
Cennette İnsan Ruhunun Sonsuz Kapasitesi
Bu metin ve videolar, Bediüzzaman Said Nursi‘nin Yirmi Sekizinci Söz adlı eserinden bir bölüm olup, Cennet hayatındaki genişlik ve nimetlerin mahiyetini açıklamaktadır.
Yazara göre insan, sadece maddi bir bedenden ibaret olmayıp sonsuz arzularla donatıldığı için, kendisine sunulan muazzam ilahi ihsanlar onun karmaşık ve zengin fıtratına tamamen uygundur.
Dünyadaki kısıtlı imkanlara rağmen bir kuşun veya insanın tüm yeryüzünü kendi hanesi gibi hissetmesi örneğiyle, ahiretteki çok daha geniş mülkiyet haklarının mantıklı olduğu vurgulanır.
Ayrıca nuraniyet sırrı sayesinde, Cennet ehlinin aynı anda pek çok mekanda bulunup farklı lezzetleri tadabileceği ifade edilmektedir.
Sonuç olarak metin, ebedi mutluluk diyarındaki bu büyük lütufların Allah’ın sonsuz rahmetinin bir gereği olduğunu savunur.
NotebookLM
SHORTS
KISA VİDEO
UZUN VİDEO
Yirmi sekizinci Söz
Cennet’e Dairdir
…
Cennet‑i Bâkiyeye Dair Bazı Suâllere Kısa Cevaplardır.
…
5. Suâl: “Bazı ehl‑i Cennet’e, dünya kadar bir yer veriliyor, … Ne demektir?
Suâl:
Ehâdîs‑i şerîfede denilmiştir ki: “Bazı ehl‑i Cennet’e, dünya kadar bir yer veriliyor, yüz binler kasır, yüz binler hûri ihsân ediliyor.” Bir tek adama bu kadar şeylerin ne lüzumu var, ne ihtiyacı var, nasıl olabilir ve ne demektir?
Elcevap:
Eğer insan, yalnız câmid bir vücûd olsaydı veyâhut yalnız mideden ibaret nebâtî bir mahlûk olsaydı veyâhut yalnız mukayyet, ağır ve muvakkat ve basit bir zât‑ı cismâniye ve bir cism‑i hayvanîden ibaret olsaydı; öyle çok kasırlara, çok hûrilere lâyık ve mâlik olmazdı.
Fakat insan öyle câmi’ bir mûcize-i kudrettir ki; hattâ şu dünya‑yı fânîde, şu kısa bir ömürde, şu inkişaf etmemiş bazı letâifinin ihtiyacı cihetiyle bütün dünyanın saltanatı, serveti ve lezâizi verilse belki hırsı tok olmayacaktır.
Hâlbuki ebedî bir dâr‑ı saâdette, nihâyetsiz istîdâda mâlik, nihâyetsiz ihtiyaçlar lisânıyla nihâyetsiz arzular eliyle, nihâyetsiz bir rahmetin kapısını çalan bir insan, elbette ehâdîste beyân olunan ihsânat‑ı İlâhiye’ye mazhariyeti mâkuldür ve haktır ve hakikattir. Ve şu hakikat‑i ulviyeye bir temsîl dürbünüyle rasat edeceğiz.
Şöyle ki:
Bu dere bahçesi gibi,
(Hâşiye – Sekiz sene kemâl‑i sadâkatle bu fakire hizmet eden Süleyman’ın bahçesidir ki, bir veya iki saat zarfında şu Söz orada yazıldı.)
şu Barla bağ ve bahçelerinin her birinin ayrı ayrı mâliki bulunduğu hâlde, Barla’da gıdâsı itibariyle ancak bir avuç yeme mâlik olan herbir kuş, herbir serçe, herbir arı; “Bütün Barla’nın bağ ve bostanları, benim nüzhetgâhım ve seyrangâhımdır.” diyebilir. Barla’yı zaptedip dâire‑i mülküne dâhil eder. Başkalarının iştirâki onun bu hükmünü bozmaz.
Hem, insan olan bir insan diyebilir ki: “Benim Hàlık’ım, bu dünyayı bana hâne yapmış; güneş benim bir lambamdır; yıldızlar benim elektriklerimdir; yeryüzü çiçekli‑miçekli halılarla serilmiş benim bir beşiğimdir.” der, Allah’a şükreder. Sâir mahlûkatın iştirâki, onun bu hükmünü nakzetmez. Bilakis, mahlûkat onun hânesini tezyîn eder, hânenin müzeyyenâtı hükmünde kalırlar.
Acaba bu daracık dünyada insan, insaniyet itibariyle, hattâ bir kuş dahi, böyle bir dâire‑i azîmede, bir nev’i tasarruf dâvâ etse, cesîm bir nîmete mazhar olsa; geniş ve ebedî bir dâr‑ı saâdette, ona beş yüz senelik bir mesâfede bir mülk ihsân etmek, nasıl istib’âd edilebilir?
Hem nasıl ki şu kesâfetli, karanlıklı dar dünyada, güneşin pek çok âyinelerde bir ânda aynen bulunması gibi; öyle de, nurânî bir zât, bir ânda çok yerlerde aynen bulunması – Onaltıncı Söz’de ispat edildiği gibi – meselâ: Hazret‑i Cebrâil Aleyhisselâm, bin yıldızda bir ânda, hem Arş’ta, hem huzur‑u Nebevî’de, hem huzur‑u İlâhî’de bir vakitte bulunması; hem Hazret‑i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın, haşirde bir ânda ekser etkıyâ‑ı ümmetiyle görüşmesi ve dünyada hadsiz makamlarda bir ânda tezâhür etmesi ve evliyânın bir nev’i garîbi olan ebdâllerin, bir vakitte çok yerlerde görünmesi ve avâmın, rüyada, bazen bir dakikada bir sene kadar işler görmesi ve müşâhede etmesi ve herkesin kalp, rûh, hayâl cihetiyle bir ânda pek çok yerlerle temâs edip alâkadarâne bulunması, mâlûm ve meşhûd olduğundan:
Elbette nurânî, kayıtsız, geniş ve ebedî olan Cennet’te, cisimleri rûh kuvvetinde ve hıffetinde ve hayâl süratinde olan ehl‑i Cennet, bir vakitte yüz bin yerlerde bulunup yüz bin hûrilerle sohbet ederek yüz bin tarzda zevk almak, o ebedî Cennet’e, o nihâyetsiz rahmete lâyıktır ve Muhbir‑i Sâdıkın (Asm.) haber verdiği gibi hak ve hakikattir. Bununla beraber bu küçücük aklımızın terâzisiyle o muazzam hakikatler tartılmaz.
İdrak‑i maâlî bu küçük akla gerekmez. Zîra bu terâzi o kadar sıkleti çekmez.
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin. ayet – Bakara Sûresi, 2:32
رَبَّنَا لَا تُؤٰاخِذْنَٓا اِنْ نَس۪ينَٓا اَوْ اَخْطَأْنَا
Ey Rabbimiz! Unutur veya hataya düşer de bir kusur işlersek, bizi onunla hesaba çekme. ayet – Bakara Sûresi, 2:286
اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى حَب۪يبِكَ الَّذ۪ي فَتَحَ اَبْوَابَ الْجَنَّةِ بِحَب۪يبِيَّتِهِ وَبِصَلَاتِهِ وَاَيَّدَتْهُ اُمَّتُهُ عَلٰى فَتْحِهَا بِصَلَوَاتِهِمْ عَلَيْهِ، عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ ❋ اَللّٰهُمَّ ادْخِلْنَا الْجَنَّةَ مَعَ الْاَبْرَارِ بِشَفَاعَةِ حَب۪يبِكَ الْمُخْتَارِ اٰم۪ينَ
Allahım! Habibiyeti ve salâtıyla Cennetin kapılarını açan ve ona getirdikleri salâvatlarla ümmeti de onu teyid eden, Habibin Aleyhissalâtü Vesselâma rahmet et. Allahım! Bizi, ebrâr ile beraber, seçkin Habibinin şefaatiyle Cennete idhal et. Âmin.
KAYNAK
Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi Sekizinci Söz – Cennet’e Dairdir – Cennet‑i Bâkiyeye Dair Bazı Suâllere Kısa Cevaplardır. – 5. Suâl, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.
https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/yirmi-sekizinci-soz/675
