https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta:
“İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre, hâdisâtın tazyikatından kurtulabilir.”
konusu işlenmektedir.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi Üçüncü Söz Birinci Mebhas Üçüncü Nokta.
İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre, hâdisâtın tazyikatından kurtulabilir. – Cumartesi Dersleri 23. 1. 3.
KISA VİDEO
UZUN VİDEO
SHORTS
Yirmi Üçüncü Söz
Birinci Mebhas
ÜÇÜNCÜ NOKTA
İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre, hâdisâtın tazyikatından kurtulabilir. “Tevekkeltü alâllah” der, sefine-i hayatta kemâl-i emniyetle, hâdisâtın dağlarvâri dalgaları içinde seyran eder. Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlakın yed-i kudretine emanet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta istirahat eder. Sonra, saadet-i ebediyeye girmek için Cennete uçabilir. Yoksa, tevekkül etmezse, dünyanın ağırlıkları, uçmasına değil, belki esfel-i sâfilîne çeker.
Demek, iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktiza eder. Fakat yanlış anlama. Tevekkül, esbabı bütün bütün reddetmek değildir. Belki, esbabı, dest-i kudretin perdesi bilip riayet ederek; esbaba teşebbüs ise, bir nevi dua-yı fiilî telâkki ederek, müsebbebatı yalnız Cenâb-ı Haktan istemek ve neticeleri Ondan bilmek ve Ona minnettar olmaktan ibarettir.
Tevekkül eden ve etmeyenin misalleri, şu hikâyeye benzer: Vaktiyle iki adam, hem bellerine, hem başlarına ağır yükler yüklenip, büyük bir sefineye birer bilet alıp girdiler. Birisi, girer girmez yükünü gemiye bırakıp, üstünde oturup nezaret eder.
berzah: kabir âlemi Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) cihet: yön dağlarvâri: dağlar gibi dest-i kudret: Allah’ın kudret eli (bk. ḳ-d-r) dua-yı fiilî: fiilî dua, gerekli şartları ve sebepleri yerine getirme (bk. d-a-v; f-a-l) esbab: sebepler (bk. s-b-b) esfel-i sâfilîn: aşağıların en aşağısı hâdisat: olaylar (bk. ḥ-d-s̱) hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) haşin: kırıcı, sert hayat-ı ebediye: sonsuz hayat (bk. ḥ-y-y; e-b-d) hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m) iktiza: gerektirme inkılâbât-ı berzahiye ve uhreviye: kabir ve âhiret âlemlerinde meydana gelen büyük değişiklikler (bk. e-ḫ-r)
istirahat: dinlenme Kadîr-i Mutlak: sınırsız güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) kemâl-i emniyet: tam bir emniyet (bk. k-m-l; e-m-n) lâtif: lütuf içeren, hoş, güzel (bk. l-ṭ-f) makamât-ı âliye: yüce makamlar mânen: mânevî olarak (bk. a-n-y) medar: sebep, vesile mevt: ölüm (bk. m-v-t) minnettar olmak: şükran duymak misal: örnek (bk. m-s̱-l) mukaddime: başlangıç, giriş (bk. ḳ-d-m) musahhar: boyun eğen, uysal müsebbebat: sebeplerin sonuçları (bk. s-b-b) müstakbel: gelecek zaman nevi: tür, çeşit nezaret etme: gözetme (bk. n-ẓ-r) nur: ışık, aydınlık (bk. n-v-r) nur-u iman: iman nuru (bk. n-v-r; e-m-n) riayet etmek: uymak saadet: mutluluk saadet-i dâreyn: dünya ve âhiret mutluluğu
saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d) sair: diğer sefine: gemi sefine-i hayat: hayat gemisi (bk. ḥ-y-y) seyran etmek: seyretmek sureten: görünüşte (bk. ṣ-v-r) tatbik: uygulama tâun: veba, bulaşıcı ve ölümcül hastalık tazyikat: baskılar, sıkıştırmalar telâkki etmek: kabul etmek temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l) teşebbüs: başvurma tevekkeltü alâllah: “Allah’a tevekkül ettim, dayandım” (bk. v-k-l) tevekkül: Allah’a dayanma ve güvenme (bk. v-k-l) tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d) yed-i kudret: Allah’ın kudret eli (bk. ḳ-d-r) ziyafet-i Rahmâniye: Allah’ın sonsuz rahmetiyle kullarına sunduğu ziyafetler (bk. r-ḥ-m)
Diğeri, hem ahmak, hem mağrur olduğundan, yükünü yere bırakmıyor. Ona denildi:
“Ağır yükünü gemiye bırakıp rahat et.”
O dedi: “Yok, ben bırakmayacağım. Belki zayi olur. Ben kuvvetliyim; malımı belimde ve başımda muhafaza edeceğim.”
Yine ona denildi: “Bizi ve sizi kaldıran şu emniyetli sefine-i sultaniye daha kuvvetlidir, daha ziyade iyi muhafaza eder. Belki başın döner, yükünle beraber denize düşersin. Hem gittikçe kuvvetten düşersin. Şu bükülmüş belin, şu akılsız başın, gittikçe ağırlaşan şu yüklere takat getiremeyecek. Kaptan dahi, eğer seni bu halde görse, ya divanedir diye seni tard edecek; ya “Haindir, gemimizi itham ediyor, bizimle istihzâ ediyor. Hapsedilsin” diye emredecektir. Hem herkese maskara olursun. Çünkü, ehl-i dikkat nazarında zaafı gösteren tekebbürünle, aczi gösteren gururunla, riyayı ve zilleti gösteren tasannuunla kendini halka müdhike yaptın. Herkes sana gülüyor” denildikten sonra o biçarenin aklı başına geldi. Yükünü yere koydu, üstünde oturdu. “Oh, Allah senden razı olsun. Zahmetten, hapisten, maskaralıktan kurtuldum” dedi.
İşte, ey tevekkülsüz insan! Sen de bu adam gibi aklını başına al, tevekkül et. Tâ bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hadisenin karşısında titremekten ve hodfuruşluktan ve maskaralıktan ve şekavet-i uhreviyeden ve tazyikat-ı dünyeviye hapsinden kurtulasın.
âciz: güçsüz (bk. a-c-z) acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z) âlem: dünya (bk. a-l-m) biçare: çaresiz, zavallı burhan-ı kâtı: sağlam, keskin delil divane: deli dua: Allah’a yalvarma, yakarma (bk. d-a-v) ehl-i dikkat: dikkat sahipleri emniyetli: güvenli (bk. e-m-n) hodfuruşkluk: kendini beğendirmeye çalışmak istidad: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d) istihzâ: alay etme itham: suçlama kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
kavânîn-i hayat: hayat yasaları, kanunları (bk. ḳ-n-n; ḥ-y-y) küfür: inkâr, inançsızlık (bk. k-f-r) mağrur: gururlu maskara: gülünç, rezil meleke: maharet, kabiliyet (bk. m-l-k) müdhike: gülünç, komedi muhafaza: koruma (bk. ḥ-f-ẓ) münasebet: bağlantı, ilişki (bk. n-s-b) nazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r) riya: gösteriş sefine-i sultaniye: hükümdarlık gemisi (bk. s-l-ṭ) şekavet-i uhreviye: âhiretteki mutsuzluk (bk. e-ḫ-r)
Cumartesi Derslerinde bu hafta: “Allah, iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır; onları inkâr karanlıklarından kurtarıp hidayet nuruna kavuşturur. İnkâr edenlerin dostu ise tâğutlarıdır; onları iman nurundan mahrum bırakıp inkâr karanlıklarına sürüklerler.” Bakara Sûresi, 2:257. konusu işlenmektedir. Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi Üçüncü Söz Birinci Mebhas İkinci Nokta.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.
Jag är centrala nervsystem (CNS) och har byggts med hjärnan och ryggmärgen.
Jag har designats att kunna kontrollera och styra hela kroppen.
Hjärnan (encephalon)
Min viktigaste delen som CNS är hjärnan (encephalon).
Hjärnan har satts under skallens ben för att skydda.
Hjärnan delas anatomiskt in i tre delar;
stora hjärnan,
lilla hjärnan,
hjärnstammen.
Min viktigaste delen som CNS är hjärnan (encephalon).
Stora hjärnan(cerebrum)
Den stora hjärnan (cerebrum) har designats för att styra hela nervsystemet.
Så cerebrum (stora hjärnan) kan kontrollera hela kroppen och styra.
Det delas två halvor som höger och vänster.
Höger del av stora hjärnan har designats för att styra kreativitet, förmåga att snabbt förstå och musik.
Vänster del av stora hjärnan har designats för att styra analytiskt och logiskt tänkande, språk, skrift och matematik.
Varje hjärnhalva har byggts av fyra olika delar som kallas lober. Dessa är:
Pannloben med centra för personlighet.
Tinningloben med centra för hörsel och lukt.
Nackloben med centra för syn.
Hjässloben med centra för sensoriska banor.
Den stora hjärnan (cerebrum) har designats för att styra hela nervsystemet.
Pannlob
Det här designats som centra för personlighet, koncentration, omdöme, planering, tankar, gör om till ord (broca).
Korttids Information lagras här.
Tinningloben
Det har designats som centra för hörsel, lukt.
Hippocampus som är viktig för minnet har satts strax innanför hjärnbarken vid tinningloben.
Nackloben
Det har designats som omvandlar synintryck till bilder som är sammankopplat med minnet.
Hjässloben
Det har designats att bearbeta alla sinnesintryck, kombinera intrycken av doft, smak, temperatur, koordinera synintryck med rörelser, orientera sig i rummet och veta var kroppen befinner sig.
Hjärnans yta kallas hjärnbarken (cortex).
Hjärnan har designats med veckad som har många veck och vindlingar, inte plan och jämn, för att öka hjärnans kapacitet.
Det har gjorts mittfåran eller centralfåran mellan höger och vänster halvor från pannloben till hjässloben.
Framför mittfåran har det satts ett motoriskt centrum som skickar ut impulser.
Bakom mittfåran har det satts ett sensoriskt centrum där information från kroppen kommer in och tolkas.
I längre ner i hjärnan har det satts en stor samling av nervcellskroppar som heter basala ganglier.
Det finns ledningsbanor mellan dessa.
De viktiga motoriska banorna har satts från hjärna till ryggmärgen och tillbaka.
Denna del har gjorts till att rörelserna blir jämna och koordinerade.
Lilla hjärnan(cerebellum)
Lillhjärnan (cerebellum) har lagts under storhjärnans nacklober.
Det kallas också ”livets träd” för att ser ut som ett träd när man delar den mitt.
Cerebellum (lillhjärnan) har designats för att reglera balans, muskelspänning och koordination genom att ta emot impulser från bland annat muskler, ledband och leder.
Den lilla hjärnan har satts i förbindelse med stora hjärnan och ryggmärgen via hjärnstammen.
Cerebellum (lillahjärnan) har designats för att reglera balans, muskelspänning och koordination genom att ta emot impulser från bland annat muskler, ledband och leder.
Hjärnstammen (truncus encephali)
Många viktiga centra har det lagts i hjärnstammen (truncus encephali).
Det har satts förlängda märgen (medulla oblongata) som är livsviktiga styr cirkulationen och andningen från ryggmärgen till i hjärnstammen.
Hela hjärnstammen har designats med vit och grå substans.
RAS (retikulära aktiveringssystemet) har satts för att kontrollera att impulser går in och utåt.
Det påverkar medvetandet och vakenhetsgrad.
Thalamus har lagts som är en omkopplingsstation för flera nervbanor i hjärnstammens övre del.
Thalamus har getts uppgifter till exempel mottagare av information kring temperatur, beröring och smärta.
Sedan skickar det vidare information till olika delar i hjärnbarken och vårt medvetande.
Hypotalamus har lagts under thalamus.
Hypotalamus har getts uppgifter att kontrollera av bland annat blodtrycket, sömn, kroppstemperatur.
Från vilken nerver och blodkärl har gåtts ner till hypofysen.
Hypofysen har designats överordnat centrum för andra hormonproducerande körtlar i kroppen.
I hjärnstammen har lagts även limbiska systemet.
Limbiska systemet har designats för att amygdala, känslomässiga beteendet, rädsla, aggression, ångest, social anpassning.
Det kan aktivera det sympatiska nervsystemet.
Blodförsörjningen till hjärnan
Hjärnan har byggts att behöva mycket syre.
När det blir syrebrist har hjärna påverkats känsligt för mycket.
Hjärnan har designats att få syre av stora kärl upp till hjärnan.
Inre halsartärerna (a carotis interna) = 75% av blodförsörjningen.
Två kotartären( a vertebralis) 20 % av blodförsörjningen
Yttre halsartären (a carotis externa) = 5 %
Ryggmärgen (medulla spinalis)
Min andra viktigaste delen som CNS är ryggmärgen (medulla spinalis).
Ryggmärgen har satts i ryggmärgskanalen.
Det har byggts med segment.
Så alla nerver står i kontakt med en viss del (segment) av kroppen.
Ryggmärgsnerverna är indelade i 8 halsnerver, tolv bröstnerver, 5 ländnerver, 5 korsnerver och 1 par svansnerver.
Nerver har passerats genom mellan kotorna.
Sensoriska (inåtledande) impulserna går in i ryggmärgen och motoriska (utåtgående) impulserna lämnar ryggmärgen.
Det är en förlängning av förlängda märgen.
Ryggmärgen har byggts grå och vit substans.
Det har omgetts av vätska och tre ryggmärgshinnor.
För reflexer är ryggmärgen (medulla spinalis) viktig.
Min andra viktigaste delen som CNS är ryggmärgen (medulla spinalis).
Hinnor och hålrum runt hjärna och ryggmärg
Det har satts olika hinnor runt båda hjärnan och ryggmärgen för att skydda.
Så de skyddar hjärnan och ryggmärgen från skadliga ämnen och håller vätska (cerebrospinalvätska).
De är:
Mjuka hinnan (pia mater)
Hårda hinnan (dura mater)
Spindelvävshinnan (arachnoidea)
Det har satts olika hinnor runt båda hjärnan och ryggmärgen för att skydda.
Mjuka hinnan (pia mater)
Den har byggts att följa hjärnan och ryggmärgen och sluta vid första lumbalkotan precis som ryggmärgen.
Det har designats att med många blodkärl försörjer nervvävnad med blod.
Syre och andra ämnen har getts till hjärnan genom blodkärl.
Men blodkärl i hjärnan har skapats extra starka för att inte gå in i skadliga ämnen och blodcell i hjärnan.
Det kallas blod-hjärnbarriären.
Hårda hinnan (dura mater)
Den har designats som yttersta av de tre hinnorna är hårda hinnan (dura mater).
Det har skapats en stark hinna genom stram bindväv.
Den har satts att täcka kraniets insida och går ner till den fjärde lumbalkotan i ryggmärgen.
Den hårda hinnan har designats dubbel runt ryggmärgen.
Spindelvävshinnan (arachnoidea)
Den har skapats mjuk och tunn utan blodkärl.
Den har lagts längre ner än mjuka hinnan, ungefär till den fjärde lumbalkotan i ryggmärgen.
Hålrum har byggts mellan spindelvävshinna och mjuka hinnan och kallas subarachnoidalrummet.
Här har vätskan fyllts som omger hjärnan och ryggmärgen (cerebrospinalvätska).
Prover kan tas härifrån (lumbalpunktion)
Cerebrospinalvätska
Det är vätska som har fyllts runt hjärnan och runt ryggmärgen.
Vätskan har designats normalt vara klar och färglös.
Vätskan spolas runt hjärnan och ryggmärgen hela tiden.
Det har byggts några hålrum inne i hjärnan.
Det kallas ventriklarna.
I hjärnan har det designats fyra ventriklar.
Den första och andra har satts på varje sida i storhjärnan.
Den tredje och fjärde ventrikeln har lagts i hjärnstammen.
De är blodkärls rika taken i hjärnans hålrum.
Cerebrospinalvätskan har bildats eller tillverkats där.
De har getts olika uppgifter vätskan:
att skydda hjärnan och ryggmärgen
att dämpa kraft i rörelser
att transportera näring från blodet till hjärnans och ryggmärgens celler
Jag är en nervcell och har getts mig olika viktiga uppgifter i nervsystemet
Jag är en nervcell och har getts mig olika viktiga uppgifter i nervsystemet
Jag som är nervcell kallas också neuron.
Jag har byggts av en nervcell kropp, cytoplasma och en cellkärna.
Min nervcells kropp har satts att gå ut som dendriter och ett axon.
Vi som neuron (nervceller) har skapats för att kunna skicka och ta emot elektriska signaler som kallas impulser.
Dendriter har designats att ta emot impulser och skicka dem till nervcellskroppen.
Axonet har designats ett långt utgående utskott från cellkroppen som för impulsen vidare till en ny nervcell.
Det leder också impulser till andra celler, vävnad och organ. Till exempel en muskel, hud, inre organen m. m.
Många nervceller har getts uppgifter att fungera som elsladdar som förbinder kropp och hjärna.
Nervsystemet har designats ett komplext av olika typer celler som gör det möjligt att reglera tankar, känslor och beteende i respons till vår omgivning.
Cellkropp Dendrit Axon Myelin Nod Synaps
Myelin
Vi som nervvävnad har byggts med neuron (nervceller) och stödjevävnad som heter myelin.
Myelin är fettrikt och har en stödjande och isolerande funktion.
Myelinet täcker inte hela axonet.
Det finns vissa små mellanrum i myelinet, som kallas noder.
Myelin har getts uppgiften att transportera nervsignalerna snabbare.
Vi som nervvävnad har byggts med neuron (nervceller) och stödjevävnad som heter myelin.
Nervimpulsen
En nervimpuls skapar och fortleds.
Vi som nervceller har designats att kunna bilda, ta emot och leda impulser vidare.
Det borde en stark tillräckligt retning för att en nervimpuls ska uppstå.
Så har börjats en snabb förändring av spänningen över nervcellens membran och en nervimpuls uppstår.
I dendriterna, nervcellskroppen och i axonet leds impulsen elektriskt vidare.
Denna är möjlig genom att natrium och kalium (salter) har designats att passera fort genom cellmembranet.
I synapsen sker spridningen av impulsen på kemisk väg.
När impulsen (elektrik) skickas jag över till en annan ny nervcell sker det genom ett speciellt kontaktställe (synaps) mellan cellerna.
Synaps
När impulsen (elektrik) skickas jag över till en annan ny nervcell sker det genom ett speciellt kontaktställe (synaps) mellan cellerna.
Det har satts i ytterst på axonet finns synapsen med synapsblåsor som innehåller transmittorsubstans.
När det blir vid en nervimpuls öppnas blåsorna och transmittorsubstansen släpps ut och går vidare till nästa nervcells dendriter.
Det är receptorer som tar emot signalämnet och gör sedan att impulsen förs vidare.
De kan liknas vid en nyckel som passar i ett visst lås.
Impulsen kan ledas över till muskelcell drar ihop sig eller körtel som till exempel utsöndrar sekret som saliv
Det har skapats flera olika signalämne och de finns i olika delar av hjärnan och har olika effekt.
Exempel på signalämnen är noradrenalin, dopamin, acetylkolin, GABA, serotonin.
Transmittorsubstansernas effekter stimulerar nästa nervcell eller hämmar impulsen.
När den hämmas bildas inte någon ny nervimpuls som förs vidare till nästa cell.
Om denna funktion inte skulle sätta skulle ni som människor överhopas av för många nervimpulser.
Det har bildats ett balanserat system av stimulering och hämning av impulser.
Våra uppgifter som neuron (nervceller) är att sätta kommunikation mellan hjärnan, ryggmärgen och kroppens organ genom elektriska impulser.
Dessutom har vi som nerver designats också att skicka information från sinnesorganen (ögat, örat, lukt, smak, känsel) till hjärnan och ryggmärgen.
“Allah, iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır; onları inkâr karanlıklarından kurtarıp hidayet nuruna kavuşturur. İnkâr edenlerin dostu ise tâğutlarıdır; onları iman nurundan mahrum bırakıp inkâr karanlıklarına sürüklerler.” Bakara Sûresi, 2:257.
konusu işlenmektedir.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi Üçüncü Söz Birinci Mebhas İkinci Nokta.
Cumartesi Derslerinde bu hafta: “Allah, iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır; onları inkâr karanlıklarından kurtarıp hidayet nuruna kavuşturur. İnkâr edenlerin dostu ise tâğutlarıdır; onları iman nurundan mahrum bırakıp inkâr karanlıklarına sürüklerler.” Bakara Sûresi, 2:257. konusu işlenmektedir. Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi Üçüncü Söz Birinci Mebhas İkinci Nokta.
KISA VİDEO
UZUN VİDEO
SHORTS
Yirmi Üçüncü Söz
Birinci Mebhas
İKİNCİ NOKTA
İman nasıl ki bir nurdur; insanı ışıklandırıyor, üstünde yazılan bütün mektubât-ı Samedâniyeyi okutturuyor. Öyle de, kâinatı dahi ışıklandırıyor. Zaman-ı mazi ve müstakbeli, zulümattan kurtarıyor. Şu sırrı, bir vakıada
âyet-i kerimesinin bir sırrına dair gördüğüm bir temsille beyan ederiz. Şöyle ki:
Bir vakıa-i hayaliyede gördüm ki: İki yüksek dağ var, birbirine mukabil. Üstünde dehşetli bir köprü kurulmuş. Köprünün altında pek derin bir dere. Ben o köprünün üstünde bulunuyorum. Dünyayı da, her tarafı, karanlık, kesif bir zulümat istilâ etmişti.
Ben sağ tarafıma baktım, nihayetsiz bir zulümat içinde bir mezar-ı ekber gördüm, yani tahayyül ettim. Sol tarafıma baktım; müthiş zulümat dalgaları içinde azîm fırtınalar, dağdağalar, dâhiyeler hazırlandığını görüyor gibi oldum. Köprünün altına baktım; gayet derin bir uçurum görüyorum zannettim. Bu müthiş zulümâta karşı, sönük bir cep fenerim vardı, onu istimal ettim. Yarım yamalak ışığıyla baktım; pek müthiş bir vaziyet bana göründü. Hattâ önümdeki köprünün başında ve etrafında öyle müthiş ejderhalar, arslanlar, canavarlar göründü ki, “Keşke bu cep fenerim olmasaydı, bu dehşetleri görmeseydim!” dedim. O feneri hangi tarafa çevirdimse, öyle dehşetler aldım. “Eyvah, şu fener başıma belâdır” dedim.
Ondan kızdım, o cep fenerini yere çarptım, kırdım. Güya onun kırılması, dünyayı ışıklandıran büyük elektrik lâmbasının düğmesine dokundum gibi, birden o zulümat boşaldı. Her taraf o lâmbanın nuruyla doldu, herşeyin hakikatini gösterdi. Baktım ki, o gördüğüm köprü, gayet muntazam yerde, ova içinde bir caddedir. Ve sağ tarafımda gördüğüm mezar-ı ekber, baştan başa güzel, yeşil bahçelerle nuranî insanların taht-ı riyasetinde ibadet ve hizmet ve sohbet ve zikir meclisleri olduğunu fark ettim. Ve sol tarafımda, fırtınalı, dağdağalı zannettiğim uçurumlar, şahikalar ise, süslü, sevimli, cazibedar olan dağların arkalarında azîm bir ziyafetgâh, güzel bir seyrangâh, yüksek bir nüzhetgâh bulunduğunu hayal meyal gördüm. Ve o müthiş canavarlar, ejderhalar zannettiğim mahlûklar ise, mûnis deve, öküz, koyun, keçi gibi hayvânât-ı ehliye olduğunu gördüm. “Elhamdü lillâhi alâ nûri’l-îmân” diyerek,
Dipnot-1
“Allah, iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır; onları inkâr karanlıklarından kurtarıp hidayet nuruna kavuşturur.” Bakara Sûresi, 2:257.
azîm: büyük (bk. a-z-m) beyan: açıklama (bk. b-y-n) cazibedar: çekici dağdağa: sıkıntı, gürültü dâhiye: korkunç belâ el-hamdü lillâhi alâ nûri’l-îmân: iman nuru için Allah’a hamd olsun (bk. ḥ-m-d; e-l-h; n-v-r; e-m-n) hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hayvanat-ı ehliye: evcil hayvanlar (bk. ḥ-y-y) istimal etmek: kullanmak kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
kesif: yoğun mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ) mektubat-ı Samedâniye: Allah’ın birer mektup gibi yazdığı ve san’atla yarattığı eserleri (bk. k-t-b; ṣ-m-d) mezar-ı ekber: çok büyük mezar (bk. k-b-r) mukabil: karşılık mûnis: cana yakın muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m) müstakbel: gelecek zaman nur: aydınlık, ışık (bk. n-v-r) nuranî: nurlu (bk. n-v-r) nüzhetgâh: gezi ve dinlenme yeri (bk. n-z-h)
şahika: zirve seyrangâh: gezi ve seyir yeri tahayyül: hayal etme (bk. ḫ-y-l) taht-ı riyasetinde: başkanlığı altında temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l) vakıa: olay vâkıa-i hayaliye: hayalî olay, keşif (bk. ḫ-y-l) zaman-ı mazi: geçmiş zaman zikir: Allah’ı anmak ziyafetgâh: ziyafet yeri zulümat: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)
İşte, o iki dağ mebde-i hayat, âhir-i hayat, yani âlem-i arz ve âlem-i berzahtır. O köprü ise hayat yoludur. O sağ taraf ise geçmiş zamandır. Sol taraf ise istikbaldir. O cep feneri ise, hodbin ve bildiğine itimad eden ve vahy-i semâvîyi dinlemeyen enâniyet-i insaniyedir. O canavarlar zannolunan şeyler ise, âlemin hâdisâtı ve acip mahlûkatıdır. İşte, enâniyetine itimad eden, zulümât-ı gaflete düşen, dalâlet karanlığına müptelâ olan adam, o vakıada evvelki halime benzer ki, o cep feneri hükmünde nâkıs ve dalâlet-âlûd malûmatla, zaman-ı maziyi bir mezar-ı ekber suretinde ve adem-âlûd bir zulümat içinde görüyor. İstikbali, gayet fırtınalı ve tesadüfe bağlı bir vahşetgâh gösterir. Hem, herbirisi bir Hakîm-i Rahîmin birer memur-u musahharı olan hâdisat ve mevcudatı, muzır birer canavar hükmünde bildirir,
Eğer hidayet-i İlâhiye yetişse, iman kalbine girse, nefsin firavuniyeti kırılsa, kitabullahı dinlese, o vakıada ikinci halime benzeyecek. O vakit, birden kâinat bir gündüz rengini alır, nur-u İlâhî ile dolar. Âlem
اَللهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ 3
âyetini okur. O vakit, zaman-ı mazi, bir mezar-ı ekber değil, belki herbir asrı bir nebînin veya evliyanın taht-ı riyasetinde vazife-i ubûdiyeti ifa eden ervâh-ı sâfiye cemaatlerinin, vazife-i hayatlarını bitirmekle Allahu ekber diyerek makamât-ı âliyeye
Dipnot-1
“Allah, iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır; onları inkâr karanlıklarından kurtarıp hidayet nuruna kavuşturur.” Bakara Sûresi, 2:257.
Dipnot-2
“İnkâr edenlerin dostu ise tâğutlarıdır; onları iman nurundan mahrum bırakıp inkâr karanlıklarına sürüklerler.” Bakara Sûresi, 2:257.
Dipnot-3
“Allah göklerin ve yerin nurudur.” Nur Sûresi, 24:35.
acîp: şaşırtıcı adem-âlûd: yoklukla karışık âhir-i hayat: hayatın sonu (bk. e-ḫ-r; ḥ-y-y) âlem: kâinat, evren (bk. a-l-m) âlem-i arz: dünya âlemi (bk. a-l-m) âlem-i berzah: kabir âlemi (bk. a-l-m) Allahu ekber: Allah en büyüktür (bk. k-b-r) dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l) dalâlet-âlûd: sapkınlık ve inançsızlıkla karışık (bk. ḍ-l-l) enâniyet: benlik enaniyet-i insaniye: insanın benliği ervâh-ı sâfiye: temiz ruhlar (bk. r-v-ḥ; ṣ-f-y) evliya: Allah dostu, veli (bk. v-l-y) evvelki: önceki firavuniyet: kendisini Firavun gibi ilâh seviyesine çıkaracak derecede büyük görme hâdisât: olaylar (bk. ḥ-d-s̱)
Hakîm-i Rahîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan, rahmeti herşeyi kuşatan Allah (bk. ḥ-k-m; r-ḥ-m) hidayet-i İlâhiye: Allah’ın doğru yola erdirmesi (bk. h-d-y; e-l-h) hodbin: bencil ifa etmek: yerine getirmek istikbal: gelecek zaman itimad: güvenme kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) kitabullah: Allah’ın kitabı (bk. k-t-b) mahluk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ) malûmat: bilgiler (bk. a-l-m) mazhar: eriştirme (bk. ẓ-h-r) mebde-i hayat: hayatın başlangıcı (bk. ḥ-y-y) memur-u musahhar: emre itaat eden memur mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d) mezar-ı ekber: çok büyük mezar (bk. k-b-r)
müptelâ: bağımlı muzır: zararlı nâkıs: eksik nebî: peygamber (bk. n-b-e) nefis: insanı kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s) nur-u İlâhî: Allah’ın nuru (bk. n-v-r; e-l-h) suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r) taht-ı riyasetinde: başkanlığında vahşetgâh: vahşet yeri vahy-i semâvî: Allah’ın peygamberlerine vahyettiği şeyler, din (bk. v-ḥ-y; s-m-v) vakıa: olay vazife-i hayat: hayat vazifesi (bk. ḥ-y-y) vazife-i ubûdiyet: kulluk vazifesi (bk. a-b-d) zaman-ı mazi: geçmiş zaman zulümat: karanlıklar (bk. ẓ-l-m) zulümât-ı gaflet: gaflet karanlıkları (bk. ẓ-l-m; ğ-f-l)
uçmalarını ve müstakbel tarafına geçmelerini kalb gözüyle görür. Sol tarafına bakar ki, dağlar misal bazı inkılâbât-ı berzahiye ve uhreviye arkalarında, Cennetin bağlarındaki saadet saraylarında kurulmuş bir ziyafet-i Rahmâniyeyi, o nur-u imanla uzaktan uzağa fark eder. Ve fırtına ve zelzele, tâun gibi hadiseleri, birer musahhar memur bilir. Bahar fırtınası ve yağmur gibi hâdisâtı, sureten haşin, mânen çok lâtif hikmetlere medar görüyor. Hattâ, mevti, hayat-ı ebediyenin mukaddimesi ve kabri, saadet-i ebediyenin kapısı görüyor. Daha sair cihetleri sen kıyas eyle; hakikati, temsile tatbik et.
berzah: kabir âlemi Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) cihet: yön dağlarvâri: dağlar gibi dest-i kudret: Allah’ın kudret eli (bk. ḳ-d-r) dua-yı fiilî: fiilî dua, gerekli şartları ve sebepleri yerine getirme (bk. d-a-v; f-a-l) esbab: sebepler (bk. s-b-b) esfel-i sâfilîn: aşağıların en aşağısı hâdisat: olaylar (bk. ḥ-d-s̱) hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) haşin: kırıcı, sert hayat-ı ebediye: sonsuz hayat (bk. ḥ-y-y; e-b-d) hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m) iktiza: gerektirme inkılâbât-ı berzahiye ve uhreviye: kabir ve âhiret âlemlerinde meydana gelen büyük değişiklikler (bk. e-ḫ-r)
istirahat: dinlenme Kadîr-i Mutlak: sınırsız güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) kemâl-i emniyet: tam bir emniyet (bk. k-m-l; e-m-n) lâtif: lütuf içeren, hoş, güzel (bk. l-ṭ-f) makamât-ı âliye: yüce makamlar mânen: mânevî olarak (bk. a-n-y) medar: sebep, vesile mevt: ölüm (bk. m-v-t) minnettar olmak: şükran duymak misal: örnek (bk. m-s̱-l) mukaddime: başlangıç, giriş (bk. ḳ-d-m) musahhar: boyun eğen, uysal müsebbebat: sebeplerin sonuçları (bk. s-b-b) müstakbel: gelecek zaman nevi: tür, çeşit nezaret etme: gözetme (bk. n-ẓ-r) nur: ışık, aydınlık (bk. n-v-r) nur-u iman: iman nuru (bk. n-v-r; e-m-n) riayet etmek: uymak saadet: mutluluk saadet-i dâreyn: dünya ve âhiret mutluluğu
saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d) sair: diğer sefine: gemi sefine-i hayat: hayat gemisi (bk. ḥ-y-y) seyran etmek: seyretmek sureten: görünüşte (bk. ṣ-v-r) tatbik: uygulama tâun: veba, bulaşıcı ve ölümcül hastalık tazyikat: baskılar, sıkıştırmalar telâkki etmek: kabul etmek temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l) teşebbüs: başvurma tevekkeltü alâllah: “Allah’a tevekkül ettim, dayandım” (bk. v-k-l) tevekkül: Allah’a dayanma ve güvenme (bk. v-k-l) tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d) yed-i kudret: Allah’ın kudret eli (bk. ḳ-d-r) ziyafet-i Rahmâniye: Allah’ın sonsuz rahmetiyle kullarına sunduğu ziyafetler (bk. r-ḥ-m)
KAYNAKLAR
Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas, İkinci Nokta, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.
“And olsun ki, Biz insanı en güzel bir şekilde yarattık. Sonra da onu en aşağı seviyeye indirdik – ancak iman eden ve güzel işler yapanlar müstesna.” Tîn Sûresi, 95:4-6. – Cumartesi Dersleri 23. 1. 1.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.
Några av oss tycker om syre så kallas det aeroba men andra sidan några av oss gillar inte syre, då kallas det anaeroba.
Därför att; Aeroba = behöver syre för att kunna leva Anaeroba = trivs i syrefattiga miljöer
Ibland har vi kapsel som innehåller socker och vatten. Så det ges extra skydd för oss, då kan det inte ätas upp (fagosyteras) av vita blodkroppar (leukocyterna).
Vissa oss kan bildas sporer.
Det betyder att dessa bakterier är mycket starka.
Om vi som bakterier påverkas i en extrem miljö har vi designats att skyddas oss genom sporer och att tillbakabildas vår kropp.
En spor kan den inte verka eller föröka sig utan väntar passivt.
Det finns bara vår bakteriens arvsanlag i sporen.
Vi har designats med ny livsform- och att hålla oss i vila och inaktiv.
Om miljö blir bättre för sporer börjar vi som bakterier återbildas och bli aktiv igen.
Vi som sporer motståndskraftig mot kemiska medel, värme, strålning utan att föröka sig.
När ni vill ta död oss som sporer måste ni göra autoklavering.
Det betyder att det måste bli mycket hög värme på oss under längre tid.
Till exempel 120 grader.
Vi behöver rätt temperatur för att överleva och föröka oss.
Trivs bäst i cirka 37 grader, dör vi 60 grader.
Några av oss behöver också fuktighet, ett pH-värde på över 7.
Om vi torkar dör eller går in i ett vilostadium.
Kan ej föröka oss när vi frusit till is.
Tillväxt stannar.
Vi förökar oss genom delning och i en bra miljö kommer vi att dela oss cirka var 20:e minut.
Vi behöver också näring och vi kan använda ofta glukos som näring för att föröka oss.
Några av oss har designats att resistenta mot flera antibiotika och de kallas multiresistenta bakterier (MRB).
Vi som MRB sprids främst oss inom vården och det blir svårbehandlade.
Till exempel
Meticillinresistenta gula stafylokocker (MRSA)
Det orsakar sår, hudinfektioner.
Det kan vara friska bärare av MRSA i huden eller näsan.
De 30% bärare är sjuka men vet inte om det.
Det ökar framförallt på äldreboenden.
Det är jätteviktigt med basala hygienrutiner.
Den andra exempel:
Vankomycinresistenta enterokocker (VRE)
Det är en grupp tarmbakterier som ibland förekommer i sår, urinkatetrar osv.
Det sprids lätt sig i sjukhusmiljö.
Det är svårt för de sjuka personer som till exempel genomgått kirurgiska ingrepp eller har nedsatt immunförsvar
Det är mycket viktigt att använda basal hygien för att förhindra smittspridning
Det är också jätteviktigt isolering.
Exempel på vanliga stavformiga (baciller) bakterier är e-coli, salmonella och kolera.
E-Coli
Vi som E-Coli finns i mag-tarmkanalen och ger upphov till salmonella och kolera.
Vi kan också göra urinvägsinfektion.
Vi som E-Coli finns i mag-tarmkanalen och ger upphov till salmonella och kolera.
Salmonella
En annan vår familj av bakterier är salmonella.
Vi är flera olika arter av Salmonella-bakterier som kan orsaka sjukdom hos människor.
Vi är flera olika arter av Salmonella-bakterier som kan orsaka sjukdom hos människor.
Vi som salmonella-bakterier finns oftast i tarmarna hos djur.
Vi sprids till människor genom kontaminerad mat, särskilt ägg, kött, mejeriprodukter och ibland grönsaker och frukter som kommit i kontakt med smittade djurexkrementer.
Infektion med salmonella kan leda till salmonellos, som typiskt orsakar diarré, kräkningar, magsmärtor, feber och ibland andra systemiska symtom.
Campylobacter
Vi är en familj av bakterier där de vanligaste patogena.
Vi som campylobacter finns vanligtvis i tarmarna hos många fåglar.
Vi som campylobacter finns vanligtvis i tarmarna hos många fåglar.
Vi kan spridas till människor genom kontaminerad mat, särskilt kycklingkött, opastöriserad mjölk eller vatten som förorenats av djuravföring.
Vi kan leda sjukdom som kallas campylobacterios, som oftast manifesterar sig som diarré (ibland blodig), magsmärtor och feber.
Virus
Vi som virus kan infektera människor, djur, växter och bakterier.
Vi har designats som mycket små partiklar.
Trots att vi inte har någon egen livsform och ämnesomsättning eller inte är en cell lever vi och förökar oss när vi sätts i en värdcell.
Vi som virus kan infektera människor, djur, växter och bakterier.
För antibiotika är vi inte alls känsliga.
Vi bildas tåla att frysa ned men är känsliga för värme.
Vi flesta kan dö om vi utsätts för minst 60 grader i 30 minuter.
När vi angriper en cell = infekteras och kan cellen förstöras av oss.
När tillräckligt många celler förstörs leder det till olika symtom och sjukdom.
Vi som virus kan stanna kvar i den smittade organismen efter en genomgången infektion under lång tid.
Ibland hela livet.
Vi orsakar kroniska och akuta infektioner.
Norovirus
Vi som norovirus är ett mycket smittsamt virus som orsakar vinterkräksjuka.
Vi som norovirus är ett mycket smittsamt virus som orsakar vinterkräksjuka.
Vi kan spridas med förorenad mat, av en smittad person eller förorenat vatten.
Vi drabbar alla åldersgrupper och de kan bli allvarligt sjuka.
De är svåra att döda och handdesinfektionen har dålig effekt mot viruset.
Det är mycket viktigt med handhygien-tvålvatten.
RS-virus (Respiratory syncytialvirus)
RS-virus (Respiratory syncytialvirus)
Vi är en vanlig orsak till övre luftvägsinfektion.
Vi är också vanligaste orsaken till nedre luftvägsinfektion hos barn yngre än ett år.
I vintern brukar vi spridas.
Vi smittas genom droppsmitta.
Svampar
Vi har designats på många olika arter.
Till exempel: Jästsvamp Mögelsvamp Trådsvamp
Våra utseende är trådiga och greniga.
Vi förökar oss via sporer eller genom att knoppa av sig från moder svampen.
Vissa av oss producerar toxiner (gifter).
Vi kan orsaka olika hudsjukdomar, allergier och förgiftningar vid nedsatt immunförsvar.
Svampsjukdomar kallas mykoser.
Svampinfektioner i hud, slemhinnor och naglar är vanligt.
Svampinfektioner i hud, slemhinnor och naglar är vanligt.
“And olsun ki, Biz insanı en güzel bir şekilde yarattık. Sonra da onu en aşağı seviyeye indirdik – ancak iman eden ve güzel işler yapanlar müstesna.” Tîn Sûresi, 95:4-6.
konusu işlenmektedir.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi Üçüncü Söz Birinci Mebhas Birinci Nokta.
“And olsun ki, Biz insanı en güzel bir şekilde yarattık. Sonra da onu en aşağı seviyeye indirdik – ancak iman eden ve güzel işler yapanlar müstesna.” Tîn Sûresi, 95:4-6. – Cumartesi Dersleri 23. 1. 1.
İMANIN binler mehâsininden yalnız beşini, Beş Nokta içinde beyan ederiz.
BİRİNCİ NOKTA
İnsan, nur-u iman ile âlâ-yı illiyyîne çıkar, Cennete lâyık bir kıymet alır. Ve zulmet-i küfür ile esfel-i sâfilîne düşer, Cehenneme ehil olacak bir vaziyete girer. Çünkü, iman, insanı Sâni-i Zülcelâline nisbet ediyor. İman bir intisaptır. Öyle ise, insan, iman ile insanda tezahür eden san’at-ı İlâhiye ve nukuş-u esmâ-i Rabbâniye itibarıyla bir kıymet alır. Küfür o nisbeti kat’ eder. O kat’dan, san’at-ı Rabbâniye gizlenir. Kıymeti dahi yalnız madde itibarıyla olur. Madde ise, hem fâniye, hem zâile, hem muvakkat bir hayat-ı hayvanî olduğundan, kıymeti hiç hükmündedir.
Bu sırrı bir temsille beyan edeceğiz. Meselâ, insanların san’atları içinde, nasıl ki maddenin kıymetiyle san’atın kıymeti ayrı ayrıdır. Bazan müsavi, bazan madde daha kıymettar; bazan oluyor ki, beş kuruşluk demir gibi bir maddede beş liralık bir san’at bulunuyor. Belki, bazan, antika olan bir san’at bir milyon kıymeti aldığı halde, maddesi beş kuruşa da değmiyor. İşte, öyle antika bir san’at,
Dipnot-1
“And olsun ki, Biz insanı en güzel bir şekilde yarattık. Sonra da onu en aşağı seviyeye indirdik-ancak iman eden ve güzel işler yapanlar müstesna.” Tîn Sûresi, 95:4-6.
âlâ-yı illiyyîn: yücelerin en yücesi beyan: açıklama (bk. b-y-n)ehil: lâyık esfel-i sâfilîn: aşağıların en aşağısı fâniye: gelip geçici (bk. f-n-y) hayat-ı hayvanî: hayvanî hayat (bk. ḥ-y-y) intisap: bağlanma (bk. n-s-b) kat’ etmek: kesmek kıymettar: değerli küfür: inkâr, inançsızlık (bk. k-f-r) mebhas: bahis, konu mehâsin: güzellikler (bk. ḥ-s-n)
müsavi: eşit muvakkat: geçici nisbet etme: bağlama (bk. n-s-b) nukuş-u esmâ-i Rabbâniye: Allah’ın güzel isimlerinin nakışları (bk. n-ḳ-ş; s-m-v; r-b-b) nur-u iman: iman nuru (bk. n-v-r; e-m-n) san’at-ı İlâhiye: Allah’ın san’atı (bk. ṣ-n-a; e-l-h) san’at-ı Rabbâniye: Allah’ın san’atı (bk. ṣ-n-a; r-b-b) Sâni-i Zülcelâl: yüceliği ve haşmeti sonsuz olan ve herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)
sır: gizem, gizli gerçek temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l) tezahür: ortaya çıkma, görünme (bk. ẓ-h-r) zâile: geçip giden (bk. z-v-l) zulmet-i küfür: inkâr karanlığı (bk. ẓ-l-m; k-f-r)
antikacıların çarşısına gidilse, hârika-pîşe ve pek eski, hünerver san’atkârına nisbet ederek, o san’atkârı yad etmekle ve o san’atla teşhir edilse, bir milyon fiyatla satılır. Eğer kaba demirciler çarşısına gidilse, beş kuruşluk bir demir bahasına alınabilir.
İşte, insan, Cenâb-ı Hakkın böyle antika bir san’atıdır. Ve en nazik ve nazenin bir mu’cize-i kudretidir ki, insanı bütün esmâsının cilvesine mazhar ve nakışlarına medar ve kâinata bir misal-i musağğar suretinde yaratmıştır.
Eğer nur-u iman, içine girse, üstündeki bütün mânidar nakışlar, o ışıkla okunur. O mü’min, şuurla okur ve o intisapla okutur. Yani, “Sâni-i Zülcelâlin masnuuyum, mahlûkuyum, rahmet ve keremine mazharım” gibi mânâlarla, insandaki san’at-ı Rabbâniye tezahür eder. Demek, Sâniine intisaptan ibaret olan iman, insandaki bütün âsâr-ı san’atı izhar eder. İnsanın kıymeti, o san’at-ı Rabbâniyeye göre olur; ve âyine-i Samedâniye itibarıyladır. O halde, şu ehemmiyetsiz olan insan, şu itibarla bütün mahlûkat üstünde bir muhatab-ı İlâhî ve Cennete lâyık bir misafir-i Rabbânî olur.
Eğer kat’-ı intisaptan ibaret olan küfür, insanın içine girse, o vakit bütün o mânidar nukuş-u esmâ-i İlâhiye karanlığa düşer, okunmaz.
Zira, Sâni unutulsa, Sânie müteveccih mânevî cihetler de anlaşılmaz, adeta başaşağı düşer. O mânidar âli san’atların ve mânevî âli nakışların çoğu gizlenir. Bâki kalan ve gözle görülen bir kısmı ise, süflî esbaba ve tabiata ve tesadüfe verilip, nihayet sukut eder. Herbiri birer parlak elmas iken, birer sönük şişe olurlar. Ehemmiyeti yalnız madde-i hayvaniyeye bakar. Maddenin gayesi ve meyvesi ise, dediğimiz gibi, kısacık bir ömürde, hayvânâtın en âcizi ve en muhtacı ve en kederlisi olduğu bir halde, yalnız cüz’î bir hayat geçirmektir. Sonra tefessüh eder, gider. İşte, küfür böyle mahiyet-i insaniyeyi yıkar, elmastan kömüre kalb eder.
âciz: güçsüz (bk. a-c-z) âli: yüce âsâr-ı san’at: san’at eserleri (bk. ṣ-n-a) âyine-i Samedâniye: hiçbir şeye muhtaç olmayan ve herkes Ona muhtaç olan Allah’ın eserlerini gösteren ayna (bk. ṣ-m-d) bâki: kalan kısım (bk. b-ḳ-y) Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) cihet: yön cilve: yansıma (bk. c-l-y) cüz’î: az (bk. c-z-e) esbab: sebepler (bk. s-b-b) esmâ: isimler (bk. s-m-v) hârika-pîşe: olağanüstü işler yapan hayvânât: hayvanlar (bk. ḥ-y-y) hünerver: becerikli intisap: bağlanma (bk. n-s-b) izhar: gösterme (bk. ẓ-h-r) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) kalb etmek: dönüştürmek kat’-ı intisap: mensubiyet bağını kesme (bk. n-s-b) kerem: lütuf, ikram, iyilik (bk. k-r-m)
küfür: inkâr, inançsızlık (bk. k-f-r) madde-i hayvaniye: hayvanî madde (bk. ḥ-y-y) mahiyet-i insaniye: insana ait temel özellikler, insanın içyapısı mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ) mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ) mânidar: anlamlı (bk. a-n-y) masnû: san’at eseri varlık (bk. ṣ-n-a) mazhar: yansıma ve görünme yeri (bk. ẓ-h-r) medar: eksen, vesile misafir-i Rabbânî: Allah’ın misafiri (bk. r-b-b) misal-i musağğar: küçültülmüş nümune, örnek (bk. m-s̱-l) mu’cize-i kudret: Allah’ın sonsuz kudretiyle bir mu’cize eseri olarak yarattığı şey (bk. a-c-z; ḳ-d-r) mü’min: iman etmiş, inanmış (bk. e-m-n) muhatab-ı İlâhî: Allah’a muhatap olan (bk. ḫ-ṭ-b; e-l-h) müteveccih: yönelik nâzenin: ince, nazik, nazlı nazik: ince, zarif nisbet etmek: bağ kurmak (bk. n-s-b)
nukuş-u esmâ-i İlâhiye: Allah’ın güzel isimlerinin nakışları (bk. n-ḳ-ş; s-m-v; e-l-h) nur-u iman: iman nuru, aydınlığı (bk. n-v-r; e-m-n) rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m) san’at-ı Rabbâniye: Allah’ın san’atı (bk. ṣ-n-a; r-b-b) Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a) Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l) süflî: aşağı sukut etme: düşme, alçalma suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r) şuur: bilinç, idrak, anlayış (bk. ş-a-r) tabiat: doğa, canlı cansız varlıklar; maddî âlem (bk. ṭ-b-a) tefessüh: bozulma, kokuşma teşhir edilme: sergilenme tezahür: görünme, ortaya çıkma (bk. ẓ-h-r) yad etmek: anmak
KAYNAKLAR
Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas, Birinci Nokta, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.
On İki Lem’ayı birden elinde tut; binler elektrik kuvvetinde bir sirac-ı hakikat bularak, Arş-ı Âzamdan uzatılıp gelen âyât-ı Kur’âniyeye yapış; burâk-ı tevfike bin, semâvât-ı hakaikte urûc et, arş-ı marifetullaha çık, Senden başka hak mâbud olmadığına şehadet ederim. Sen birsin ve Senin hiçbir şerikin yoktur. de. – Cumartesi Dersleri 22. 26.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.
“On İki Lem’ayı birden elinde tut; binler elektrik kuvvetinde bir sirac-ı hakikat bularak, Arş-ı Âzamdan uzatılıp gelen âyât-ı Kur’âniyeye yapış; burâk-ı tevfike bin, semâvât-ı hakaikte urûc et, arş-ı marifetullaha çık, “Senden başka hak mâbud olmadığına şehadet ederim. Sen birsin ve Senin hiçbir şerikin yoktur.” de.”
konusu işlenmektedir.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi İkinci Söz Hâtime.
On İki Lem’ayı birden elinde tut; binler elektrik kuvvetinde bir sirac-ı hakikat bularak, Arş-ı Âzamdan uzatılıp gelen âyât-ı Kur’âniyeye yapış; burâk-ı tevfike bin, semâvât-ı hakaikte urûc et, arş-ı marifetullaha çık, Senden başka hak mâbud olmadığına şehadet ederim. Sen birsin ve Senin hiçbir şerikin yoktur. de. – Cumartesi Dersleri 22. 26.
KISA VİDEO
UZUN VİDEO
SHORTS
Yirmi İkinci Söz
Hâtime
EY AKLI HÜŞYAR, kalbi müteyakkız arkadaş! Eğer şu Yirmi İkinci Sözün başından buraya kadar fehmetmişsen, On İki Lem’ayı birden elinde tut; binler elektrik kuvvetinde bir sirac-ı hakikat bularak, Arş-ı Âzamdan uzatılıp gelen âyât-ı Kur’âniyeye yapış; burâk-ı tevfike bin, semâvât-ı hakaikte urûc et, arş-ı marifetullaha çık,
Senden başka hak mâbud olmadığına şehadet ederim. Sen birsin ve Senin hiçbir şerikin yoktur.
Dipnot-2
Allah’tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O birdir. Onun hiçbir ortağı yoktur. Mülk Onundur. Her türlü hamd ve övgü de Ona aittir. Hayatı veren de, ölümü veren de Odur. O, kendisine ölümün hiçbir çeşidi hiçbir zaman ârız olmayan ezelî hayat sahibidir. Her hayır Onun elindedir. Onun kudreti herşeye yeter. (Bu hadisin kaynakları için bk. Söz Basım Yayın, Mektubat, sh. 317.)
Dipnot-3
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin. (Bakara Sûresi, 2:32.)
Dipnot-4
Ey Rabbimiz! Unutur veya hataya düşer de bir kusur işlersek, bizi onunla hesaba çekme. Ey Rabbimiz! Bizden evvelkilere yüklediğin gibi bize de ağır vazifeler ve musibetler verme. Ey Rabbimiz! Bize güç yetiremeyeceğimiz şeyi de yükleme. Günahlarımızı affet. Bizi bağışla. Bize merhamet et. Bizim dostumuz ve yardımcımız Sensin. Kâfirler güruhuna karşı Sen bize yardım et. (Bakara Sûresi, 2:286.)
Dipnot-5
Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalblerimizi sapıklığa meylettirme. Yüce katından bize bir rahmet bağışla. Muhakkak ki veren Sensin, dualara cevap verip istediklerimizi bize bağışlayan Sensin. Ey Rabbimiz! Geleceğinde şüphe olmayan hesap gününde insanları huzuruna toplayacak olan da muhakkak ki Sensin. Hiç şüphe yok ki Allah va’dinden dönmez. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:8-9.)
Arş-ı Âzam: Allah’ın sınırsız egemenliğinin ve yüceliğinin tecelli ettiği yer (bk. a-r-ş; a-ẓ-m) arş-ı marifetullah: Allah’ı hakkıyla tanımanın ve bilmenin en yüksek derecesi (bk. a-r-ş; a-r-f) âyât-ı Kur’âniye: Kur’ân âyetleri
burak-ı tevhid: tevhid bineği (bk. v-ḥ-d) fehmetmek: anlamak hâtime: sonuç hüşyar: uyanık mescid-i kebir-i âlem: büyük âlem mescidi (bk. k-b-r; a-l-m) mevcudat-ı kâinat: kâinattaki bütün varlıklar (bk. v-c-d; k-v-n) müteyakkız: uyanık ve dikkatli
Allahım! Âlemlere rahmet olarak gönderdiğin zâta ve onun bütün âl ve ashâbına salât ve selâm et. Bize ve onun ümmetine, rahmetinle merhamet et, ey Erhamürrâhimîn. Âmin
“Onların duâları şu sözlerle sona erer: Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.” (Yunus Sûresi, 10:10.)
KAYNAKLAR
Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam, Mukaddime Hâtime, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.
Tuuuh, tuf senin o münkir aklına! Nasıl o iki lisan-ı gayb ve şehadet, bütün âlemlerin Rabbi ve şu kâinatın Sahibi namına ve Onun hesabına söyledikleri sözleri ve dâvâları inkâr edebilirsin Ey biçare ve sinekten daha âciz, daha hakir! Sen necisin ki, şu kâinatın Sahib-i Zülcelâlini tekzibe yelteniyorsun – Cumartesi Dersleri 22. 25
Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.