
Bu metin, Kur’ân-ı Kerîm’in benzersiz mucizevi yapısını ve her bir kelimesinin İlâhî bir kaynağa dayanmasından gelen derinliğini ele almaktadır. Kur’ân’daki tekrarların ve bilimsel konuların özetlenmesinin aslında birer belagat harikası olduğu, Peygamber Efendimizin (a.s.m.) tüm mucizelerinin de bu kutsal kitabın doğruluğunu onayladığı vurgulanmaktadır. Her harfin bir hakikat çekirdeği gibi sonsuz anlamlar barındırdığı ifade edilerek, beşeriyetin bu kelamın bir benzerini getirmekten aciz olduğu belirtilmektedir. Yazı, Kur’ân’ın eşsizliğini tasdik eden ayetlerle son bulurken, kapsamlı bir salavat ve dua ile manevi bir neticeye bağlanmaktadır. Bu kaynak, kutsal metnin hem bütünündeki hem de en küçük parçalarındaki İlâhî mührü açıklayarak Kur’ân’ın mucizeliğini tescil etmektedir.
NotebookLM
Bu metin, Kur’an-ı Kerim’in mucizevi yönlerini ve onun benzersiz yapısını ele alan kapsamlı bir çalışmanın sonuç bölümüdür. Yazar, Kur’an’ın her bir harfinin ve kelimesinin ilahi bir kaynağa dayandığını, bu sayede tek bir noktanın dahi uçsuz bucaksız anlamlar barındırabileceğini vurgular. Peygamber Efendimiz ile Kur’an arasındaki karşılıklı mucizevi bağı açıklayarak, bu kutsal kitabın insan ve cinlerin bir araya gelse dahi taklit edemeyeceği bir eşsizliğe sahip olduğunu belirtir. Eser, derinlikli bir tefekkür sürecinin ardından samimi dualar ve salavatlar ile nihayete erer. Sonuç olarak kaynak, Kur’an’ın kelimelerindeki manevi derinliği ve onun yaratılış hakikatleriyle olan sarsılmaz ilişkisini ispat etmeyi amaçlar.
NotebookLM
Bu metin, Kur’ân-ı Kerîm’in mucizevi tabiatını ve ilahî kaynağını ispat etmeyi amaçlayan kapsamlı bir incelemenin sonuç bölümüdür. Yazar, kutsal kitabın her bir harfinin ve kelimesinin sonsuz bir ilme dayandığını, bu sayede tek bir noktanın bile geniş hakikatleri temsil edebildiğini savunmaktadır. Kur’ân ile Hz. Muhammed’in (a.s.m.) peygamberliği arasındaki ayrılmaz bağı vurgulayarak, birinin varlığının diğerinin doğruluğuna en büyük delil olduğunu ifade eder. Eser, beşeriyetin bu kitabın bir benzerini getirmekten âciz olduğunu belirten ayetlerle iddiasını mühürlemektedir. Son kısımda ise derin bir manevi tazarrû ile Peygamber’e salâvat getirilirken, okuyucunun kalbî ve ruhî arınması için dualara yer verilir. Özetle bu kaynak, Kur’ân’ın eşsiz belâgatini ve yaratılışla olan sarsılmaz münasebetini tasavvufî ve imanî bir üslupla ortaya koymaktadır.
NotebookLM
Bu kaynaklar, Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur külliyatında yer alan 25. Söz adlı eserin sonuç bölümünü detaylı bir şekilde ele almaktadır. Metinlerde, Kur’an-ı Kerim‘in mucizevi yapısı ile Hz. Muhammed’in peygamberliği arasındaki sarsılmaz bağ ve karşılıklı etkileşim üzerinde durulmaktadır. Kutsal kitabın her bir harfinin ve kelimesinin arkasında ilahi bir ilim barındırdığı, bu derinliğin ise kainattaki tüm hakikatlerle irtibatlı olduğu vurgulanmaktadır. Ayrıca anlatımda, Kur’an‘ın üslubundaki tekrarların ve özet anlatımların aslında birer kusur değil, aksine mucizelik parıltıları olduğu ifade edilmektedir. İnceleme, insanın bu eşsiz kelama karşı acziyetini belirten ayetler ve Peygamberimiz için edilen kapsamlı salavat ve dualar ile sona ermektedir. Sonuç olarak eser, Kur’an’ın benzerinin getirilemeyeceği davasının kesin delillerle ispat edildiğini savunmaktadır.
NotebookLM
SHORTS
KISA VİDEO
UZUN VİDEO
Yirmi Beşinci Söz
Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi
Üçüncü Şule
Hâtime
Kur’ân’ın lemeât-ı i’câzından iki lem’a-i i’câziye On Dokuzuncu Sözün On Dördüncü Reşhasında geçmiştir ki, bir sebeb-i kusur zannedilen tekraratı ve ulûm-u kevniyede icmâli, herbiri birer lem’a-i i’câzın menbaıdır. Hem Kur’ân’da, mu’cizât-ı enbiya yüzünde parlayan bir lem’a-i i’câz-ı Kur’ân, Yirminci Sözün İkinci Makamında vâzıhan gösterilmiştir. Daha bunlar gibi, sair Sözlerde ve risale-i Arabiyemde çok lemeât-ı i’câziye zikredilip, onlara iktifâen yalnız şunu deriz ki:
Bir mu’cize-i Kur’âniye daha şudur ki: Nasıl bütün mu’cizât-ı enbiya Kur’ân’ın bir nakş-ı i’câzını göstermiştir. Öyle de, Kur’ân, bütün mu’cizâtıyla bir mu’cize-i Ahmediye (a.s.m.) olur ve bütün mu’cizât-ı Ahmediye (a.s.m.) dahi Kur’ân’ın bir mu’cizesidir ki, Kur’ân’ın Cenâb-ı Hakka karşı nisbetini gösterir; ve o nisbetin zuhuruyla herbir kelimesi bir mu’cize olur. Çünkü, o vakit birtek kelime, bir çekirdek gibi, bir şecere-i hakaikı mânen tazammun edebilir. Hem merkez-i kalb gibi, hakikat-i uzmânın bütün âzâsına münasebettar olabilir. Hem bir ilm-i muhite ve nihayetsiz bir iradeye istinad ettiği için, hurufuyla, heyetiyle, vaziyetiyle, mevkiiyle hadsiz eşyaya bakabilir. İşte, şu sırdandır ki,
| acz: acizlik (bk. a-c-z) âyât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın âyetleri âzâ: azalar, organlar bid’a: sonradan uydurulan ve dine zarar verecek yenilikler (bk. b-d-a) cemaat: topluluk (bk. c-m-a) cemaat-i beşeriye: insan toplulu-ğu (bk. c-m-a) Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) dalâlet: hak yoldan, inançsızlık sapkınlık (bk. ḍ-l-l) fırka: grup firak-ı dâlle: hak yoldan sapmış, inançsız gruplar (bk. ḍ-l-l) hadsiz: sayısız hakaik: gerçekler (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hakikat-i uzmâ: en büyük gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ; a-ẓ-m) hâtime: sonuç, son bölüm heyet: genel, bütün huruf: harfler i’câz: mu’cize oluş (bk. a-c-z) icmâl: özetleme (bk. c-m-l) iktifâen: yeterli görerek | ilm-i muhit: herşeyi içine alan ilim (bk. a-l-m) irade: dileme, tercih ve seçim yapma gücü (bk. r-v-d) istinad etmek: dayanmak (bk. s-n-d) itimad etmek: güvenmek lem’a-i i’câz-ı Kur’ân: Kur’ân’ın mu’cizelik parıltısı (bk. a-c-z) lemeât-i i’câziye: mu’cizelik parıltıları (bk. a-c-z) menba: kaynak merkez-i kalb: kalbin merkezi meşhudat: görünen ve bilinen şeyler (bk. ş-h-d) mevki: konum, yer mu’cizât: mu’cizeler (bk. a-c-z) mu’cizât-ı enbiya: peygamberlerin mu’cizeleri (bk. a-c-z; n-b-e) mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstülük (bk. a-c-z) mu’cize-i Ahmediye: Peygamberimizin mu’cizesi (bk. a-c-z; ḥ-m-d) | mu’cize-i Kur’âniye: Kur’ân’ın mu’cizesi (bk. a-c-z) muhafaza etmek: korumak (bk. ḥ-f-ẓ) muvazene: denge (bk. v-z-n) münasebettar: ilgili, bağlantılı (bk. n-s-b) nakş-ı i’câz: mu’cizelik nakşı (bk. n-ḳ-ş; a-c-z) nihayetsiz: sonsuz nisbet: bağ (bk. n-s-b) reşha: sızıntı risale-i Arabiye: Arapça risale (bk. r-s-l) riyaset: başkanlık sair: diğer sebeb-i kusur: kusur sebebi (bk. s-b-b) şecere-i hakaik: gerçekler ağacı (bk. ḥ-ḳ-ḳ) tazammun etmek: içine almak tekrarat: tekrarlar tenasüb: uygunluk (bk. n-s-b) ulûm-u kevniye: kâinat ve dünya ile ilgili ilimler (bk. a-l-m; k-v-n) vâzıhan: açıkça zuhur: görünme (bk. ẓ-h-r) |
ulema-i ilm-i huruf, Kur’ân’ın bir harfinden bir sahife kadar esrar bulduklarını iddia ederler ve dâvâlarını o fennin ehline ispat ediyorlar.
Risalenin başından şuraya kadar bütün Şuleleri, Şuaları, Lem’aları, Nurları, Ziyaları nazara topla, birden bak. Baştaki dâvâ, şimdi kat’î netice olarak, yani,
قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ اْلاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلٰۤى اَنْ يَاْتُوا بِمِثْلِ هٰذَا الْقُرْاٰنِ لاَ يَاْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيرًا
1
yı yüksek bir sadâ ile okuyup ilân ediyorlar.
سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَۤا اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
2
رَبَّناَ لاَ تُؤَاخِذْنَۤا اِنْ نَسِينَۤا اَوْ اَخْطَأْنَا
3
رَبِّ اشْرَحْ لِى صَدْرِى وَيَسِّرْ لِى اَمْرِى وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِى يَفْقَهُوا قَوْلِى
4
Dipnot-1
“De ki: And olsun, eğer bu Kur’ân’ın benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya toplanıp da hepsi birbirine yardımcı olsalar, yine de onun benzerini getiremezler.” İsrâ Sûresi, 17:88.
Dipnot-2
“Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin.” Bakara Sûresi, 2:32.
Dipnot-3
“Ey Rabbimiz, unutur veya hataya düşer de bir kusur işlersek bizi onunla hesaba çekme.” Bakara Sûresi, 2:286.
Dipnot-4
“Ey Rabbim, gönlüme genişlik ver. İşimi kolaylaştır. Dilimdeki tutukluğu çöz-tâ ki sözümü iyice anlasınlar.” Tâhâ Sûresi, 20:25-28.
اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ اَفْضَلَ وَاَجْمَلَ وَاَنْبَلَ وَاَظْهَرَ وَاَطْهَرَ وَاَحْسَنَ وَاَبَرَّ وَاَكْرَمَ وَاَعَزَّ وَاَعْظَمَ وَاَشْرَفَ وَاَعْلٰى وَاَزْكٰى وَاَبْرَكَ وَاَلْطَفَ صَلَوَاتِكَ، وَاَوْفىٰ وَاَكْثَرَ وَاَزْيَدَ وَاَرْقى ٰوَاَرْفَعَ وَاَدْوَمَ سَلاَمِكَ، صَلاَةً وَسَلاَمًا وَرَحْمَةً وَرِضْوَانًا وَعَفْوًا وَغُفْرَانًا تَمْتَدُّ وَتَزِيدُ بِوَابِلِ سَحَۤائِبِ مَوَاهِبِ جُودِكَ وَكَرَمِكَ، وَتَنْمُوا وَتَزْكُوا بِنَفَۤائِسِ شَرَۤائِفِ لَطَۤائِفِ جُودِكَ وَمِنَنِكَ، اَزَلِيَّةً بِاَزَلِيَّتِكَ لاَ تَزُولُ، اَبَدِيَّةً بِاَبَدِيَّتِكَ لاَ تَحُولُ، عَلٰى عَبْدِكَ وَحَبِيبِكَ وَرَسُولِكَ مُحَمَّدٍ خَيْرِ خَلْقِكَ، اَلنُّورِ الْبَاهِرِ اللاَّمِعِ، وَالْبُرْهَانِ الظَّاهِرِ الْقَاطِعِ، وَالْبَحْرِ الزَّاخِرِ، وَالنُّورِ الْغَامِرِ، وَالْجَمَالِ الزَّاهِرِ، وَالْجَلاَلِ الْقَاهِرِ، وَالْكَمَالِ الْفَاخِرِ،
صَلاَتَكَ الَّتِى صَلَّيْتَ بِعَظَمَةِ ذَاتِكَ عَلَيْهِ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ كَذٰلِكَ، صَلاَةً تَغْفِرُبِهَا ذُنُوبَنَا، وَتَشْرَحُ بِهَا صُدُورَنَا، وَتُطَهِّرُ بِهَا قُلُوبَنَا، وَتُرَوِّحُ بِهَا اَرْوَاحَنَا، وَتُقَدِّسُ بِهَا اَسْرَارَنَا، وَتُنَزِّهُ بِهَا خَوَاطِرَنَا وَاَفْكَارَنَا، وَتُصَفِّى بِهَا كُدُورَاتِ مَا فىِۤ اَسْرَارِنَا، وَتَشْفِى بِهَا اَمْرَاضَنَا، وَتَفْتَحُ بِهَۤا اَقْفَالَ قُلُوبِنَا 1
رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ 2
وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ 3
اٰمِينَ , اٰمِينَ , اٰمِينَ

Allah’ım! Cömertlik ve ikramınla yüklü bulutların çoşkun yağmurları gibi devam edip artan; cömertlik ve in’amlarının değerli, enfes ve lâtif tecellileriyle gelişip çoğalan; ezeliyetine münasip tarzda kesilmeyen ve ebediyetine lâyık şekilde sona ermeyen en üstün, en güzel, en yüce, en zâhir, en temiz, en hoş, en iyi, en değerli, en aziz, en büyük, en şerefli, en yüksek, en pâk, en mübârek ve en lâtif salâvatın; ve en mükemmel, en fazla, en ziyâde, en yüksek, en yüce ve en devamlı selâmın; bir salât ü selâm, bir rahmet ve rıza ve bir af ve mağfiret manasında; göz kamaştıran parlak nur, pek kesin delil, uçsuz bucaksız bir deryâ, aydınlığı pek şiddetli nur, pek parlak güzellik, pek üstün heybet, fevkalâde mükemmel ve yarattıklarının en hayırlısı, kulun, habîbin ve resulün olan Muhammed’in üzerine olsun. Senin yüce zâtına yakışır şekilde ona ve aynı şekilde onun âl ve ashâbına salât et. Allah’ım, bu salâvat sebebiyle günahlarımızı bağışla, gönlümüze ferahlık ver, kalplerimizi temizle, ruhlarımızı rahatlat, sırlarımızı pak eyle, kalbimizden geçenleri ve düşüncelerimizi arındır, sırlarımızdaki bulanıklığı berraklaştır, hastalıklarımıza şifa ver, kalplerimizin kilitlerini aç.
“Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalblerimizi sapıklığa meylettirme. Yüce katından bize bir rahmet bağışla. Muhakkak ki Vehhâb olan, istediklerimizi bize veren ancak Sensin.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:8.
“Onların duaları, ‘Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun’ sözleriyle sona erer.” Yunus Sûresi, 10:10.
| esrar: sırlar fen: ilim kat’î: kesin lem’â: parıltı nazar: dikkat (bk. n-ẓ-r) | nur: ışık, aydınlık (bk. n-v-r) sadâ: ses şua: parıltı şule: ışık | ulema-i ilm-i huruf: harflerden mânâ çıkaran âlimler (bk. a-l-m) ziya: ışık |
KAYNAKLAR
Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi Beşinci Söz – Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi – Üçüncü Şule – HATİME, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.
https://erisale.com/#content.tr.1.596
https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/yirmi-besinci-soz/596
CUMARTESİ DERSLERİ

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.
Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde ve https://sorularlarisale.com/ adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.
Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.
CUMARTESİ DERSLERİ
- Evet, hakikat-i mutlaka, mukayyet enzar ile ihata edilmez. Kur’ân gibi bir nazar-ı küllî lâzım ki ihata etsin. -Sözler 25.3.3.
- İşte, felsefe-i sakîme, tetkikat-ı felsefe ile ve hikmet-i tabiiye ile ve medeniyet-i sefihenin cazibedar lehviyatıyla, sarhoşâne hevesatıyla o dünyanın hem cumudetini ziyade edip gafleti kalınlaştırmış, hem küduretle bulanmasını taz’îf edip Sânii ve âhireti unutturuyor. – Sözler 25.3.2.
- Demek oluyor ki, beyanat-ı Kur’âniye beşerin ilm-i cüz’îsine, bahusus bir ümmînin ilmine müstenid olamaz. Belki, bir ilm-i muhite istinad ediyor; ve cemî eşyayı birden görebilir, ezel ve ebed ortasında bütün hakaikı bir anda müşahede eder bir Zâtın kelâmıdır. Âmennâ… – Sözler 25.3.1.
- Bin üç yüz elli senedir, Kur’ân-ı Hakîm, bütün hakaikını kâinat çarşısında açıp teşhir ettiği halde, herkes, her millet, her memleket onun cevahirinden, hakaikından almıştır ve alıyorlar. – Sözler 25.2.3.1.
- Kur’ân, başka kelâmlarla kabil-i kıyas olamaz. Çünkü, kelâmın tabakaları, ulviyet ve kuvvet ve hüsn-ü cemâl cihetinden dört menbaı var: Biri mütekellim, biri muhatap, biri maksat, biri makamdır. Ediplerin, yanlış olarak yalnız makam gösterdikleri gibi değildir. Öyle ise, sözde kim söylemiş, kime söylemiş, niçin söylemiş, ne makamda söylemiş ise bak. Yalnız söze bakıp durma. – Sözler 25.2.3.
- Kâh oluyor, âyet insanın isyankârâne amellerini zikreder, şedit bir tehditle zecreder; sonra, şiddet-i tehdit ye’se ve ümitsizliğe atmamak için, rahmetine işaret eden bir kısım esmâ ile hâtime verir, tesellî eder. – Sözler 25.2.2.10.





