Yer ve Gök Arasındaki İlişki ve Uzaya Çıkmak – Cumartesi Dersleri 15. 2.

Yer ve Gök Arasındaki İlişki ve Uzaya Çıkmak - Cumartesi Dersleri 15. 2.

https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “Yer ve Gök Arasındaki İlişki ve Uzaya Çıkmak” konusu işlenmektedir. Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ndan Sözler isimli eserinden On Beşinci Söz İkinci Basamak.

Yer ve Gök Arasındaki İlişki ve Uzaya Çıkmak - Cumartesi Dersleri 15. 2.
Yer ve Gök Arasındaki İlişki ve Uzaya Çıkmak – Cumartesi Dersleri 15. 2.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

On Beşinci Söz

İKİNCİ BASAMAK

Zemin ile gökler, bir hükûmetin iki memleketi gibi birbirine alâkadardırlar. Ortalarında ehemmiyetli irtibat ve mühim muameleler vardır. Zemine lâzım olan ziya, hararet ve bereket ve rahmet gibi şeyler semâdan geliyor, yani gönderiliyor.


alâkadar: ilgili
âlem-i cismâniyât: cismânî varlıkların bulunduğu âlem, varlıklar dünyası (bk. a-l-m)
âlem-i şehadet: görünen âlem (bk. a-l-m; ş-h-d)
bahr: deniz
bereket: bolluk (bk. b-r-k)
cismânî: maddî vücutla alakalı
ecnâs: cinsler, türler
ecsâm-ı hayvaniye: hayvan cisimleri, bedenleri (bk. ḥ-y-y)
ecsâm-ı seyyare: gezici cisimler
emr-i Hak: Allah’ın emri (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
envâ: çeşitler, türler
ervâh: ruhlar (bk. r-v-ḥ)
Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)
halk etmek: yaratmak (bk. ḫ-l-ḳ)
hararet: ısı, sıcaklık
haşmetli: ihtişamlı, görkemli
hasse: duyu
hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması (bk. ḥ-k-m)
hükûmet: idare, yönetim (bk. ḥ-k-m)
hüsün: güzellik (bk. ḥ-s-n)
ibâdât: ibadetler (bk. a-b-d)
ins: insanlar
intizam-ı âlem: kâinatta var olan düzen (bk. n-ẓ-m; a-l-m)
irtibat: bağ, ilişki
işârât: işaretler
izn-i İlâhî: Allah’ın izni (bk. e-l-h)
kat’iyet: kesinlik
katarât: damlalar
kesafetli: yoğun, katı
kesretli: çok sayıda (bk. k-s̱-r)
küdûretli: bulanık
letafetli: hoş, güzel (bk. l-ṭ-f)
mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)
melâike: melekler (bk. m-l-k)
merâkib: binekler
mu’cizât-ı fıtrat: yaratılış mu’cizesi (bk. a-c-z; f-ṭ-r)
muamele: iş, işlem, alışveriş
münasip: uygun (bk. n-s-b)
müracaat etmek: başvurmak
mütemadiyen: sürekli olarak
mütenevvi: çeşitli
nam: ad
nezaret: gözetim (bk. n-ẓ-r)
nihayetsiz: sonsuz
Nokta Risalesi: Mesnevî-i Nûriye’de yer almaktadır
nur: ışık, parlaklık (bk. n-v-r)
nuraniyetli: aydınlık, parlak (bk. n-v-r)
rahmet: yağmur (bk. r-ḥ-m)
risale: küçük çaplı kitap (bk. r-s-l)
rivâyât: rivâyetler, Peygamberimizden duyulan şeylerin nakledilmesi
ruhaniyat: ruhanî varlıklar (bk. r-v-ḥ)
sema: gökyüzü (bk. s-m-v)
seyran etmek: seyretmek, gezmek
seyyarat: gezegenler
taam: yiyecek
tayyare: uçak
temâşâ etmek: seyretmek, hoşlanarak bakmak
tesmiye edilen: isimlendirilen (bk. s-m-v)
tuyûrun hudrun: yeşil renkli kuşlar
ubûdiyet: kulluk (bk. a-b-d)
vezaif: vazifeler, görevler
vücut: varlık (bk. v-c-d)
vüs’atli: geniş
zemin: yer
zevi’l-idrak: idrak sahipleri, düşünebilen varlıklar
zîşuur: şuur sahibi, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)
ziya: ışık
zulmet: koyu karanlık (bk. ẓ-l-m)

Vahye istinad eden bütün edyân-ı semâviyenin icmâı ile ve şuhuda istinad eden bütün ehl-i keşfin tevatürüyle, melâike ve ervah semâdan zemine geliyorlar.

Bundan, hisse karib bir hads-i kat’î ile bilinir ki, sekene-i arz için, semâya çıkmak için bir yol vardır. Evet, nasıl herkesin akıl ve hayal ve nazarı her vakit semâya gider. Öyle de, ağırlıklarını bırakan ervâh-ı enbiya ve evliya veya cesetlerini çıkaran ervâh-ı emvat, izn-i İlâhî ile oraya giderler. Madem hiffet ve letafet bulanlar oraya giderler. Elbette cesed-i misalî giyen ve ervah gibi hafif ve lâtif bir kısım sekene-i arz ve hava, semâya gidebilirler.


âciz: güçsüz (bk. a-c-z)
ahali: halk
ahyar: hayırlılar, iyiler
âsuman: gökyüzü, gökkubbe
bedî: eşsiz derecede güzel, benzersiz (bk. b-d-a)
beşer: insan
cami’: kapsayıcı (bk. c-m-a)
cemiyetli: kapsamlı (bk. c-m-a)
cesed-i misalî: maddi yapısı olmayan vücut, misalî beden (bk. m-s̱-l)
cüz’ü: kısım, parça (bk. c-z-e)
edyân-ı semaviye: vahiyle gelen semavî dinler (bk. s-m-v)
ehl-i keşif: maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine sahip insanlar, veliler (bk. k-ş-f)
ervah: ruhlar (bk. r-v-ḥ)
ervâh-ı emvat: ölülerin ruhları (bk. r-v-ḥ; m-v-t)
ervâh-ı enbiya ve evliya: peygamberlerin ve velilerin ruhları (bk. r-v-ḥ; n-b-e; v-l-y)
eşrar: şerliler, kötüler
ezdad: zıtlar
fıtrat: yaratılış, mizaç (bk. f-ṭ-r)
hads-i kat’î: doğru ve kesin sezgi (bk. ḥ-d-s̱)
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hiffet: hafiflik
hikmet: sebep, gaye, fayda (bk. ḥ-k-m)
icap etmek: gerektirmek
icmâ: görüş birliği (bk. c-m-a)
içtima: toplanma, bir araya gelme (bk. c-m-a)
ihtilâfat: ihtilaflar, farklılıklar
imtihanat: imtihanlar
intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m)
istinad eden: dayanan (bk. s-n-d)
izn-i İlâhî: Allah’ın izni (bk. e-l-h)
ıttırad: düzgünlük, aynı şekilde devamlılık
ıztırabat: ıztıraplar, sıkıntılar
karib: yakın
lâtif: cismanî olmayan, ruhla ilgili (bk. l-ṭ-f)
letafet: maddî ağırlık ve sınırlamalarla kısıtlı olmama (bk. l-ṭ-f)
mâlum: bilinen, belli (bk. a-l-m)
melâike: melekler (bk. m-l-k)
mesken: ev, yer (bk. s-k-n)
mu’cize-i kudret: Allah’ın kudret mu’cizesi (bk. a-c-z; ḳ-d-r)
münakaşa: tartışma
münakaşat: münakaşalar, tartışmalar
müsabakat: müsabakalar, yarışmalar
muti’: itaat eden, emre uyan
müzahame: zahmet verme, itişip kakışma
nazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r)
nisbeten: kıyasla, oranla (bk. n-s-b)
nuraniyet: parlaklık, aydınlık (bk. n-v-r)
safi: temiz, katıksız (bk. ṣ-f-y)
sekene: sakinler, oturanlar (bk. s-k-n)
sekene-i arz: dünyalılar, yer sakinleri (bk. s-k-n)
sema: gök (bk. s-m-v)
semere: meyve, netice
semere-i âlem: kâinatın meyvesi (bk. a-l-m)
şerece-i hilkat: yaratılış ağacı (bk. ḫ-l-ḳ)
şuhud: kalp gözüyle görme (bk. ş-h-d)
sükûnet: sakinlik, durgunluk (bk. s-k-n)
sükût: sessizlik
tedenniyat: alçalmalar, gerilemeler
teklif: görev yükleme
terakkiyat: terakkiler, ilerlemeler
tevatür: çeşitli kanallardan gelen ve doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber
vahiy: Allah tarafından gelen emir ve yasaklar (bk. v-ḥ-y)
vüs’at: genişlik
zemin: yer

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, On Beşinci Söz, İkinci Basamak, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.249


UFO ya da Uçan Daire Gerçeği – Cumartesi Dersleri 15. 1.

UFO ya da Uçan Daire Gerçeği - Cumartesi Dersleri 15. 1.

https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta uzayda yaşam olup olmadığı konusu işleniyor. Yani UFO ya da uçan daire gerçeği ele alınıyor. Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından Sözler isimli eserinden On Beşinci Söz’den Birinci Basamak.

UFO ya da Uçan Daire Gerçeği - Cumartesi Dersleri 15. 1.
UFO ya da Uçan Daire Gerçeği – Cumartesi Dersleri 15. 1.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

On Beşinci Söz

 وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَۤاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطِينِ     1

EY KOZMOĞRAFYANIN ruhsuz meseleleriyle zihni darlaşan ve aklı gözüne inen ve şu âyetin azametli sırrını o sıkışmış zihninde yerleştiremeyen mektepli efendi! Şu âyetin semâsına yedi basamaklı bir merdivenle çıkılabilir. Gel, beraber çıkacağız.

BİRİNCİ BASAMAK

Hakikat ve hikmet ister ki, zemin gibi semâvâtın da kendine münasip sekeneleri bulunsun. Lisan-ı şer’îde, o ecnâs-ı muhtelifeye “melâike ve ruhaniyat” tesmiye edilir.

Evet, hakikat öyle iktiza eder. Zira, zemin, küçüklüğü ve hakaretiyle beraber, zîhayat ve zîşuur mahlûklardan doldurulması ve ara sıra boşaltılıp yeniden zîşuurlarla şenlendirilmesi işaret eder, belki tasrih eder ki, şu muhteşem burçlar sahibi müzeyyen kasırlar hükmünde olan semâvât dahi zîşuur ve zevi’l-idrak mahlûklarla doludur. Onlar dahi, ins ve cin gibi, şu âlem sarayının seyircileri ve şu kâinat kitabının mütalâacıları ve şu saltanat-ı Rububiyetin dellâllarıdırlar. Çünkü, kâinatı had ve hesaba gelmeyen tezyinat ve mehâsin ve nukuş ile süslendirip tezyin etmesi, bilbedâhe, mütefekkir istihsan edici ve mütehayyir takdir edicilerin enzârını ister.


Dipnot-1

“And olsun ki, dünya semasını Biz kandillerle süsledik ve şeytanlar için o kandilleri birer taş yaptık.” Mülk Sûresi, 67:5.


âlem: kâinat (bk. a-l-m)
azametli: büyük, yüce (bk. a-ẓ-m)
bilbedâhe: ap açık bir şekilde
burç: belli bir şekil ve surete benzeyen sabit yıldız kümesi, gök kalesi
dellâl: duyurucu, ilan edici
ecnâs-ı muhtelife: değişik cinsler
enzâr: bakışlar, dikkatler (bk. n-ẓ-r)
had ve hesaba gelmemek: sonsuz ve sınırsız olmak
hakaret: bayağılık, basitlik
hakikat: doğru gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması veya yaratılması (bk. ḥ-k-m)
iktiza: gerektirme
ins: insanlar
istihsan edici: beğenen, güzel bulan (bk. ḥ-s-n)
kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
kasır: saray, köşk
kozmoğrafya: astronomi, gök bilimi
lisan-ı şer’î: dinî literatür (bk. ş-r-a)
mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)
mehâsin: güzellikler (bk. ḥ-s-n)
mektep: okul (bk. k-t-b)
melâike: melekler (bk. m-l-k)
muhteşem: ihtişamlı, görkemli
münasip: uygun (bk. n-s-b)
mütalâacı: etraflıca inceleyip düşünen
mütefekkir: düşünen (bk. f-k-r)
mütehayyir: hayrete düşen
müzeyyen: süslenmiş (bk. z-y-n)
nukuş: nakışlar, işlemeler (bk. n-ḳ-ş)
ruhaniyat: ruhânî varlıklar (bk. r-v-ḥ)
Saltanat-ı Rububiyet: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. s-l-ṭ; r-b-b)
sekene: sakinler, ikamet edenler (bk. s-k-n)
sema: gök (bk. s-m-v)
semavat: gökler (bk. s-m-v)
tasrih etmek: açıkça ifade etmek
tesmiye etmek: isimlendirmek (bk. s-m-v)
tezyin etmek: süslemek (bk. z-y-n)
tezyinat: süslemeler (bk. z-y-n)
zemin: yer
zevi’l-idrak: düşünebilen varlıklar, idrak sahipleri
zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)
zîşuur: şuurlu, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)

Evet, hüsün elbette bir âşık ister. Taam ise aç olana verilir. Halbuki, ins ve cin, şu nihayetsiz vazifeye, şu haşmetli nezarete ve şu vüs’atli ubûdiyete karşı milyondan birisini ancak yapabilir. Demek bu nihayetsiz ve mütenevvi vezaife ve ibâdâta, nihayetsiz melâike envâı ve ruhaniyat ecnâsı lâzımdır.

Bazı rivâyâtın işârâtıyla ve intizam-ı âlemin hikmetiyle denilebilir ki, bir kısım ecsâm-ı seyyare, seyyarattan tut, ta katarâta kadar, bir kısım melâikenin merâkibidirler.1 Onlar bunlara izn-i İlâhî ile binerler, âlem-i şehadeti seyredip gezerler. Hem denilebilir ki, bir kısım ecsâm-ı hayvaniye, hadiste “tuyûrun hudrun”2 tesmiye edilen Cennet kuşlarından tut, ta sineklere kadar, bir cins ervâhın tayyareleridirler. Onlar, bunların içine emr-i Hak ile girerler, âlem-i cismâniyâtı seyran edip o cesetlerdeki hasselerin pencereleriyle cismânî mucizât-ı fıtratı temâşâ ederler.

Elbette, kesafetli topraktan ve küdûretli sudan mütemadiyen letafetli hayatı ve nuraniyetli zevi’l-idraki halk eden Hâlıkın, elbette ruha ve hayata münasip şu nur denizinden ve hattâ zulmet bahrinden bir kısım zîşuur mahlûkları vardır. Hem çok kesretli olarak vardır. Melâike ve ruhaniyatın vücutlarına dair Nokta namında bir risalemde ve Yirmi Dokuzuncu Sözde iki kere iki dört eder derecesinde bir kat’iyetle ispat edilmiştir. Eğer istersen ona müracaat et.


Dipnot-1

bk. Tirmizî, Zühd 9; İbni Mâce, Zühd 19; Ebu’ş-Şeyh, el-Azame 2:735.

Dipnot-2

bk. Müslim, İmâra: 121; Ebû Dâvud, Cihad: 25; Tirmizi, Tefsîru Sûreti: 3:19; İbn-i Mâce, Cenâiz: 4, Cihad; 16; Dâremî, Cihad: 18; Müsned, 6:386.


alâkadar: ilgili
âlem-i cismâniyât: cismânî varlıkların bulunduğu âlem, varlıklar dünyası (bk. a-l-m)
âlem-i şehadet: görünen âlem (bk. a-l-m; ş-h-d)
bahr: deniz
bereket: bolluk (bk. b-r-k)
cismânî: maddî vücutla alakalı
ecnâs: cinsler, türler
ecsâm-ı hayvaniye: hayvan cisimleri, bedenleri (bk. ḥ-y-y)
ecsâm-ı seyyare: gezici cisimler
emr-i Hak: Allah’ın emri (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
envâ: çeşitler, türler
ervâh: ruhlar (bk. r-v-ḥ)
Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)
halk etmek: yaratmak (bk. ḫ-l-ḳ)
hararet: ısı, sıcaklık
haşmetli: ihtişamlı, görkemli
hasse: duyu
hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması (bk. ḥ-k-m)
hükûmet: idare, yönetim (bk. ḥ-k-m)
hüsün: güzellik (bk. ḥ-s-n)
ibâdât: ibadetler (bk. a-b-d)
ins: insanlar
intizam-ı âlem: kâinatta var olan düzen (bk. n-ẓ-m; a-l-m)
irtibat: bağ, ilişki
işârât: işaretler
izn-i İlâhî: Allah’ın izni (bk. e-l-h)
kat’iyet: kesinlik
katarât: damlalar
kesafetli: yoğun, katı
kesretli: çok sayıda (bk. k-s̱-r)
küdûretli: bulanık
letafetli: hoş, güzel (bk. l-ṭ-f)
mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)
melâike: melekler (bk. m-l-k)
merâkib: binekler
mu’cizât-ı fıtrat: yaratılış mu’cizesi (bk. a-c-z; f-ṭ-r)
muamele: iş, işlem, alışveriş
münasip: uygun (bk. n-s-b)
müracaat etmek: başvurmak
mütemadiyen: sürekli olarak
mütenevvi: çeşitli
nam: ad
nezaret: gözetim (bk. n-ẓ-r)
nihayetsiz: sonsuz
Nokta Risalesi: Mesnevî-i Nûriye’de yer almaktadır
nur: ışık, parlaklık (bk. n-v-r)
nuraniyetli: aydınlık, parlak (bk. n-v-r)
rahmet: yağmur (bk. r-ḥ-m)
risale: küçük çaplı kitap (bk. r-s-l)
rivâyât: rivâyetler, Peygamberimizden duyulan şeylerin nakledilmesi
ruhaniyat: ruhanî varlıklar (bk. r-v-ḥ)
sema: gökyüzü (bk. s-m-v)
seyran etmek: seyretmek, gezmek
seyyarat: gezegenler
taam: yiyecek
tayyare: uçak
temâşâ etmek: seyretmek, hoşlanarak bakmak
tesmiye edilen: isimlendirilen (bk. s-m-v)
tuyûrun hudrun: yeşil renkli kuşlar
ubûdiyet: kulluk (bk. a-b-d)
vezaif: vazifeler, görevler
vücut: varlık (bk. v-c-d)
vüs’atli: geniş
zemin: yer
zevi’l-idrak: idrak sahipleri, düşünebilen varlıklar
zîşuur: şuur sahibi, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)
ziya: ışık
zulmet: koyu karanlık (bk. ẓ-l-m)


Mülk Sûresi

Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla

Nüzûl

Mushaftaki sıralamada altmış yedinci, iniş sırasına göre yetmiş yedinci sûredir. Tûr sûresinden sonra, Hâkka sûresinden önce Mekke’de nâzil olmuştur.

Adı/Ayet Sayısı

          Sûre adını birinci âyette geçen ve “mâlik olma, hükümranlık” gibi mânalara gelen mülk kelimesinden almıştır; kaynaklarda yaygın olarak bu isimle anılmaktadır. İlk cümlesinden dolayı sûreye “Tebâreke’llezî bi-yedihi’l-mülk” (Buhârî, “Tefsîr”, 67), “Tebâreke’l-mülk” (İbn Âşûr, XXIX, 5) isimleri de verilmiştir. Ayrıca sûre, kendisini okuyanları kabir azabından koruduğu yönündeki bir rivayete dayalı olarak “Vâkiye, Münciye, Mânia ve Mücâdile” isimleriyle de anılmıştır (krş. Zemahşerî, IV, 133; Râzî, XXX, 52; İbn Âşûr, XXIX, 5-7).

Konusu

Sûre genel olarak Allah Teâlâ’nın varlığı ve birliğini, azametini, evrendeki hükümranlığını, tek tanrı ve tek yaratıcı olduğunu, hayatın ve ölümün var ediliş amacını ve öldükten sonra dirilmeyi konu edinmektedir. Sûrede ayrıca insanlığın ilâhî vahyin uyarıcılığına muhtaç olduğuna işaret edilmekte, bunu kabul etmeyenlerin karşılaşacakları kötü sonuçla ilgili uyarılar yapılmaktadır.

Fazileti

Hz. Peygamber, Mülk sûresinin onu okuyanları kabir azabından koruyacağını ifade buyurmuşlar (Tirmizî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 9; Şevkânî, V, 296), bu sebeple cenazelerin ardından bu sûrenin okunması âdet olmuştur. Bu hadisi, “sûreyi okuyup amel edenlerin, kabir azabını gerektiren günahlardan uzak duracağı ve böylece azaptan kurtulacağı” şeklinde anlamak da mümkündür.

1-5

Ayet

 بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

 تَبَارَكَ الَّذٖي بِيَدِهِ الْمُلْكُؗ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌۙ

١

 اَلَّذٖي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّـكُمْ اَحْسَنُ عَمَلاًؕ وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْغَفُورُۙ

٢

 اَلَّذٖي خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقاًؕ مَا تَرٰى فٖي خَلْقِ الرَّحْمٰنِ مِنْ تَفَاوُتٍؕ فَارْجِعِ الْبَصَرَۙ هَلْ تَرٰى مِنْ فُطُورٍ

٣

 ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنْقَلِبْ اِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِئاً وَهُوَ حَسٖيرٌ

٤

 وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابٖيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُوماً لِلشَّيَاطٖينِ وَاَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّعٖيرِ

٥

Meal

Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla

Hükümranlık elinde olan Allah, yücedir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir. ﴾1﴿ 

O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır. ﴾2﴿ 

O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun? ﴾3﴿ 

Sonra tekrar tekrar bak; bakışların (aradığı çatlak ve düzensizliği bulamayıp) âciz ve bitkin halde sana dönecektir. ﴾4﴿ 

Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık. Onları şeytanlara atılan taşlar yaptık ve (ahirette de) onlara alevli ateş azabını hazırladık. ﴾5﴿

Tefsir

Sûrenin özeti mahiyetinde olan bu âyetlerin ilkinde Allah’ın yüceliği, kudreti, evrendeki hükümranlığı ve her şeyin kendisinin kudret elinde olduğu, evrende istediği gibi tasarrufta bulunabileceği ifade edilmiş, sonraki âyetlerde ise O’nun kudretinin eserlerinden örnekler verilmiştir (1. âyette “aşkındır, cömerttir” diye çevirdiğimiz tebâreke fiilinin diğer anlamları hakkında bilgi için bk. Furkān 25/1). 2. âyet yüce Allah’ın kudret ve tasarrufunu en açık bir şekilde gösteren delilleri içermekte; Allah’ın, dünyada insanların güzel işler yapma hususunda birbirleriyle rekabet etmelerini sağlamak, kimlerin kendi emir ve yasaklarına uyarak daha güzel işler yapacağını ortaya çıkarmak için hayatı ve ölümü yarattığını bildirmektedir. Aynı âyette önce ölüm, sonra hayat geçtiği için burada “ölüm” kavramıyla, hayattan önceki cansızlık halinin mi yoksa dünya hayatının sona ermesi ve âhiret hayatına geçiş halinin mi kastedildiği hususunda farklı görüşler vardır. Bir kısım müfessirler âyetteki sıralamayı dikkate alarak ölümden maksadın dünya hayatından âhiret hayatına geçiş hali, hayattan maksadın ise âhiret hayatı olduğunu söylemişlerdir (Râzî, XXX, 55; Elmalılı, VII, 5159). İkinci grup ise ölümle dünya hayatından âhiret hayatına geçiş halinin, hayatla da dünya hayatının kastedildiği kanaatindedir (Zemahşerî, IV, 134); bizim tercihimiz de budur. Zira hayat da ölüm de imtihan için yaratılmıştır; imtihan yeri ise âhiret değil dünyadır. Her ikisinin de bu dünyada olması amaca daha uygun görünmektedir. Hayat ölümden önce olduğu halde âyette sonra gelmesi ise çeşitli şekillerde yorumlanmıştır (bk. Râzî, XXX, 55; Ateş, IX, 526-527). Dikkat çekici bir yoruma göre eşyada aslolan yokluk olduğu, varlık ve hayat sonradan verildiği için âyette ölüm önce gelmiştir (Şevkânî, V, 297). Bizce de isabetli olan diğer bir yoruma göre ölüm insanlara hayatın sorumluluğunu hatırlattığı, onları iyi işler yapmaya teşvik ettiği ve bir uyarıcı olduğu, nihayet insanda “imtihan” sorumluluğunu daha canlı tuttuğu için âyette ölüm önce zikredilmiştir. Nitekim hayat bir hayırlı faaliyetler alanı, ölüm ise bu faaliyetlerin karşılığının verileceği ebedî varlık sahnesine geçişi sağlayan dönüm noktası, Hz. Peygamber’in de belirttiği gibi bir uyarıcıdır (bk. Râzî, XXX, 55). İfadenin akışına ve lafız güzelliğine daha uygun olduğu için “mevt” (ölüm) kelimesinin önce geldiği de düşünülebilir.

3-4. âyetlerde evrenin eksiksiz-kusursuz yaratılışına, mükemmel işleyişine ve düzenine dikkat çekilmekte, böylece bu muhteşem varlık düzeninin bir tesadüfle meydana gelmiş olamayacağı ve devam edemeyeceği; bunun ancak üstün bir ilim, irade ve kudret sahibinin yaratması ve yönetmesiyle mümkün olduğu belirtilmektedir (yedi göğün anlamı hakkında bk. Bakara 2/29).

Meâlde “Sonra gözünü tekrar tekrar çevir de bak” diye tercüme ettiğimiz cümlenin lafzî karşılığı, “Sonra gözünü iki kez daha çevir de bak” şeklindedir. Ancak bu ibare çokluktan kinaye olup sayı olarak iki defayı değil, defalarca bakmayı ifade eder (bk. İbn Âşûr, XXIX, 19-20).

Yıldızlarla donatılmış gibi bir görüntü verdiği için gökyüzünün kandillerle süslenmesinden söz edilmiş, yıldızlar geceleyin kandil gibi ışık saçtıklarından onlara mecaz olarak “kandiller” (mesâbîh, tekili: misbâh) denilmiştir (Taberî, XXIX, 3). Yıldızlarla şeytanların taşlanmasından maksat ise göklerdeki meleklerin konuşmalarını dinleyip onlardan bilgi sızdırmak için kulak hırsızlığı yapmak isteyen şeytanların bu yıldızlardan çıkan parlak ışıklarla, bir tür ateş toplarıyla engellenmesidir. Bu ve benzeri âyetlerle ilgili olarak klasik tefsirlerde ayrıntılı yorumlar bulunmakla birlikte müteşâbihattan olan bu tür âyetlerin anlamları hakkında zamana, şartlara, bilimsel verilere göre farklı görüşler ileri sürmek mümkündür. Ayrıca gayb konularına giren âyetlerin yorumunda iddialı olmamak gerekir. Çünkü gayb âleminin mahiyetini Allah’tan başka kimse bilemez; biz gayb bilgilerine sadece inanırız (gökyüzünün yıldızlarla süslenmesi ve bunlarla şeytanların taşlanması konusunda bilgi için bk. Hicr 15/16-18; Sâffât 37/6-10).

Taşlanma” şeklinde çevirdiğimiz rücûm kelimesi “sağlam bir bilgiye dayanmadan konuşmak, kafadan atmak” mânasına da geldiği için âyete, “insan ve cin şeytanlarının yıldızlara bakarak aslı faslı olmayan şeyler söylemeleri” mânası da verilmiştir (Şevkânî, V, 299).

Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 416-417

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, On Beşinci Söz, Birinci Basamak, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.248

Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 416-417

https://kuran.diyanet.gov.tr/mushaf/kuran-tefsir-1/mulk-suresi-67/ayet-1/diyanet-isleri-baskanligi-meali-1


UFO ya da Uçan Daire ile ilgili Türkçe Wikipedi’de yer alan madde:

UFO (İngilizce: “Unidentified Flying Object”/tanımlanamayan uçan nesne); bilimsel bir açıklaması olmadığı ve genellikle dünya dışı yaşam taşıdığı iddia edilen gizemli nesne.[1] Türkçede uçan daire kavramı da sıklıkla UFO anlamında kullanılır.[2] UFO fenomenleri bazen sadece gözlemcilerin iddiasından, bazen de çeşitli kayıt cihazlarıyla elde edilen görüntü ve/ya seslerden ibarettir. UFO’larla ilgili kayıt ve iddiaları inceleyen kişilere ufolog, bu uğraşa ise ufoloji adı verilir.

Daha öncesinde de UFO gözlemleri yapılmış olmakla birlikte, gözlem raporları 1950’li yıllardan itibaren, özellikle ABD’de büyük bir artış göstermiştir. Bu yıllardan itibaren günümüze kadar on binlerce UFO iddiası kaydedilmiştir.[3]

Etimoloji [değiştir | kaynağı değiştir]

UFO’lar İngilizcede “flying saucer” (uçan çay tabağı) olarak da bilinir.[4] Bunun nedeni ilk ünlü UFO vakası olarak kayıtlara geçen ve 1947’de ABD’de meydana gelen bir olaydır. İş insanı Kenneth Arnold hususî, küçük uçağı ile Washington’daki Rainier Dağı civarında uçarken, 9 tane, “hilal şeklinde” uçan nesne gördüğünü ve “nesnelerin suda sektirilen çay tabakları gibi hareket ettiğini” iddia etti. Haberi yayımlayan gazete hatalı olarak “nesnelerin çay tabağı (saucer) şeklinde olduğunu” yazdı ve “flying saucer” adı yerleşti.[4]

Tarihçe [değiştir | kaynağı değiştir]

Tarih öncesi ve antikçağ [değiştir | kaynağı değiştir]

UFO iddiaları çok eski zamanlardan beri yapılmaktadır. Kimi ufologlara göre, İspanya’daki Altamira Mağarası’ndakiler veya Cougnac’taki (Fransa) Lot (Pech-Merle) Mağarası’ndaki[5] tuhaf tasvirler UFO tasvirleri olabilir.[6] Ayrıca Cezayir’deki Tassili freskleri[7] gibi bazı resim ya da heykelcikler ilginç biçimde 20. yüzyıldaki raporlarda betimlenen uzaylı tasvirleriyle benzerlik göstermektedir.[8] Bu durum bazı ufologlar göre, UFO fenomeninin insanoğlu hava araçlarını icat etmeden önce de mevcut olduğunun bir kanıtıdır.

Fakat eski zamanlarda gözlemlenen bu tuhaf fenomenlerin kuyrukluyıldızlar, parlak meteorlar ya da atmosferdeki optik fenomenler olduğu sanılmaktadır. Eski zamanlardaki bu tür olguların incelenmesi retro-ufoloji olarak adlandırılmaktadır. Geçmişteki bu tür gözlemlere şunlar örnek olarak gösterilebilir:

  • MÖ 1450’ye doğru, firavun III. Tutmosis’in tahtta olduğu döneme ait bir betimlemede, gökte “güneşten daha parlak ateşten halkalar”ın gözlemlendikleri, eni 5 m.’yi bulan bu nesnelerin birkaç gün boyunca belirdikleri ve sonunda gökte yükselerek kayboldukları anlatılır.[9]
  • Romalı yazar Julius Obsequens MÖ 99 yılında “Tarquinia’da güneşin batışı sırasında küre gibi bir yuvarlak nesne gökte batıdan doğuya doğru yol aldı” diye yazmıştır.[10]

Ortaçağ ve Rönesans’ta [değiştir | kaynağı değiştir]

Ünlü okültistlerin yaşadığı bu dönemlerde, dinin etkisiyle göksel fenomenler ilahî mesajlar olarak veya büyücülerin sorumlu tutulduğu uğursuz işaretler olarak yorumlanmıştır.

14 Nisan 1561’de Nürnberg (Almanya) göklerinde görüldüğü kaydedilen, silindir ve daire biçimli UFO’ları temsilen, Hans Glaser tarafından tahta üzerine yapılmış gravür.

  • Japonya’da 24 Eylül 1235’te general Yoritsume ve ordusu Kyoto yakınlarında sabit olmayan hareketlerde bulunan tanımlanamayan “ışık küreleri” gözlemlediler. Danışmanları kendisine “telaşlanmaması gerektiğini, zira bunların yalnızca rüzgârın salladığı yıldızlar olduğunu” açıkladılar.[11]
  • 14 Nisan 1561’de Almanya semalarında sanki bir hava savaşı yapılıyormuşçasına hareketlerde bulunan pek çok nesne gözlemlendi. Bu olay Hans Glaser (1566) tarafından tahta üzerine işlenmiş gravürle tasvir edilmiştir. Silindir biçimli büyük nesnelerden[12] küre ve daire biçimli küçük nesnelerin çıktığı gözlemlenmişti.

Bu fenomenler o dönemde doğaüstü mucizeler, melekler ve gelecek hakkında haber verici alametler olarak yorumlanmıştı.[11] Bu dönemlerde yapılan UFO gözlemlerinin sanat eserlerine de yansımış olması mümkündür.[13] UFO gözlemlerinin yansıtıldığı ileri sürülen sanat eserlerinden bazıları şunlardır:

  • Kosova’daki Detjani Manastırı (1350) fresklerindeki kozmonot benzeri tasvirler. Fakat bunların dönemin Bizans dinî sanatında görüldüğü gibi Güneş ve Ay tasvirleri de olabileceği ileri sürülür.[14]
  • Mainardi’nin “Madonna col Bambino e San Giovannimo” adlı tablosu.[15] Tabloda tasvir edildiği ileri sürülen UFO’nun aslında gökleri aşan Cebrâîl’in sembolik temsili olduğu düşünülür.[kaynak belirtilmeli]
  • Paolo Uccello’nun “la Tébaïde” adlı tablosunda olduğu ileri sürülen uçan daire biçimli nesnenin aslında kardinalin şapkası olduğu düşünülür.[kaynak belirtilmeli]

Modern raporlar [değiştir | kaynağı değiştir]

1870’te New Hampshire’da gözlemlenen “esrarengiz hava gemisi” (mystery airship)[16] olarak belirtilen UFO’nun fotoğrafı. Silindir ya da puro biçimli UFO’lar, ufologlarca, içinden uçan dairelerin çıktığı “ana gemi” olarak nitelendirilmektedir.

UFO ve uçan daire terimlerinin ortaya çıkmasından önce belirli sayıda, tanımlanamayan tuhaf hava fenomenleri raporları tutulmuştu. Bu raporlar 19. yüzyıl ortalarından 1940’lı yılların sonuna kadarki zaman diliminde tutulmuştu.

Bunlardan bazıları şöyle özetlenebilir:

  • Fenomeni araştıran ilgililere göre, ilk modern raporlu gözlem, 1868 Temmuz’unda Şili’nin Copiapó kentinde gerçekleşti.[17]
  • 25 Ocak 1878’te, ABD’deki Denison adlı günlük gazete John Martin adındaki çiftçinin UFO gözlemini yazdı. Çiftçinin ifadesine göre, bu, müthiş bir hızla havada yer değiştiren küre biçimindeki karanlık, büyük bir nesne idi.[18]
  • 17 Kasım 1882’de Greenwich Kraliyet Gözlemevi’nden astronom E.W. Maunder, raporunda daire ya da elips biçiminde tuhaf bir gök cismine tanık olduğunu belirtti. Maunder birkaç yıl sonra yeni icat edilmiş zeplini gördüğünde, gördüğü tuhaf nesnenin zepline son derece benzediğini açıkladı. söz konusu nesne yalnız onun tarafından değil, Avrupalı birçok astronomca da görülmüştü.[19]
  • 28 Şubat 1904’te Amerikan Donanması’na ait bir levazım gemisinin ekibinden üç kişi San Francisco’nun yaklaşık 500 km batısında bir UFO gözleminde bulundular (Bu üç kişiden Frank Schofield sonradan Pasifik Donanması başkomutanı olmuştur.) Schofield gözlemledikleri üç UFO’nun daire biçimli, oval, parlak kırmızı renkte olduklarını ve kademeli bir tarzda uçtuklarını bildirmiştir. İfadesine göre, UFO’lar bulut tabakasının altından kendilerine yaklaşmışlar, iki üç dakika sonra yön değiştirip, yeryüzünü tümüyle terk etmek üzere bulutların üzerine çıkmışlardı. En büyüğü gökte 6 güneş büyüklüğünde bir yer kaplıyordu.[20]
  • Fatima Olayı ya da “güneş mucizesi”: Ünlü olay 13 Ekim 1917’de Fátima’da (Portekiz) onbinlerce kişi tarafından gözlemlenmiş olup, kimilerine göre bir UFO olayıdır.[21][22]
  • II. Dünya Savaşı sırasında gerek Müttefik Devletler’in gerekse Mihver Devletleri’nin pilotları uçuşlar sırasında sıkça UFO gözlemleri yapmışlardır.[23] Öyle ki, bu gözlemler “foo fighters” (uçakları takip eden ışık küreleri)[24] teriminin doğmasına neden olmuştur.
  • 25 Şubat 1942’de Los Angeles (Kaliforniya) üzerinde kimliği teşhis edilemeyen bir hava taşıtı saptanmıştır. Nesne ABD Hava Savunma bataryaları (uçaksavarlar vs.) ateşi altında tutulmasına rağmen 20 dakika kayıtsızca havada kalmayı başarmıştır. Olay, sonradan Los Angeles Savaşı olarak adlandırılmıştır.[25]
  • 1946’da İskandinav ülkelerinin yanı sıra, Fransa’da, Portekiz’de, İtalya’da ve Yunanistan’da 2.000’i aşkın kimliği teşhis edilememiş hava taşıtı gözlem raporları oluşmuştur: Bunlar önce “Rus dolusu”, daha sonra “hayalet füzeler” (İng. ghost rockets) olarak adlandırılmıştır. Böyle adlandırılmalarının nedeni bu esrarengiz nesnelerin Almanlar’dan ele geçirilmiş Rus füzeleri (V1, V2) olduğu inancıydı.[26] Bu inancın yanlış olduğu sonradan anlaşılmışsa da, bu nesnelerin mahiyeti açıklanamamıştır. İsveç askerî kuvvetleri radarlarla saptanan iki yüzden fazla UFO vakasında söz konusu nesnelerin “gerçek fiziksel nesneler” olduklarını açıklamıştır. Bununla birlikte, bu vakaların belirli bir kısmı da meteor gibi doğal olayların hatalı teşhisine bağlanmaktadır.

Uçan daire fenomeninin popüler oluşu [değiştir | kaynağı değiştir]

Kenneth Arnold’un UFO gözlemi hakkında 1947’de hazırlanan rapor.

UFO fenomeni II. Dünya Savaşı’nın ardından, özellikle Kenneth Arnold adlı bir Amerikalı iş insanının 24 Haziran 1947’deki tanıklığından sonra kamuya yansıdı. Kenneth Arnold UFO’ları Washington eyaletinde, Mont Rainier yakınlarında özel uçağıyla seyretmekteyken gözlemlemişti. İfadesine göre, ters çevrili fincan tabağı gibi hareket eden, hilal biçiminde çok parlak 9 nesne görmüştü. Mont Rainier’dan Mont Adams’a doğru uçan bu nesneler çok hızlıydı. Arnold uzunluklarının 12–15 m arasında olduklarını ve hızlarının en azından saatte 1800 km olduklarını iddia etti. Beyanatında Arnold “kazlar gibi, diyagonal bir zincir oluşturarak, sanki birbirlerine bağlıymışçasına uçuyorlardı; hareketleri su üzerinde sekerek kayan bir fincan tabağını andırıyordu” demiştir.[27] Bu olayı özellikle ABD’de binlerce tanıklık izledi. Önemli bir tanıklık da 4 Temmuz’da, dünyanın en büyük şirketlerinden biri olan, Amerikalı havayolu şirketlerinden United Airlines’in bir uçuş ekibinden gelmişti. Ekip, 4 Temmuz akşamı Idaho üzerinde daire biçimli 9 nesnenin uçaklarına eşlik etmiş olduklarını açıklamıştı. Bu tanıklık medyada daha büyük yankı buldu ve Arnold’unkinden daha inanılır, güvenilir bulundu. Müteakip günlerde gazetelerin çoğu uçan daire olaylarını baş sayfada yayımlamaya başladılar.

Roswell Olayı [değiştir | kaynağı değiştir]

4 Temmuz 1947’de tüm dünyada büyük yankı uyandırmış Roswell Olayı meydana geldi. O gün Roswell yakınlarındaki bir çiftliğin sahibi Mac Brazel ve komşuları yerde bir enkaz olduğunu fark etti ve Mac Brazel bunu en yakın askerî üsse haber verdi. Roswell Army Air Field (RAAF) üssünden [28] genç bir subay (teğmen Walter Haut)[29] o zaman basınla ilk teması gerçekleştirerek ordunun Roswell’deki bir çiftlik civarında bir uçan daire enkazı ele geçirdiğini açıkladı.[30] Bu açıklama medyada güçlü bir ilgi uyandırdı. Kenneth Arnold’un gözlemi basında bu olaydan bir ay önce yer almış ve öyle güçlü bir yankı bulmuştu ki, artık askeriye de dahil herkes konuyla ilgilenir halde bulunuyordu. Roswell Olayına ilişkin ilk açıklamanın ertesi günü üssün sorumlu komutanı olan, 8. Hava Kuvvetleri Komutanı general Roger Ramey, genç subayın açıklamasını tashih edici bir açıklama yayımladı ve uçan daire sanılanın yalnızca bir meteoroloji balonu olduğunu açıkladı.[31]. Bir basın konferansı düzenlendi ve gazetecilere meteoroloji balonu tezini doğrulayıcı mahiyette bazı kalıntılar gösterildi. Olay gündemden düştü ve yaklaşık otuz yıl boyunca, ABD’deki ilk büyük UFO akınının sonuna kadar unutulmuş olarak kaldı.

1978’de binbaşı Jesse Marcel 1947’deki Roswell enkazı parçalarını toparlamaya çalıştı ve televizyonda bunların kesinlikle Dünya-dışı kökenli olduklarını ve vaktiyle üssün sorumlu komutanı olan general Ramey’in gazetecilere gösterdiği parçaların Roswell olayından kalan gerçek parçalar olmadığını açıkladı. Sonradan ufolog olan nükleer fizikçi Stanton T. Friedman gibi o da, ordunun, uzay gemisini ele geçirişini kamudan saklamış olduğu kanısındaydı. Bundan sonra bu olgu ya da bu hikâye UFO amatörlerine ve ufoloji dergilerine konu olmuştur.[32] Şubat 1980’de National Enquirer Gazetesi’nin binbaşı Jesse Marcel’in görüşlerini yayımlamasıyla Roswell olayı yeniden gündeme geldi. Bunun üzerine yeni tanıklıklar da birer birer ortaya çıkmaya başladı ve Roswell olayı ek bilgilerle daha ayrıntılı bir konum kazanmaya başladı. Örneğin bu tanıklıklara göre, o dönemde Dünya-dışı enkazın parçalarını yeniden birleştirmeye ve hatta uzaylıların kadavrası üzerinde otopsi yapmaya yönelik bir askerî operasyon yapılmıştı.[32] Vaktiyle Roswell Hava Üssü’ne morg hizmeti veren ve Ballard Cenazeevi’nde çalışan, cenaze işleriyle meşgul emekli bir müteşebbis Glenn Dennis, 1989’da, vaktiyle Roswell Üssü’nde uzaylıların cesetleri üzerinde otopsi yapılmış olduğunu doğruladı.[33].

Vaktiyle, 1947’deki Roswell Olayı’nda gazetecilere açıklama yapmış olan general Ramey’in amiri ve Forth Worth Üssü Kurmay Başkanı olan general Thomas J. Du Bose 1991’de, Roswell olayından üsse aktarılan enkaz parçalarının yerine meteoroloji balonu parçalarının gösterilmiş olduğunu doğruladı. Bu yeni gelişmeler karşısında ve ABD Kongresi’nin bir soruşturması sonrasında, Kongre’ye ait, kısa adı GAO (Government Accountability Office)[34] olan Devlet Denetleme Kurulu, A.B.D. Hava Kuvvetleri’nden bir iç soruşturma açılmasını istedi. Bu soruşturmanın sonucu iki rapor hâlinde özetlenmiştir: Hava Kuvvetleri, UFO’lar konusunda uzun yıllar süren bir suskunluktan sonra ilk defa 1994 Eylül’ünde, kamuya bir açıklama yapmak zorunda kalmıştı; hazırlanan raporda, Hava Kuvvetleri, söz konusu olayda gerçekten bir meteoroloji balonunun söz konusu olmadığını itiraf ediyordu. 1995’te yayımlanan ilk rapor 1947’de keşfedilen parçaların devletin Mogul Projesi [35] adlı gizli bir programına ait olduğu sonucuna varmıştı. Ayrıca raporda, o dönemde Roswell Ordu Hava Üssü’nden gönderilen tüm yazılı belgelerin gerekli izin alınmaksızın yok edildiği bildirilmekteydi. 1997’de ise ikinci bir rapor oluşturuldu. Bu rapor, uzaylıların cesetleriyle ilgili tanıklıkları doğrular gibi görünüyordu; rapora göre ölüm ve yaralanmalara neden olan bir askerî kaza söz konusuydu, raporda 1950 yılları sırasında sürdürülen High Dive operasyonunda olduğu gibi, insansı maketlerin üzerindeki çalışmalardan söz ediliyordu.

Bu rapor, en azından, söz konusu üssün o döneme ait tüm resmî evraklarının (Mart 1945-Aralık 1949) ve tüm radyo mesajlarının (Kasım 1946-Şubat 1949) yok edilmiş olduğunu ortaya koyarak, Roswell Olayı’nda kapandı sanılan tartışmanın hâlen kapanmamış olduğunu ortaya koyuyordu. Belgelerin ne zaman, kim tarafından ve kimin emriyle yok edildiğinden de söz edilmemekteydi.

Bu raporları, uzaylıların Dünya’yı ziyaret ettiği tezini benimsemiş taraftarlar devletlerin “yanlış bilgi verme” (dezenformasyon) politikasının örneklerinden biri olarak yorumlarken, kimi ufologlar ise olayda gerçekten Dünya-dışı bir uzay gemisinin söz konusu olma olasılığını azaltan belgeler olarak yorumlamışlardır.[36][37][38].

(27 Mayıs 1995’te) Londra Müzesi’nde bir basın toplantısı yapan İngiliz televizyon yapımcısı Ray Santilli (İngiliz video prodüksiyon şirketi Merlin Group’un başkanı) ABD ordu istihbarat birimlerine ait olduğunu açıkladığı bazı filmleri kamuya sundu. 1947’deki Roswell UFO kazası sonrasında çekildiği ileri sürülen, 16 mm.’lik 14 bobinden oluşan ve 90 dakikadan fazla süren bu filmler, bazı insansılara yapılan otopsi sahnelerini içeriyordu. Santilli filmleri, ordu için çektiği filmlerin bir kopyasını da kendisine saklayan 82 yaşındaki ordu fotoğrafçısı Jack Barnett’ten elde etmişti.[39] Film önce BBC aracılığıyla dünyaya tanıtıldı; daha sonra çeşitli televizyon kanallarında yayınlanıp, çeşitli dergilere kapak oldu.[40] Ortaya çıkan otopsi görüntüleri üzerinde ordu kaynakları otopsideki görüntülerin sadece maketlerden ibaret olduğunu gerçeklikle ilgisi olmadığını söylemişlerdir, fakat ortaya çıkan tanıkların ifadelerine göre bu canlılar enkazdan çıkarılıp askeri koruma eşliğinde otopsi odasına getirildiklerini açıklamışlardır. Medyaya ardı ardına çıkan tanıkların bir anda açıklama yapmaları ise Amerikan hükûmetinin olayı bilen bilimadamlarına koyduğu susma yasağının delinmesi üzerine diğerlerinin sesinin kesilme olasılığına karşı kendilerini korumak için ifşa oldukları böylece başlarına bir şey gelme olasılığını bertaraf ettikleri düşünülüyor.

Popüler kültürde UFO’lar [değiştir | kaynağı değiştir]

1942’de Çin’de çekilen bir uçan daire fotoğrafı

UFO’lar ve uzaylılar (Dünya-dışı canlılar) konusu 1950’li yıllardan beri uluslararası bir kültürel olgu durumuna gelmiştir. Konuya ilişkin olarak halkbilimci Thomas E. Bullard şöyle der: “UFO’lar modern bilinci dayanılmaz bir güçle istila ettiler ve bu konuda durmaksızın yayımlanan kitaplar, makaleler, gazete başlıkları, filmler, televizyon yayınları, çizgi filmler, ilanlar vs. dalgası bu olguyu doğrulamaktadır.” 1977 yılında yapılan bir istatistikî araştırmaya (Gallup Poll) göre, ABD eski başkanı Gerald Ford’un Beyaz Saray’dan ayrılmasının üzerinden 9 ay geçmiş olmasına rağmen, insanların yalnızca % 92’si onun adından söz edildiğini duymuşken, insanların % 95’i UFO’lardan söz edildiğini duyduğunu belirtmiştir (Bullard, 141). Yine Gallup Poll tarafından 1996’da yapılan bir başka istatistikî araştırmaya göre, A.B.D.’deki insanların %71’i devletin UFO’larla ilgili enformasyonları gizlediğine inanmaktadır; 2002’de Sci Fi televizyon kanalı için Roper Poll tarafından aynı konuda yapılan istatistikî araştırma da benzer sonucu vermiş ve bunun yanı sıra, gitgide daha fazla insanın UFO’ların Dünya-dışı kökenli olduğuna inandığı sonucunu ortaya koymuştur.

1990’lı yıllardan beri, UFO fenomeninin bir tür aldatmaca olmadığı yönünde gelişmeler olmaktadır. Aslında “Güneş-sistemi dışı gezegenler”in varlığının keşfinden itibaren bilim insanları topluluğunda ve kamuoyunda evrende yalnız olmadığımız fikri giderek ağır basmaktadır ki, bu da Dünya’nın uzaylılar tarafından ziyaret edilmesi hipotezinin pek mantıksız olmadığı yönündeki görüşü gitgide desteklemektedir. Uçan dairelerin Dünya-dışı zeki yaratıklara ait olmalarına ilişkin hipotez (Fr.HET- İng.ETH) [41] lehindeki kitapların bilim insanları ve ufologlar tarafından yayımlanması, GEIPAN[42] gibi resmî kurumların arşivlerinin kamuya sunulması ve televizyon programlarında konunun enine boyuna tartışılması UFO fenomeninin Dünya-dışı ziyaretlerle ilgili olabileceğinin kabulü yönünde gelişme göstermektedir. Örneğin Fransa’daki son istastikî yoklamalar, insanların % 48’inin Dünya’nın uzaylılarca ziyaret edildiği görüşünden yana olduklarını ortaya koymuştur.[43]

Sanatta ve folklorda UFO’lar [değiştir | kaynağı değiştir]

Olası uzaylı uydularını öngören Sovyet pulu.

UFO’lar ya da Dünya-dışı canlılar konusu edebiyatta ilk kez H. G. Wells’in “Dünyalar Savaşı” adlı romanıyla gündeme gelmiştir. Bilimkurgu romanları içinde ilklerden biri olan bu roman sonradan iki kez sinemaya uyarlanmıştır; biri 1953’te Byron Haskin tarafından, diğeri Üçüncü Türden Yakınlaşmalar ve E.T. the Extra-Terrestrial filmlerinin de yapımcısı olan Steven Spielberg tarafından 2005’te gerçekleştirilmiştir.

20.yy. başlarında uzaylıların varlığı konusuyla dalga geçmek üzere, “küçük yeşil adamlar” ya da “Merihliler” teriminin kullanıldığı görülür. Rengin yeşil seçilmesi, muhtemelen Edgar Rice Burroughs’un Merihli türlerinden söz ettiği “A Princess of Mars” (1912) adlı romanında bir türün deri renginin yeşil olmasından kaynaklanıyordu. Bu renk daha sonra Harold Sherman (The Green Man,1946) ve Damon Knight (The Third Little Green Man, 1947) gibi birçok yazar tarafından da benzer anlamda kullanılmıştır.

Fakat UFO konusu halkbilimsel açıdan en önemli dönemeci Erich von Däniken’in “Tanrıların Arabaları” (Chariots of the Gods) kitabının 1970’te yayımlanmasıyla almıştır. Yazar, kitabında Dünya-dışı zeki varlıkların Dünya’yı binlerce yıldır ziyaret ettiğini ileri sürüyor ve bu iddiasını çeşitli arkeolojik örneklerle ve çözülememiş sırlarla desteklemeye çalışıyordu.[44] Aslında bu tür fikirler yeni sayılmazdı. Örneğin astronom Carl Sagan 1966’da yayımlanan “Evrende Zeki Yaşam” (Intelligent Life in the Universe) adlı kitabında Dünya-dışı canlıların sporlar[45] düzeyinde de olsa milyonlarca yıldan beri Dünya’yı ziyaret etmekte olduğunu yazmıştı. Bu hipotezler aynı yoldan gidecek birçok yazara öncülük işlevi gördüler ve birçok izleyiciye ilham kaynağı oldular ki, bunlardan bazıları Kitab-ı Mukaddes’teki bazı pasajları Dünya-dışı temasların olabileceği fikriden[46] hareket ederek ele aldılar.[47] Bu tür yorumlardan çoğu biyolojideki insanın evrimini Dünya-dışı müdahalelerle[48] açıklamaya eğilimliydi. Bu tür bir fikir, 2001: Bir Uzay Destanı filminde işlendi.

UFO fenomeni 1980’li yıllarda, özellikle A.B.D.’de, Whitley Strieber’ın (Communion) ve Jacques Vallée’nin (Passeport pour Magonia) kitaplarının yayımlanmasıyla, yeni bir dönemece girdi. Korku romanları yazarı Strieber’ın[49] etkisiyle artık daha çok “uzaylıların Dünyalıları kaçırması” gibi tedirgin edici konular işlenmeye başladı ve “Gizli Dosyalar” gibi televizyon dizileri ortaya çıktı. Bununla birlikte bu edebiyatta da uzaylılara genellikle iyi roller veriliyordu. David Jacobs ve Budd Hopkins gibi yazarlar insanlığın Dünya-dışı canlılarca genetik olarak etkilenmesini de işlediler. Psikiyatr John Mack (1929-2004) Dünya-dışı “istilacılar”ı insanlığa bilgelik getirmeye çalışan sert, fakat iyi rehberler rolü verdi. Son on yıl UFO’lar ve uzaylılar konusundan esinlenen filmler açısından çok zengin bir şekilde geçmiştir. Son zamanlardaki filmler arasından özellikle Roland Emmerich’in Kurtuluş Günü (1996), Robert Zemeckis’in “ Mesaj ” (1997) ve M. Night Shyamalan’ın “İşaretler” filmi ilgi çekmiştir.

Temas grupları ve New Age akımı [değiştir | kaynağı değiştir]

Out of into deep space.png

1950’li yıllardan itibaren UFO fenomeniyle ilgili, “temas grupları” adı da verilen mistik tarikatlerin ortaya çıktığı görülmüştür. Bu tür gruplar genellikle semavi varlıklarla ya da uzaylılarla doğrudan ya da dolaylı (telepatik) olarak temas hâlinde olduğunu iddia eden bir guru ya da bir lider çevresine toplanmış müritlerden oluşmaktadır. Bu tür liderlerin en eskilerinden biri, nükleer silahların artışı tehlikesi karşısında Dünya insanlığını uyarmak isteyen bir Venüs’lüyle doğrudan temasta bulunduğunu iddia eden Georges Adamski’dir.[50] Adamski büyük ölçüde gözden düşmüş ve saygınlığını yitirmiş olmakla birlikte, Fondation Adamski adıyla kurulan bir kurum, yazılarını yayımlamıştır. İngiliz mistik George King tarafından 1955-1956’da Londra’da kurulan The Aetherius Society[51] ve Ernest L. ve Ruth Norman tarafından 1954’te kurulan Fondation Unarius bu tür oluşumların eskilerine örnek olarak gösterilebilir.

Bu tür grupların Dünya-dışı kaynaklardan aldıklarını ileri sürdükleri mesajların ana konusu nükleer silahlardaki artış tehlikesi karşısında insanlığın uyarılmasıdır. Dünya-dışı temasta olduklarını ileri süren yeni gruplara örnek olarak Heaven Gate[52]Raëlism[53],Ashtar Galactic Command[54] grupları gösterilebilir.

Günümüzde, bu tür “temas tarikatları”nın gerek eskileri gerekse yenileri, Hristiyanlık unsurlarının ve Doğu dinleri unsurlarının “uzaylıların Dünyalılar’a karşı ‘iyi dilekli’ oluşu”ndan yola çıkan fikirlerle bağdaştırıldığı bir dünya görüşüne sahiptir.

1970 yıllarında, New Age akımının UFO’lar ve uzaylılardan söz eden kitaplarının yayımlanmasıyla, konuya daha geniş açıdan bakılmaya başlanmış ve UFO’ları doğaüstü ve okült konulara da bağlayan bir yenilik hareketinin oluştuğu görülmüştür. Her ne kadar UFO’ları okült ve dinsel kavramlarla bağdaştırma hareketleri 1950’li yıllardaki temas gruplarında da az çok görülmüşse de 1970’lerde bu bağdaştırma hareketleri son derece geniş bir skala içine yayılmıştır. New Age akımı mensuplarının çoğu Dünya-dışı canlılara inanmış ve onlarla temas kurma girişimlerinde bulunmuştur. Bu akımın ünlü sözcülerinden biri sinema oyuncusu Shirley MacLaine’dir.

Siyah giysili adamlar [değiştir | kaynağı değiştir]

“Siyah giysili adamlar” (İng. Men in black, MIB) ya da “siyah giyen adamlar” Amerikan folklorunun bir ürünü olan, hayalî kişileri belirten genel bir terimdir. Sözde var olan bu kara giysili, son derece tehlikeli kişilerin amacının Dünya-dışı canlılara ilişkin bilgilerin insanlığa ulaşmasını engellemek olduğu varsayılır. Kendilerini genellikle Amerikan federal hükûmeti adına çalışan ajanlar olarak takdim ederler. Dünya-dışı bir fenomene tanık olanın evine ertesi gün ya da azami birkaç aylık bir süre sonra bir ya da birkaç kişi (genellikle üç kişi) olarak gelirler, bazen içlerinden biri kadın da olabilir. Tanık onları genellikle olayı örtbas edip gizlemekle görevli hükûmet ajanları olarak, bazen de esrarengiz amaçları olan Dünya-dışı canlılar (uzaylılar ya da insansılar) olarak görür. Genellikle II. Dünya Savaşı’nı izleyen yıllardaki stilde, siyah, koyu renkli ya gri giysiler giyinirler, varsa, arabaları da bu döneme ait bir araba olur.

“Siyah giyen adamlar” konusunu Gray Barker ufolojinin klasiklerinden biri sayılan, makalelerini bir araya getirerek oluşturduğu “Onlar uçan daireler hakkında çok şey bildiler” (They knew too much about flying saucers) adlı kitabıyla gündeme getirmiştir. Bu kitabın yayımlanmasından on yıl kadar sonra John C. Sherwood, Gray Barker’in ufolojik fanzinindeki metinlerin (makalelerindeki metinlerin) aslında bilimkurgu hikâyelerinin metinleri olduğunu açıkladı. Yani John C. Sherwood’a bakılırsa, “siyah giyen adamlar” Amerikan folkloruna geçmeden önce piyesler hâlinde yaratılmış bir efsane idi. Senaristler bu konudan yararlanmakta gecikmediler ve “siyah giyen adamlar”ı konu alan televizyon dizileri yaptılar. Ayrıca bu konuyu işleyen bir çizgi romanlar(Men in Black, Martin Mystere) ve iki film (Men in Black ve Men in Black 2) üretildi.

Olaylar ve tanıklıklar [değiştir | kaynağı değiştir]

UFO gözlemlerinin çoğu, gözlemlerinin gerçekliği hakkında elle tutulur bir kanıt veremeyen bir veya birkaç kişinin az çok kesin bir tanıklığı üzerine kuruludur. Yalnızca tanıklıklar üzerine kurulu olaylardan başka, nadir olmakla birlikte, doğrudan veya dolaylı fiziksel unsurlarla desteklenen olaylar da vardır. Olayların bir kısmı devletlerin çeşitli bilimsel ve askerî otoritelerince yapılan soruşturmalarla araştırılmıştır. Bu olaylardaki doğrudan fiziksel veriler genellikle radarlarla veya fotoğrafik cihazlarla yapılan saptamalar, dolaylı fiziksel veriler ise toprak üzerinde UFO’larca oluşturulduğu varsayılan izler, ancak elektromanyetik etkiyle oluşabilecek izler ve çevrede yaratılan bir karışıklık izleridir.

Tanıklıklar [değiştir | kaynağı değiştir]

İsveç’te görülmüş bir UFO.

UFO olaylarının çoğu, gökte veya yerde bir ya da birçok kişi tarafından birtakım nesnelerin ya da ışıkların gözlemlenmesinden ibaret olan “tanıklıklar kategorisi”nde yer alır. Bu tanıklıkların çoğundan “doğrudan kanıtlar”ın (örneğin bir fotoğraf) ya da “dolaylı kanıtlar”ın (örneğin yerde bırakılan izler) yokluğu nedeniyle soruşturmacılar pek yararlanamazlar.

Geniş kitlelerce (toplu olarak) yapılan UFO gözlemlerinin sayısı çoktur. Belçika UFO Akını (Dalgası)[55],Mexico UFO Akını ve Los Angeles Savaşı[56] kitlesel UFO gözlemlerine örnek olarak gösterilebilir. Fransa’daki bazı UFO olayları da GEIPAN[42] tarafından listelenmektedir ki, bu listedeki kitlesel UFO gözlemlerinden biri Aldudes Olayı olarak bilinen, Aquitaine’de 2 Şubat 1985’te yapılan UFO gözlemidir. Kalabalık bir insan topluluğu tarafından görülen bu UFO, ışıklı olup beyaz, kırmızı ve yeşil renklerde ışıklar saçıyordu. UFO daha sonra Ardennes’de (Fransa) ve İspanya’da da gözlemlendi.[57] Fransa’daki bir başka kitlesel gözlem Vaucluse Olayı[58] ya da Hautes-Pyrénées Olayı[59] olarak bilinir.

Çekilen fotoğraflar ve video kamera filmleri [değiştir | kaynağı değiştir]

UFO sighting, 2007 12 25 17 54.jpg

Belçika’da çekilen üçgen biçimli nadir UFO fotoğraflarından biri (1990)

Meersburg’da (Almanya) çekilen bir fotoğraf

UFO fenomeninin incelenmesi için yararlanılabilen başlıca öğeler fotoğraflar ve video kameralarıyla çekilen filmlerdir. UFO fotoğrafları üzerine yapılan bir analiz bu fotoğrafları üç kategoride sınıflandırmıştır:[60]

  1. Minimal fotoğraflar: Bu sınıftaki fotoğraflarda UFO beyaz renktedir, genellikle tek biçimlidir, görüntüsü ayrıntılardan yoksundur, arka plan siyah ya da karanlıktır; bu tür fotoğraflar bazen çevrenin bir kısmını da içerirler. Bu fotoğraflardaki görüntünün enformasyon değeri çok düşüktür. Los Angeles Savaşı denilen UFO olayında 25 Şubat 1942’de çekilen, Los Angeles Times gazetesinde yayımlanan fotoğraf bu sınıftaki fotoğraflara örnek olarak gösterilebilir.
  2. Fincan tabağı (uçan daire) biçimli UFO fotoğrafları: Bu sınıfa giren fotoğraflarda nesne, dairesel biçimli olup, üst kısmı bombeli olur ya da kubbe tarzında bir şişkinlik gösterir.[61]
  3. Egzotik UFO fotoğrafları: Azınlıkta kalan UFO fotoğraflarıdır; çünkü günümüze dek çekilmiş UFO fotoğraflarının ancak % 4’ünü oluştururlar ve tipik olmama özellikleriyle diğer iki sınıftaki UFO fotoğraflarından ayırt edilirler. Yani bu tür fotoğraflardaki UFO’lar ne minimal fotoğraflardaki UFO özellikleri gösterirler, ne de ikinci sınıftaki tipik uçan daire (fincan tabağı) biçimi gösterirler. Burada bir veri ya da görünürlük hatası söz konusu olmayıp, farklı ya da özel türlerin varlığı söz konusudur. Dolayısıyla bu tür fotoğrafların enformasyon değeri, diğer sınıftakilere kıyasla daha fazladır. Bu sınıftaki UFO görüntüleri, gerçeklikleri şüpheli bulunmadıkları ya da reddedilmedikleri takdirde, özel dergilerde ya da basında yayımlanan nadir fotoğraflar olurlar.

Fotoğrafik aygıtlarla kaydedilmiş, tanınmış UFO olaylarından bazıları şunlardır:

  • Ocak 1958’de Brezilya Deniz Kuvvetleri’ne ait Almirante Saldanha adlı “okul gemisi”nin fotoğrafçısı Karayipler’in güneyindeki Trinidad (Trinité) Adası üzerinde uçan bir metalik diskin 6 fotoğrafını çekti. Bu fotoğraflar birçok laboratuvarda incelenmiş ve gerçek oldukları onaylanmıştır.[62]
  • Haziran 1976’da Kanarya Adaları Gözlemi[63] adıyla tanınan ünlü UFO olayında pek çok tanık tarafından gözlemlenen UFO’nun fotoğrafı da çekildi. Çok ışıklı bir UFO söz konusuydu. Hiçbir hile olmadığı ve bilinen herhangi bir fenomenle ilgili hiçbir karıştırma söz konusu olmadığı ortaya kondu.[64]
  • 1990’daki Belçika UFO Akını[55] sırasında çekilen, “Photo de Petit-Rechain” adıyla bilinen ünlü üçgen biçimli UFO fotoğrafı. Fotoğraf Brüksel Kraliyet Askerî Okulu’nda Prof. Dr. Marc Acheroy yönetimindeki bir öğrenci tarafından analiz edildi. Ardından Belçika Uzay Fenomenleri İnceleme Kurumu[65] da fotoğrafta hiçbir hilenin olmadığını ve fotoğrafı çekilen nesnenin maddi olduğunu doğruladı. Fotoğraf daha sonra Prof. Auguste Meessen[66][67] tarafından da incelendi, Meessen de fotoğrafta hiçbir hilenin söz konusu olmadığını doğruladı. Bununla birlikte, astrofizikçilerden Pierre Magain ve Marc Rémy bunun üçgen biçimli bir maket ve ışıklar kullanılarak kolayca üretilebilecek bir fotoğraf olduğunu ileri sürdüler. Dolayısıyla fotoğrafın gerçekliği kesinleşmiş olmakla birlikte, fotoğrafı çekilen nesnenin tabiatı, mahiyeti ve kökeni konusunda belirsizlik sürmektedir.
  • Mart 1997’de ışıklı bir oluşum Phoenix kenti (Arizona) üzerinde uçtu.[68] 200’den fazla kişi mahalli idare merkezi binalarının çevresinde toplandılar ve 9 amatör, video kameralarıyla UFO’yu filme almayı başardı. Böylece herhangi bir yanılma iddiasına imkân vermeyeceği gibi, kameramandan kaynaklanan pozisyon değişikliğine bağlanan hatalara ilişkin bir iddianın ortaya atılmasına da imkân vermeyecek kesinlikte bir kanıt elde edilmiş oluyordu. Bu olay ufoloji literatürüne “Phoenix Işıkları” [69] olarak geçmiştir.[70]
  • “Campeche gözlemi”[71] adıyla bilinen gözlem 2004 yılında Meksika’da gerçekleşti. Meksika Hava Kuvvetleri’ne ait bir uçağın radar operatörü teğmen Germán Marín Ramírez radarla Meksika hava sahasında bulunan 11 UFO saptadı. Yeri saptanan nesnelerin kaynağına yaklaşarak kızılötesi kamerayla 11 UFO’yu filme aldı. Kızılötesi film kayıtları hâlen muhafaza edilmektedir.[72]. Bunların uçan daire olmadığı görüşündekiler, söz konusu nesnelerin bir petrol ya da doğalgaz kuyusundan sızan alevler olabileceği yönünde görüş bildirdiler.[73]

Çevrede bırakılan izler [değiştir | kaynağı değiştir]

“Ekin çemberi” denilen tuhaf oluşumlardan biri

Bu veriler UFO’ların yere konmasıyla meydana geldiği ileri sürülen yanık veya kurumuş yer, yanık veya zarar görmüş bitki örtüsü, manyetik gariplikler, ışınım seviyesindeki artışlar ve bazı madenî izler gibi fiziksel izlere dayalıdır.

Yöntembilimsel açıdan bakılırsa, tüm ileri sürülen fiziksel izler veya “ekin çemberi” (İng. Crop-circle) denilen nedeni açıklanamayan garip oluşumlar[74] ile UFO’lar arasında kesin bir ilişki kurmak imkânsızdır.

CropCircleW.jpg

Çevredeki değişiklikler ve bozulmalar UFO’lardan başka nedenlere de bağlı olabilir. Bununla birlikte UFO olaylarının bazılarında, bir UFO’nun konduğu gözlemlenen yerlerde birtakım izlere rastlanılmıştır; bu olaylarda izler ve gözlem birbirini desteklemektedir. Gözlem ve izlerin birbirini desteklediği ünlü UFO olaylarına “Rendelsham Olayı”[75](Birleşik Krallık) ve Trans-en-Provence Olayı[76](Fransa) örnek olarak gösterilebilir. Ayrıca, yerde bilinmeyen bir nedenle beliren, “ekin çemberi” denilen garip oluşumları inceleyen grupların en titizlerinden biri sayılan BLT Araştırma Ekibi’nin araştırmacıları bu tür oluşumlarda nadir radyoaktif izotoplar keşfetmişler ve bu oluşumların çevresindeki bazı bitkilerin çekirdeklerinde derin yapısal değişikliklerin oluştuğunu saptamışlardır.[77]

  • 1982 yılında, Nancy (Fransa) yakınlarında, bir UFO’nun indiği gözlemlenmiş alana yerleştirilen bitkilerde önemli ölçüde su kaybı (Fr. déshydratation) ve pigment düzeyinde önemli bir değişim olduğu gözlemlenmiştir. Bu saptamalar birçok bağımsız laboratuvarda doğrulanmıştır.[78]
  • 4 Eylül 1989’da saat 4.30’a doğru Tuiles’de (Tarn, Fransa) 72 yaşındaki bir tanık, geceleyin açık penceresinden bir ışıltının sızdığını fark etti. Kalkıp baktığında tarlada her kenarı yaklaşık 10 m. olan kare biçimde bir ışıklı alan olduğunu gördü. Işık, damının üzerinde duran, fasetaları olan topaç biçimli bir cisimden geliyordu. Yaklaşık 30 saniye sonra cisim, aniden, gürültü yapmadan ve koku bırakmadan kayboldu. Tanık ertesi gün dam oluklarının UFO’nun konduğu yerde kahverengiye çalar bir renk almış olduklarını ve büyük bir kanal oluşturacak şekilde yer değiştirmiş olduklarını fark etti[79] Damı tamir eden tamirci ise, 3 ilâ 5 m. uzunluktaki dam oluklarının bir saatin akrebinin izlediği yönde spiraller çizecek şekilde düzenlenmiş olduğunu fark etti. Evinin damının bozulmasıyla mağdur olan tanık ancak birkaç yıl sonra tazminat alabildi. Damı bozan UFO tarafından bırakılan maddi izlere rağmen ve Jandarma Kuvvetleri’nin tüm araştırma ve soruşturmalarına rağmen, SEPRA[80] soruşturması bu olaya bir açıklama getirememiştir.[81][82]

Tanıklar üzerindeki fiziksel etkiler [değiştir | kaynağı değiştir]

Falcon Lake Olayının temsili resmi

UFO gözlemine tanık olanlardan bazıları UFO gözlemleri sırasında ya da UFO geçip gittikten sonra baş ağrıları, ses kaynağı olmadığı halde birtakım sesler duyma (İng. tinnitus), mide bulanması, deri ve kornea yanıkları (örneğin Falcon Lake Olayı’nda[83]) ve “geçici felç” gibi birtakım fiziksel etkilere maruz kaldıklarını beyan etmişlerdir. Ayrıca radyoaktif zehirlenme geçirenler de olmuştur (örneğin Cash-Landrum Olayı’nda). Bununla birlikte UFO olaylarının çoğunda bu fiziksel etkiler veya yanıklar birer tıbbi kanıt olarak göz önüne alınamamaktadır; bu tutumda bunların sıradan yanıklar olması ve dalga geçme amaçlı olma olasılığının etkisi büyüktür.

Bu tür fiziksel etkilere maruz kalınmış UFO olaylarına Fransa’dan şu iki olay örnek olarak gösterilebilir:

  • GEIPAN [42] dosyalarına kayıtlı birinci olay 1 Aralık 1979’da Annot’da yaşanmıştır. Mal teslimi nakliyatı sırasında bir kasap, saatte 81 km. hızla giderken tiz bir ses çıkaran sarı bir küre tarafından 2 km. boyunca takip edilmiştir. Tanık sinirsel bir şok ve aynı zamanda bağırsak tıkanması geçirmiştir. Yapılan soruşturma gözlemlenen nesnenin teşhisini sağlayamamıştır.[84]
  • Bir başka olay 10 Mart 1980’de Authon du Perche’de yaşanmıştır. Işıklı rampaları olan dikdörtgen biçimli bir UFO, tanığın telefonu üzerine gelen jandarmalarca gözlemlenmiş ve ardından bu jandarmalardan bazıları kırıklık hissetmiş ve uykusuzluk çekmişlerdir.[85]

Radarlarla saptananlar ve izlenenler [değiştir | kaynağı değiştir]

Görsel gözleme paralel olarak, UFO’ların kontrol kulelerindeki sivil veya askerî kalifiye operatörler ve personel tarafından radarlarla da saptandığı ve izlendiği UFO olayları, genellikle en verimli UFO olayları olarak kabul edilirler. Bu tür UFO olaylarından bazıları şunlardır:

  • Ocak 1948’de Kentucky’deki Mantell Olayı[86] sırasında bir UFO’nun birçok sivil ve askerî tanık tarafından gözlemlenmesinin ardından üç avcı uçağı ile UFO arasında bir kovalama yarışı başladı; bu kovalama yarışı küçük filonun komutanı Thomas F. Mantell’ın kaza sonucunda ölümüyle sonuçlandı.
  • Haziran 1952’de “Washington Atlıkarıncası” denilen Washington Gözlemi’nde[87] UFO gözlemi birçok sivil ve askerî radarlar tarafından da doğrulandı.
  • Ağustos 1956’da Lakenheath Olayı[88] sırasında Bentwaters ve Lakenheath (Birleşik Krallık) askerî üslerinin radarları saatte 6400 km. süratle yer değiştiren 15 cisim saptadı. Olayın incelendiği Condon Raporu’nda bu saptamaya hiçbir açıklama getirilememiştir.
  • Eylül 1976’da İran radarları ünlü Tahran Olayı[89] sırasında UFO’lar saptadılar.
  • Mart 1990’da Belçika Hava Kuvvetleri yerdeki tanıklarca görülen ve radarlarca da saptanan bir UFO’yu avlamak üzere iki F-16 uçağı kaldırdı. Av yaklaşık bir saat sürdü. Belçika Hava Kuvvetleri’nden General Brouwer’nin yaptığı açıklamaya göre, uçan cisim “konvansiyonel araçlarla ele geçirilemeyecek ve kıyaslanamayacak derecede, çok büyük hızlarla hareket ediyordu.” F-16’ların radar kayıtları, kimliği tanımlanamayan bu aracın ya da cismin “bir ‘insan pilot’ için teorik olarak ölümcül olan manevralar” (birkaç saniye içinde 700 feet’ten 10.000 fit’e çıkma ve ardından saatte 1500 km. hızla 5 saniyede 500 fit’e inme, çok yüksek hızlarla havada zikzaklar çizme vs.) yapmış olduğunu ortaya koydu.[90][91]
  • 15 Ekim 2004’te Fransa’da bir Mirage 2000 keşif uçağı meçhul bir hava taşıtı tarafından takip edildi. Uçak ekibinin başkanı kendilerini izleyen hava taşıtının oval biçimli olduğunu görünce önce bunun avcı tipi bir hava taşıtı olduğu sonucuna vardı; fakat “yer kontrol”deki görevlilerle temasa geçtiğinde, “yer kontrol”den o bölgede başka bir taşıta ilişkin hiçbir işaret saptanamadığını öğrendi. GEIPAN [42] soruşturmasından sonra olay, açıklanamamış olaylar listesine dahil edildi.[92]

Elektromanyetik girişimler [değiştir | kaynağı değiştir]

UFO’ların neden olduğu ileri sürülen elektromanyetik girişimler genellikle otomobillerin arıza yapmasıyla, elektrik kesilmeleriyle, radyo ve televizyon yayınlarıyla, iletişimle ve hava ulaşımıyla ilgili elektromanyetik girişimlerdir.

NASA’daki bilim insanı Dr. Richard F. Haines tarafından bu konuda uçak kazalarıyla ilgili olarak derlenen liste otuzdan fazla uçak kazası olayını içermektedir. 1976’da Tahran’da 18 Eylül’ü 19 Eylül’e bağlayan gecede meydana gelen “Tahran Olayı”[89] bu tür olaylar içinde en tanınmış olanıdır.

3 Eylül 1985 gecesi Lyon’da (Fransa), saat 22.00 sularında pek çok tanık futbol topu iriliğinde bir küre gözlemledi. Küre şehir merkezindeki Edouard Herriot nehir limanındaki sulara dikine inerek, sessizce düştü. Işıklı küre yeşil renkte bir floresan halesiyle çevriliydi. O an devriye görevindeki polis arabasının tüm ışıkları herkesin gözü önünde yanıp sönmeye başladı. Daha sonra bir dakika boyunca, civarda bulunanlar suyun dibinde yaklaşık 30 m. çapında beyazımsı-sarı renkte bir ışık gördüler. Bu düşüş Lyon kentinin dışında kalan, civardaki yerleşim birimlerinde yaşayanlarca da gözlemlenmişti. Yüzeyde yapılan ilk incelemelerde çok güçlü olmamakla birlikte bir radyoaktivitenin varlığı saptandı. Jandarma Kuvvetleri’nce açıklanamayan bu fenomen kimliği tanımlanamayan fenomenler listesine eklendi.[93]

DEVAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

https://tr.wikipedia.org/wiki/UFO

The Arrival of Mary and Jesus in the Qur’an with Abstract Marbling Art – Marias och Jesus ankomst i Koranen med abstrakt marmorerings konst

The Arrival of Mary and Jesus in the Qur'an with Abstract Marbling Art - Marias och Jesus ankomst i Koranen med abstrakt marmorerings konst

Christmas party in Eoshallen

Eos Cares together with Given has invited everyone to the Christmas party in Eoshallen!

This year’s Christmas party was on December 18 in Eoshallen from 17:00-20:30.

In collaboration with UNICEF, UN, Tamam, Rädda Barnen, LIPS, and BIS was a whole evening with good food, music, games, dancing and many fun activities for children, young people and adults.

In addition, those who want to watch the World Championships final in football on a large-screen projector, they came at 15:30 to Eoshallen!

Julgivenfest i Eoshallen
Christmas party in Eoshallen – Julgivenfest i Eoshallen

Julgivenfest i Eoshallen

Eos Cares tillsammans med Given har bjudit alla in till Julgivenfest i Eoshallen! 

Årets Julgivenfest var den 18 december i Eoshallen klockan 17:00-20:30.

I samarbete med UNICEF, FN, Tamam, Rädda Barnen, LIPS, och BIS  var en helkväll med god mat, musik, spel, dans och många roliga aktiviteter för barn, ungdomar och vuxna.

Desutom de som vill titta på VM-finalen i fotboll på storbildsprojektor, så kom de klockan 15:30 till Eoshallen! 

PROGRAM FOR CHRISTMAS PARTY 2022!

It started with a little Christmas coffee with mulled wine and gingerbread.

The politicians in the different parties talked in the Christmas parti.

There was a Lucia train, dancing around the tree, a children’s choir, food and lots of Christmas fun.

In collaboration with Interkultur in Lund, the evening was filled with activities in the A-hall, culture and exhibitors from different countries.

Julgivenfest came with great joy to welcome Nadin Al Khalidi نادين الخالدي at 20:00 in the A-hall.

Nadine’s lyrics are internationally known and she, together with her group Tarabband, has a large audience in Egypt, Iraq, Jordan and North Africa, among others.

In 2014, Nadin won the award for “tradition bearer of the year” at the Folk and World Music Festival.

There were Christmas crafts, gingerbread decoration, an obstacle course, and many fun activities for children in the B hall.

Det blev luciatåg, dans runt granen, barnkör, mat och massor av julmys.
There was a Lucia train, dancing around the tree, a children’s choir, food and lots of Christmas fun. – Det blev luciatåg, dans runt granen, barnkör, mat och massor av julmys.

PROGRAM FÖR JULGIVENFEST 2022!

Det startade med lite julig fika med glögg och pepparkakor. 

Polikerna i olika partienerna pratade i julgivenfest.

Det blev luciatåg, dans runt granen, barnkör, mat och massor av julmys.

I samarbete med Interkultur i Lund kom kvällen att fyllas av aktiviteter i A-hallen, kultur och utställare från olika länder.

Julgivenfest kom med stor glädje välkomna Nadin Al Khalidi نادين الخالدي kl.20:00 i A-hallen.  

Nadins sångtexter är internationellt kända och hon har tillsammans med sin grupp Tarabband en stor publik i bl.a Egypten, Irak, Jordanien samt Nordafrika.

Nadin vann 2014 pris för “årets traditionsbärare” vid Folk- och Världsmusikgalan.

Det blev julpyssel, pepparkaksdekoration, hinderbana, och många roliga aktiviteter för barn i B-hallen.

This marbling art and exhibition:

There have been various exhibitions. There were Christmas crafts, home crafts, marbling art, etc.

Det här marmorerings konst och utställning:

Det har funnits olika utställningar. Det var julpyssel, hemslöjd, marmorerings konst mm.

Marmorering
Marbling – Marmorering
Marmorerings konst
Marbling art – Marmorerings konst
Det här marmorerings konst och utställning:
This marbling art and exhibition – Det här marmorerings konst och utställning
The Arrival of Mary and Jesus in the Qur'an with Abstract Marbling Art - Marias och Jesus ankomst i Koranen med abstrakt marmorerings konst
The Arrival of Mary and Jesus in the Qur’an with Abstract Marbling Art – Marias och Jesus ankomst i Koranen med abstrakt marmorerings konst
https://dersdunyasi.net/wp-content/uploads/2022/12/The-Arrival-of-Mary-and-Jesus-in-the-Quran-with-Abstract-Marbling-Art-Marias-och-Jesus-ankomst-i-Koranen-med-abstrakt-marmorerings-konst.pdf

 

The Arrival of Mary and Jesus in the Qur’an with Abstract Marbling Art

Marias och Jesus ankomst i Koranen med abstrakt marmorerings konst

This art study is about Mary and Jesus in the Koran but this is not them about all things. This is only about Jesus coming into the world as he is without a father. It is customary to paint or draw figures of holy people with abstract art and with calligraphy art in Islam. So using the abstract art marbling about Mary, Jesus and Angels in this study.

Det här konst studie handlar om Marias och Jesus I Koranen men det här finns inte dem om allt saker. Det här finns bara om Jesus ankomst till världen som han är utan far. Det brukas måla eller rita figurer om heliga människor med abstrakt konst och med kalligrafi konst i islam. Så användande det abstrakt konst marmorering om Maria, Jesus och Ängla i det här studie. 

19 – MARİUM

In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful.

19. MARYAM (MARİA)

I GUDS, DEN NÅDERIKES, DEN BARMHÄRTIGES NAMN

Relate in the Book (the story of) Mary, when she withdrew from her family to a place in the East. 19:16

[19:16] OCH MINNS [vad] denna Skrift [har att säga om] Maria. Hon drog sig ifrån de sina till ett [avskilt] rum i öster

She placed a screen (to screen herself) from them; then We sent her our angel, and he appeared before her as a man in all respects. 19:17

[19:17] och lät dem förstå att hon ville vara i ostördhet genom [att anbringa] ett förhänge. Och Vi sände till henne Vår ingivelses ängel som uppenbarade sig för henne i en välskapad mans skepnad.

She said: “I seek refuge from thee to (Allah) Most Gracious: (come not near) if thou dost fear Allah.” 19:18

[19:18] Då ropade hon: “Jag ber om den Nåderikes beskydd mot dig! [Kom inte nära mig] om du fruktar Gud!”

He said: “Nay, I am only a messenger from thy Lord, (to announce) to thee the gift of a holy son. 19:19

[19:19] [Ängeln] sade: ”Jag är ingenting annat än en budbärare från din Herre [med hälsningen:] ‘Jag skall skänka dig en son, ren och rättfärdig.’”

She said: “How shall I have a son, seeing that no man has touched me, and I am not unchaste?” 19:20

[19:20] Hon sade: “Hur skulle jag, som ingen man har rört, kunna få en son? Jag har aldrig fört ett lösaktigt liv!”

He said: “So (it will be): Thy Lord saith, ‘that is easy for Me: and (We wish) to appoint him as a Sign unto men and a Mercy from Us’: It is a matter (so) decreed.” 19:21

[19:21] [Ängeln] svarade: ”Det skall bli [som jag har sagt]. Din Herre säger: ‘Detta är lätt för Mig och [det sker] för att han skall bli ett tecken för människorna och [en symbol för] Vår nåd. Så har [Vi] beslutat!’”

So she conceived him, and she retired with him to a remote place. 19:22

[19:22] Och hon blev havande och drog sig undan med sin börda till en avlägsen trakt.

And the pains of childbirth drove her to the trunk of a palm-tree: She cried (in her anguish): “Ah! would that I had died before this! would that I had been a thing forgotten and out of sight!” 19:23

[19:23] Och [när hennes tid var inne] drev henne födslovåndorna [att ta stöd] mot en palmstam och hon utbrast: “Ack om jag hade fått dö och överlämnas åt glömskan innan detta [skedde]!”

But (a voice) cried to her from beneath the (palm-tree): “Grieve not! for thy Lord hath provided a rivulet beneath thee; 19:24

[19:24] Då [hörde hon någon] som ropade nedifrån [palmens rot]: “Sörj inte! Din Herre har låtit en bäck rinna upp under dina [fötter];

“And shake towards thyself the trunk of the palm-tree: It will let fall fresh ripe dates upon thee. 19:25

[19:25] och ruska på palmstammen så skall mogna och saftiga dadlar falla ner omkring dig.

“So eat and drink and cool (thine) eye. And if thou dost see any man, say, ‘I have vowed a fast to (Allah) Most Gracious, and this day will I enter into not talk with any human being'” 19:26

[19:26] Ät och drick och var vid gott mod! Och om du skulle bli varse en mänsklig varelse, låt honom då veta att du har avlagt ett löfte till den Nåderike att avhålla dig [från tal], och att du därför i dag inte skall tala till någon människa.”

At length she brought the (babe) to her people, carrying him (in her arms). They said: “O Mary! truly an amazing thing hast thou brought! 19:27

[19:27] I sinom tid återvände hon till de sina med barnet på armen. Då sade de: “Maria, du har gjort något oerhört!

“O sister of Aaron! Thy father was not a man of evil, nor thy mother a woman unchaste!” 19:28

[19:28] Du Arons syster! Din fader var inte en dålig människa och din moder var inte en lösaktig slampa!”

But she pointed to the babe. They said: “How can we talk to one who is a child in the cradle?” 19:29

[19:29] Då pekade hon på barnet. [Men] de svarade: “Hur skulle vi kunna tala till ett spädbarn [som ligger] i sin linda?”

He said: “I am indeed a servant of Allah: He hath given me revelation and made me a prophet; 19:30

[19:30] [Då talade] han [till dem]: “Jag är Guds tjänare. Han har gett mig uppenbarelsen och kallat mig till profet;

“And He hath made me blessed wheresoever I be, and hath enjoined on me Prayer and Charity as long as I live; 19:31

[19:31] Han har välsignat mig, var jag än befinner mig, och befallt mig att så länge jag lever förrätta bönen och ta mig an de fattiga

“(He) hath made me kind to my mother, and not overbearing or miserable; 19:32

[19:32] och att älska min moder och visa henne aktning – och Han har inte gjort mig till en eländig tyrann.

“So peace is on me the day I was born, the day that I die, and the day that I shall be raised up to life (again)”! 19:33

[19:33] [Guds] fred var med mig den dag jag föddes och skall vara med mig den dag jag dör och den dag då jag skall uppväckas från de döda.”

Such (was) Jesus the son of Mary: (it is) a statement of truth, about which they (vainly) dispute. 19:34

[19:34] DETTA ÄR med sanna ord Jesus, Marias son, om vars [natur] de tvistar.

It is not befitting to (the majesty of) Allah that He should beget a son. Glory be to Him! when He determines a matter, He only says to it, “Be”, and it is. 19:35

[19:35] Guds [majestät] förbjuder att Han skulle ha en son; stor är Han i Sin härlighet! När Han beslutar att något skall vara, säger Han endast till det: “Var!” – och det är.

Verily Allah is my Lord and your Lord: Him therefore serve ye: this is a Way that is straight. 19:36

[19:36] Och [Jesus själv sade:] “Gud är min Herre och er Herre – Honom skall ni dyrka! Detta är en rak väg.”

But the sects differ among themselves: and woe to the unbelievers because of the (coming) Judgment of a Momentous Day! 19:37

[19:37] Men de sekter [som uppstod genom splittringen bland efterföljarna av äldre uppenbarelser] är sinsemellan oense [om Jesus]. Varna dem som förnekade sanningen! En olycksdiger Dag kommer de att få bevittna fruktansvärda ting!

How plainly will they see and hear, the Day that they will appear before Us! but the unjust today are in error manifest! 19:38

[19:38] Hör deras rop och se [hur de beter sig] när de förs fram inför Oss! Men i dag, i denna värld, är de orättfärdiga uppenbarligen helt [fångna] i sina misstag.

But warn them of the Day of Distress, when the matter will be determined: for (behold,) they are negligent and they do not believe! 19:39

[19:39] Varna dem därför för Jämmerns och grämelsens dag, då [allt skall fullbordas och Guds] domar falla; nu gör de sig inga bekymmer [för denna Dag] – de tror inte [ens att den skall komma].


(ENGLISH) QURAN BY A. YUSUF ALİ ( BY A. YUSUF ALİ )

https://quran.com/19?startingVerse=1&translations=77%2C22

Copyright © IslamGuiden med tillstånd från Proprius förlag AB

https://www.koranensbudskap.se/translations.aspx?chapterID=19&langID=&p=2


ENGLISH















SVENSKA / İSVEÇÇE / SWEDISH










Deprem İlahi İkazdır – On Dördüncü Sözün Zeyli – Cumartesi Dersleri 14. 7.

Deprem İlahi İkazdır - On Dördüncü Sözün Zeyli - Cumartesi Dersleri 14. 7.

https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlemiş olduğumuz Cumartesi Derslerinde bu hafta “Deprem İlahi İkazdır” konusu işlenmektedir. Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ndan Sözler isimli eserinden On Dördüncü Sözün Zeyli.

Deprem İlahi İkazdır - On Dördüncü Sözün Zeyli - Cumartesi Dersleri 14. 7.
Deprem İlahi İkazdır – On Dördüncü Sözün Zeyli – Cumartesi Dersleri 14. 7.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

On Dördüncü Sözün Zeyli

 اِذَا زُلْزِلَتِ اْلاَرْضُ زِلْزَالَهَا     وَاَخْرَجَتِ اْلاَرْضُ اَثْقَالَهَا     وَقَالَ اْلاِنْسَانُ مَا لَهَا     يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ اَخْبَارَهَا     بِاَنَّ رَبَّكَ اَوْحٰى لَهَا .. الخ     1

ŞU SÛRE kat’iyen ifade ediyor ki, küre-i arz, hareket ve zelzelesinde vahiy ve ilhama mazhar olarak emir tahtında depreniyor. Bazan da titriyor.

Mânevî ve ehemmiyetli bir canipten, şimdiki zelzele münasebetiyle, altı yedi cüz’î suale karşı, yine mânevî ihtar yardımıyla cevapları kalbe geldi. Tafsilen yazmak kaç defa niyet ettimse de izin verilmedi. Yalnız icmalen kısacık yazılacak.

Birinci sual: Bu büyük zelzelenin maddî musibetinden daha elîm, mânevî bir musibeti olarak, şu zelzelenin devamından gelen korku ve meyusiyet, ekser halkın ekser memlekette gece istirahatini selb ederek dehşetli bir azap vermesi nedendir?

Yine mânevî cevap: Şöyle denildi ki, Ramazan-ı Şerifin teravih vaktinde kemâl-i neş’e ve sürurla, sarhoşçasına, gayet heveskârâne şarkıları ve bazan kızların sesleriyle, radyo ağzıyla bu mübarek merkez-i İslâmiyetin her köşesinde cazibedârâne işittirilmesi, bu korku azabını netice verdi.

İkinci sual: Niçin gâvurların memleketlerinde bu semâvî tokat başlarına gelmiyor, bu biçare Müslümanlara iniyor?

Elcevap: Büyük hatalar ve cinayetler tehirle büyük merkezlerde ve küçücük cinayetler tâcille küçük merkezlerde verildiği gibi, mühim bir hikmete binaen,


Dipnot-1

“Ne zaman ki yer müthiş bir sarsıntıyla sarsılır. Ve yeryüzü bütün ağırlıklarını dışarı çıkarır. Ve insan ‘Ne oluyor buna?’ der. O gün yeryüzü, üzerinde herkesin ne iş yaptığını haber verir. Çünkü Rabbin ona konuşmasını emretmiştir.” Zilzal Sûresi, 99:1-5.


biçare: çaresiz
binaen: –dayanarak
canip: yön, taraf
cazibedârâne: çekici, baştan çıkarıcı bir şekilde
cüz’î: küçük (bk. c-z-e)
ekser: pekçok (bk. k-s̱-r)
elîm: acı veren, üzücü
emir tahtında: emir altında
heveskârâne: hevesli bir şekilde, nefsin arzu ve isteklerine uyarak
hikmet: sebep, gaye, fayda (bk. ḥ-k-m)
icmalen: kısaca, özetle (bk. c-m-l)
ihtar: hatırlatma
kat’iyen: kesinlikle
kemâl-i neş’e ve sürur: tam bir neşe ve sevinç (bk. k-m-l)
küre-i arz: yerküre, dünya
mazhar: yansıma ve görünme yeri (bk. ẓ-h-r)
merkez-i İslâmiyet: İslâm merkezi (bk. s-l-m)
meyusiyet: ümitsizlik
mübarek: bereketli, uğurlu (bk. b-r-k)
mühim: önemli
musibet: felaket, belâ
selb etme: ortadan kaldırma
semavî: vahiyle gelen (bk. s-m-v)
tâcil: çabuklaştırma
tafsilen: ayrıntılı olarak
tehir: erteleme, sonraya bırakma
vahiy/ilham: Allah tarafından varlıklara verilmiş duygu; yaratılışa ait kalbe doğuş (bk. v-ḥ-y)
zelzele: deprem, sarsıntı
zeyl: ilâve, ek

ehl-i küfrün cinayetlerinin kısm-ı âzamı Mahkeme-i Kübrâ-yı Haşre tehir edilerek, ehl-i imanın hataları kısmen bu dünyada cezası verilir. HAŞİYE-1

Üçüncü sual: Bazı eşhâsın hatasından gelen bu musibet bir derece memlekette umumî şekle girmesinin sebebi nedir?

Elcevap: Umumî musibet, ekseriyetin hatasından ileri gelmesi cihetiyle, ekser nâsın o zalim eşhâsın harekâtına fiilen veya iltizamen veya iltihaken taraftar olmasıyla mânen iştirak eder, musibet-i âmmeye sebebiyet verir.

Dördüncü sual: Madem bu zelzele musibeti hataların neticesi ve keffâretü’z-zünubdur. Masumların ve hatasızların o musibet içinde yanması nedendir? Âdaletullah nasıl müsaade eder?

Yine mânevî canipten elcevap: Bu mesele sırr-ı kadere taallûk ettiği için, Risale-i Kadere havale edip, yalnız burada bu kadar denildi:

وَاتَّقُوا فِتْنَةً لاَ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَۤاصَّةً     1

Yani, “Bir belâ, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp masumları da yakar.”

Şu âyetin sırrı şudur ki: Bu dünya bir meydan-ı tecrübe ve imtihandır ve dar-ı teklif ve mücahededir. İmtihan ve teklif, iktiza ederler ki, hakikatler perdeli kalıp, ta müsabaka ve mücahede ile Ebu Bekir’ler âlâ-yı illiyyîne çıksınlar ve Ebu Cehil’ler esfel-i sâfilîne girsinler. Eğer masumlar böyle musibetlerde sağlam kalsaydılar, Ebu Cehil’ler, aynen Ebu Bekir’ler gibi teslim olup, mücahede ile mânevî terakki kapısı kapanacaktı ve sırr-ı teklif bozulacaktı.

Madem mazlum zalim ile beraber musibete düşmek hikmet-i İlâhiyece lâzım geliyor. Acaba o biçare mazlumların rahmet ve adaletten hisseleri nedir?


Haşiye-1

Hem Rus gibi olanlar (Bu tâbir SSCB dönemi Rusya’sına aittir), mensuh ve tahrif edilmiş bir dini terk etmekle, hak ve ebedî ve kabil-i nesh olmayan bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmadığından, zemin şimdilik onları bırakıp bunlara hiddet ediyor.

Dipnot-1

Enfâl Sûresi, 8:25.


adaletullah: Allah’ın adaleti (bk. a-d-l)
âlâ-yı illiyyîn: yücelerin en yücesi
biçare: çaresiz
canip: taraf, yön
cihet: yön, taraf
dar-ı teklif ve mücahede: sorumluluk ve mücadele yeri (bk. c-h-d)
ebedî: sonsuz (bk. e-b-d)
Ebu Bekir: (bk. bilgiler)
Ebu Cehil: (bk. bilgiler)
ehl-i iman: iman edenler, mü’minler (bk. e-m-n)
ehl-i küfür: küfür ehli, inanmayanlar (bk. k-f-r)
ekseriyet: çoğunluk (bk. k-s̱-r)
esfel-i sâfilin: aşağıların en aşağısı
eşhâs: şahıslar, kişiler
fiilen: davranışla (bk. f-a-l)
gayretullah: Allah’ın hak dinini koruma sıfatı (bk. ğ-y-r)
hak: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
harekât: hareketler, davranışlar
haşiye: dipnot, açıklayıcı not
hikmet-i İlâhî: Allah’ın herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratması (bk. ḥ-k-m; e-l-h)
iktiza: gerektirme
iltihaken: katılarak
iltizamen: taraftar olarak
iştirak: ortak olma, katılma
kabil-i nesh olmayan: hükmü kaldırılamayan
keffâretü’z-zünub: günahlara keffaret, günahların bağışlanmasına vesile
kısm-ı âzam: büyük kısım (bk. a-ẓ-m)
Mahkeme-i Kübrâ-yı Haşr: öldükten sonra âhirette Allah’ın huzurunda kurulacak olan büyük mahkeme (bk. ḥ-k-m; k-b-r; ḥ-ş-r)
mazlum: zulme uğrayan (bk. ẓ-l-m)
mensuh: hükmü yürürlükten kalkmış olan
meydan-ı tecrübe ve imtihan: deneme ve imtihan meydanı
mücahede: nefisle mücadele, cihad (bk. c-h-d)
müsabaka: yarışma
musibet-i âmme: büyük ve genel musibet
nâs: insanlar
rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)
Risale-i Kader: Kader Risalesi (Yirmi Altıncı Söz) (bk. r-s-l; ḳ-d-r)
sır: gizli gerçek, gizem
sırr-ı kader: kader sırrı (bk. ḳ-d-r)
sırr-ı teklif: kulluk sırrı, insanların Allah tarafından görevlendirilerek dünyaya gönderilmesinin anlamı
taallûk etmek: ilgili olmak
tahrif edilmek: değiştirilmek, bozulmak
tehir: erteleme, sonraya bırakma
teklif: görev yükleme, sorumluluk
terakki: ilerleme
zelzele: deprem, sarsıntı

Bu suale karşı, cevaben denildi ki: O musibetteki gazap ve hiddet içinde, onlara bir rahmet cilvesi var. Çünkü o masumların fâni malları, onların hakkında sadaka olup bâki bir mal hükmüne geçtiği gibi, fâni hayatları dahi bir bâki hayatı kazandıracak derecede bir nevi şehadet hükmünde olarak, nisbeten az ve muvakkat bir meşakkat ve azaptan büyük ve daimî bir kazancı kazandıran bu zelzele, onlar hakkında ayn-ı gazap içinde bir rahmettir.

Beşinci sual: Âdil ve Rahîm, Kadîr ve Hakîm, neden hususî hatalara hususî ceza vermeyip koca bir unsuru musallat eder? Bu hal cemâl-i rahmetine ve şümul-u kudretine nasıl muvafık düşer?

Elcevap: Kadîr-i Zülcelâl herbir unsura çok vazifeler vermiş ve herbir vazifede çok neticeler verdiriyor. Bir unsurun birtek vazifesinde bir tek neticesi çirkin ve şer ve musibet olsa da, sair güzel neticeler, bu neticeyi de güzel hükmüne getirir. Eğer bu tek çirkin netice vücuda gelmemek için, insana karşı hiddete gelmiş o unsur o vazifeden men edilse, o vakit o güzel neticeler adedince hayırlar terk edilir; ve lüzumlu bir hayrı yapmamak şer olması haysiyetiyle, o hayırlar adedince şerler yapılır—ta birtek şer gelmesin gibi, gayet çirkin ve hilâf-ı hikmet ve hilâf-ı hakikat bir kusurdur. Kudret ve hikmet ve hakikat, kusurdan münezzehtirler. Madem bir kısım hatalar, unsurları ve arzı hiddete getirecek derecede bir şümullü isyandır ve çok mahlûkatın hukukuna bir tahkirli tecavüzdür. Elbette, o cinayetin fevkalâde çirkinliğini göstermek için, koca bir unsura, küllî vazifesi içinde, “Onları terbiye et” diye emir verilmesi ayn-ı hikmettir ve adalettir ve mazlumlara ayn-ı rahmettir.

Altıncı sual: Zelzele, küre-i arzın içinde inkılâbât-ı madeniyenin neticesi olduğunu ehl-i gaflet işâa edip, adeta tesadüfî ve tabiî ve maksatsız bir hadise nazarıyla bakarlar. Bu hadisenin mânevî esbabını ve neticelerini görmüyorlar, ta ki intibaha gelsinler. Bunların istinad ettiği maddenin bir hakikati var mıdır?


Âdil: adaletle iş gören, sonsuz adalet sahibi Allah (bk. a-d-l)
arz: yer, dünya
ayn-ı gazap: hiddetin, öfkenin kendisi
ayn-ı hikmet ve adalet: hikmet ve adaletin tâ kendisi (bk. ḥ-k-m; a-d-l)
ayn-ı rahmet: rahmetin tâ kendisi (bk. r-ḥ-m)
bâki: devamlı, kalıcı (bk. b-ḳ-y)
cemâl-i rahmet: rahmetin güzelliği (bk. c-m-l; r-ḥ-m)
cilve: yansıma, görüntü (bk. c-l-y)
ehl-i gaflet: âhiretten habersiz, mânevî sorumluluklarına karşı duyarsız kimseler (bk. ğ-f-l)
esbab: sebepler (bk. s-b-b)
fâni: geçici, yok olucu (bk. f-n-y)
fevkalâde: olağanüstü
gazap: öfke, kızgınlık
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah (bk. ḥ-k-m)
haysiyet: itibar
hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
hilâf-ı hakikat: gerçeğe aykırı (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hilâf-ı hikmet: yaratılıştaki hikmete, İlâhî gayeye zıt (bk. ḥ-k-m)
inkılâbât-ı madeniye: madenlerin alt üst olması, değişmesi
intibah: uyanış
işâa etme: yayma, duyurma
istinad: dayanma (bk. s-n-d)
Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r)
Kadîr-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve herşeye gücü yeten Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l)
kudret: güç, kuvvet, iktidar (bk. ḳ-d-r)
küllî: büyük, çok (bk. k-l-l)
küre-i arz: yerküre, dünya
mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)
maksat: gaye (bk. ḳ-ṣ-d)
mazlum: zulme uğramış (bk. ẓ-l-m)
men edilme: yasaklanma
meşakkat: zahmet, sıkıntı
münezzeh: kusur ve eksiklikten uzak, temiz (bk. n-z-h)
musallat: sataşma
muvafık: uygun
muvakkat: geçici
nazarıyla: gözüyle, bakışıyla
nevi: çeşit, tür
nisbeten: oranla, kıyasla (bk. n-s-b)
Rahîm: sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan Allah (bk. r-ḥ-m)
rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)
sadaka: Allah rızası için ihtiyaç sahibi kişilere yapılan yardım
sair: diğer
şer: kötülük
şümul: kapsam
şümul-u kudret: kudretin herşeyi kaplaması (bk. ḳ-d-r)
tabiî: tabiat gereği, kendiliğinden (bk. ṭ-b-a)
tahkir: hakaret, aşağılama
tecavüz: haddi aşma, ileri gitme
tesadüfî: rastgele, tesadüfen
vücud: varlık (bk. v-c-d)
zelzele: deprem, sarsıntı

Elcevap: Dalâletten başka hiçbir hakikati yoktur. Çünkü, her sene elli milyondan ziyade münakkaş, muntazam gömlekleri giyen ve değiştiren küre-i arzın üstünde binler envâın birtek nev’i olan, meselâ sinek taifesinden hadsiz efradından birtek ferdin yüzer âzâsından birtek uzvu olan kanadının kast ve irade ve meşiet ve hikmet cilvesine mazhariyeti ve ona lâkayt kalmaması ve başıboş bırakmaması gösteriyor ki, değil hadsiz zîşuurun beşiği ve anası ve mercii ve hâmisi olan koca küre-i arzın ehemmiyetli ef’al ve ahvali, belki hiçbir şeyi—cüz’î olsun küllî olsun—irade ve ihtiyar ve kasd-ı İlâhî haricinde olmaz. Fakat Kadîr-i Mutlak, hikmetinin muktezasıyla, zahir esbabı tasarrufatına perde ediyor. Zelzeleyi irade ettiği vakit, bazan da bir madeni harekete emredip ateşlendiriyor.

Haydi, madenî inkılâbat dahi olsa, yine emir ve hikmet-i İlâhî ile olur, başka olamaz. Meselâ bir adam bir tüfekle birisini vurdu. Vuran adama hiç bakılmasa, yalnız fişekteki barutun ateş alması noktasına hasr-ı nazar edip biçare maktulün büs bütün hukukunu zayi etmek ne derece belâhet ve divaneliktir. Aynen öyle de, Kadîr-i Zülcelâlin musahhar bir memuru, belki bir gemisi, bir tayyaresi olan küre-i arzın içinde bulunan ve hikmet ve irade ile iddihar edilen bir bombayı, “Ehl-i gaflet ve tuğyanı uyandırmak için ateşlendir” diye olan emr-i Rabbânîyi unutmak ve tabiata sapmak, hamâkatin en eşneidir.

Altıncı sualin tetimmesi ve haşiyesi: Ehl-i dalâlet ve ilhad, mesleklerini muhafaza ve ehl-i imanın intibahlarına mukabele ve mümanaat etmek için, o derece garip bir temerrüd ve acip bir hamâkat gösteriyorlar ki, insanı insaniyetten pişman eder. Meselâ, bu âhirde beşerin bir derece umumiyet şeklini alan zulümlü, zulümatlı isyanından, kâinat ve anâsır-ı külliye kızdıklarından; ve Hâlık-ı Arz ve Semâvât


âhir: son (bk. e-ḫ-r)
ahval: haller, vaziyetler
anâsır-ı külliye: büyük unsurlar; toprak, hava, su, ateş (bk. k-l-l)
âzâ: organlar
belâhet: aptallık
beşer: insan
biçare: çaresiz
cilve: görünüm, yansıma (bk. c-l-y)
cüz’î: az, küçük (bk. c-z-e)
dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)
divanelik: delilik, akılsızlık
ef’al: fiiller, işler (bk. f-a-l)
efrad: fertler, bireyler (bk. f-r-d)
ehl-i dalâlet ve ilhad: sapıklık ve inkâr ehli, dinsizler (bk. ḍ-l-l)
ehl-i gaflet ve tuğyan: gaflete dalanlar ve zulüm ve taşkınlıkta çok ileri gidenler (bk. ğ-f-l; ṭ-ğ-y)
ehl-i iman: iman edenler, mü’minler (bk. e-m-n)
emr-i Rabbânî: herşeyi terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın emri (bk. r-b-b)
envâ: çeşitler, türler
esbab: sebepler (bk. s-b-b)
eşne: en çirkin ve fena, iğrenç
hadsiz: sayısız
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
Hâlık-ı Arz ve Semavat: gökleri ve yeri yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; s-m-v)
hamâkat: ahmaklık
hâmi: koruyucu
hariç: dış
hâşiye: dipnot, açıklayıcı not
hasr-ı nazar etmek: bakışı tek bir yere yöneltmek (bk. n-ẓ-r)
hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
hikmet-i İlâhî: Allah’ın herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratması (bk. ḥ-k-m; e-l-h)
iddihar edilmek: biriktirilmek, depolanmak
ihtiyar: irade, istek, tercih (bk. ḫ-y-r)
inkılâbat: inkılaplar, büyük değişimler
intibah: uyanış
irade: istek, tercih, dileme (bk. r-v-d)
Kadîr-i Mutlak: sınırsız güç ve kudret sahibi, herşeye gücü yeten Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)
Kadîr-i Zülcelâl: sonsuz yücelik ve haşmet sahibi ve herşeye gücü yeten, sonsuz kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l)
kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
kasd-ı İlâhî: Allah’ın kasdı, isteği, hedefi (bk. ḳ-ṣ-d; e-l-h)
küllî: çok, büyük (bk. k-l-l)
küre-i arz: yerküre, dünya
lâkayt: duyarsız, ilgisiz
maktul: öldürülen
mazhariyet: sahip olma, üzerinde gösterme (bk. ẓ-h-r)
merci: başvurulacak, sığınılacak yer
meşiet: dileme, irade, istek
meslek: gidilen yol, usul
mukabele: karşılık
mukteza: gerektirme
mümanaat etmek: engel olmak
münakkaş: nakışlı (bk. n-ḳ-ş)
muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)
musahhar: emir altına girmiş, boyun eğmiş
nev’: çeşit, tür
taife: topluluk, grup
tasarrufat: faaliyetler, uygulamalar (bk. ṣ-r-f)
temerrüd: inat etme
tetimme: ek, tamamlayıcı not
umumiyet: genellik
uzuv: organ
zahir: görünen (bk. ẓ-h-r)
zayi: ziyan, kayıp
zelzele: deprem, sarsıntı
zîşuur: şuur sahibi, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)
ziyade: fazla, çok
zulümatlı: karanlıklı (bk. ẓ-l-m)

dahi, değil hususî bir Rububiyet, belki bütün kâinatın, bütün âlemlerin Rabbi ve Hâkimi haysiyetiyle, küllî ve geniş bir tecellî ile, kâinatın heyet-i mecmuasında ve Rububiyetin daire-i külliyesinde nev-i insanı uyandırmak ve dehşetli tuğyanından vazgeçirmek ve tanımak istemedikleri Kâinat Sultanını tanıttırmak için, emsalsiz, kesilmeyen bir su, hava ve elektrikten, zelzeleyi, fırtınayı ve harb-i umumî gibi umumî ve dehşetli âfâtı nev-i insanın yüzüne çarparak onunla hikmetini, kudretini, adaletini, kayyumiyetini, iradesini ve hâkimiyetini pek zahir bir surette gösterdiği halde; insan suretinde bir kısım ahmak şeytanlar ise, o küllî işârât-ı Rabbâniyeye ve terbiye-i İlâhiyeye karşı eblehâne bir temerrüdle mukabele edip diyorlar ki, “Tabiattır, bir madenin patlamasıdır, tesadüfîdir. Güneşin harareti elektrikle çarpmasıdır ki, Amerika’da beş saat bütün makineleri durdurmuş ve Kastamonu vilâyeti cevvinde ve havasında semâyı kızartmış, yangın suretini vermiş” diye, mânâsız hezeyanlar ediyorlar.

Dalâletten gelen hadsiz bir cehalet ve zındıkadan neş’et eden çirkin bir temerrüd sebebiyle, bilmiyorlar ki, esbab yalnız birer bahanedirler, birer perdedirler. Dağ gibi bir çam ağacının cihazatını dokumak ve yetiştirmek için bir köy kadar yüz fabrika ve destgâh yerine küçücük çekirdeği gösterir; “İşte bu ağaç bundan çıkmış” diye, Sâniinin o çamdaki gösterdiği bin mucizâtı inkâr eder misillü, bazı zahirî sebepleri irâe eder. Hâlıkın ihtiyar ve hikmetle işlenen pek büyük bir fiil-i rububiyetini hiçe indirir. Bazan gayet derin ve bilinmez ve çok ehemmiyetli, bin cihette de hikmeti olan bir hakikate fennî bir nam takar. Güya o nam ile mahiyeti anlaşıldı, âdileşti, hikmetsiz, mânâsız kaldı!


âdileşmek: basitleşmek, sıradanlaşmak
âfât: afetler, musibetler
âlem: kâinat, evren (bk. a-l-m)
Amerika: (bk. bilgiler)
cehalet: cahillik
cevv: hava, gökyüzü
cihazat: organlar, donanım
cihet: yön, taraf
daire-i külliye: geniş, kapsamlı, herşeyi içine alan daire (bk. k-l-l)
dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)
destgâh: tezgâh, işyeri
eblehâne: ahmakçasına
emsalsiz: benzersiz (bk. m-s̱-l)
esbab: sebepler (bk. s-b-b)
fennî: bilimsel
fiil-i rububiyet: Cenab-ı Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan terbiye ve idare edicilik fiili (bk. f-a-l; r-b-b)
hadsiz: sınırsız
hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
Hâkim: herşeyi hükmü altında tutan, herşeye galip olan Allah (bk. ḥ-k-m)
hâkimiyet: egemenlik (bk. ḥ-k-m)
Hâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)
hararet: sıcaklık, ısı
harb-i umumî: dünya savaşı
haysiyetiyle: özelliğiyle
heyet-i mecmua: genel yapı, bütün (bk. c-m-a)
hezeyan: saçmalama
hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
ihtiyar: irade, dileme, tercih (bk. ḫ-y-r)
inkâr: kabul etmeme, reddetme (bk. n-k-r)
irade: dileme, tercih ve seçim yapma gücü (bk. r-v-d)
irâe etmek: göstermek
işârât-ı Rabbâniye: herşeyi terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın işaretleri (bk. r-b-b)
kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
Kastamonu: (bk. bilgiler)
kayyumiyet: Allah’ın daimî mevcudiyeti ve herşeyi her an ayakta tutması (bk. ḳ-v-m)
kudret: güç, kuvvet, iktidar (bk. ḳ-d-r)
küllî: genel, kapsamlı (bk. k-l-l)
mahiyet: esas, nitelik, özellik
mânâ: anlam (bk. a-n-y)
misillü: gibi (bk. m-s̱-l)
mu’cizât: mu’cizeler (bk. a-c-z)
mukabele: karşılıknam: ad
neş’et eden: doğan, meydana gelen
nev-i insan: insanlık
Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b)
Rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b)
Sâni: herşeyi sanatla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a)
sema: gök (bk. s-m-v)
suret: şekil, biçim, görüntü (bk. ṣ-v-r)
tecelli: yansıma, görünme (bk. c-l-y)
temerrüd: inat etme
terbiye-i İlâhiye: Cenab-ı Allah’ın terbiyesi (bk. r-b-b; e-l-h)
tuğyan: azgınlık, taşkınlık, zulüm ve küfürde çok ileri gitme (bk. ṭ-ğ-y)
umumî: genel
zahir: açık, görünür (bk. ẓ-h-r)
zahirî: görünürdeki (bk. ẓ-h-r)
zındıka: dinsizlik

İşte, gel, belâhet ve hamâkatin nihayetsiz derecelerine bak ki, yüz sahife ile tarif edilse ve hikmetleri beyan edilse ancak tamamıyla bilinecek derin ve geniş bir hakikat-i meçhuleye bir nam takar; malûm bir şey gibi, “Bu budur” der. Meselâ, “Güneşin bir maddesi, elektrikle çarpmasıdır.”

Hem birer irade-i külliye ve birer ihtiyar-ı âmm ve birer hâkimiyet-i nev’iyenin ünvanları bulunan ve “âdetullah” namıyla yad edilen fıtrî kanunların birisine, hususî ve kasdî bir hadise-i Rububiyeti ircâ eder. O ircâ ile, onun nisbetini irade-i ihtiyariyeden keser; sonra tutar, tesadüfe, tabiata havale eder, Ebu Cehil’den ziyade muzaaf bir echeliyet gösterir. Bir neferin veya bir taburun zaferli harbini bir nizam ve kanun-u askeriyeye isnad edip kumandanından, padişahından, hükûmetinden ve kasdî harekâttan alâkasını keser misillü, âsi bir divane olur.

Hem meyvedar bir ağacın bir çekirdekten icadı gibi, bir tırnak kadar bir odun parçasından, çok mucizatlı bir usta, yüz okka muhtelif taamları, yüz arşın muhtelif kumaşları yapsa, bir adam o odun parçasını gösterip dese, “Bu işler tabiî ve tesadüfî olarak bundan olmuş”; o ustanın harika san’atlarını, hünerlerini hiçe indirse, ne derece bir hamâkattir. Aynen öyle de…

Yedinci sual: Bu hadise-i arziye, bu memleketin ahali-i İslâmiyesine bakması ve onları hedef etmesi neyle anlaşılıyor? Ve neden Erzincan ve İzmir taraflarına daha ziyade ilişiyor?

Elcevap: Bu hadise hem şiddetli kışta, hem karanlıklı gecede, hem dehşetli soğukta, hem Ramazan’ın hürmetini tutmayan bu memlekete mahsus olması, hem tahribatından intibaha gelmediklerinden, hafifçe gafilleri uyandırmak için o zelzelenin devam etmesi gibi çok emarelerin delâletiyle, bu hadise ehl-i imanı hedef edip, onlara bakıp, namaza ve niyaza uyandırmak için sarsıyor ve kendisi de titriyor.

Biçare Erzincan gibi yerlerde daha ziyade sarsmasının iki vechi var:


âdetullah: Allah’ın tabiatta yürürlükte olan kanun ve kuralları
ahali-i İslâmiye: Müslüman halk (bk. s-l-m)
arşın: yaklaşık 68 cm’lik bir ölçü birimi
âsi: isyan eden, başkaldıran
belâhet: aptallık
beyan edilmek: açıklanmak (bk. b-y-n)
biçare: çaresiz
delâlet: delil olma, işaret etme
divane: deli, akılsız
Ebu Cehil: (bk. bilgiler)
echeliyet: son derece cahillik
ehl-i iman: iman edenler, mü’minler (bk. e-m-n)
emare: belirti, işaret
Erzincan: (bk. bilgiler)
fıtrî: yaratılıştan gelen, doğal (bk. f-ṭ-r)
gafil: duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan (bk. ğ-f-l)
hadise-i arziye: yerle ilgili olay
hadise-i Rububiyet: herşeyi terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın gerçekleştirdiği hadise (bk. r-b-b)
hakikat-i meçhule: bilinmeyen gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hâkimiyet-i nev’iye: bir sınıfın üstün olduğu egemenlik (bk. ḥ-k-m)
hamâkat: ahmaklık
harb: savaş
harekât: hareketler
hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
hürmet: saygı (bk. ḥ-r-m)
icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)
ihtiyar-ı âmm: Allah’ın herşeyi kuşatan iradesi, seçme ve tercih gücü (bk. ḫ-y-r)
intibah: uyanış
irade-i ihtiyariye: hür tercih, hür seçim (bk. r-v-d; ḫ-y-r)
irade-i külliye: Allah’ın herşeyi kaplayan iradesi (bk. r-v-d; k-l-l)
irca: döndürme, yönlendirme
isnad: dayandırma (bk. s-n-d
)İzmir: (bk. bilgiler)
kanun-u askeriye: askerlik kanunu (bk. ḳ-n-n)
kasdî: isteyerek (bk. ḳ-ṣ-d)
mahsus: özel
mâlum: bilinen (bk. a-l-m)
meyvedar: meyveli
misillü: gibi (bk. m-s̱-l)
mu’cizatlı: mu’cizeler gösteren (bk. a-c-z)
muhtelif: çeşitli
muzaaf: kat kat
nam: ad
nefer: asker, er
nihayetsiz: sonsuz
nisbet: bağ (bk. n-s-b)
niyaz: dua, yalvarma
nizam: düzen (bk. n-ẓ-m)
okka: 1.283 grama karşılık gelen ağırlık ölçüsü
taam: yiyecek
tabiat: doğa, canlı cansız varlıklar, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)
tabiî: tabiat gereği, kendiliğinden (bk. ṭ-b-a)
tahribat: yıkımlar, bozulmalar
vecih: yön, taraf
ziyade: fazla, çok

Biri: Hataları az olmak cihetiyle, temizlemek için tâcil edildi.

İkincisi: O gibi yerlerde kuvvetli ve hakikatli iman muhafızları ve İslâmiyet hâmileri az veya tam mağlûp olmak fırsatıyla, ehl-i zındıkanın orada tesirli bir merkez-i faaliyet tesisleri cihetiyle, en evvel oraları tokatladı ihtimali var. Lâ ya’lemu’l-ğaybe illâllah.1

سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَۤا اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ     2


Dipnot-1

Gaybı Allah’tan başkası bilemez.

Dipnot-2

“Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin.” Bakara Sûresi, 2:32.


ehl-i zındıka: dinsizler
hâmi: koruyucu
mağlûp olmak: yenilmek
merkez-i faaliyet: faaliyet merkezi (bk. f-a-l)tâcil edilmek: çabuklaştırılmak

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, On Dördüncü Söz, On Dördüncü Sözün Zeyli, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.241

Gafil kafaya bir tokmak ve bir ders-i ibrettir – Kafayı kuma sokmak – Deprem – Hatime – Cumartesi Dersleri 14. 6.

Gafil kafaya bir tokmak ve bir ders-i ibrettir - Kafayı kuma sokmak - Deprem - Hatime - Cumartesi Dersleri 14. 6.

https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “Gafil kafaya bir tokmak ve bir ders-i ibrettir – Kafayı kuma sokmak – Deprem” konusu işlenmektedir. Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ndan Sözler isimli eserinden On Dördüncü Söz Hatime bölümüdür.

Gafil kafaya bir tokmak ve bir ders-i ibrettir - Kafayı kuma sokmak - Deprem - Hatime - Cumartesi Dersleri 14. 6.
Gafil kafaya bir tokmak ve bir ders-i ibrettir – Kafayı kuma sokmak – Deprem – Hatime – Cumartesi Dersleri 14. 6.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

Hâtime

 Gafil kafaya bir tokmak ve bir ders-i ibrettir.

وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَۤا اِلاَّ مَتَاعُ الْغُرُورِ     1

EY GAFLETE DALIP ve bu hayatı tatlı görüp ve âhireti unutup, dünyaya talip bedbaht nefsim! Bilir misin, neye benzersin? Devekuşuna! Avcıyı görür, uçamıyor; başını kuma sokuyor, ta avcı onu görmesin. Koca gövdesi dışarıda; avcı görür. Yalnız o, gözünü kum içinde kapamış, görmez.

Ey nefis! Şu temsile bak, gör, nasıl dünyaya hasr-ı nazar, aziz bir lezzeti elîm bir eleme kalb eder. Meselâ, şu karyede, yani Barla’da, iki adam bulunur. Birisinin yüzde doksan dokuz ahbabı İstanbul’a gitmişler, güzelce yaşıyorlar. Yalnız birtek burada kalmış. O dahi oraya gidecek. Bunun için şu adam İstanbul’a müştaktır. Orayı düşünür, ahbaba kavuşmak ister. Ne vakit ona denilse, “Oraya git”; sevinip gülerek gider. İkinci adam ise, yüzde doksan dokuz dostları buradan gitmişler. Bir kısmı mahvolmuşlar. Bir kısmı ne görür, ne de görünür yerlere sokulmuşlar. Perişan olup gitmişler zanneder. Şu biçare adam ise, bütün onlara bedel, yalnız bir misafire ünsiyet edip teselli bulmak ister. Onunla o elîm âlâm-ı firakı kapamak ister.

Ey nefis! Başta Habibullah, bütün ahbab ın, kabrin öbür tarafındadırlar. Burada kalan bir iki tane ise, onlar da gidiyorlar. Ölümden ürküp, kabirden korkup başını çevirme. Merdâne kabre bak, dinle, ne talep eder? Erkekçesine ölümün yüzüne gül, bak, ne ister. Sakın gafil olup ikinci adama benzeme.

Ey nefsim! Deme, “Zaman değişmiş, asır başkalaşmış. Herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder, derd-i maişetle sarhoştur.” Çünkü ölüm değişmiyor. Firak, bekàya kalb olup başkalaşmıyor. Acz-i beşerî, fakr-ı insanî değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sür’at peydâ ediyor.


Dipnot-1

“Dünya hayatı, aldatıcı bir menfaatten başka birşey değildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:185.


acz-i beşerî: insanın acizliği (bk. a-c-z)
ahbap: dostlar, sevilenler (bk. ḥ-b-b)
âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat (bk. e-ḫ-r)
âlâm-ı firak: ayrılık elemleri, acıları (bk. f-r-ḳ)
aziz: izzetli, yüce, değerli (bk. a-z-z)
Barla: (bk. bilgiler)
bedbaht: talihsiz
bedel: karşılık
bekà: devamlılık, kalıcılık (bk. b-ḳ-y)
beşer: insan
biçare: çaresiz
derd-i maişet: geçim derdi (bk. a-y-ş)
ders-i ibret: ibret dersi
elem: acı, keder, üzüntü
elîm: üzücü, acı veren
fakr-ı insanî: insanın fakirliği (bk. f-ḳ-r)
firak: ayrılık (bk. f-r-ḳ)
gafil: duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan (bk. ğ-f-l)
gaflet: duyarsızlık, sorumsuzluk, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma (bk. ğ-f-l)
Habibullah: Allah’ın en sevdiği kul olan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (a.s.m.) (bk. ḥ-b-b)
hasr-ı nazar: sadece bir şeye yönelme (bk. n-ẓ-r)
hâtime: sonuç, son bölüm
İstanbul: (bk. bilgiler)
kalb etmek: dönüştürmek
karye: köy
mahvolmak: yok olmak
merdâne: mertçe
müştak: arzulu, çok istekli, aşık
nefis: kişinin kendisi (bk. n-f-s)
perestiş: taparcasına bağlanmak
sür’at peyda etmek: hız kazanmak
talep etmek: istemek (bk. ṭ-l-b)
temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)
ünsiyet: dostluk, yakınlık
ziyadeleşmek: artmak, fazlalaşmak

Hem deme, “Ben de herkes gibiyim.” Çünkü herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Herkesle musibette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır.

Hem kendini başıboş zannetme. Zira şu misafirhane-i dünyada, nazar-ı hikmetle baksan, hiçbir şeyi nizamsız, gayesiz göremezsin. Nasıl sen nizamsız, gayesiz kalabilirsin? Zelzele gibi vakıalar olan şu hadisat-ı kevniye, tesadüf oyuncağı değiller. Meselâ, zemine nebatat ve hayvanat envâından giydirilen, birbiri üstünde, birbiri içinde gayet muntazam ve gayet münakkaş gömlekler, baştan aşağıya kadar gayelerle, hikmetlerle müzeyyen, mücehhez olduklarını gördüğün ve gayet âli gayeler içinde kemâl-i intizamla meczup mevlevî gibi devredip döndürmesini bildiğin halde, nasıl oluyor ki, küre-i arzın, benî Âdemden, bahusus ehl-i imandan beğenmediği bir kısım etvâr-ı gafletin sıklet-i mâneviyesinden omuz silkmeye benzeyen zelzele gibi HAŞİYE-1 mevtâlûd hadisat-ı hayatiyesini, bir mülhidin neşrettiği gibi gayesiz, tesadüfî zannederek, bütün musibetzedelerin elîm zayiatını bedelsiz, hebâen mensur gösterip müthiş bir ye’se atarlar. Hem büyük bir hata, hem büyük bir zulüm ederler. Belki öyle hadiseler, bir Hakîm-i Rahîmin emriyle, ehl-i imanın fâni malını sadaka hükmüne çevirip ibkà etmektir ve küfran-ı nimetten gelen günahlara kefarettir.

Nasıl ki bir gün gelecek, şu musahhar zemin, yüzünün ziyneti olan âsâr-ı beşeriyeyi şirk-âlûd, şükürsüz görüp çirkin bulur. Hâlıkın emriyle, büyük bir zelzele ile bütün yüzünü siler, temizler. Allah’ın emriyle ehl-i şirki Cehenneme döker; ehl-i şükre “Haydi, Cennete buyurun” der.


Haşiye-1

İzmir’in zelzelesi münasebetiyle yazılmıştır.


âli: yüce
âsâr-ı beşeriye: insanların eserleri
bahusus: özellikle
benî Âdem: Âdemoğulları, insanlar
ehl-i iman: iman edenler, mü’minler (bk. e-m-n)
ehl-i şirk: Allah’a ortak koşanlar
ehl-i şükür: şükür ehli, Allah’a şükredenler (bk. ş-k-r)
elîm: acıklı, üzücü
envâ: çeşitler, türler
etvâr-ı gaflet: gaflet davranışları (bk. ğ-f-l)
fâni: gelip geçici, yok olucu (bk. f-n-y)
hadisat-ı hayatiye: hayata ait olaylar (bk. ḥ-y-y)
hadisat-ı kevniye: kâinat ve yaratılışla ilgili olaylar (bk. k-v-n)
Hakîm-i Rahîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan ve çok şefkatli ve merhametli olan Allah (bk. ḥ-k-m; r-ḥ-m)
Hâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)
haşiye: dipnot, açıklayıcı not
hayvanat: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)
hebâen mensur: boşu boşuna
hikmet: gaye, fayda (bk. ḥ-k-m)
ibkà etmek: devamlı ve kalıcı hale getirmek (bk. b-ḳ-y)
kemâl-i intizam: tam bir düzenlilik (bk. k-m-l; n-ẓ-m)
küfran-ı nimet: nimete karşı nankörlük (bk. k-f-r; n-a-m)
küre-i arz: yerküre, dünya
meczup: cezbeye kapılmış, kendinden geçmiş
mevlevî: Mevlevîlik tarikatına mensup kimse
mevtâlûd: ölümcül (bk. m-v-t)
misafirhane-i dünya: dünya misafirhanesi
mücehhez: cihazlanmış, donanmış
mülhid: dinsiz
münakkaş: nakışlı (bk. n-ḳ-ş)
münasebet: bağlantı, ilişki (bk. n-s-b)
muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)
musahhar: boyun eğen, itaat eden
musibetzede: felâkete uğrayan
müzeyyen: süslenmiş (bk. ẓ-y-n)
nazar-ı hikmet: hikmet bakışı (bk. n-ẓ-r; ḥ-k-m)
nebatat: bitkiler
neşretmek: yaymak
nizam: düzen (bk. n-ẓ-m)
şirk-âlûd: şirk karışmış
sıklet-i mâneviye: mânevî ağırlık (bk. a-n-y)
tesadüf: rastlantı
tesadüfî: rastlantı
vakıa: olay
ye’s: ümitsizlik
zayiat: kayıplar
zelzele: deprem, sarsıntı
zemin: yer
ziynet: süs (bk. z-y-n)

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, On Dördüncü Söz, Hâtime, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.239

ENGLISH

Now generosity requires liberality; compassion cannot dispense with beneficence; and awesomeness and honour make it imperative that the discourteous be chastised. But not even a thousandth part of what that generosity and awesomeness require is to be seen in this realm. The oppressor retains his power, and the oppressed, his humiliation, as they both depart and migrate from this realm. Their affairs are, then, left to the same Supreme Tribunal of which we speak.  – Readings from the Tenth Word “Resurrection and the Hereafter” – 2




















ÖNSÖZ – GENÇLİK REHBERİ OKUMALARI – 1

Bu sayfada Gençlik Rehberi ile ilgili okumalardan ilki yani Önsöz yer almaktadır. Önsözde geçen bazı kelimeler, kavramlar, ifadeler, kişiler ve yerler açıklanmaktadır. Ayrıca önsözde verilen bilgileri içeren bir Kahoot bilgi yarışmasının da bağlantısı paylaşılmaktadır.

Gençlik Rehberi Kapak
Gençlik Rehberi Kapak

Risale-i Nur Külliyatından

Gençlik Rehberi

Müellifi

Bedîüzzaman Said Nursi


Risale: Mektub. * Bir ilme dair yazılmış küçük kitap. * Haber göndermek. * Elçinin götürdüğü mektub, name. * Fık: Bir kimsenin sözünü veya emrini başka birisine tebliğ etmek.

Risale-i Nur: f. Nurun Risalesi. Kur’an’dan alınan âyetlerin tefsiri ile tahkikî iman dersi veren kitap. Büyük mücahid Bediüzzaman Hazretlerinin eserleri. (Risale-i Nur’un vazifesi:… Hayat-ı ebediyeyi mahveden ve hayat-ı dünyeviyeyi de dehşetli bir zehire çeviren küfr-ü mutlaka karşı, imanî olan hakikatlarla, gayet kat’i ve en mütemerrid zındık feylesofları dahi imana getiren kuvvetli bürhanlarla Kur’ana hizmet etmektir. Ş.)

Külliyat: (Külliyet. C.) Bütün. Hepsi. Hepsi birden. Bir müellifin bütün eserleri.

Risale-i Nur Külliyatı:

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin yazdığı eserlerin toplandığı kitapların bütünüdür. Risale-i Nur Külliyatı içinde yer alan kitaplardan bazıları:

Sözler

Mektubat

Lem’alar

Şualar

Barla Lâhikası

Kastamonu Lâhikası

Emirdağ Lâhikası – I

Emirdağ Lâhikası – II

Sikke-i Tasdik-i Gaybi

Tarihçe-i Hayat

Mesnevi-i Nuriye

İşaratü’l-İ’caz

Asa-yı Musa

Muhakemat

Bu kitaplar büyük kitaplardır ayrıca Külliyattan alınmış küçük kitaplar da bulunmaktadır. Bunlardan birisi de Gençlik Rehberi kitabıdır.

Bunların dışında Eski Said Dönemine ait İlk Dönem Eserleri de yayınlanmıştır.

Risale-i Nur Külliyatı
Risale-i Nur Külliyatı
Risale-i Nur Külliyatı Şeması
Risale-i Nur Külliyatı Şeması

Gençlik Rehberi:

Gençlik Rehberi (Osmanlıcaگنچلك رهبرىSaid Nursî‘nin eseri. Risale-i Nur koleksiyonunun müstakil kitaplarında geçen gençlik, iman ve ahiret konulu kitapçıklardan derlenmiştir.

Eserin 1952 yılında İstanbul’da basılması dolayısıyla Said Nursi ve eseri bastıran üniversite öğrencisi mahkemeye verilmiş, mahkeme beraatle neticelenmiştir.[1]

Kitapta, gençleri asrın çekici günahlarından sakındırmak için, İslam inancına göre haram olan her lezzetin netice vereceği kabir ve cehennem azabının yanı sıra, bu lezzetlerin hemen sonrasında beraberinde getirdiği bu dünyadaki manevi acıları gösterme metodu izlenmiştir. Böylelikle insanların akıllarını tatmin ederek, manevi hayatı zehirleyen günahlara karşı vicdanlarda ve akıllarda bir kaçınma isteği oluşturulması hedeflenmiştir.

Gençlik Rehberi Mahkemesi Gazete Haberi
Gençlik Rehberi Mahkemesi Gazete Haberi
Gençlik Rehberi Mahkemesi
Gençlik Rehberi Mahkemesi

Müellif: (Ülfet. den) Te’lif eden. Kitab tertib eden, kitab yazan. Kitab meydana getiren.
İmtizac ettiren.

Bedîüzzaman:

Zamanın bedi’i olan. Zamanında kendisi gibi görülmedik olan. Kimseye benzemiyen ve zamanın garib ve acibi bulunan. Bilinmeyen taraflariyle Bediüzzaman Said Nursî isimli eserin kronolojik fihristinden seçmeler:

1894 – 1895- Müsbet ilimleri tetkik ve kısa zamanda her birisine vâkıf olması.- “Bediüzzaman” lâkabının verilmesi.- 80-90 cild kitabı üç ayda bir defa ezberden tekrarlaması.

1907- İstanbul’a üniversite açtırmak niyetiyle gelmesi. – Şekerci Hanı’nın kapısına ” Her suale cevap verilir” levhasını asıp âlimleri sual sormaya dâveti.- Sultan Abdülhamid’e Şarkta üniversite açılması için müracaatı.

1909 – 31 Mart’ta Bediüzzaman’ın yatıştırıcılığı.- İsyan etmiş olan sekiz taburu itaate getirmesi – Bediüzzaman’ın Divan-ı Harb’e verilişi.- Divan-ı Harb’de beraet edişi ve serbest bırakılması.

1911 – 1914- Şam’a gelişi ve Câmi-i Emeviye’de muhteşem bir hutbe irad etmesi.- Sultan Reşad’la beraber Rumeli seyahatine çıkması. – Van’a gitmesi ve Şark Üniversitesinin temelini attırması.

1915 – 1916- Milis Kumandanı Bediüzzaman, Pasinler cephesinde Ruslarla çarpışıyor.- Bediüzzaman’ın Ruslara esir düşmesi.

1918- Bir bahar günü Bediüzzaman’ın Kosturma’dan firar edişi.-

17 Haziran 1918 : Bediüzzaman’ın Varşova, Viyana ve Sofya tarikıyla İstanbul’a avdeti.- Enver Paşa’nın vazife teklifini kabul etmeyen Bediüzzaman’a Harbiye Nezareti ikramiye ve harb madalyası veriyor.-

13 Ağustos 1918 : Ordu-yu Hümayun’un tavsiyesiyle Dâr-ül Hikmet’e âzâ oluşu.

1920- İngiliz işgaline karşı “Hutuvât-ı Sitte” yi neşrederek mücadele etmesi.

1922- Bediüzzaman güz mevsiminde İstanbul’dan Ankara’ya geliyor.-

9 Kasım 1922: Bediüzzaman’a Meclis’te hoşâmedî yapılması.

1923 -19 Ocak 1923 : Bediüzzaman Meclis’te mebuslara hitaben bir beyanname neşrediyor.-

17 Nisan 1923 : Ankara’da umduğunu bulamayan Bediüzzaman’ın Van’a gitmek üzere yola çıkması.

1925 – 1927-Bediüzzaman’ın Van’dan nefyi. – Isparta’da bir müddet kalan Bediüzzaman önce Eğridir oradan da Barla’ya getiriliyor.- Risale-i Nur’lar te’lif edilmeye başlanıyor.

1934 -Yaz ortalarında Barla’dan alınan Bediüzzaman’ın Isparta’ya getirilişi.-

27 Nisan 1935 : Dahiliye Vekili Şükrü Kaya ve Jandarma Umum Kumandanı askerî bir kıt’a ile Isparta’ya geliyor ve Bediüzzaman tevkif olunuyor.- Tevkif edilen Bediüzzaman ve talebeleri, muhakeme edilmek üzere Eskişehir’e götürülüyor.

1936 -27 Mart 1936 : Tahliye edilen Bediüzzaman, Kastamonu’da ikamete mecbur ediliyor.

1943 – 20 Eylül 1943 : Bediüzzaman’ın tevkif edilerek Çankırı yoluyla Ankara’ya getirilmesi.

1944 – Denizli mahkemesinin başlaması.-

15 Haziran 1944 : Denizli Ağır Ceza Mahkemesi Bediüzzaman’ın beraetini ilân ediyor.-

Ağustos 1944 sonlarında Ankara’dan gelen emirle Bediüzzaman Emirdağ’da ikamete mecbur ediliyor.

1948-23 Ocak 1948 : Emirdağ’da kış ortasında Bediüzzaman ve talebelerinin tevkif edilişi ve Afyon mahkemesine sevki.-

6 Aralık 1948 : Afyon Mahkemesinin mevhum ve mesnedsiz iddialarla Bediüzzaman ve talebelerine mahkûmiyet kararı verişi ve temyiz.

1952- Ocak 1952 de İstanbul’da mahkeme için gelen Bediüzzaman Sirkeci’de Akşehir Palas Oteline yerleşti.-

5 Mart 1952 Salı: Bediüzzaman’ın Gençlik Rehberi dâvasından beraeti.

1958- Nur Risalelerinin ve bu arada Tarihçe-i Hayat’ın matbaalarda neşredilmesi.-

23 Mart 1960 Çarşamba : Bediüzzaman Ramazan’ın 25. günü gece saat 03.00 civarı Urfa’da bu fani âleme veda etti.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Biyografisi - 1
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Biyografisi – 1
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Biyografisi - 2
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Biyografisi – 2

Üstad: (Üstaz) İlim veya san’atta üstün olan kimse. Usta, san’atkâr. Muallim, profesör. Bilgide veya san’atta veya amelde meharetli zât.

Said Nursi:

Bediüzzaman kimdir; kısaca bir bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad Bediüzzaman’ın kimliği gerçek manada ancak eserlerinin tamamında kendini gösterir.

Ben imanın cereyanındayım. Karşımda imansızlık cereyanı var. Başka cereyanlarla alâkam yok…”(1)

diyen bu büyük insan, bütün ömrü boyunca aynı çizgide bir manevi cihat yapmış ve milyonların imanının kurtuluşuna vesile olmuştu. Onun hayatı hakkında bilgi edinmekte en temel kaynak Tarihçe-i Hayat isimli eserdir. Bizzat kendisinin tashihinden geçmiş olan bu eser sorunuza güzel bir cevaptır.

Bununla birlikte Üstad’ın hayatının bir özetini aşağıda takdim ediyoruz:

Bediüzzaman Said Nursî, 1878’da Bitlis vilayetine bağlı Hizan ilçesi Nurs köyünde dünyaya geldi. Çocukluğunda çevresindeki medreselerde eğitim gördü. Kendisinde görülen harikulade zeka ve hafıza sebebiyle, önceleri Molla Said-i Meşhur diye tanındı. Daha sonra “Zamanın Harikası” anlamında “Bediüzzaman” ünvanıyla şöhret buldu.

Molla Said-i Meşhur

Talebelik yıllarında temel İslamî ilimlerle ilgili doksan kitabı ezberledi. Her gece bunlardan birini tekrar ediyordu. Bu tekrarlar O’nu, Kur’an ayetlerini derinlemesine anlamasına birer basamak oldu ve her bir Kur’an ayetinin bütün kâinatı ihata ettiğini gördü.

1900’lü yılların başında doğuda Medresetü-z Zehra adında, din ve fen ilimlerinin birlikte okutulduğu bir İslam üniversitesi kurmak fikriyle hilafet merkezi olan İstanbul’a geldi ve hayatı boyunca bu fikrini gerçekleştirmek için gayret gösterdi. Doğrudan, istediği şekilde bir üniversite kuramamakla birlikte memleketin her tarafında şubeleri bulunan yaygın bir medrese sistemi tesis etti.

I. Dünya Savaşı yıllarında doğu cephesinde gönüllü alay komutanı olarak hizmet etti. Savaş esnasında yaralanıp iki buçuk yıl Rusya’da esir kaldı. 1917’deki Bolşevik İhtilali esnasındaki kargaşadan yararlanıp esaretten kurtuldu. Dönüşte, Genelkurmay’ın kontenjanından Osmanlı’nın en üst düzey dinî danışma merkezi olan Darü’l-Hikmeti’l-İslamiye‘de görev yaptı. İngilizlerin İstanbul’u işgali yıllarında onların aleyhinde Hutuvat-ı Sitte adıyla bir risale neşretti.

Anadolu’da başlatılan İstiklal mücadelesine destek verdi.

1925 yılında Van’da eğitim faaliyetlerinde bulunurken, o sırada meydana gelen Şeyh Said hareketi sebebiyle, bu harekete karşı çıktığı hâlde, tedbir olarak önce Burdur’a, ardından Isparta ve Barla’ya gönderildi. Burada sekiz yıl kaldı. Risale-i Nur isimli Kur’an tefsirinin çoğu bölümlerini burada yazdı. Eserleri ve fikirleri sebebiyle Eskişehir Mahkemesine sevk edildi.

Sürgüne gönderildiği Kastamonu’da eserlerini yazmaya devam etti. 1943’te Denizli Mahkemesi’ne, 1948’de Afyon Mahkemesi’ne sevk edildi. Mahkemeler beraatla neticelendi.

1950’de çok partili hayata geçildiğinde, dini hak ve hürriyetler genişledi. Bediüzzaman, bu dönemde eserlerini matbaalarda bastırdı.

Bediüzzaman Said Nursi, 23 Mart 1960’ta Urfa’da Hakk’ın rahmetine kavuştu.

(1) bk. Mektubat, On Altıncı Mektup.

Selam ve dua ile…
Sorularla Risale Editörü


Önsöz

Bu Gençlik Rehberi, yeni harfle basıldığı gibi, eski harfle Isparta’da dahi teksir edilip, hükûmetin ve zabıtanın ilişmemesi ve her tarafta iştiyakla okunması ve intişarı gösteriyor ki; bu Rehber’in millete, hususan gençlere çok menfaati var. Yalnız Ankara’nın emniyet müdürü elliikinci sahifede beşinci satırında “dinî tedrisat için hususî dershaneler açılmağa izin verilmesine binaen” cümlesini okumadan, sekizinci satırdaki “Mümkün olduğu kadar her yerde küçük birer dershane-i Nuriye açmak lâzımdır” cümlesine ilişmişti. Demek sonra hakikatini anlamış ki, daha intişarına mâni’ olmadı.


“Hüve Nüktesi” gerçi derindir, herkes birden kavramaz. Fakat o nükte, tabiiyyunun ve ehl-i küfrün temel taşını parça parça ettiği gibi, muannid feylesofları hayretler içinde bırakıp çoklarını imana getirmiş. Hem o nükte anahtarıyla açılan âlem-i misaldeki seyahat-ı maneviye miftahı ile, âhiretin bir sineması “aynelyakîn” görülmüş. Fakat çok ince olmasından neşredilmedi.

Bedîüzzaman

Said Nursî

* * *

Ön söz: Kitapların giriş kısmına konulan, o eserin konusunu, amacını, işleniş biçimini anlatan yazı, sunuş, söz başı, ön deyi, mukaddime:

yeni harf:

Harf Devrimi, Türkiye’de 1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı “Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun”un kabul edilmesi ve yeni alfabenin yerleştirilmesi sürecine genel olarak verilen isimdir. Kanun, 3 Kasım 1928 günü Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu yasanın kabulüyle o güne kadar kullanılan Arap harfleri esaslı Osmanlı alfabesinin resmiyeti son buldu ve Latin harflerini esas alan Türk alfabesi yürürlüğe kondu.

eski harf:

Osmanlı alfabesi (Osmanlı Türkçesiالفبا elifbâ), 1928’de Latin tabanlı Türk alfabesi kabul edilinceye dek Osmanlı Türkçesini yazmak için kullanılmış bir Fars-Arap alfabesi uyarlamasıdır.

Osmanlıca Gençlik Rehberi Kitap Kapağı - Hayrat Neşriyat
Osmanlıca Gençlik Rehberi Kitap Kapağı – Hayrat Neşriyat

Isparta:

Isparta, Türkiye’nin güneybatısında yer alan bir ildir. Akdeniz Bölgesi’nin kuzeyindeki Göller Yöresi’nde bulunan Isparta ili; batıda Burdur, kuzeyde Afyonkarahisar, doğuda Konya, güneyde ise Antalya ile çevrilidir.

teksir etmek:

Yazıyı çoğaltmak.

Yazının eski bir teknik olan teksir makinesi ile elle çoğaltılmasıdır.

– 1946’ ya kadar telifat orijinal olarak elle, Osmanlıca yazılıp çeşitli şekil ve tarzlarda etrafa gönderilmiş ve elle çoğaltılarak yayılmıştır.

Üstad Hazretleri yarım ümmi olmasından, okuması var, fakat yazısı yoktu. Tüm hayatı boyunca kendi el yazısıyla yazdığı risale sayısı çok azdır. Risaleler kendi yanında bulunan Husrev Ağabey, Şamlı Hafız Tevfik Ağabey vb. Nur talebeleri tarafından yazılıyordu. Katiplerin sayısını net olarak ifade edemeyeceğiz. Ancak toplam, yedi-sekiz katip olabileceğini tahmin ediyoruz.

– 1946’ da üç teksir makinesi alınarak, risaleler kolayca çoğaltılıp istifadesi temin edilmiştir.

Bediüzzaman’ın “bin kalemli kâtip” sözüyle tarif ettiği teksir makinesi. Bu makine, Ahmet Nazif Çelebi ile oğlu Salâhaddin Çelebi tarafından İnebolu’ya getirilen ve Risâlelerin çoğaltılmasında bir çığır açan orijinal makinenin ta kendisi.
Bediüzzaman’ın “bin kalemli kâtip” sözüyle tarif ettiği teksir makinesi. Bu makine, Ahmet Nazif Çelebi ile oğlu Salâhaddin Çelebi tarafından İnebolu’ya getirilen ve Risâlelerin çoğaltılmasında bir çığır açan orijinal makinenin ta kendisi.

– 1950 yılına kadar teksir makineleriyle çoğaltılan risaleler; 1950’den sonra Latin harfleriyle Türkçe olarak matbalarda basılmaya başlanmıştır. Yeni harfle matbada ilk basılan eser, Üstadımız’ın Küçük Tarihçe-i Hayat’ıdır.

– 1954’ den itibaren de Külliyat’ın matbalarda Latin harfleriyle bastırılması azami derecede inkişaf etmiştir.

hükûmet: Bir memleketi idare edenler. Vekiller hey’eti. Devlet.

zabıta: Yurt içinde emniyet ve intizamı korumakla vazifeli devlet kuvveti, polis.

iştiyak: Fazla arzu ve şevk. Tahassür. Hasret çekmek. Özlemek. Göreceği gelmek.

intişar: Dağılmak. Yayılmak. Üremek. * Tıb: Yorgunluktan damar şişip kabarmak. Umumileşmek.

Rehber:

Gençlik Rehberi kitabı kastedilmektedir.

f. Yol gösteren, kılavuz. (Bak: Mürşid)

(…Hem Rabb-ül-Âlemîn, meyve-i âlem olan insana âlemi içine alacak bir vüs’at-ı istidat verdiğinden ve bir ubudiyet-i külliyeye müheyya ettiğinden ve hissiyatça kesrete ve dünyaya mübtelâ olduğundan; bir rehber vasıtasiyle yüzlerini kesretten vahdete, fâniden bâkiye çevirmek istemesine mukabil; en âzami bir derecede, en eblâğ bir surette, Kur’an vasıtasiyle en ahsen bir tarzda rehberlik eden ve risaletin vazifesini en ekmel bir tarzda ifa eden yine bilbedahe O Zâttır… S.)

hususan: Özellikle.

menfaat: Fayda. Kâr. Gelir. İhtiyaç karşılığı olan şey.

Ankara:

Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentidir. İç Anadolu Bölgesinde bulunmaktadır ve İstanbul’dan sonra Türkiye’nin ikinci büyük şehiridir.

emniyet müdürü: İlin genel güvenliğinden valiye karşı sorumlu olan görevli, müdür, idareci, amir.

dinî tedrisat: Dine ait tedrisler. Dine ait ders vermeler. Din ile ilgili eğitim – öğretim.

hususî dershaneler: Özel dershaneler, özel ders verilen yerler.

binaen: …den dolayı, bu sebepten. Mebni ve müstenid olarak. Dayanarak.

dershane-i Nuriye: Risale-i Nur’daki iman hakikatlerinin yazıldığı, okunduğu ve anlatıldığı yer

mâni’ olmadı: Men’etmedi. Geri bırakmadı. Engel olmadı.

Hüve Nüktesi:

Hüve’nin kelime manası ve bu nüktenin muhteviyatını kısaca açıklar mısınız? Yani “Hüve Nüktesi” denilince akla ne gelmelidir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hüve” bir zamirdir ve “O” demektir. Üstad Hazretleri bu risalede, hava unsurunun Allah’ın varlığını ve birliğini nasıl gösterdiğini açıklamakta ve hu (hüve) dememizi temin edecek kadar bir havada bu hakikati ispat etmektedir. O bir parçacık hava, bir anda sesleri taşımak, tohumlaşma, nefesi tazelemek, elektrik, çekme ve itme kuvvetlerinin iş yapmasını temin etmek v.s sayısız işler görmekle, Allah’ın varlığını ve birliğini gösterdiği gibi, hüve zamiri de Allah’a işaret etmektedir.

Burada, hüveden başka bir kelime ele alınıp, izahlar onun üzerinden de yapılabilirdi. “Hüve”nin seçilmiş olmasında ayrı ince nükteler vardır. Yani hüve” zamiri, hem bu kadar işleri bu şuursuz hava zerresine yaptıran sonsuz güç sahibi olan Allah’ı göstermektedir hem de onu söylememize yardım eden bir özellikte yaratılmıştır.

“Hava zerresinden havanın yaptığı bütün bu işleri ona kim yaptırıyor?” sorusuna yine hava zerresi “O zat ancak Allah’tır.” cevabını fıtrat ve hâl diliyle cevap vermektedir.

Selam ve dua ile…
Sorularla Risale Editörü

Hüve Nüktesi
Hüve Nüktesi

Hüve Nüktesi nerede, hangi tarihte ve ne maksatla telif edilmiştir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Nur Âleminin Bir Anahtarı” ile “Hüve Nüktesi”, 1946-1947 yıllarında Emirdağ’ında telif edilmiştir.

“Hüve Nüktesi”, ehl-i zındıkanın fikirlerini çürüten, iki kere iki dört eder derecesinde tevhidi isbat eden, hârika bir eserdir.

Üstadımız bu eserin telif sebebini bir mektubunda şöyle ifade ediyor:

“Ben zannederim ki; ‘Hüve Nüktesi’ gizli zındık düşmanlarımızın bellerini kırmış. Onların istinatgâhı olan tabiat tağutunu, kesif toprakta bir derece saklanabilirken, şeffaf havada, hüve nüktesinden sonra hiçbir cihetle o tağutu saklamak imkânı kalmamış ki; küfr-ü inadi ve temerrüd-i irtidadi sebebiyle adliyeyi aldatıp aleyhimize sevk ediyorlar. İnşallah nurlar adliyeleri lehine çevirip bu hücumunu dahi akim bırakacaktır.”(1)

Burada hedef şahıslar değil fikirler, ideolojiler ve düşüncelerdir.

(1) bk. Şualar, On Dördüncü Şua, Muhtelif Mektuplar.

Selam ve dua ile…
Sorularla Risale Editörü

nükte: İnce mânalı söz, idraki ve anlaşılması nezâket ve zarifliğe dayanan nazik husus. İbarenin asıl mânasından başka olan nazik ve lâtif mânâ, dikkatle anlaşılabilen ince mânâ.

tabiiyyun: Tabiatçılar. Naturalistler. “Her şeyi tabiat yapıyor” diyen, maddeye dalmış, Allah’tan (C.C.) mânen uzaklaşmış kişiler.

ehl-i küfür: küfür ehli, inanmayanlar (bk. k-f-r)

muannid feylesoflar: inatçı, direnen filozof; felsefe ile uğraşan, felsefeci

âlem-i misal:

Rüyâda görülen âlem.

Dünyada mevcud bulunan bütün eşya ve zuhura gelen bütün ef’âlin aynısı ile müretteb ve mütekevvin olan bir tarzı veya âlem-i ruhâninin bir nev’i. (L.R.)

(Gördüm ki: Âlem-i misâl, nihâyetsiz fotoğraflar ve her bir fotoğraf, hadsiz hâdisât-ı dünyeviyeyi aynı zamanda hiç karıştırmıyarak alıyor. Binler dünya kadar büyük ve geniş bir sinema-i uhreviyye ve fâniyatın fâni ve zâil hallerini ve vaziyetlerini ve geçici hayatlarının meyvelerini sermedi temâşâgâhlarda ve Cennette Saadet-i ebediyye ashâblarına dünya macerâlarını ve eski hâtıralarını levhaları ile gözlerine göstermek için pek büyük bir fotoğraf makinesi olarak bildim. S.) (Bak: Âlem-i hâb)

“Alem-i şehadet” ile “alem-i misal” ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Berzah, köprü mânâsına geliyor. Sonbahar; yaz ile kış arasında bir köprüdür; yazdan daha serin, kıştan daha sıcaktır. İlkbahar; kış ile yaz arasında ayrı bir köprüdür; kıştan daha sıcak, yazdan daha serindir.

Bu köprüler her iki âlemle de bağlantılıdırlar. Bir yönleriyle birine, diğeriyle berikine benzerler.

Âlem-i misâl, ruhlar âlemi ile cisim âlemi (alem-i şahadet) arasındaki geçiş âlemi diye tarif edilmiştir.

Berzah kelimesinden anlaşıldığına göre, nasıl toprak sudan daha katı, taştan daha latif ise, âlem-i misâl de şu görünen âlemden daha latif, ama ruhlar âleminden daha kesiftir. Bu yönüyle de ikisi arasında bir köprü gibidir.

Diğer âlemlerin olduğu gibi bu âlemin de küçük bir misali insanda mevcut. Nur Külliyatından, bu misalin, “hayal” olduğunu anlıyoruz. Daha önce gittiğimiz bir beldeyi hayâlimizde canlandırdığımızda, hayal âlemimizde o şehrin bir misali teşekkül eder. İşte bu şehrin aslı âlem-i şehadetten, hayaldeki şekli ise âlem-i misâldendir. Bir aynanın karşısında durduğumuzda iki şahıs karşı karşıya gelir. Bunlardan birisi hakiki, ikincisi ise misalîdir.

Alem-i Misal bir örnek
Alem-i Misal bir örnek

Bu misallerin ışığında diyebiliriz ki, şu gördüğümüz âlemdeki her şeyin, her hâdisenin bir misalinin mevcut olduğu ayrı bir âlem var. Ve o âleme, âlem-i misal deniliyor.

Öte yandan, alem-i misal kâinatta cereyan eden her olayın, her sevap ve günahın şekil giydiği bir âlemdir. Bir sahabî, “rüyasında kendisine süt ikram edildiğini” görür. Allah Resulü (asm.) rüyada süt içmeyi “ilim” olarak tevil eder. Demek ki ilim manası rüyada süt olarak kendini göstermiş oluyor. Alem-i misalde de bunun çok daha ilerisi bir tecelli olduğu anlaşılıyor…

Selam ve dua ile…
Sorularla Risale Editörü

seyahat-ı mâneviye: mânen yapılan seyâhat

miftah: Açan âlet. Anahtar. Kilidleri açan anahtar.

aynelyakîn:

“Hakkelyakîn” ve “aynelyakîn” ne demektir? Bu mertebeye ulaşan kişi, sadece tefekkürü ile Allah´ın isimlerini mi okuyabilmektedir? Yoksa, bir şeyler mi görüyor ve müşahade ediyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Yakin, bir şeyin katilik ve kesinlik kazanmış haline denir. Bir şeyin kati ve kesin olabilmesi de, ancak kuvvetli delil ve ispatlar ile mümkündür. Bu kuvvetli delil ve ispatların da kendi arasında makamları çoktur. İşte ilmelyakin, aynelyakin ve hakkelyakin tabirleri, bu delil ve ispatların kuvvet ve makamına işaret eden özel birer terimdirler.

İmanın bu üç mertebesinin derece ve manasına işaret eden bir misal şöyle ifade edilmiştir;

Bir tepenin arkasında bir ateş yanıyor; biz ise tepenin beri tarafındayız. Dumanından, tepenin ardında bir ateş olduğuna intikalimiz ilmelyakini ifade eder.

Tepenin başına çıkıp ateşi gözümüzle görmemiz aynelyakini ifade eder. Bu yakin, derece ve sağlamlık bakımından öncekinden daha sağlamdır.

Ateşin içine elimizi sokup, ateşi hissetmemiz ise hakkelyakini ifade eder ki, bu mertebe evvel ikisinden daha sağlam ve katiyet ifade eder.

Allah’ın her bir isminin mana ve tecellisini kainat sayfasında görüp okumak, ayrı ve ziyade bir iman mertebesidir.

Mesela birisi Allah’ı on ismi ile tanıyor ve ona göre bir marifet kesp ediyor, diğer birisi ise yirmi ismi ile tanıyıp ona göre marifet kesp ediyor. Elbette ikisinin iman ve marifet mertebesi aynı ve müsavı olmaz. Allah’ın her bir ismi ayrı bir marifet penceresi olup insana ayrı bir iman değeri kazandırıyor. Her penceresinde ayrı bir manzara olan bir sarayın bir iki penceresine hapis olanlar, sarayın sair pencerelerinden ve o pencerelerde tezahür eden manzaralardan da mahrumdurlar.

Ayrıca, Allah’ın isimlerinin tecellilerini görmek ile gaybi alemleri görmek farklı şeylerdir. Allah’ın isimleri maddi manevi her alemde ihata ile tecelli etmiştir. Bu isimleri görmek için ille de gaybi ve manevi alemleri görmek gerekmiyor.

Selam ve dua ile…
Sorularla Risale Editörü

neşr: Neşretmek, yaymak, bir haberi fâşetmek, herkese duyurmak, şâyi kılmak.

KAHOOT BİLGİ YARIŞMASI

ÖNSÖZ - GENÇLİK REHBERİ OKUMALARI - 1 - KAHOOT BİLGİ YARIŞMASI
ÖNSÖZ – GENÇLİK REHBERİ OKUMALARI – 1 – KAHOOT BİLGİ YARIŞMASI

Bu sayfada yer alan bilgiler ile ilgili KAHOOT hesabımızda bir bilgi yarışması yer almaktadır.

Yukarıdaki görseli ya da aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak bu yarışmaya ulaşabilirsiniz.

İsterseniz kendinizi test edebilirsiniz.

İsterseniz arkadaşlarınızla birlikte de yarışabilirsiniz.

Eğer öğretmen ya da belletmenseniz öğrencilerinize bu sayfayı okuttuktan sonra da sınıfınıza ya da grubunuza bu bilgi yarışmasını uygulayabilirsiniz.

Başarılar dileriz.

KAHOOT BİLGİ YARIŞMASI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

https://create.kahoot.it/share/onsoz-genclik-rehberi-okumalar-1-1/f547cffb-b05e-47a9-8f6d-f3f8fda22fee

KAYNAKLAR

https://www.envarnesriyat.com/index.php?route=product/product&product_id=243

https://sorularlarisale.com/

https://www.risaleinur.hizmetvakfi.org/genclik-rehberi/

https://www.yeniasyakitap.com/bediuzzaman-said-nursi/risale-i-nur-kulliyati-8355-ozel-baskili-orta-boy-lugatceli

https://risaleoku.com/oku/gencreh/2

https://tr.wikipedia.org/wiki/Gen%C3%A7lik_Rehberi

https://www.risalehaber.com/said-nursinin-genclik-rehberi-mahkemesinin-bilinmeyenleri-258466h.htm

Gençlik Rehberi Kategorisindeki Tüm İçerikler

https://sorularlarisale.com/bediuzzaman-kimdir-kisaca-bir-bilgi-verir-misiniz

https://sorularlarisale.com/osmanlica-ve-dini-terimler-lugati

https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyatini-sematik-olarak-gosterir-misiniz

https://tr.wikipedia.org/wiki/Harf_Devrimi

https://tr.wikipedia.org/wiki/Osmanl%C4%B1_alfabesi

https://www.hayrat.com.tr/canta-boy-genclik-rehberi-mecmuasi-osmanlica

https://www.yeniasya.com.tr/2009/09/13/guncel/h7.htm

https://sozluk.gov.tr/

http://www.erisale.com/

https://sorularlarisale.com/huvenin-kelime-manasi-ve-bu-nuktenin-muhteviyatini-kisaca-aciklar-misiniz-yani-huve-nuktesi-denilince-akla-ne-gelmelidir

https://sorularlarisale.com/huve-nuktesi-nerede-hangi-tarihte-ve-ne-maksatla-telif-edilmistir

https://sorularlarisale.com/alem-i-sehadet-ile-alem-i-misal-ne-demektir

https://sorularlarisale.com/hakkelyakin-ve-aynelyakin-ne-demektir-bu-mertebeye-ulasan-kisi-sadece-tefekkuru-ile-allahin-isimlerini-mi

Kur’an’da insanın şiddetli şikayet edilmesi, büyük tehditler edilmesi ve müthiş korkutulması hangi hikmete dayanmaktadır, hangi yönden bağdaştırılabilir ve ne şekilde uygun düşer? – Cumartesi Dersleri 14. 5.

https://dersdunyasi.net/ olarak devam ettiğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “Kur’an’da insanın şiddetli şikayet edilmesi, büyük tehditler edilmesi ve müthiş korkutulması hangi hikmete dayanmaktadır, hangi yönden bağdaştırılabilir ve ne şekilde uygun düşer?” sorusu ele alınmaktadır. Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Sözler isimli eserinden On Dördüncü Söz’ün Beşinci Meselesi’dir.

Kur'an'da insanın şiddetli şikayet edilmesi, büyük tehditler edilmesi ve müthiş korkutulması hangi hikmete dayanmaktadır, hangi yönden bağdaştırılabilir ve ne şekilde uygun düşer? - Cumartesi Dersleri 14. 5.
Kur’an’da insanın şiddetli şikayet edilmesi, büyük tehditler edilmesi ve müthiş korkutulması hangi hikmete dayanmaktadır, hangi yönden bağdaştırılabilir ve ne şekilde uygun düşer? – Cumartesi Dersleri 14. 5.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

On Dördüncü Söz

Beşinci Mesele

BEŞİNCİSİ:

وَمَا قَدَرُوا اللهَ حَقَّ قَدْرِهِ وَاْلاَرْضُ جَمِيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ     1

den tut,


Dipnot-1

“Onlar Allah’ın kudret ve azametini hakkıyla bilemediler. Halbuki kıyamet gününde yeryüzü bütünüyle Onun tasarrufundadır; gökler de Onun kudretiyle dürülmüştür.” Zümer Sûresi, 39:67.


ta

 وَاعْلَمُۤوا اَنَّ اللهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ 1 

ye kadar,

hem

 اَللهُ خَالِقُ كُلِّ شَىْءٍ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ وَكِيلٌ 2

den tut,

ta

 يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ 3

e kadar, hem

 خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَ 4 

dan tut, ta

خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ 5

e kadar, hem

مَا شَۤاءَ اللهُ لاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ 6 

den tut,

ta 

وَمَا تَشَۤاؤُ نَ اِلاَّۤ اَنْ يَشَۤاءَ اللهُ 7 

ya kadar hudud-u azamet-i Rububiyeti ve kibriyâ-i Ulûhiyeti tutmuş olan Ezel, Ebed Sultanı, şu âciz ve nihayetsiz zayıf ve nihayetsiz fakir ve nihayetsiz muhtaç ve yalnız cüz’î bir ihtiyarla, icada kabiliyeti olmayan zayıf bir kisble mücehhez benî Âdeme karşı şedid şikâyât-ı Kur’âniyesi ve azîm tehdidatı ve müthiş vaidleri ne hikmete binaendir ve ne vech ile tevfik edilir, ne suretle münasip düşer, demek olan derin ve yüksek hakikate kanaat getirmek için, şu gelecek iki temsile bak.

Birinci temsil:

Meselâ, şahane bir bağ var ki, nihayetsiz meyvedar ve çiçektar masnular, içinde bulunuyorlar. Ona nezaret etmek için pek çok hademeler tayin edilmiş. Bir hizmetkârın vazifesi dahi, yalnız o bağa yayılacak ve içilecek suyun mecrâsındaki deliğin kapağını açmaktır. Ve şu hizmetkâr ise tenbellik etti, deliğin kapağını açmadı. O bağın tekemmülüne halel geldi veyahut kurudu. O vakit, Hâlıkın san’at-ı Rabbâniyesinden ve sultanın nezaret-i şahanesinden ve ziya ve hava ve toprağın hizmet-i bendegânesinden başka, bütün hademelerin o sersemden şekvâya hakları vardır. Zira hizmetlerini akim bıraktı veya zarar verdi.


Dipnot-1

“Bilin ki, Allah, kişinin kalbine ondan daha yakındır.” Enfâl Sûresi, 8:24.

Dipnot-2

“Allah herşeyin yaratıcısıdır. O herşey üzerinde hakkıyla görüp gözeticidir.” Zümer Sûresi, 39:62.

Dipnot-3

“Allah onların gizlediklerini de bilir, açığa vurduklarını da.” Bakara Sûresi, 2:77.

Dipnot-4

“Gökleri ve yeri O yarattı.” A’râf Sûresi, 7:54.

Dipnot-5

“Sizi de, sizin yaptıklarınızı da yaratan Allah’tır.” Sâffât Sûresi, 37:96.

Dipnot-6

“Maşaallah, Allah dilemiş de yaratmış! Kuvvet ve kudret ancak Allah’ındır.” Kehf Sûresi, 18:39.

Dipnot-7

“Allah dilemedikçe siz hiçbir şeyi isteyemezsiniz.” İnsan Sûresi, 76:30.


âciz: güçsüz (bk. a-c-z)
akim: sonuçsuz, verimsiz
azîm: büyük (bk. a-ẓ-m)
benî Âdem: Âdemoğulları, insanlar
binâen: –dayanarak, dolayı
çiçektar: çiçekli
cüz’î: küçük (bk. c-z-e)
Ezel Ebed Sultanı: varlığının başlangıcı ve sonu olmayan kudret ve hakimiyet sahibi Sultan, Allah (bk. e-z-l; e-b-d; s-l-ṭ)
hademe: hizmetçi
hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
halel: eksiklik, zarar
Hâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)
hikmet: sebep, gaye (bk. ḥ-k-m)
hizmet-i bendegâne: kölecesine hizmet etmek
hizmetkâr: hizmetçi
hudud-u azamet-i Rububiyet: Allah’ın varlıklar üzerindeki terbiye ve idare ediciliğinin ve egemenliğinin geniş sınırları (bk. a-ẓ-m; r-b-b)
ihtiyar: irade, tercih, seçme gücü (bk. ḥ-y-r)
kanaat: inanma, razı olma
kibriyâ-i Ulûhiyet: Allah’ın ortak kabul etmeyen ilâhlığının büyüklüğü (bk. k-b-r; e-l-h)
kisb: çalışma
masnu: sanat eseri varlık (bk. ṣ-n-a)
mecrâ: kaynak
meyvedar: meyveli
mücehhez: cihazlanmış, donanmış
münasip: uygun (bk. n-s-b)
nezaret: gözetim (bk. n-ẓ-r)
nezaret-i şahane: son derece güzel bakım ve gözetim (bk. n-ẓ-r)
nihayetsiz: sonsuz
san’at-ı Rabbâniye: herşeyi yaratılış gayelerine göre terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın sanatı (bk. ṣ-n-a; r-b-b)
şedid: şiddetli
şekvâ: şikayet
şikâyât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın şikâyetleri
suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
tayin edilmek: görevlendirilmek
tehdidat: tehditler
tekemmül: olgunlaşma (bk. k-m-l)
temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)
tevfik edilmek: bağdaştırılmak
vaid: korkutma (bk. v-a-d)
vecih: yön
ziya: ışık

İkinci temsil:

Meselâ, cesîm bir sefine-i sultaniyede, âdi bir adam cüz’î vazifesini terk etmesiyle, bütün gemideki vazifedarların netâic-i hidematına halel getirdiğinden ve bazı da mahvettiğinden, bütün o vazifedarlar namına gemi sahibi ondan şedit şikâyet eder. Kusur sahibi ise diyemez ki, “Ben bir âdi adamım; ehemmiyetsiz ihmalimden şu şiddete müstehak değilim.” Çünkü, tek bir adem, hadsiz ademleri intaç eder. Fakat vücut kendine göre semere verir. Çünkü birşeyin vücudu bütün şerâit ve esbabın vücuduna mütevakkıf olduğu halde, o şeyin ademi ve intıfâsı, tek bir şartın intıfâsıyla ve tek bir cüz’ün ademiyle, netice itibarıyla mün’adim olur. Bundandır ki, “tahrip, tamirden pek çok defa eshel olduğu” bir düstur-u müteârife hükmüne geçmiştir.

Madem küfür ve dalâlet, tuğyan ve mâsiyet, esasları inkârdır ve reddir, terktir ve adem-i kabuldür. Suret-i zahiriyede ne kadar müsbet ve vücutlu görünse de, hakikatte intıfâdır, ademdir. Öyle ise cinayet-i sâriyedir. Sair mevcudatın netâic-i amellerine halel verdiği gibi, esmâ-i İlâhiyenin cilve-i cemâllerine perde çeker.

İşte bu hadsiz şikâyete hakları olan mevcudat namına, o mevcudatın Sultanı, şu âsi beşerden azîm şikâyet eder. Ve etmesi ayn-ı hikmettir. Ve o âsi, şiddetli tehdidata elbette müstehaktır ve dehşetli vaidlere, bilâşüphe sezâdır.


adem: yokluk
adem-i kabul: kabul etmeme
âdi: basit, sıradan
âsi: isyan eden
ayn-ı hikmet: hikmetin kendisi (bk. ḥ-k-m)
azîm: büyük (bk. a-ẓ-m)
beşer: insan
bilâşüphe: şüphesiz
cesîm: büyük
cilve-i cemâl: güzelliğin görüntüsü (bk. c-l-y; c-m-l)
cinayet-i sâriye: bulaşıcı, salgın cinayet
cüz’î: küçük (bk. c-z-e)
dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)
düstur-u müteârife: bilinen bir kural (bk. a-r-f)
ehemmiyetsiz: önemsiz
esbab: sebepler (bk. s-b-b)
eshel: daha kolay
esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri (bk. s-m-v; e-l-h)
hadsiz: sayısız
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
halel: eksiklik, zarar
icad: var etme, yoktan yaratma (bk. v-c-d)
intaç: netice verme
intifâ: yok olma, bitme
mahvetmek: yok etmek
mâsiyet: günah, isyan
mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)
mün’adim: yok olma
müsbet: olumlu, pozitif
müstehak: layık, hak etmiş (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
mütevakkıf: bağlı
netâic-i amel: yapılan işin neticeleri
netâic-i hidemat: hizmetlerin neticesi
sair: diğer
sefine-i sultaniye: hükümdarlık gemisi (bk. s-l-ṭ)
semere: meyve, netice
şerâit: şartlar
sezâ: layık
suret-i zahiriye: dış görünüş (bk. ṣ-v-r; ẓ-h-r)
tahrip: yıkma, yok etme
tehdidat: tehditler
temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)
tuğyan: azgınlık, isyan ve inançsızlıkta çok ileri gitme (bk. ṭ-ğ-y)
vaid: korkutma, tehdit etme (bk. v-a-d)
vazifedar: görevli
vücut: varlık (bk. v-c-d)

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, On Dördüncü Söz, Beşinci Mesele, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.236

“INVANDRARE” – TRETTON VÄGAR ATT TITTA PÅ EN INVANDRARE – MÖTEN ATT SKRIVA MED PRISVINNANDE FÖRFATTAREN QUYNH TRAN – Tretton sätt att betrakta en koltrast (Walter Stevens)

INVANDRARE - TRETTON VÄGAR ATT TITTA PÅ EN INVANDRARE - MÖTEN ATT SKRIVA MED PRISVINNANDE FÖRFATTAREN QUYNH TRAN - Tretton sätt att betrakta en koltrast (Walter Stevens)

Det här studie handlar om flera skrivuppgifter en invandrare som han har gjort med prisvinnande författaren Quynh Tran och i en skrivargrupp och i en skrivarcirkel i Kävlinge Biblioteket. Rubriken är “Invandrare – Tretton väger att titta på en invandrare” att inspirera från “Tretton sätt att betrakta en koltrast (Walter Stevens).”

INVANDRARE - TRETTON VÄGAR ATT TITTA PÅ EN INVANDRARE - MÖTEN ATT SKRIVA MED PRISVINNANDE FÖRFATTAREN QUYNH TRAN - Tretton sätt att betrakta en koltrast (Walter Stevens)
INVANDRARE – TRETTON VÄGAR ATT TITTA PÅ EN INVANDRARE – MÖTEN ATT SKRIVA MED PRISVINNANDE FÖRFATTAREN QUYNH TRAN – Tretton sätt att betrakta en koltrast (Walter Stevens)
https://dersdunyasi.net/wp-content/uploads/2022/11/INVANDRARE-TRETTON-VAGAR-ATT-TITTA-PA-EN-INVANDRARE-MOTEN-ATT-SKRIVA-MED-PRISVINNANDE-FORFATTAREN-QUYNH-TRAN-Tretton-satt-att-betrakta-en-koltrast-Walter-Stevens.pdf

 

MÖTEN ATT SKRIVA MED PRISVINNANDE FÖRFATTAREN QUYNH TRAN

Tretton sätt att betrakta en koltrast (Walter Stevens) –

“INVANDRARE” – TRETTON VÄGAR ATT TITTA PÅ EN INVANDRARE

FÖRSTA MÖTET

Det fanns en aktivitet höst av 2022 i Kävlinge Bibliotek.

Det aktivitetsnamn var “Skrivarcirkel med Quynh Tran”

Annonsen sa att det:

“Kom igång med ditt skrivprojket tillsammans med prisvinnande författaren Quynh Tran (Borås tidnings debutantpris 2022 för sin roman Skugga och svalka.)

Quynh Tran är med vid båda träffarna –  – uppstart lördag 10 september & uppföljning 19 november. …”

Författare Quynh gav första uppgift till deltagare 10 september i första mötet. Uppgiften var att skriva en flödesskrivning.

Alla deltagare har skrivit någonting. I skrivargrupp säger och skriver en deltagare:

“Jag kom på biblioteket idag för att träffa en författare, en prisbelönt författare.

En grupp personer sitter med honom i rummet på biblioteket. Jag säger  “Hej alla!” och jag sitter bredvid honom. Han är ung och jättesnäll.

Vi börjar prata och presenterar varandra. Alla talar om sig själva och sina tankar.

Och han gav första uppgiften. Skrivuppgift.

Uppgiften är att skriva för flödesskrivning. Jag börjar skriva men jag vet inte vad jag skall skriva. Plötsligt tänker jag skriva om idag.

Hur kom jag hit? Hur hörde eller såg jag denna aktivitet? Varför kom jag hit? Vad vill jag göra? Jag tänker och tänker.

Jag såg en annons en gång på biblioteket. Och andra dagen, på en annan plats såg jag annonsen igen. Ja, jag vill gå dit, till den aktiviteten när jag såg annonsen, för aktiviteten lät intressant. Jag tänkte att det är bra för mig att gå till den aktiviteten.

Jag har en webbsida som jag skriver och designer. En aktivitet med en prisbelönt författare skulle kunna bli jättebra för mig och min webbsida.

Mitt liv ändrades en gång förut när jag träffade en författare som heter Bediuzzaman Said Nursi i Turkiet. Hans böcker heter Risale-i Nur. Eftersom jag såg hans böcker blev detta en helt ny värld för mig.

Om jag möter författare Quynh Tran och läser hans böcker, blir det kanske ett nytt liv och en ny värld för mig en gång till. Han ger oss inspiration att skriva och läsa böcker.

Vem vet?”

ANDRA MÖTET

Skrivargruppen som heter “Skrivarcirkel med Quynh Tran” bestämde sig för att träffas en eller flera gånger och prata innan nästa möte med Quynh den 19 november på biblioteket.

Ny träff var tisdagen den 10 oktober 2022 klockan 18:30. Författaren Quynh Tran skulle inte komma. Men han skickade en ny uppgift. Den här:

“Hej på er!

Hoppas ni har det bra i höstsolen. Idag kommer jag inte att vara med, men jag vill dela med mig av en skrivövning som förhoppningsvis kommer att få i gång er!

Instruktion:

Tänk ut en sak ni vill skriva om.

Det är bra om man utgår från en konkret sak,

till exempel “bord” eller “träd” eller “säng” eller “arm”.

När ni har bestämt er för vad ni vill skriva om ska ni beskriva den saken på 13 olika sätt.

Hur ni gör bestämmer ni själva, men tanken är ni ska ha en text bestående av 13 punkter när ni är klara.

En punkt kanske bara blir några ord medan en annan kan växa och bli hur lång som helst.

Försök skriva alla 13!

Skriv i minst 10 minuter!

Pause inte!

Skrivövningen är inspirerad av en dikt av Wallace Stevens som heter Thirteen Ways of Looking at a Blackbird (1917).

Jag skickar med den svenska översättningen (Tretton sätt att betrakta en koltrast).

Om ni vill läsa den tillsammans kan ni gå varvet runt och alla läser en punkt var, tills dikten tagit slut.

Vid nästa träff (19 november) kommer vi att prata om hur det har gått med ert skrivande;  om ni har skrivit eller inte skrivit, och hur det känns.

Om ni har skrivit – ta gärna med något av det!

Ni får också gärna ställa frågor om allt möjligt som har med skrivande att göra;

skrivprocessen, förlagsvärlden, litteratur i allmänhet … Vad som helst egentligen!

Jag ser fram emot att träffa er igen.

Varma hälsningar.

Quynh”

Tretton sätt att betrakta en koltrast (Walter Stevens)

1

Bland tjugo snöiga berg,

det enda som rörde sig

var koltrastens öga.

2

Jag hade tre medvetanden,

som ett träd

i vilket det finns tre koltrastar.

3

Koltrasten virvlade i höstvindarna.

Det var en liten del av pantomimen.

4

En man och en kvinna

är ett.

En man och en kvinna och en koltrast

är ett.

5

Jag vet inte vilket jag föredrar,

skönheten i tonfall

eller skönheten i antydningar,

koltrastens visslande

eller strax efter.

6

Istappar fyllde det långa fönstret

med barbariskt glas.

Koltrastens skugga

korsade det, av och an.

Lynnet

skönjde i skuggan

en outgrundlig sak.

7

Om magra män från Haddam,

varför drömmer ni om gyllne fåglar?

Ser ni inte hur koltrasten

vandrar kring kvinnornas

fötter omkring er?

8

Jag känner upphöjda tonfall

och klara oundvikliga rytmer;

men jag känner även

att koltrasten är förbunden

med vad jag känner.

9

När koltrasten flög ur sikte

markerade det randen

till en av många cirklar.

10

Vid åsynen av koltrastar

flygande i ett grönt sken

vill även välljudets kopplerskor

skrika skarpt.

11

Han åkte över Connecticut

i en glasvagn.

En gång trängde fruktan sig på

i det han misstog

skuggan av sitt ekipage

för koltrastar.

12

Floden är i rörelse.

Koltrasten måste flyga.

13

Det var kväll hela eftermiddagen.

Det snöade

och det skulle bli mer snö.

Koltrasten satt

på cederns grenar.

Tisdagskvällen den 10 oktober 2022 träffades skrivargruppen utan författare Quynh. Skrivargruppen pratade om den nya uppgiften som författaren Quynhs gav dem.

Till nästa möte måste de skriva sina exempel. De bestämde nästa träff till tisdagskvällen den 8 november 2022 klockan 18:30-20:00.

TREDJE MÖTET

Den 8 november skulle alla berätta vad de har skrivit. En av dem är:

“INVANDRARE”

TRETTON VÄGAR ATT TITTA PÅ EN INVANDRARE

1

Varför skulle människan bli invandrare, tänker ni.

Varför skulle man lämna sitt hemland där man är född och som man älskar?

Kanske letar hen efter någonting.

Men vad är det?

2

Att bli invandrare är svårt,

Men man måste ge sig iväg,

Eftersom man är hungrig,

Det finns inga jobb,

Eftersom det inte finns någon soppa eller annan mat.

3

Invandrare måste gå,

Eftersom de som inte vill ha dig i landet,

Eftersom det regnar bomber i från luften varje dag.

Varför dödar man?

Man vet inte varför de dödar.

Man vet inte!

4

Invandrare måste åka,

Man döms till fängelse om man inte åker,

Om man inte åker kommer man inte att kunna tala fritt.

Alltid kommer man att bli tystad.

Om man inte åker blir man inte sig själv.

5

Invandrare behöver åka,

De letar efter en ny värld,

Hen letar efter lugn och ro,

Hen undrar,

Vad händer i andra världar?

6

Men när du är invandrare börjar allt igen.

Faktiskt börjar allt igen!

Ett nytt land,

Ett nytt språk,

En ny kultur,

Kanske får man börjar leva från noll igen.

7

Att bli invandrare är svårt,

Eftersom man seglar till en annan värld, som man inte vet någonting om.

Man vet inte vem man ska träffa,

Kanske bli man beskjuten från motsatta håll.

Kanske kommer man att drunkna i en flod eller i ett kallt hav.

Kanske ska de tortera en i ett annat land? Vi letar efter lugn och ro.

Att bli invandrare är svårt,

Men en förhoppning, kanske …

8

Invandrare vill överleva.

Invandrare vill inte vara en påfrestning för någon,

Invandrare, vill känna att hen existerar,

Bara leva,

Självständigt,

Med sina egna värden,

Men man måste integrera med samhället, i harmoni.

9

Invandrare vill älska, älska de också,

Både, landet de från kom,

Och landet de åkte till,

Eftersom de har fötts i ett land, har växt upp, de har sina minnen,

För att man lever i ett annat land, man skapar nya minnen.

10

Invandrare har drömmar,

En ny värld, en ny värld,

I fred, lugn och ro,

En ny värld.

11

Invandrare är en passagerare faktiskt,

Egentligen är alla människor en resande.

Från själars värld,

Från din mammas mage,

Från barndom,

Från ungdom,

Från ålderdom,

Från död,

Från grav,

Från uppståndelse,

Från bron till paradiset,

Till evigheten är en resande på en väg.

Man skulle inte stanna längre i det landet.

Hen ska åka till den andra världen,

Snart, en önskan att åka till paradiset.

12

Invandrare önskar inte paradiset, men evighet.

Att leva i evighet.

13

Egentligen letar invandrare efter en sak,

Den som har skapat oss,

Det är evinnerligt,

Det är evigt,

Letar efter oändlig kärlek,

Gud, Allah.

FJÄRDE MÖTET

Sista mötet var lördagen den 19 november 2022 och de som skrivargrupp var alla tillsammans med författaren Quynh Tran i Kävlinge Bibliotek. Alla pratade om de hade klarat skrivuppgiften innan. De berättade om sina känslor om skrivuppgifter för varandra.

Quynh Tran gav dem sedan en ny skrivuppgift. Den var att skriva om framtiden men de måste skriva i en minut vad tänker om den. Quynh hade hållit tid en minut och alla har skrivit snabb. När minuten var slut stannade alla. Och alla sa vad har skrivit. I skrivargrupp säger och skriver en deltagare:

“Jag tänker att framtiden skulle kunna bli jättebra. Jag hoppas det blir frid, lugn och ro.”

Sedan fortsatte alla att skriva om framtiden. Efter fem minuter slutade alla eftersom som författaren Quynh Tran hade hållit tid. Alla hade skrivit om framtid mellan fem minuter. I skrivargrupp en deltagare har fortsatt:

“Jag tänker att framtid skulle kunna bli jättebra. Jag hoppas det blir frid, lugn och ro.

Eftersom människan letar efter lugn och ro, fred, frid och … (tre punkter)

Man vill inte dö, man vill leva i en framtid i lugn och ro. Man vill få oändlig kärlek, man vill hitta den.

Vem skapade oss?

Man kommer till världen och man lever en kort tid i världen då man går. Efter?

Var man går efter döden?

Vet någon det?

Kanske några vet det. Kanske profeter vet det.

Vi måste fråga dem. …”

Alla berättade om vad de har skrivit. Alla hade blivit glada att de hade skrivit. Ibland skrattade de alla, ibland tänkte, ibland log …

Skrivuppgifterna var mycket bra för alla. De tackade författaren Quynh Tran mycket, som också tackade alla deltagare, som skrivit och lyssnat på varandra.


SVENSKA / İSVEÇÇE / SWEDISH






https://www.koranensbudskap.se/translations.aspx?chapterID=4&langID=1&p=3




POSTER 5: SAHİBİ KİM?

POSTER 5: SAHİBİ KİM?

Bu poster çalışmasında; “Sahibi Kim?” diye sorularak herkes düşünmeye davet ediliyor, özellikle bir köyün muhtarsız olamayacağı, bir iğnenin ustasız ve sahipsiz olamayacağı, bir harfin katipsiz yani o harfi yazan birisi olmadan yazılamayacağı vurgulandıktan sonra;

Nasıl olurda bu kadar mükemmel bir şekilde işleyen bu kainat sahipsiz ve hakimsiz yani ona hükmeden birisi olmadan işleyebilir diye sorularak herkes düşünmeye davet ediliyor.

Son olarak poster başlığında madem sahipsiz olamaz o halde “Sahibi Kim?” diye sorularak cevap bulmamız isteniyor.

Ayrıca diğer poster çalışmaları için lütfen;

POSTERLER

sayfamızı inceleyiniz.

https://dersdunyasi.net/wp-content/uploads/2020/08/POSTER-5-Sahibi-Kim.pdf

Bir köy muhtarsız olmaz.

Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz.

Bir harf kâtipsiz olamaz, biliyorsun.

Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur?

KAYNAKLAR

Sözler, Onuncu Söz, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2016

http://erisale.com/#content.tr.1.83

Metnin yer aldığı sayfa aşağıda incelenebilir. Ayrıca ilgli sayfanın sözlüğü de yer almaktadır:

Evvelâ o sersem dedi: “Padişah kimdir? Tanımam.”

Sonra arkadaşı ona cevaben: “Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur? Ve bu kadar çok servet—ki, her saatte bir şimendifer HAŞİYE-1 gaipten gelir gibi, kıymettar, musannâ mallarla dolu gelir, burada dökülüyor, gidiyor—nasıl sahipsiz olur? Ve her yerde görünen ilânnameler ve beyannameler ve her mal üstünde görünen turra ve sikkeler, damgalar ve her köşesinde sallanan bayraklar nasıl mâliksiz olabilir? Sen, anlaşılıyor ki, bir parça firengî okumuşsun. Bu İslâm yazılarını okuyamıyorsun. Hem de bilenden sormuyorsun. İşte, gel, en büyük fermanı sana okuyacağım.”

O sersem döndü, dedi: “Haydi, padişah var. Fakat benim cüz’î istifadem ona ne zarar verebilir? Hazinesinden ne noksan eder? Hem burada hapis mapis yoktur; ceza görünmüyor.”

Arkadaşı ona cevaben dedi: “Yahu, şu görünen memleket bir manevra meydanıdır. Hem sanayi-i garibe-i sultaniyenin meşheridir. Hem muvakkat, temelsiz misafirhaneleridir. Görmüyor musun ki, hergün bir kafile gelir, biri gider, kaybolur. Daima dolar, boşalır. Bir zaman sonra şu memleket tebdil edilecek; bu ahali başka ve daimî bir memlekete nakledilecek. Orada herkes hizmetine mukabil ya ceza, ya mükâfat görecek” dedi.

Yine o hain sersem, temerrüt edip, “İnanmam. Hiç mümkün müdür ki bu memleket harap edilsin, başka bir memlekete göç etsin?” dedi.


Haşiye-1

Seneye işarettir. Evet, bahar, mahzen-i erzak bir vagondur, gaipten gelir.


ahali: halk
beyanname: açıklama belgesi (bk. b-y-n)
cüz’î: küçük, az (bk. c-z-e)
dehalet etmek: sığınmak, aman dilemek
ferman: buyruk
feylesofâne: felsefeci gibi
firengî: Batı kültürü
gaip: görünmeyen âlem (bk. ğ-y-b)
hâkim: hükümdar, idareci (bk. ḥ-k-m)
harap: yıkılma, yok edilme
haşiye: dipnot, açıklayıcı not
ilânname: duyuru
intizam: düzen (bk. n-ẓ-m)
istifade: faydalanma, yararlanma
istihdam edilmek: çalıştırılmak
kafile: grup, topluluk
kâtip: yazar (bk. k-t-b)
kıymettar: kıymetli, değerli
mahzen-i erzak: yenilecek ve içilecek şeylerin bulunduğu yer, depo (bk. r-z-ḳ)
mâlik: sahip (bk. m-l-k)
manevra meydanı: eğitim ve deneme yeri
men etmek: yasaklamak
meşher: sergi
mîrî malı: devlete ait mal, kamu malı
mukabil: karşılık
mükâfat: ödül
münazara: tartışma (bk. n-ẓ-r)
muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)
musannâ: sanatla yapılmış (bk. ṣ-n-a)
muvakkat: geçici
nihayet: son
noksan: eksik
safsatiyât: anlamsız ve uydurma şeyler
sanayi-i garibe-i sultaniye: saltanata, devlete ait antika sanatlar (bk. ṣ-n-a; s-l-ṭ)
şedid: şiddetli
sikke: mühür, işaret
şimendifer: tren
tasarruf: dilediği gibi kullanma (bk. ṣ-r-f)
tebdil edilmek: değiştirilmek
temerrüt: inat
turra: padişaha ait mühür, nişan
vakıf malı: herkesin faydasına sunulmuş mal