmez; iştiyaka hiç lâyık değildir. Çünkü zevâl-i lezzet elem olduğu gibi, zevâl-i lezzetin tasavvuru dahi bir elemdir. Bütün mecazî âşıkların divanları, yani aşknameleri olan manzum kitapları, şu tasavvur-u zevâlden gelen elemden birer feryattır. Herbirinin bütün divan-ı eş’ârının ruhunu eğer sıksan, elemkârâne birer feryat damlar.

  أَزْاۤنْ دَرْدِى كِرِينِ ﴿ لاَ اُحِبُّ اْلاٰفِلِينَ ﴾ مِى زَنَدْ قَلْبَمْ

İşte, o zevâl-âlûd mülâkatlar, o elemli mecazî muhabbetler derdinden ve belâsındandır ki, kalbim İbrahimvâri

 لاَ اُحِبُّ اْلاٰفِلِينَ 

ağlamasıyla ağlıyor ve bağırıyor.

دَرْ اِيْن فَانِى بَقَاخَازِى بَقَاخِيزَدْ فَنَادَنْ

Eğer şu fâni dünyada bekà istiyorsan, bekà fenâdan çıkıyor. Nefs-i emmâre cihetiyle fenâ bul ki, bâki olasın.


Dipnot-1

“Batıp gidenleri sevmem.” En’âm Sûresi, 6:76.


âciz: güçsüz (bk. a-c-z)
bâki: sonsuz, devamlı (bk. b-ḳ-y)
bekà: süreklilik, sonsuzluk (bk. b-ḳ-y)
cihet: yön
der-akap: derhal, hemen
divan-ı eş’âr: şiirler divanı
ebedî: sonsuz (bk. e-b-d)
elem: acı, üzüntü
elemkârâne: acı verircesine
elemli: acılı, üzüntülü
fâni: ölümlü, geçici (bk. f-n-y)
fenâ: yokluk (bk. f-n-y)
İbrahimvâri: Hz. İbrahim gibi
iltica etmek: sığınmak
iştiyak: şiddetli arzu
kâinat: evren, yaratılmış herşey, bütün âlemler (bk. k-v-n)
keşmekeş: karma karışık
mâbud: kendisine kulluk edilen (bk. a-b-d)
mahbup: sevgili (bk. ḥ-b-b)
maksut: istek (bk. ḳ- ṣ-d)
manzum: vezinli, şiir şeklinde (bk. n-ẓ-m)
mecazî: gerçek olmayan (bk. c-v-z)
meyusâne: ümitsizce
mufarakat: ayrılık (bk. f-r-ḳ)
muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)
mülâkat: kavuşma
müptelâ: düşkün, bağımlı
nefs-i emmare: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu (bk. n-f-s)
nihayetsiz: sonsuz
perestiş: taparcasına sevme
tasavvur: düşünme, zihinde şekillendirme (bk. ṣ-v-r)
tasavvur-u zevâl: sona erme düşüncesi (bk. ṣ-v-r; z-v-l)
zahir: dış görünüm (bk. ẓ-h-r)
zevâl: sona erme (bk. z-v-l)
zevâl-âlûd: son bulmayla bulaşık (bk. z-v-l)
zevâl-i lezzet: lezzetin bitmesi (bk. z-v-l)

فَنَا شُدْ، هَمْ فَدَا كُنْ، هَمْ عَدَمْ بِينْ، كِه اَزْ دُنْيَا “بَقَايَه” رَاهْ “فَنَادَنْ”

Dünyaperestlik esasatı olan ahlâk-ı seyyieden tecerrüd et, fâni ol. Daire-i mülkünde ve malındaki eşyayı Mahbub-u Hakikî yolunda feda et. Mevcudatın ademnümâ akıbetlerini gör. Çünkü şu dünyadan bekàya giden yol, fenâdan gidiyor.

  فِكْرِ فِيزَارْ مِى دَارَدْ، أَنِينِ ﴿ لاَ اُحِبُّ اْلاٰفِلِينَ ﴾ مِى زَنَدْ وِجْدَانْ

Esbab içine dalan fikr-i insanî, şu zelzele-i zevâl-i dünyadan hayrette kalıp meyusâne fîzar ediyor. Vücud-u hakikî isteyen vicdan, İbrahimvâri

لاَ اُحِبُّ اْلاٰفِلِينَ 

enîniyle mahbubat-ı mecaziyeden ve mevcudat-ı zâileden kat’-ı alâka edip Mevcud-u Hakikîye ve Mahbub-u Sermedîye bağlanıyor.

بِدَانْ اَىْ نَفْسِ نَادَانَمْ ! كِه: دَرْهَرْ فَرْد اَزْ فَانِى دُو رَاهْ هَسْت بَا بَاقِى، دُو سِرِّ جَانْ جَانَانِى

Ey nâdan nefsim! Bil ki, çendan dünya ve mevcudat fânidir; fakat her fâni şeyde, bâkiye îsal eden iki yol bulabilirsin ve can ve canan olan Mahbub-u Lâyezâlin tecellî-i cemâlinden iki lem’ayı, iki sırrı görebilirsin. An şart ki, suret-i fâniyeden ve kendinden geçebilirsen…

كِه دَرْ نَعْمَتْهَا إِنْعَامْ هَسْت وَپَسْ اٰثَارَهَا اَسْمَا بِكِيرْ مَغْزِى، وَمِيزَنْ دَرْ فَنَا اۤنْ قِشْرِ بِى مَعْنَا

Evet, nimet içinde in’âm görünür, Rahmân’ın iltifatı hissedilir. Nimetten in’âma geçsen, Mün’imi bulursun. Hem, her eser-i Samedânî, bir mektup gibi, bir Sâni-i Zülcelâlin esmâsını bildirir. Nakıştan mânâya geçsen, esmâ yoluyla Müsemmâyı


Dipnot-1

“Batıp gidenleri sevmem” En’âm Sûresi, 6:76.


ademnümâ: yokluğu gösteren
ahlâk-ı seyyie: kötü ahlâk (bk. ḫ-l-ḳ)
akıbet: netice, son
bâki: sürekli, sonsuz (bk. b-ḳ-y)
bekà: süreklilik, sonsuzluk (bk. b-ḳ-y)
çendan: gerçi, her ne kadar
daire-i mülk: sahip olunan şeylerin dairesi (bk. m-l-k)
dünyaperestlik: dünyayı taparcasına sevmek
enîn: inilti
esasat: esaslar, prensipler
esbab: sebepler (bk. s-b-b)
eser-i Samedânî: Samed olan Allah’ın eseri (bk. ṣ-m-d)
esmâ: isimler (bk. s-m-v)
fâni: geçici, ölümlü (bk. f-n-y)
fenâ: yokluk, yok oluş (bk. f-n-y)
fikr-i insanî: insan fikri (bk. f-k-r)
fîzar etmek: ağlayıp inlemek
İbrahimvâri: Hz. İbrahim gibi
in’am: nimetlendirme (bk. n-a-m)
îsal etmek: ulaştırmak
kat-ı alâka etmek: ilgiyi kesmek
lem’a: parıltı
Mahbub-u Hakikî: gerçek sevgili, Allah (bk. ḥ-b-b; ḥ-ḳ-ḳ)
Mahbub-u Lâyezâl: yok olmayan, sonsuz sevgili, Allah (bk. ḥ-b-b; z-v-l)Mahbub-u Sermedî: varlığı sürekli olan sevgili, Allah (bk. ḥ-b-b)
mahbubat-ı mecaziye: gerçek sevgiye layık olmadıkları halde sevilenler (bk. ḥ-b-b; c-v-z)
Mevcud-u Hakikî: gerçek varlık sahibi Allah (bk. v-c-d; ḥ-ḳ-ḳ)
mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)
mevcudat-ı zâile: yok olup giden, sona eren varlıklar (bk. v-c-d; z-v-l)
meyusâne: ümitsizce
Mün’im: gerçek nimet verici olan Allah (bk. n-a-m)Müsemmâ: güzel isimlerle isimlendirilen Allah (bk. s-m-v)
nâdan: cahil
nefis: kişinin kendisi (bk. n-f-s)
Rahmân: rahmeti sonsuz, yarattıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran Allah (bk. r-ḥ-m)
Sâni-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)
sır: gizli gerçek, gizem
suret-i fâniye: geçici suret (bk. ṣ-v-r; f-n-y)
tecellî-i cemâl: güzelliğin yansıması (bk. c-l-y; c-m-l)
tecerrüd: soyutlanma, sıyrılma
vücud-u hakikî: gerçek vücut (bk. v-c-d; ḥ-ḳ-ḳ)
zelzele-i zevâl-i dünya: dünyayı yok eden sarsıntı (bk. z-v-l)

bulursun. Madem şu masnuat-ı fâniyenin mağzını, içini bulabilirsin; onu elde et, mânâsız kabuğunu, kışrını acımadan fenâ seyline atabilirsin.

بَلِى آثَارَهَا گُويَنْد: زِاَسْمَا لَفْظِ پُرْ مَعْنَا بِخَانْ مَعْنَا، وَمِيزَنْ دَرْ هَوَا آنْ لَفْظِ بِى سَوْدَا

Evet, masnuatta hiçbir eser yok ki, çok mânâlı bir lâfz-ı mücessem olmasın, Sâni-i Zülcelâlin çok esmâsını okutturmasın. Madem şu masnuat elfazdır, kelimat-ı kudrettir; mânâlarını oku, kalbine koy, mânâsız kalan elfâzı bilâpervâ zevâlin havasına at. Arkalarından alâkadarâne bakıp meşgul olma.

  عَقْل فَرْيَادْ مِى دَارَدْ، غِيَاثِ ﴿ لاَ اُحِبُّ اْلاٰفِلِينَ ﴾ مِيزَنْ اَىْ نَفْسَمْ

İşte, zahirperest ve sermayesi âfâkî malûmattan ibaret olan akl-ı dünyevî, böyle silsile-i efkârı hiçe ve ademe incirar ettiğinden, hayretinden ve haybetinden meyusâne feryad ediyor. Hakikate giden bir doğru yol arıyor. Madem uful edenlerden ve zevâl bulanlardan ruh elini çekti. Kalb dahi mecazî mahbuplardan vaz geçti. Vicdan dahi fânilerden yüzünü çevirdi. Sen dahi, biçare nefsim, İbrahimvâri

 لاَ اُحِبُّ اْلاٰفِلِينَ 

gıyâsını çek, kurtul.

چِه خُوشْ گُويَدْ اُو شَيْدَا “جَامِى” عَشْقِ خُوىْ:

Fıtratı aşkla yoğrulmuş gibi sermest-i câm-ı aşk olan Mevlânâ Câmî, kesretten vahdete yüzleri çevirmek için, bak, ne güzel söylemiş:

يَكِى خَواهْ ، يَكِى خَوانْ ، يَكِى جُوىْ ، يَكِى بِينْ ، يَكِى دَانْ ، يَكِى كُوىْ

demiştir. HAŞİYE-1 Yani;

1. Yalnız Biri iste; başkaları istenmeye değmiyor.

2. Biri çağır; başkaları imdada gelmiyor.

3. Biri talep et; başkaları lâyık değiller.


Dipnot-1

“Batıp gidenleri sevmem.” En’âm Sûresi, 6:76.

Haşiye-1

Yalnız bu satır Mevlânâ Câmî’nin kelâmıdır.


adem: yokluk, hiçlik
âfâkî: dış dünyaya ait
akl-ı dünyevî: dünyaya ait akıl
alâkadarane: ilgili bir şekilde
biçare: çaresiz
bilâpervâ: pervasız, korkusuz
elfaz: lafızlar, sözler
esmâ: isimler (bk. s-m-v)
fâni: geçici, ölümlü (bk. f-n-y)
fenâ: yokluk, yok oluş (bk. f-n-y)
fıtrat: yaratılış (bk. f-ṭ-r)
gıyâs: yardım nidâsı
haşiye: dipnot, açıklayıcı not
haybet: muhrumiyet, istediğini elde edememe, ümitsiz olma
İbrahimvâri: Hz. İbrahim gibi
incirar etme: çekip sona erdirme
kelâm: söz (bk. k-l-m)
kelimat-ı kudret: Allah’ın kudret kelimeleri (bk. k-l-m; ḳ-d-r)
kesret: çokluk (bk. k-s̱-r)
kışr: kabuk, dış
lâfz-ı mücessem: cisimleşmiş kelime
mağz: öz, iç
mahbup: sevgili (bk. ḥ-b-b)
malûmat: bilgiler (bk. a-l-m)
masnuat: sanat eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a)
masnuat-ı fâniye: gelip geçici olan sanat eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a; f-n-y)
mecazî: gerçek olmayan (bk. c-v-z)
Mevlânâ Câmi: (bk. bilgiler)
meyusâne: ümitsizce
nefis: kişinin kendisi (bk. n-f-s)
Sâni-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)
sermest-i câm-ı aşk: Allah aşkıyla kendinden geçmek
seyl: sel, akıntı
silsile-i efkâr: fikirler zinciri, fikir halkaları (bk. f-k-r)
uful etmek: batmak, kaybolmak
vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)
zahirperest: dış görünüşe ehemmiyet veren (bk. ẓ-h-r)
zevâl: sona erme (bk. z-v-l)

4. Biri gör; başkaları her vakit görünmüyorlar, zevâl perdesinde saklanıyorlar.

5. Biri bil; marifetine yardım etmeyen başka bilmekler faidesizdir.

6. Biri söyle; Ona ait olmayan sözler mâlâyâni sayılabilir.

نَعَمْ صَدَقْتَ اَىْ جَامِى     هُوَ الْمَطْلُوبُ هُوَ الْمَحْبُوبُ هُوَ الْمَقْصُودُ هُوَ الْمَعْبُودُ

Evet, Câmi’, pek doğru söyledin. Hakikî mahbub, hakikî matlub, hakikî maksud, hakikî mâbud yalnız Odur.

كِه ” لاَ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ ” بَرَابَرْ مِيذَنَدْ عَالَمْ

Çünkü bu âlem, bütün mevcudatıyla, muhtelif dilleriyle, ayrı ayrı nağamâtıyla, zikr-i İlâhînin halka-i kübrâsında beraber

 لاَ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ 

der, vahdâniyete şehadet eder. 

لاَ اُحِبُّ اْلاٰفِلِينَ 2

‘in açtığı yaraya merhem sürüyor ve alâkayı kestiği mecazî mahbuplara bedel bir Mahbub-u Lâyezâlîyi gösteriyor.


Dipnot-1

“Ondan başka hiçbir ilâh yoktur.” Haşir Sûresi, 59:22.

Dipnot-2

“Batıp gidenleri sevmem” En’âm Sûresi, 6:76.


Câmi: (bk. bilgiler – Mevlânâ Câmi)
hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
halka-i kübrâ: en büyük halka (bk. k-b-r)
mâbud: kendisine ibadet edilen (bk. a-b-d)
mahbub: sevgili (bk. ḥ-b-b)
Mahbub-u Lâyezâlî: sürekli var olan, asla yok olmayan, sonsuz sevgili, Allah (bk. ḥ-b-b; lâ; z-v-l)
maksud: kastedilen, istek (bk. ḳ-ṣ-d)
mâlâyâni: boş, lüzumsuz
marifet: Allah’ı bilme ve tanıma (bk. a-r-f)
matlup: istenilen (bk. ṭ-l-b)
mecazî: gerçek olmayan (bk. c-v-z)
mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)
nağamât: nağmeler, hoş sesler
vahdâniyet: Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d)
zikr-i İlâhî: Allah’ı anma (bk. e-l-h)

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, On Yedinci Söz, İkinci Makam, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.296


CUMARTESİ DERSLERİ

CUMARTESİ DERSLERİ
CUMARTESİ DERSLERİ

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.

Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.

Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.

CUMARTESİ DERSLERİ

13. 3. On Üçüncü Söz – Birkaç biçare gençlere verilen bir tenbih, bir ders, bir ihtardır

13. 2. On Üçüncü Sözün İkinci Makamı

13.1. On Üçüncü Söz Ders – i İbret

12. 3. On İkinci Söz – Dördüncü Esas

12. 2. On İkinci Söz – İkinci ve Üçüncü Esas

12. 1. On İkinci Söz – Birinci Esas

11. 3. Onbirinci Söz Hakikatin Yüzü 2

10.16. Onuncu Söz Hatime

10.15. Onuncu Söz Onikinci Hakikat

10.14. Onuncu Söz Onbirinci Hakikat

10.13. Onuncu Söz Onuncu Hakikat

10.12. Onuncu Söz Dokuzuncu Hakikat

10.11. Onuncu Söz Sekizinci Hakikat

10.10. Onuncu Söz Yedinci Hakikat

10.9. Onuncu Söz Altıncı Hakikat

10.8. Onuncu Söz Beşinci Hakikat

10.7. Onuncu Söz Dördüncü Hakikat

10.6. Onuncu Söz Üçüncü Hakikat

10.5. Onuncu Söz İkinci Hakikat

10.4. Onuncu Söz 3. ve 4. İşaret ile 1. Hakikat

10.3. Onuncu Söz Mukaddime İkinci İşaret .

10.2. Onuncu Söz Mukaddime Birinci İşaret

10.1. Onuncu Söz Temsili Hikayecik 1-12. Suretler

9.2. Dokuzuncu Söz Beşinci Nükte

9. 1. Dokuzuncu Söz 1.-4. Nükteler

8. Sekizinci Söz

7. Yedinci Söz

6. Altıncı Söz

5. Beşinci Söz

4. Dördüncü Söz

3. Üçüncü Söz

2. İkinci Söz

1. Birinci Söz


8. sınıf fen konuları Bediüzzaman Cumartesi Dersleri EĞİTİM Eğitim Eğitim Haberleri Eğitim ve Öğretim Fen Bilimleri Fen Bilimleri 8 Fen Bilimleri 8 Yaprak Test Fen Bilimleri 8 Yaprak Testler fen bilimleri 8. sınıf test çöz Güneş Kainat KISA VİDEO Kur'an Kur'an-ı Kerim Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan Kur'ân-ı Hakîm Mu'cizât-ı Kur'âniye Risalesi Mucize On Dokuzuncu Söz On Dokuzuncu Söz – Risalet-i Ahmediyeye dairdir On Üçüncü Söz Ortaokul Fen Bilimleri 8 Ortaokul Fen Bilimleri 8 Yaprak Test Partilerin Eğitim Programları Risale-i Nur Külliyatı Said Nursi SHORTS Svenska Sözler SİYASİ PARTİLERİN EĞİTİM PROGRAMLARI UZUN VİDEO Yirmi Beşinci Söz Yirmi Beşinci Söz – Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi Yirmi Dördüncü Söz Yirminci Söz Yirmi Üçüncü Söz Yirmi İkinci Söz Yirmi İkinci Söz Birinci Makam Yirmi İkinci Sözün İkinci Makamı Yirmi İkinci Söz İkinci Makam Üstad İLKOKUL

Eyvah, aldandık! Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik – Kalbe Farisî olarak tahattur eden bir münacat – Cumartesi Dersleri 17. 4.

Eyvah, aldandık! Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik - Kalbe Farisî olarak tahattur eden bir münacat - Cumartesi Dersleri 17. 4.

https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “Eyvah, aldandık! Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik – Kalbe Farisî olarak tahattur eden bir münacat” konusu işlenmektedir. Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından Sözleri isimli eserinden On Yedinci Sözün İkinci Makamı.

Buradaki KISA videoda Abdullah Yeğin Ağabeyin seslendirmesi ile yorumsuz okunmaktadır. Dersin uzun ve açıklamalı bölümü UZUN videoda yer almaktadır.

Eyvah, aldandık! Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik - Kalbe Farisî olarak tahattur eden bir münacat - Cumartesi Dersleri 17. 4.
Eyvah, aldandık! Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik – Kalbe Farisî olarak tahattur eden bir münacat – Cumartesi Dersleri 17. 4.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

On Yedinci Sözün İkinci Makamı 

Kalbe Farisî olarak tahattur eden bir münacat

هٰذِهِ الْمُنَاجَاةُ تَخَطَّرَتْ فِى الْقَلْبِ هٰكَذَا بِالْبَيَانِ الْفَارِسِى

Yani, bu münacat, kalbe Farisî olarak tahattur ettiğinden, Farisî yazılmıştır. Evvelce matbu olan Hubab Risalesinde derc edilmişti.

يَا رَبْ! بَه شَشْ جِهَتْ نَظَرْ مِى كَرْدَمْ، دَرْدِ خُودْرَا دَرْمَانْ نَمِى دِيدَمْ

Yâ Rab! Tevekkülsüz, gafletle, iktidar ve ihtiyarıma dayanıp derdime derman aramak için cihât-ı sitte denilen altı cihette nazar gezdirdim. Maatteessüf derdime derman bulamadım. Mânen bana denildi ki: “Yetmez mi dert, derman sana.”

دَرْ رَاسْت مِى دِيدَمْ كِه: دِى رُوزْ مَزَارِ پَدَرِ مَنْست

Evet, gafletle sağımdaki geçmiş zamandan teselli almak için baktım. Fakat gördüm ki, dünkü gün, pederimin kabri; ve geçmiş zaman, ecdadımın bir mezar-ı ekberi suretinde göründü. Teselli yerine vahşet verdi. Haşiye-1

Haşiye-1: İman, o vahşetli mezar-ı ekberi, ünsiyetli bir meclis-i münevver ve bir mecma-ı ahbap gösterir.

وَدَرْ چَپْ دِيدَمْ كِه: فَرْدَا قَبْرِ مَنْست

Sonra soldaki istikbale baktım, derman bulamadım. Belki yarınki gün, benim kabrim; ve istikbal ise, emsalimin ve nesl-i âtinin bir kabr-i ekberi suretinde görünüp, ünsiyet değil, belki vahşet verdi. Haşiye-2

Haşiye-2: İman ve huzur-u iman, o dehşetli kabr-i ekberi, sevimli saadet saraylarında bir davet-i Rahmâniye gösterir.

وَإِيمْرُوزْ: تَابوتِ جِسْمِ پُرْ اِضْطِرَابِ مَنْست


cihât-ı sitte: altı yöncihet: yöndavet-i Rahmâniye: Rahmânî davet (bk. r-ḥ-m)derc edilmek: yerleştirilmekecdad: atalar, dedeleremsal: benzerler (bk. m-s̱-l)evvelce: daha önceFarisî: Farsçagaflet: umursamazlık, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma (bk. ğ-f-l)haşiye: dipnot, açıklayıcı nothuzur-u iman: imanın verdiği huzur (bk. ḥ-ḍ-r; e-m-n)ihtiyar: irade, dileme, tercih (bk. ḫ-y-r)istikbal: gelecek zamankabr-i ekber: en büyük kabir (bk. k-b-r)maatteessüf: üzülerek, ne yazık kimânen: mânevî olarak (bk. a-n-y)matbu olan: basılanmeclis-i münevver: nurlu meclis (bk. n-v-r)mecma-ı ahbap: dostların toplandığı yer (bk. c-m-a; ḥ-b-b)mezar-ı ekber: en büyük mezar (bk. k-b-r)münacat: dua, Allah’a yakarış (bk. n-c-v)nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)nesl-i âti: gelecek nesilRab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b)saadet: mutluluksuret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)tahattur: hatıra gelmetevekkül: Allah’a dayanma ve güvenme (bk. v-k-l)ünsiyet: dostluk, canayakınlıkvahşet: ürküntü, korku

Soldan dahi hayır görünmediği için, hazır güne baktım. Gördüm ki, şu gün, güya bir tabuttur. Hareket-i mezbuhânede olan cismimin cenazesini taşıyor. Haşiye-1

Haşiye-1: İman, o tabutu, bir ticaretgâh ve şaşaalı bir misafirhane gösterir.

بَرْ سَرِ عُمُرْ جَنَازَۂِ مَنْ اِيسْتَادَه اَسْت

İşbu cihetten dahi devâ bulamadım. Sonra başımı kaldırıp şecere-i ömrümün başına baktım. Gördüm ki, o ağacın tek meyvesi benim cenazemdir ki, o ağacın üstünde duruyor, bana bakıyor. Haşiye-2

Haşiye-2: İman, o ağacın meyvesini cenaze değil, belki ebedî hayata mazhar ve ebedî saadete namzet olan ruhumun eskimiş yuvasından yıldızlarda gezmek için çıktığını gösterir.

دَرْ قَدَمْ: آبِ خَاكِ خِلْقَتِ مَنْ وَخَاكِسْتَرِ عِظَامِ مَنْ اَستْ

O cihetten dahi meyus olup başımı aşağıya eğdim. Baktım ki, aşağıda, ayak altında, kemiklerimin toprağı ile mebde-i hilkatimin toprağı birbirine karışmış gördüm. Derman değil, derdime dert kattı. Haşiye-3

Haşiye-3: İman, o toprağı, rahmet kapısı ve Cennet salonunun perdesi olduğunu gösterir.

چُونْ دَرْ پَسْ مِينِكَرَمْ، بِينَمْ: اِين دُنْيَاءِ بِى بُنْيَادْ هِيچْ دَرْ هِيچَسْت

Ondan dahi nazarı çevirip arkama baktım. Gördüm ki, esassız, fâni bir dünya, hiçlik derelerinde ve adem zulümatında yuvarlanıp gidiyor. Derdime merhem değil, belki vahşet ve dehşet zehrini ilâve etti. Haşiye-4

Haşiye-4: İman, o zulümatta yuvarlanan dünyayı, vazifesi bitmiş, mânâsını ifade etmiş, neticelerini kendine bedel vücutta bırakmış mektubât-ı Samedâniye ve sahâif-i nukuş-u Sübhâniye olduğunu gösterir.

وَدَرْ پِيشْ: اَنْدَازَۂِ نَظَرْ مِيكُنَمْ، دَرِ قَبِرْ كُشَادَه اَسْت
وَرَاهِ اَبَدْ بَدُورِدِرَازْ بَدِيدَارسْت

Onda dahi hayır görmediğim için ön tarafıma, ileriye nazarımı gönderdim. Gördüm ki, kabir kapısı yolumun başında açık görünüp, onun arkasında ebede giden cadde, uzaktan uzağa nazara çarpıyor. Haşiye-5

Haşiye-5: İman, o kabir kapısını âlem-i nur kapısı ve o yol dahi saadet-i ebediye yolu olduğunu gösterdiğinden, dertlerime hem derman, hem merhem olur.


adem: yokluk, hiçlikâlem-i nur: nur âlemi (bk. a-l-m; n-v-r)cihet: yönebed: sonu olmayan, sonsuzluk (bk. e-b-d)ebedî: sonu olmayan, sonsuz (bk. e-b-d)fâni: gelip geçici (bk. f-n-y)hareket-i mezbuhâne: can çekişme halihaşiye: dipnot, açıklayıcı nothayır: iyilik (bk. ḫ-y-r)mazhar: nail olma, kazanma (bk. ẓ-h-r)mebde-i hilkat: yaratılışın başlangıcı (bk. ḫ-l-ḳ)mektubat-ı Samedâniye: Samed olan Allah’a ait herbiri birer mektup gibi mânâlar ifade eden varlıklar (bk. k-t-b; ṣ-m-d)meyus: ümitsiznamzet: adaynazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r)rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)saadet: mutluluksaadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)sahâif-i nukuş-u Sübhâniye: her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah’ın nakışlarını gösterdiği sayfalar (bk. n-ḳ-ş; s-b-ḥ)şaşaalı: gösterişli, göz alıcışecere-i ömür: ömür ağacıticaretgâh: ticaret yerivahşet: ürküntü, korkuvücut: varlık (bk. v-c-d)zulümat: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)

مَرَا جُزْ جُزْءِ اِخْتِيَارِى چِيزِى نِيسْت دَرْ دَسْت

İşte şu altı cihette ünsiyet ve teselli değil, belki dehşet ve vahşet aldığım onlara mukabil, benim elimde bir cüz-i ihtiyarîden başka hiçbir şey yoktur ki, ona dayanıp onunla mukabele edeyim. Haşiye-1

Haşiye-1: İman, o cüz-i lâyetecezzâ hükmündeki cüz-ü ihtiyarî yerine, gayr-ı mütenâhi bir kudrete istinad etmek için bir vesika verir. Ve belki iman bir vesikadır.

كِه اوُجُزْءْ هَمْ عَاجِزْ، هَمْ كُوتَاهُ، وَهَمْ كَمْ عَيَارَاسْت

Halbuki o cüz-i ihtiyarî denilen silâh-ı insanî hem âciz, hem kısadır. Hem ayarı noksandır. İcad edemez. Kisbden başka hiçbir şey elinden gelmez. Haşiye-2

Haşiye-2: İman, o cüz-i ihtiyarîyi, Allah namına istimal ettirip, her şeye karşı kâfi getirir. Bir askerin cüzî kuvvetini devlet hesabına istimal ettiği vakit, binler kuvvetinden fazla işler görmesi gibi…

نَه دَرْ مَاضِى مَجَالِ حُلُولْ، نَه دَرْ مُسْتَقْبَلْ مَدَارِ نُفُوذَاسْت

Ne geçmiş zamana hulûl edebilir, ne de gelecek zamana nüfuz edebilir. Mazi ve müstakbele ait emellerime ve elemlerime faidesi yoktur. Haşiye-3

Haşiye-3: İman, dizginini cism-i hayvanînin elinden alıp kalbe, ruha teslim ettiği için, maziye nüfuz ve müstakbele hulûl edebilir. Çünkü kalb ve ruhun daire-i hayatı geniştir.

مَيْدَانِ أُو إِينْ زَمَانِ حَالْ، وَيَكْ آنِ سَيَّالَسْت

O cüz-i ihtiyarînin meydan-ı cevelânı, kısacık şu zaman-ı hazır ve bir ân-ı seyyaldir.

بَا إِينَ هَمَه فَقْرَهَا وَضَعْفَهَا، قَلَمِ قُدْرَتِ تُو آشِكَارَه
نُوِشْتَه اَسْت، “دَرْ فِطْرَتِ مَا”: مَيْلِ اَبَدْ وَاَمَلِ سَرْمَدْ

İşte, şu bütün ihtiyaçlarımla ve zayıflığımla ve fakr ve aczimle beraber, altı cihetten gelen dehşetler ve vahşetlerle perişan bir halde iken, kalem-i kudretle sahife-i fıtratımda ebede uzanan arzular ve sermede yayılan emeller âşikâre bir surette yazılmıştır, mahiyetimde derc edilmiştir.


acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)ân-ı seyyal: bir anda akıp giden zaman dilimiâşikâre: açıkçacihet: yöncism-i hayvanî: hayvanî cisim, beden (bk. ḥ-y-y)cüz-i ihtiyarî: insandaki az bir irade serbestliği (bk. c-z-e; ḫ-y-r)cüz-i lâyetecezzâ: bölünemeyen en küçük parça; atom (bk. c-z-e; lâ)cüzî: küçük, az (bk. c-z-e)daire-i hayat: hayat dairesi (bk. ḥ-y-y)derc edilmek: yerleştirilmekebed: sonsuzluk (bk. e-b-d)elem: acı, üzüntüemel: arzu, istekfakr: fakirlik, ihtiyaç hali (bk. f-ḳ-r)gayr-ı mütenâhi: sınırsız, sonsuzhaşiye: dipnot, açıklayıcı nothulûl: girme, sızmaicad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)istimal: kullanmaistinad: dayanma (bk. s-n-d)kâfi: yeterlikalem-i kudret: kudret kalemi (bk. ḳ-d-r)kisb: çalışmakudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)mahiyet: öz, esas, nitelikmazi: geçmiş zamanmeydan-ı cevelân: hareket ve faaliyet meydanımukabele: karşılıkmukabil: karşılıkmüstakbel: gelecek zamannüfuz: geçme, işlemesahife-i fıtrat: yaratılış sayfası (bk. f-ṭ-r)sermed: süreklilik, devamlılıksilâh-ı insanî: insana ait silahünsiyet: dostluk, canayakınlıkvesika: belgezaman-ı hazır: şimdiki zaman

  بَلْكِه هَرْچِه هَسْت، هَسْت

Belki dünyada ne varsa, nümuneleri fıtratımda vardır. Umum onlara karşı alâkadarım. Onlar için çalıştırıyorum, çalışıyorum.

  دَاۤئِرَۂِ اِحْتِيَاجْ مَانَنْدِ دَآئِرَۂِ مَدِّ نَظَرْ بُزُرْكِى دَارَسْت

İhtiyaç dairesi, nazar dairesi kadar büyüktür, geniştir.

  خَيَالْ كُدَامْ رَسَدْ اِحْتِيَاجْ نِيزْرَسَدْ
دَرْ دَسْت     هَرْچِه نِيسْت دَرْ اِحْتِيَاجْ هَسْت

Hattâ, hayal nereye gitse, ihtiyaç dairesi dahi oraya gider; orada da hâcet vardır. Belki, her ne ki elde yok, ihtiyaçta vardır. Elde olmayan ihtiyaçta vardır; elde bulunmayan ise hadsizdir.

  دَآئِرَۂِ اِقْتِدَارِ هَمْچُو دَآئِرَۂِ دَسْتِ كُوتَاهِ كُوتَاهَسْت

Halbuki daire-i iktidar, kısa elimin dairesi kadar kısa ve dardır.

  پَسْ فَقْرُو حَاجَاتِ مَا بَقَدَرِ جِهَانَسْت

Demek, fakr ve ihtiyaçlarım dünya kadardır.

  سَرْمَايَۂِ مَا هَمْچُو: “جُزْء لاَ يَتَجَزّٰا” اَسْت

Sermayem ise, cüz-i lâyetecezzâ gibi cüz’î bir şeydir.

  اِينْ جُزْءِ كُدَامْ وَاِينْ كَاۤئِنَاتِ حَاجَاتِ كُدَامَسْت؟

İşte, şu cihan kadar ve milyarlar ile ancak istihsal edilen hâcet nerede? Ve bu beş paralık cüz-ü ihtiyarî nerede? Bununla onların mübayaasına gidilmez, bununla onlar kazanılmaz. Öyle ise başka bir çare aramak gerektir.

  پَسْ دَرْرَاهِ تُو، أَزْاِينْ جُزْءْ نِيزْ بَازْمِى كُذَشْتَنْ چَارَۂِ مَنْ اَسْت

O çare ise şudur ki: O cüz-i ihtiyarîden dahi vaz geçip, irade-i İlâhiyeye işini bırakıp, kendi havl ve kuvvetinden teberri edip, Cenâb-ı Hakkın havl ve kuvvetine iltica ederek hakikat-i tevekküle yapışmaktır. Yâ Rab! Madem çare-i necat budur; Senin yolunda o cüz-i ihtiyarîden vaz geçiyorum ve enaniyetimden teberri ediyorum.


çare-i necat: kurtuluş çaresi (bk. n-c-v)cihan: dünyacüz-i ihtiyarî: insandaki az bir irade serbestliği (bk. c-z-e; ḫ-y-r)cüz-i lâyetecezzâ: parçalanmayan parça; zerre, atom (bk. c-z-e; lâ)cüz’î: az, küçük (bk. c-z-e)daire-i iktidar: iktidar dairesi (bk. ḳ-d-r)enaniyet: benlikfakr: fakirlik, ihtiyaç hali (bk. f-ḳ-r)fıtrat: yaratılış (bk. f-ḳ-r)hâcet: ihtiyaç (bk. ḥ-v-c)hadsiz: sınırsızhakikat-i tevekkül: tevekkül gerçeği (bk. ḥ-ḳ-ḳ; v-k-l)havl: güç, iktidariltica etmek: sığınmakirade-i İlâhiye: Allah’ın iradesi, dilemesi (bk. r-v-d; e-l-h)mübayaa: satın almanazar: bakış (bk. n-ẓ-r)Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b)teberri: uzaklaşma

  تَا عِنَايَتِ تُو دَسْتَكِيرِ مَنْ شَوَدْ، رَحْمَتِ بِى نِهَايَتِ تُوپَنَاهِ مَنْ اَسْت

Ta, Senin inâyetin, acz ve zaafıma merhameten elimi tutsun. Hem, ta Senin rahmetin, fakr ve ihtiyacıma şefkat edip bana istinadgâh olabilsin, kendi kapısını bana açsın.

  آنْ كَسْ كِه بَحْرِ بِى نِهَايَتِ رَحْمَتْ يَافْتَ اسْتْ، تَكْيَه
نَه كُنَدْ بَرْاِينْ جُزْءِ اِخْتِيَارِى كِه يَكْ قَطْرَه سَرَابَسْت

Evet, her kim ki rahmetin nihayetsiz denizini bulsa, elbette bir katre serap hükmünde olan cüz-i ihtiyarına itimat etmez, rahmeti bırakıp ona müracaat etmez.

  أَيْوَاهْ! اِينْ زَنْدِكَانِى هَمْ چُو خَابَسْت
وِينْ عُمْرِ بِى بُنْيَادْ هَمْ چوُ بَادَسْت

Eyvah, aldandık! Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat bir uykudur; bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi bir rüzgâr gibi uçar, gider.

  اِنْسَانْ بَزَوَالْ دُنْيَا بَفَنَا اَسْت، آمَالْ بِى بَقَا آلاَمْ بَبَقَااَسْت

Kendine güvenen ve ebedî zanneden mağrur insan zevâle mahkûmdur, sür’atle gidiyor. Hane-i insan olan dünya ise, zulümat-ı ademe sukut eder. Emeller bekàsız, elemler ruhta bâki kalır.

  بِيَا اَىْ نَفْسِ نَا فَرْجَامْ! وُجُودِ فَانِى خُودْرَا فَدَا كُنْ
خَالِقِ خُودْرَا كِه اِينْ هَسْتِى وَدِيعَه هَسْت

Madem hakikat böyledir. Gel, ey hayata çok müştak ve ömre çok talip ve dünyaya çok âşık ve hadsiz emellerle ve elemlerle müptelâ bedbaht nefsim! Uyan, aklını başına al! Nasıl ki yıldızböceği kendi ışıkçığına itimat eder, gecenin hadsiz zulümatında kalır. Balarısı kendine güvenmediği için gündüzün güneşini bulur; bütün dostları olan çiçekleri, güneşin ziyasıyla yaldızlanmış müşahede eder.


acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)bâki: sonsuz, devamlı (bk. b-ḳ-y)bedbaht: talihsizbekàsız: devamsız, geçici (bk. b-ḳ-y)cüz-i ihtiyarî: insandaki az bir irade serbestliği (bk. c-z-e; ḫ-y-r)ebedî: sonsuz (bk. e-b-d)elem: acı, üzüntü, kederemel: arzu, istekgüzerân-ı hayat: hayatın geçmesi (bk. ḥ-y-y)hadsiz: sınırsızhakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)hane-i insan: insanın evihayat-ı dünyeviye: dünya hayatı (bk. ḥ-y-y)inayet: yardım, bağış (bk. a-n-y)istinadgâh: dayanak (bk. s-n-d)itimat: güvenmekatre: damlamağrur: gururlumüptelâ: bağımlı, tutulmuşmüşahede etmek: görmek (bk. ş-h-d)müştak: düşkün, aşıknefis: kişinin kendisi (bk. n-f-s)nihayetsiz: sonsuzrahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)sukut etmek: düşmek, alçalmaktalip: istekli (bk. ṭ-l-b)zayi etmek: kaybetmekzevâl: sona erme (bk. z-v-l)ziya: ışıkzulümat: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)zulümat-ı adem: yokluk karanlığı (bk. ẓ-l-m)

Öyle de, kendine, vücuduna ve enaniyetine dayansan, yıldızböceği gibi olursun. Eğer sen fâni vücudunu, o vücudu sana veren Hâlıkın yolunda feda etsen, balarısı gibi olursun, hadsiz bir nur-u vücut bulursun. Hem feda et. Çünkü şu vücut sende vedia ve emanettir.

وَمُلْكِ اُو وَاُودَادَه فَنَا كُنْ تَا بَقَا يَابَدْ، اَزْاَنْ
سِرِّى كِه: “نَفْىِ النَفْى” اِثْبَاتَ سْت

Hem Onun mülküdür, hem O vermiştir. Öyle ise, minnet etmeyerek ve çekinmeyerek fena et, feda et, ta bekà bulsun. Çünkü nefy-i nefy ispattır. Yani, yok yok ise, o vardır. Yok, yok olsa, var olur.

خُدَاىِ پُرْ كَرَمْ خُودْ مُلْكِ خُودْرَا مِى خَرَدْ اَزْتُو
بَهَاىِ بِى گِرَانْ دَادَه بَرَاىِ تُو نِگَاهْ دَارَاسْت

Hâlık-ı Kerîm, kendi mülkünü senden satın alıyor; Cennet gibi büyük bir fiyatı verir. Hem o mülkü senin için güzelce muhafaza ediyor, kıymetini yükselttiriyor. Yine sana hem bâki, hem mükemmel bir surette verecektir. Öyle ise, ey nefsim, hiç durma. Birbiri içinde beş kârlı bu ticareti yap. Ta beş hasâretten kurtulup, beş ribhi birden kazanasın.1


Dipnot-1

Buradaki beş kâr ve beş hasâret için Altıncı Söze bakınız.


bâki: sürekli, devamlı (bk. b-ḳ-y)bekà: devamlılık, süreklilik (bk. b-ḳ-y)enaniyet: benlikfâni: ölümlü, geçici (bk. f-n-y)hadsiz: sınırsızHâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)Hâlık-ı Kerîm: ikramı bol ve her şeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; k-r-m)hasâret: zararmülk: sahip olunan ve hükmedilen şey (bk. m-l-k)nefis: kişinin kendisi (bk. n-f-s)nefy-i nefy: yokluğun yokluğunur-u vücut: varlık nuru (bk. n-v-r; v-c-d)ribh: kazanç, kârvedia: emanet

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, On Yedinci Söz, İkinci Makam, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.290


CUMARTESİ DERSLERİ

CUMARTESİ DERSLERİ
CUMARTESİ DERSLERİ

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.

Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.

Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.

CUMARTESİ DERSLERİ

13. 3. On Üçüncü Söz – Birkaç biçare gençlere verilen bir tenbih, bir ders, bir ihtardır

13. 2. On Üçüncü Sözün İkinci Makamı

13.1. On Üçüncü Söz Ders – i İbret

12. 3. On İkinci Söz – Dördüncü Esas

12. 2. On İkinci Söz – İkinci ve Üçüncü Esas

12. 1. On İkinci Söz – Birinci Esas

11. 3. Onbirinci Söz Hakikatin Yüzü 2

10.16. Onuncu Söz Hatime

10.15. Onuncu Söz Onikinci Hakikat

10.14. Onuncu Söz Onbirinci Hakikat

10.13. Onuncu Söz Onuncu Hakikat

10.12. Onuncu Söz Dokuzuncu Hakikat

10.11. Onuncu Söz Sekizinci Hakikat

10.10. Onuncu Söz Yedinci Hakikat

10.9. Onuncu Söz Altıncı Hakikat

10.8. Onuncu Söz Beşinci Hakikat

10.7. Onuncu Söz Dördüncü Hakikat

10.6. Onuncu Söz Üçüncü Hakikat

10.5. Onuncu Söz İkinci Hakikat

10.4. Onuncu Söz 3. ve 4. İşaret ile 1. Hakikat

10.3. Onuncu Söz Mukaddime İkinci İşaret .

10.2. Onuncu Söz Mukaddime Birinci İşaret

10.1. Onuncu Söz Temsili Hikayecik 1-12. Suretler

9.2. Dokuzuncu Söz Beşinci Nükte

9. 1. Dokuzuncu Söz 1.-4. Nükteler

8. Sekizinci Söz

7. Yedinci Söz

6. Altıncı Söz

5. Beşinci Söz

4. Dördüncü Söz

3. Üçüncü Söz

2. İkinci Söz

1. Birinci Söz


8. sınıf fen konuları Bediüzzaman Cumartesi Dersleri EĞİTİM Eğitim Eğitim Haberleri Eğitim ve Öğretim Fen Bilimleri Fen Bilimleri 8 Fen Bilimleri 8 Yaprak Test Fen Bilimleri 8 Yaprak Testler fen bilimleri 8. sınıf test çöz Güneş Kainat KISA VİDEO Kur'an Kur'an-ı Kerim Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan Kur'ân-ı Hakîm Mu'cizât-ı Kur'âniye Risalesi Mucize On Dokuzuncu Söz On Dokuzuncu Söz – Risalet-i Ahmediyeye dairdir On Üçüncü Söz Ortaokul Fen Bilimleri 8 Ortaokul Fen Bilimleri 8 Yaprak Test Partilerin Eğitim Programları Risale-i Nur Külliyatı Said Nursi SHORTS Svenska Sözler SİYASİ PARTİLERİN EĞİTİM PROGRAMLARI UZUN VİDEO Yirmi Beşinci Söz Yirmi Beşinci Söz – Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi Yirmi Dördüncü Söz Yirminci Söz Yirmi Üçüncü Söz Yirmi İkinci Söz Yirmi İkinci Söz Birinci Makam Yirmi İkinci Sözün İkinci Makamı Yirmi İkinci Söz İkinci Makam Üstad İLKOKUL

HKP – Halkın Kurtuluş Partisi Eğitim Programı

HKP - Halkın Kurtuluş Partisi Eğitim Programı

Bu sayfada HKP – Halkın Kurtuluş Partisi Eğitim Programı yer almaktadır. Kaynak olarak partinin kendi internet sitesi kullanılmıştır.

HKP - Halkın Kurtuluş Partisi Eğitim Programı
HKP – Halkın Kurtuluş Partisi Eğitim Programı

HKP – Halkın Kurtuluş Partisi Eğitim Programı

HÜRRİYETİN BEŞİĞİ: Kültür Bağımsızlığı

(Halkın Kültürü)

14- Hak arayan adliye gibi, GERÇEĞİ arayan ve gerçeği arayan İNSANI YARATAN öğretim, eğitim ve bilim kurumlarımız da, ülkemizde gerçekten KEŞİF ve İCAT ruhunu beslemek için tam bağımsızlığa kavuşacak. Bütün eğitmen, öğretmen ve profesörler; kendi KÜLTÜR SENDİKALARI’nda kişiliklerini ve menfaatlerini (çıkarlarını) koruyacaklar.

Hükümet, bir öğretim kanunu ile, öğretim kollarını, öğretmen niteliklerini, okul masraflarını belirtmekle kalacak ve özel müfettişleriyle yalnız o kanunun uygulanmasını kontrol edecek. Başka şekilde, öğreticilerin hayat, istikbal (gelecek: sosyal güvenlik) ve faaliyetlerine karışmayacak.

15- ÖĞRETİM SİSTEMİ: Özellikle kol işiyle kafa işi arasındaki uçurumu doldurma hedefini güdecek.

İLKÖĞRETİM: Çevre üretimlerinin tarla ya da fabrika vb. sistemine göre,

TEKNİK ve ORTAÖĞRENİM: Memleket sanayi plânında ayrılmış o yerin pratik ekonomik ihtiyaçlarına göre programlanacak.

YÜKSEK ÖĞRENİM: yabancı yayınları aşırmalarla rızıklanan kürsü ötülgenliği yerine, memleketimizin yerüstü, yeraltı, insan, hayvan bütün varlıklarını inceleyerek, Ekonomi ve üretim şartlarımızı geliştirmeye fiilen yarar ORİJİNAL emeği geçirecek; lâboratuarını tarlalarımıza ve atölyelerimize bağlayarak BİLİM YAPMA görevini endüstriyel kalkınma hamlemizle taçlandıracak.

16- Eğitim DEMOKRATLAŞTIRILACAK. Ezberciliğe değil, güçlükler karşısında çözüm yolları bulma, yani bellek yerine zekâyı işletme prensibi, öğretim ve eğitimin baş prensibi olacak. Ölçü alınarak, kişiye özel, el yapımı ayakkabı üretir gibi, her öğrencinin kişiliğini ezmeyen eğitim güdülecek.

“Fazla diplomalı bize gerekmez” kaygısı ile, SINAV’lar öğrenci “turnikesi”, ya da salhanesi (mezbahası, kesimevi) haline sokulmayacak. Dönen (başarısız) öğrenci oranı; öğretmenin, öğretim sisteminin ve öğretim araçlarının nitelikleriyle kıyaslanacak ve başarının yükseltilmesi için, saptanan eksiklikler ya da yanlışlıklar hızla giderilecek.

Öğretimin her kademesine her yaş ve cinsiyetten herkes sınav vermek şartı ile girip belge alabilecek.

Her yerde HALK ÜNİVERSİTELERİ kurulacak.

17- Öğretim ve Eğitim, biçimi ve içeriğiyle LAİKLEŞTİRİLECEK.

18- Anadilde eğitim serbest olacak. Devlet ve diğer kamu yönetimleri bu konuda üzerlerine düşen yükümlülükleri eksiksiz yerine getirecek.

19- Yabancı dilde eğitim yasaklanacak.

20- Eğitim bütünüyle bir kamu görevi olacak. Eğitimden para kazanma yasaklanacak. Herkese eşit, parasız eğitim imkânı sunulacak.

KAYNAK


SİYASİ PARTİLERİN EĞİTİM PROGRAMLARI

Bu sayfada siyasi partilerin eğitim programları yer almaktadır. Kaynak olarak siyasi partilerin kendi internet siteleri kullanılmıştır.

2023 Türkiye seçimleri ve oy pusulası sıralaması: Hangi parti ve ittifaklar kaçıncı sırada?
2023 Türkiye seçimleri ve oy pusulası sıralaması: Hangi parti ve ittifaklar kaçıncı sırada?

Genç Parti Eğitim Programı

Genç Parti Eğitim Programı

Bu sayfada Genç Parti Eğitim Programı yer almaktadır. Kaynak olarak partinin internet sayfası kullanılmıştır.

Genç Parti Eğitim Programı
Genç Parti Eğitim Programı

Genç Parti Eğitim Programı

2- Eğitim ve Öğretim


Kişi ve ülkelerin sosyal ve ekonomik düzeyleri aldıkları eğitim, kültür ile doğrudan
alakalıdır. Eğitim ve öğretimde fırsat eşitliğinin sağlanması ve ülkemizi çağdaş medeniyetler
seviyesine çıkartacak bireylerin yetiştirilmesi başlıca görevidir.
Kısa vadede orta eğitim seviyesinde teknik eğitim ve mesleki okulların sayısının artırılması,
geliştirilmesi, bireylerin meslek sahibi yapılıp, sanayinin ara eleman ihtiyacının karşılanması
zorunludur.
Bireyler, ilköğretimden başlayarak yeteneklerine göre topluma faydalı olabilecekleri alanlara
yönlendirilmeli, mesleki eğitim imkân ve alanları genişletilmelidir.
Devlet, koyacağı kurallar içerisinde fertlerin ve özel kuruluşların eğitim, öğretim hizmetleri
vermelerine imkân sağlamalı, bu kuruluşlara vergi teşvikleri uygulamalıdır.
Herkes, yeteneği ve ilgisi doğrultusunda yükseköğrenim görme imkânına sahip olmalıdır.
Bu talebinin karşılanması için alınacak tedbirler devletin asli görevidir. Yükseköğrenim veren özerk yapıya sahip üniversite ve eğitim kurumlarının kaliteden ödün vermeksizin sayısı artırılmalı ve orta vadede pek çok gencimizin istediği üniversite eğitimini almasını engelleyen adaletsiz yükseköğrenim sınav sistemi tamamen kaldırılmalıdır.
Eğitim ve öğretim kurumlarının tamamı teknolojinin her türlü gelişmesine ayak uyduracak
ve bilgi çağının gereklerine uygun bir şekilde donatılmalı, bu imkân ülkemizin tüm bölgelerine eşit olarak yayılmalı, eğitim ve öğretim faaliyetinin temeli olan öğretmenlerimizin özlük imkânları yeterli seviyeye çıkartılmalıdır.

KAYNAK

https://www.gencparti.org/mani-festo

https://www.gencparti.org/_files/ugd/9b780c_85985b60999a455caac6d828b1b5ed73.pdf

SİYASİ PARTİLERİN EĞİTİM PROGRAMLARI

Bu sayfada siyasi partilerin eğitim programları yer almaktadır. Kaynak olarak siyasi partilerin kendi internet siteleri kullanılmıştır.

2023 Türkiye seçimleri ve oy pusulası sıralaması: Hangi parti ve ittifaklar kaçıncı sırada?
2023 Türkiye seçimleri ve oy pusulası sıralaması: Hangi parti ve ittifaklar kaçıncı sırada?

Muhatabım Ziya Paşa değil, Avrupa meftunlarıdır – Siyah Dutun Bir Meyvesi – Cumartesi Dersleri 17. 3.

Muhatabım Ziya Paşa değil, Avrupa meftunlarıdır - Siyah Dutun Bir Meyvesi - Cumartesi Dersleri 17. 3.

https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “Muhatabım Ziya Paşa değil, Avrupa meftunlarıdır – Siyah Dutun Bir Meyvesi” ele alınmaktadır. Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ndan Sözler isimli eserinden On Yedinci Sözün İkinci Basamağı Siyah Dutun Bir Meyvesi.

Muhatabım Ziya Paşa değil, Avrupa meftunlarıdır - Siyah Dutun Bir Meyvesi - Cumartesi Dersleri 17. 3.
Muhatabım Ziya Paşa değil, Avrupa meftunlarıdır – Siyah Dutun Bir Meyvesi – Cumartesi Dersleri 17. 3.

KISA VİDEO

Muhatabım Ziya Paşa değil, Avrupa meftunlarıdır – Siyah Dutun Bir Meyvesi – Cumartesi Dersleri 17. 3.

UZUN VİDEO

Muhatabım Ziya Paşa değil, Avrupa meftunlarıdır – Siyah Dutun Bir Meyvesi – Cumartesi Dersleri 17. 3.

On Yedinci Sözün İkinci Makamı 

Siyah Dutun Bir Meyvesi

O mübarek dut başında Eski Said, Yeni Said lisanıyla söylemiştir.

Muhatabım Ziya Paşa değil, Avrupa meftunlarıdır.
Mütekellim nefsim değil, tilmiz-i Kur’ân namına kalbimdir.

Geçen Sözler hakikattir, sakın şaşma, hududundan hazer aşma.
Ecânip fikrine sapma, dalâlettir kulak asma, eder elbet seni nâdim.

Görürsün en ziyâdârın, zekâvette alemdârın,
O hayretten der daim: “Eyvah, kimden kime şekvâ edeyim, ben dahi şaştım!”

Kur’ân dedirtir, ben de derim, hiç de çekinmem.
Ondan Ona şekvâ ederim, sen gibi şaşmam.

Haktan Hakka feryad ederim, sen gibi aşmam.
Yerden göğe dâvâ ederim, sen gibi kaçmam.

Ki, Kur’ân’da hep dâvâ nurdan nuradır, sen gibi caymam.
Kur’ân’dadır hak hikmet, ispat ederim, muhalif felsefeyi beş para saymam.

Furkandadır elmas hakikat, dercan ederim, sen gibi satmam.
Halktan Hakka seyran ederim, sen gibi sapmam.

Dikenli yolda tayran ederim, sen gibi basmam.
Ferşten Arşa şükran ederim, sen gibi asmam.

Mevte, ecele dost bakarım, sen gibi korkmam.
Kabre gülerekten girerim, sen gibi ürkmem.

Ejder ağzı, vahşet yatağı, hiçlik boğazı—sen gibi görmem.
Ahbaba kavuşturur beni, kabirden darılmam, sen gibi kızmam.

Rahmet kapısı, nur kapısı, Hak kapısı, ondan sıkılmam, geri çekilmem.
Bismillâh diyerek çalıyorum, HAŞİYE-1 arkama bakmam, dehşet de almam.

Elhamdülillâh diyerek rahat bulup yatacağım, zahmeti çekmem, vahşette kalmam.
Allahu ekber diyerek ezan-ı Haşri işitip kalkacağım, HAŞİYE-2 Mahşer-i Ekberden çekinmem, Mescid-i Âzamdan çekilmem.

Lütf-u Yezdan, nur-u Kur’ân, feyz-i iman sayesinde hiç üzülmem.
Durmayıp koşacağım, Arş-ı Rahmân zılline uçacağım, sen gibi şaşmam inşaallah.


Haşiye-1

Eyvah diyerek kaçmıyorum.

Haşiye-2

İsrafil’in ezanını fecr-i Haşirde işitip Allahu ekber diyerek kalkacağım. Salât-ı Kübrâdan çekilmem, Mecma-ı Ekberden çekinmem.

ahbap: sevilenler, dostlar (bk. ḥ-b-b)
alemdâr: bayraktar, önde giden
Allahu ekber: Allah en büyüktür (bk. k-b-r)
Arş: Cenab-ı Allah’ın sınırsız egemenliğinin ve yüceliğinin tecellî ettiği yer (bk. a-r-ş)
Arş-ı Rahmân: bütün yaratılmışları şefkat ve merhametle besleyip büyüten Rahmân isminin tasarruf dairesi, makamı (bk. a-r-ş; r-ḥ-m)
Avrupa: (bk. bilgiler)
dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)
Bismillâh: Allah’ın adıyla (bk. s-m-v)
dercan etmek: hayatını ona vermek, canını ortaya koymak
ecânip: yabancılar, Avrupalılar
Elhamdülillah: “her türlü övgü ve şükür Allah’a aittir” (bk. ḥ-m-d)
Eski Said: (bk. bilgiler)
ezan-ı Haşir: Haşir ezanı, İsrafil’in sura üflemesi (bk. ḥ-ş-r)
fecr-i Haşir: Haşir sabahı; öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma sabahı (bk. ḥ-ş-r)
ferş: yer
feyz-i iman: imanın bereketi (bk. f-y-ḍ; e-m-n)
Furkan: doğru ile yanlışı birbirinden ayıran Kur’ân (bk. f-r-ḳ)
Hak: varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
haşiye: dipnot, açıklayıcı not
hazer: sakın
hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
inşaallah: Allah’ın izniyle
İsrafil: (bk. bilgiler)
lisan: dil
lütf-u Yezdan: Cenab-ı Allah’ın lütfu, ihsanı (bk. l-ṭ-f)
Mahşer-i Ekber: en büyük toplanma yeri; haşir meydanı (bk. ḥ-ş-r; k-b-r)
Mecma-ı Ekber: en büyük toplanma yeri (bk. c-m-a; k-b-r)
meftun: tutkun, düşkün
Mescid-i Âzam: en büyük mescid (bk. a-z-m)
mevt: ölüm (bk. m-v-t)
mübarek: bereketli, hayırlı (bk. b-r-k)
mütekellim: konuşan (bk. k-l-m)
nâdim: pişmannam: ad
nefis: kişinin kendisi (bk. n-f-s)
nur: ışık, aydınlık (bk. n-v-r)
nur-u Kur’ân: Kur’ân’ın nuru (bk. n-v-r)
rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)
Salât-ı Kübrâ: en büyük namaz (bk. ṣ-l-v; k-b-r)
şekvâ: şikayet
tayran etmek: uçmak
tilmiz-i Kur’ân: Kur’ân’ın talebesi
Yeni Said: (bk. bilgiler)
zekâvet: zekilik
zıll: gölge
Ziya Paşa: (bk. bilgiler)
ziyâdâr: ışıklı, nurlu

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, On Yedinci Söz, İkinci Makam, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.288

Ziya Paşanın farkı
Ziya Paşanın farkı

Ziya Paşanın farkı

Risâle–i Nur’dan bir nükte:

Siyah Dutun Bir Meyvesi[O mübarek dut başında Eski Said, Yeni Said lisanıyla söylemiştir.]

Muhatabım Ziya Paşa değil, Avrupa meftunlarıdır.

Mütekellim (konuşan) nefsim değil, tilmiz–i Kur’ân nâmına kalbimdir.

Geçen sözler hakikattır; sakın şaşma, hududundan hazer aşma,

Ecanib (ecnebi) fikrine sapma, dalâlettir kulak asma, eder elbet seni nâdim (pişman.)

(17. Sözün İkinci Makamı)
Avrupa ikiye ayrılır; Osmanlı aydınları da öyle

Namık Kemâl, Şinasi, Agâh Efendi ve Prens Sabahaddin gibi Ziya Paşa da Jön Türkler’in mutedil kısmına dahildir.

“Ahrâr–ı Osmaniye”yi teşkil ettikleri 1865 senesinden sonra ara ara şiddetlenen istibdadın baskısına dayanamayarak Avrupa’ya kaçmak mecburiyetinde kalan bu zâtlar, diğer bazı Jön Türkler gibi “Avrupa meftunu” olup kendi öz değerlerinden kopmadılar.

https://www.saidnursi.de/ziya-pasanin-farki/


CUMARTESİ DERSLERİ

CUMARTESİ DERSLERİ
CUMARTESİ DERSLERİ

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.

Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.

Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.

CUMARTESİ DERSLERİ

13. 3. On Üçüncü Söz – Birkaç biçare gençlere verilen bir tenbih, bir ders, bir ihtardır

13. 2. On Üçüncü Sözün İkinci Makamı

13.1. On Üçüncü Söz Ders – i İbret

12. 3. On İkinci Söz – Dördüncü Esas

12. 2. On İkinci Söz – İkinci ve Üçüncü Esas

12. 1. On İkinci Söz – Birinci Esas

11. 3. Onbirinci Söz Hakikatin Yüzü 2

10.16. Onuncu Söz Hatime

10.15. Onuncu Söz Onikinci Hakikat

10.14. Onuncu Söz Onbirinci Hakikat

10.13. Onuncu Söz Onuncu Hakikat

10.12. Onuncu Söz Dokuzuncu Hakikat

10.11. Onuncu Söz Sekizinci Hakikat

10.10. Onuncu Söz Yedinci Hakikat

10.9. Onuncu Söz Altıncı Hakikat

10.8. Onuncu Söz Beşinci Hakikat

10.7. Onuncu Söz Dördüncü Hakikat

10.6. Onuncu Söz Üçüncü Hakikat

10.5. Onuncu Söz İkinci Hakikat

10.4. Onuncu Söz 3. ve 4. İşaret ile 1. Hakikat

10.3. Onuncu Söz Mukaddime İkinci İşaret .

10.2. Onuncu Söz Mukaddime Birinci İşaret

10.1. Onuncu Söz Temsili Hikayecik 1-12. Suretler

9.2. Dokuzuncu Söz Beşinci Nükte

9. 1. Dokuzuncu Söz 1.-4. Nükteler

8. Sekizinci Söz

7. Yedinci Söz

6. Altıncı Söz

5. Beşinci Söz

4. Dördüncü Söz

3. Üçüncü Söz

2. İkinci Söz

1. Birinci Söz


8. sınıf fen konuları Bediüzzaman Cumartesi Dersleri EĞİTİM Eğitim Eğitim Haberleri Eğitim ve Öğretim Fen Bilimleri Fen Bilimleri 8 Fen Bilimleri 8 Yaprak Test Fen Bilimleri 8 Yaprak Testler fen bilimleri 8. sınıf test çöz Güneş Kainat KISA VİDEO Kur'an Kur'an-ı Kerim Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan Kur'ân-ı Hakîm Mu'cizât-ı Kur'âniye Risalesi Mucize On Dokuzuncu Söz On Dokuzuncu Söz – Risalet-i Ahmediyeye dairdir On Üçüncü Söz Ortaokul Fen Bilimleri 8 Ortaokul Fen Bilimleri 8 Yaprak Test Partilerin Eğitim Programları Risale-i Nur Külliyatı Said Nursi SHORTS Svenska Sözler SİYASİ PARTİLERİN EĞİTİM PROGRAMLARI UZUN VİDEO Yirmi Beşinci Söz Yirmi Beşinci Söz – Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi Yirmi Dördüncü Söz Yirminci Söz Yirmi Üçüncü Söz Yirmi İkinci Söz Yirmi İkinci Söz Birinci Makam Yirmi İkinci Sözün İkinci Makamı Yirmi İkinci Söz İkinci Makam Üstad İLKOKUL