“Onlara rızık olarak verdiğimizden bağışta bulunurlar.” Bakara Sûresi, 2:3. Şu cümlenin hey’âtı, sadakanın şerâit-i kabulünün beşine işaret eder. Birinci şart: Sadakaya muhtaç olmamak derecede sadaka vermek ki, … – Cumartesi Dersleri 25. 1. 4.

Onlara rızık olarak verdiğimizden bağışta bulunurlar. Bakara Sûresi, 23. Şu cümlenin hey'âtı, sadakanın şerâit-i kabulünün beşine işaret eder. Birinci şart Sadakaya muhtaç olmamak derecede sadaka vermek ki, ... - Cumartesi Dersleri 25. 1. 4.

Cumartesi Derslerinde bu hafta:

“”Onlara rızık olarak verdiğimizden bağışta bulunurlar.” Bakara Sûresi, 2:3. Şu cümlenin hey’âtı, sadakanın şerâit-i kabulünün beşine işaret eder. Birinci şart: Sadakaya muhtaç olmamak derecede sadaka vermek ki, …”

konusu işlenmektedir.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi Beşinci Söz – Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi – Birinci Şule – BİRİNCİ ŞUA – İKİNCİ SURET.

Onlara rızık olarak verdiğimizden bağışta bulunurlar. Bakara Sûresi, 23. Şu cümlenin hey'âtı, sadakanın şerâit-i kabulünün beşine işaret eder. Birinci şart Sadakaya muhtaç olmamak derecede sadaka vermek ki, ... - Cumartesi Dersleri 25. 1. 4.
Onlara rızık olarak verdiğimizden bağışta bulunurlar. Bakara Sûresi, 23. Şu cümlenin hey’âtı, sadakanın şerâit-i kabulünün beşine işaret eder. Birinci şart Sadakaya muhtaç olmamak derecede sadaka vermek ki, … – Cumartesi Dersleri 25. 1. 4.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

SHORTS

Yirmi Beşinci Söz

Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi

Birinci Şule

BİRİNCİ ŞUA

İKİNCİ SURET: 

Belâğatindeki i’câz-ı Kur’ânînin hikmetini Beş Noktada beyan edeceğiz.

BİRİNCİ NOKTA:

Kur’ân’ın nazmında bir cezalet-i harika var. O nazımdaki cezalet ve metaneti, İşârâtü’l-İ’câz baştan aşağıya kadar bu cezalet-i nazmiyeyi beyan eder. Saatin saniye, dakika, saati sayan ve birbirinin nizamını tekmil eden ne ise, Kur’ân-ı Hakîmin herbir cümledeki, hey’âtındaki nazım ve kelimelerindeki nizam ve cümlelerin birbirine karşı münasebâtındaki intizamı öyle bir tarzda İşârâtü’l-İ’câz’da âhirine kadar beyan edilmiştir. Kim isterse ona bakabilir


âhir: son (bk. e-ḫ-r)
alâküllihal: ister istemez, her halde (bk. k-l-l)
âmi: câhil
Arabî: Arapça
battal: bâtıl, hükümsüz
belâğat: sözün düzgün, kusursuz, halin ve makamın icabına göre yerinde söylenmesi (bk. b-l-ğ)
beşer: insanlar
beyan etmek: açıklamak (bk. b-y-n)
beyan-ı Kur’ân: Kur’ân’ın açıklaması (bk. b-y-n)
celb etmek: çekmek
cezalet: güzel ve güçlü ifade (bk. c-z-l)
cezalet-i harika: hayranlık verici güçlü ifade (bk. c-z-l)
cezalet-i nazmiye: Kur’ân’ın dizilişindeki güzellik ve akıcılık (bk. c-z-l)
çendan: gerçi
fevkinde: üstünde
fıkra: kısa yazı, bent
hadsiz: sonsuz
hey’ât: kısımlar, parçalar
hezeyan: saçmalama
hırs-ı muâraza: karşı koymak için aşırı istek
hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
hüsn-ü cemâl: maddî manevî güzellik (bk. ḥ-s-n; c-m-l)
i’câz: mu’cizelik (bk. a-c-z)
i’câz-ı Kur’ânî: Kur’ân’ın mu’cizeliği (bk. a-c-z)
intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m)
iştihar bulmak: meşhur olmak
ittifak: birleşme
izzet: şeref, üstünlük (bk. a-z-z)
kesretli: çok, fazla (bk. k-s̱-r)
Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)
mâlik: sahip (bk. m-l-k)
metanet: sağlamlık
mevcut: var (bk. v-c-d)
muannit: inatçı
muâraza: sözle mücadele
muarız: karşı gelen
muhal: imkansız
münasebât: münasebetler, bağlantılar (bk. n-s-b)
Müseylime-i Kezzâb: (bk. bilgiler)
nazar-ı istiğrab: garip ve hayretli bakış (bk. n-ẓ-r)
nazm: diziliş, tertip ve vezin (bk. n-ẓ-m)
nisbet etmek: kıyaslamak (bk. n-s-b)
nizam: düzen (bk. n-ẓ-m)
sâik-i şedid: şiddetli sevk edici gerekçe
suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
şenî: fena, kötü
şevk-i taklidi: benzerini yapma arzusu ve isteği
tanzir: benzerini yapma (bk. n-ẓ-r)
tekmil: tamamlama (bk. k-m-l)
teşebbüs etmek: başvurmak, girişmek
umum: bütün
vukuat: vâkıalar, olaylar

ve bu nazımdaki cezalet-i harikayı bu surette görebilir. Yalnız bir iki misal, bir cümlenin hey’âtındaki nazmı göstermek için zikredeceğiz.

Meselâ

 وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ 

bu cümlede, azâbı dehşetli göstermek için, en azının şiddetle tesirini göstermekle göstermek ister. Demek taklîli ifade edecek; cümlenin bütün heyetleri de bu taklîle bakıp ona kuvvet verecek. İşte, لَئِنْ lâfzı, teşkiktir. Şek kıllete bakar. مَسَّ lâfzı, azıcık dokunmaktır; yine kılleti ifade eder. نَفْحَةٌ lâfzı, maddesi bir kokucuk olup kılleti ifade ettiği gibi, sîgası bire delâlet eder. Masdar-ı merre tabir-i sarfiyesinde “biricik” demektir, kılleti ifade eder. نَفْحَةٌ deki tenvin-i tenkirî, taklîli içindir ki, “O kadar küçük ki, bilinemiyor” demektir. مِنْ lâfzı, teb’îz içindir, “bir parça” demektir; kılleti ifade eder. عَذَابِ lâfzı, nekâl, ikab’a nisbeten hafif bir nevi cezadır ki, kıllete işaret eder. رَبِّكَ lâfzı, Kahhâr, Cebbar, Müntakîm’e bedel yine şefkati ihsas etmekle

kılleti işaret ediyor. İşte, bu kadar kılletteki bir parça azap böyle tesirli ise, ikab-ı İlâhî ne kadar dehşetli olur, kıyas edebilirsiniz diye ifade eder. İşte şu cümlede küçük heyetler nasıl birbirine bakıp yardım eder. Maksad-ı küllîyi, herbiri kendi lisanıyla takviye eder. Şu misal bir derece lafız ve maksada bakar.

İkinci misal:

 وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ 

Şu cümlenin hey’âtı, sadakanın şerâit-i kabulünün beşine işaret eder.

Birinci şart: 

Sadakaya muhtaç olmamak derecede sadaka vermek ki, وَمِمَّا lâfzındaki مِنْ i teb’îz ile o şartı ifade eder.


Dipnot-1

“And olsun, Rabbinin azâbından en küçük bir esinti onlara hafifçe dokunacak olsa…” Enbiyâ Sûresi, 21:46.

Dipnot-2

“Onlara rızık olarak verdiğimizden bağışta bulunurlar.” Bakara Sûresi, 2:3.


Cebbâr: azamet ve yücelik sahibi, yarattıklarına dilediğini yaptıran Allah (bk. c-b-r)
cezalet-i harika: hayranlık verici düzgün ifade, güzel anlatım (bk. c-z-l)
dehşetli: korkunç, ürkütücü
delâlet: işaret etme, delil olma
hey’ât: parçalar, kısımlar
heyet: kısım, parça
ihsas etmek: hissettirmek
ikab: âhiret azabı
ikab-ı İlâhî: Allah’ın azabı (bk. e-l-h)
Kahhar: herşeye her zaman mutlak galip gelen ve boyun eğdiren Allah (bk. ḳ-h-r)
kıllet: azlık
lâfız: ifade, kelime
lisan: dil
maksad: gaye (bk. ḳ-ṣ-d)
maksad-ı küllî: bütünündeki maksat (bk. ḳ-ṣ-d; k-l-l)
masdar-ı merre: fiilin bir defa yapıldığını belirten masdar
Müntakim: suç işleyene cezasını veren Allah
nazm: diziliş, tertip ve vezin (bk. n-ẓ-m)
nekâl: şiddetli azap
nevi: tür, çeşit
nisbeten: kıyasla (bk. n-s-b)
sadaka: Allah rızası için ihtiyaç sahibi kişilere yapılan yardım
sîga: kip
suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
şek: şüphe, tereddüt
şerâit-i kabul: kabul şartları
tabir-i sarfiye: gramerle ilgili ifade (bk. a-b-r)
taklîl: az gösterme, azaltma
takviye etmek: kuvvetlendirmek
teb’îz: parçalara bölme, ayırma
tenvin-i tenkirî: kelimenin belirsizliğini gösteren tenvin işareti; harf-i tarifsiz (“el” takısız) olduğu için tenvinli olan ve nekra denen kelime
teşkik: şüphede bırakma
zikretmek: belirtmek, anmak

İkinci şart:

Ali’den alıp Veli’ye vermek değil, belki kendi malından vermektir. Şu şartı رَزَقْنَاهُمْ lâfzı ifade ediyor. “Size rızık olandan veriniz” demektir.

Üçüncü şart: 

Minnet etmemektir. Şu şarta رَزَقْنَا daki نَا lâfzı işaret eder. Yani, “Ben size rızkı veriyorum. Benim malımdan Benim abdime vermekte minnetiniz yoktur.”

Dördüncü şart:

Öyle adama veresin ki, nafakasına sarf etsin. Yoksa sefâhete sarf edenlere sadaka makbul olmaz. Şu şarta يُنْفِقُونَ lâfzı işaret ediyor.

Beşinci şart:

Allah namına vermektir ki, رَزَقْنَاهُمْ ifade ediyor. Yani, “Mal Benimdir; Benim namımla vermelisiniz.”

Şu şartlarla beraber, tevsî de var. Yani, sadaka nasıl mal ile olur; ilim ile dahi olur, kavl ile, fiil ile, nasihat ile de oluyor. İşte şu aksâma مِمَّا lâfzındaki مَا umumiyetiyle işaret ediyor. Hem şu cümle de bizzat işaret ediyor; çünkü mutlaktır, umumu ifade eder.

İşte, sadakayı ifade eden şu kısacık cümlede, beş şartla beraber geniş bir dairesini akla ihsan ediyor, heyetiyle ihsas ediyor.

İşte, heyette böyle pek çok nazımlar var. Kelimâtın dahi, birbirine karşı aynen, geniş, böyle bir daire-i nazmiyesi var. Sonra kelâmların da, meselâ

قُلْ هُوَ اللهُ أَحَدٌ 

‘de altı cümle var: üçü müsbet, üçü menfi. Altı mertebe-i tevhidi ispat etmekle beraber, şirkin altı envâını reddeder. Herbir cümlesi, öteki cümlelere hem delil olur, hem netice olur. Çünkü herbir cümlenin iki mânâsı var. Bir mânâ ile netice olur, bir mânâ ile de delil olur. Demek, Sûre-i İhlâsta otuz Sûre-i İhlâs kadar, muntazam, birbirini ispat eder delillerden mürekkep sûreler vardır. Meselâ,

قُلْ هُوَ اللهُ: ِلاَنَّهُ اَحَدٌ     ِلاَنَّهُ صَمَدٌ     ِلاَنَّهُ لَمْ يَلِدْ     ِلاَنَّهُ لَمْ يُولَدْ     ِلاَنَّهُ لَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ     2


Dipnot-1

“De ki: O Allah birdir.” İhlâs Sûresi, 112-1.

Dipnot-2

De ki: O Allah’tır. Çünkü O birdir. Çünkü O hiçbir şeye muhtaç değildir ve herşey Ona muhtaçtır. Çünkü O doğurmamıştır. Çünkü O doğurulmamıştır. Çünkü Ona denk olacak hiçbir şey yoktur.


abd: kul (bk. a-b-d)
aksâm: kısımlar, bölümler
daire-i nazmiye: nazım, diziliş dairesi (bk. n-ẓ-m)
envâ: çeşitler
heyet: kısım, parça
ihsan etmek: bağışlamak (bk. ḥ-s-n)
ihsas etmek: hissettirmek
kavl: söz
kelâm: söz (bk. k-l-m)
kelimât: kelimeler (bk. k-l-m)
lâfz: ifade, kelime
makbul: kabul olunma
menfi: olumsuz
mertebe-i tevhid: her şeyin bir olan Allah’a ait olduğunu anlatan mertebe, seviye (bk. v-ḥ-d)
minnet: başa kakma
muntazam: düzenli, tertipli (bk. n-ẓ-m)
mutlak: serbest bırakılmış, sınırı belirtilmemiş (bk. ṭ-l-ḳ)
mürekkep: oluşmuş
müsbet: olumlu
nafaka: geçim vasıtası
nam: ad
nasihat: öğüt
nazım: diziliş, tertip ve vezin (bk. n-ẓ-m)
netice: sonuç
sarf etmek: harcamak
sefahet: zevk, eğlence ve yasak şeylere düşkünlük, budalalık
şirk: Allah’a ortak koşma
tevsî: genişletme
umum: genel

hem

وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ: ِلاَنَّهُ لَمْ يُولَدْ     ِلاَنَّهُ لَمْ يَلِدْ     ِلاَنَّهُ صَمَدٌ     ِلاَنَّهُ اَحَدٌ     ِلاَنَّهُ هُوَ اللهُ     1

hem

هُوَ اللهُ فَهُوَ اَحَدٌ     فَهُوَ صَمَدٌ     فَاِذًا لَمْ يَلِدْ     فَاِذًا لَمْ يُولَدْ     فَاِذًا لَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ     2

Daha sen buna göre kıyas et. Meselâ,

الۤمۤ     ذٰلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ     3

Şu dört cümlenin herbirisinin iki mânâsı var. Bir mânâ ile öteki cümlelere delildir; diğer mânâ ile onlara neticedir. On altı münasebet hatlarından bir nakş-ı nazmî-i i’câzî hasıl olur. İşârâtü’l-İ’câz’da öyle bir tarzda beyan edilmiş ki, bir nakş-ı nazmî-i i’câzî teşkil eder. On Üçüncü Sözde beyan edildiği gibi, güya ekser âyât-ı Kur’âniyenin herbirisi, ekser âyâtın herbirisine bakar bir gözü ve nâzır bir yüzü vardır ki, onlara münasebâtın hutut-u mâneviyesini uzatıyor, birer nakş-ı i’câzî nescediyor. İşte, İşârâtü’l-İ’câz baştan aşağıya kadar bu cezalet-i nazmiyeyi şerh etmiştir.


Dipnot-1

Hiçbir şey Onun dengi değildir. Çünkü O doğurulmamıştır. Çünkü O doğurmaktan münezzehtir. Çünkü O hiçbir şeye muhtaç değildir ve herşey Ona muhtaçtır. Çünkü O birdir. Çünkü O Allah’tır.

Dipnot-2

O Allah’tır. Öyle ise O birdir. Öyle ise O Sameddir. Öyle ise O doğurmamıştır. Öyle ise O doğurulmamıştır. Öyle ise Onun hiçbir dengi yoktur.

Dipnot-3

“Elif lâm mim. Şu kitap ki, onda asla şüphe yoktur. O, takvâ sahipleri için bir yol göstericidir.” Bakara Sûresi, 2:1.


asr-ı cahiliyet: cahiliye asrıâyât-ı Kurâniye: Kur’ân’ın âyetleribelâğat-i harika: hayranlık verici belâğat (bk. b-l-ğ)belâğat-i mâneviye: mânevî belâğat (bk. b-l-ğ; a-n-y)beyan edilmek: açıklanmak (bk. b-y-n)cezalet-i nazmiye: Kur’ân’ın nazmındaki güzellik, üstünlük ve akıcılık (bk. c-z-l; n-ẓ-m)ekser: pekçok (bk. k-s̱-r)evvel: öncefarz etmek: varsaymakhasıl olmak: meydana gelmekhutut-u mâneviye: manevi hatlar, çizgiler (bk. a-n-y)mânâ: anlam (bk. a-n-y)münasebât: ilişkiler, bağlantılar (bk. n-s-b)münasebet: ilişki, bağlantı (bk. n-s-b)nakş-ı i’câzî: mu’cizelik nakşı (bk. n-ḳ-ş; a-c-z)nakş-ı nazmî-i i’câzî: bir mu’cize olan tertip ve dizilişindeki örgü (bk. n-ḳ-ş; n-ẓ-m; a-c-z)nâzır: bakan (bk. n-ẓ-r)nescetmek: dokumaknetice: sonuçnur-u Kur’ân: Kur’ân’ın nuru (bk. n-v-r)sahrâ-yı bedeviyet: bedevîlik çölüşerh etmek: açıklamaktarz: şekil, biçimteşkil etmek: oluşturmakzulmet-i cehil ve gaflet: cehalet ve gaflet karanlığı (bk. ẓ-l-m; ğ-f-l)

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi Beşinci Söz – Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi – Birinci Şule – BİRİNCİ ŞUA – İKİNCİ SURET, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.496

https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/yirmi-besinci-soz/496


CUMARTESİ DERSLERİ

Eğer kulumuz Muhammed'e indirdiğimiz Kur'ân'dan bir şüpheniz varsa, haydi, onun benzeri bir sûre getirin. Bakara Sûresi, 223. - Cumartesi Dersleri - 25. 1. 3.
Eğer kulumuz Muhammed’e indirdiğimiz Kur’ân’dan bir şüpheniz varsa, haydi, onun benzeri bir sûre getirin. Bakara Sûresi, 223. – Cumartesi Dersleri – 25. 1. 3.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.

Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde ve https://sorularlarisale.com/ adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.

Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.

CUMARTESİ DERSLERİ

“Eğer kulumuz Muhammed’e indirdiğimiz Kur’ân’dan bir şüpheniz varsa, haydi, onun benzeri bir sûre getirin.” Bakara Sûresi, 2:23. – Cumartesi Dersleri – 25. 1. 3.

Eğer kulumuz Muhammed'e indirdiğimiz Kur'ân'dan bir şüpheniz varsa, haydi, onun benzeri bir sûre getirin. Bakara Sûresi, 223. - Cumartesi Dersleri - 25. 1. 3.

Cumartesi Derslerinde bu hafta:

“Eğer kulumuz Muhammed’e indirdiğimiz Kur’ân’dan bir şüpheniz varsa, haydi, onun benzeri bir sûre getirin.” Bakara Sûresi, 2:23.

konusu işlenmektedir.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi Beşinci Söz – Birinci Şule – BİRİNCİ ŞUA – BİRİNCİ SURET.

Eğer kulumuz Muhammed'e indirdiğimiz Kur'ân'dan bir şüpheniz varsa, haydi, onun benzeri bir sûre getirin. Bakara Sûresi, 223. - Cumartesi Dersleri - 25. 1. 3.
Eğer kulumuz Muhammed’e indirdiğimiz Kur’ân’dan bir şüpheniz varsa, haydi, onun benzeri bir sûre getirin. Bakara Sûresi, 223. – Cumartesi Dersleri – 25. 1. 3.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

SHORTS

Yirmi Beşinci Söz

Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi

Birinci Şule

Bu Şulenin Üç Şuası var.

BİRİNCİ ŞUA

Derece-i i’cazda belâğat-i Kur’âniyedir. O belâğat ise, nazmın cezaletinden ve hüsn-ü metanetinden ve üslûplarının bedâatinden, garip ve müstahsenliğinden ve beyanının beraatinden, fâik ve safvetinden ve maânîsinin kuvvet ve hakkaniyetinden ve lâfzının fesahatinden, selâsetinden tevellüd eden bir belâğat-i harikulâdedir ki, benî Âdemin en dâhi ediplerini, en harika hatiplerini, en mütebahhir ulemasını muârazaya davet edip bin üç yüz senedir meydan okuyor. Onların damarlarına şiddetle dokunuyor. Muârazaya davet ettiği halde, kibir ve gururlarından başını semâvâta vuran o dâhiler, ona muâraza için ağız açamayıp, kemâl-i zilletle boyun eğdiler.

İşte, belâğatindeki vech-i i’câzı iki suretle işaret ederiz.

BİRİNCİ SURET: 

İ’câzı vardır ve mevcuttur. Çünkü, Ceziretü’l-Arap ahalisi o asırda ekseriyet-i mutlaka itibarıyla ümmî idi. Ümmîlikleri için, mefahirlerini ve vukuat-ı tarihiyelerini ve mehâsin-i ahlâka yardım edecek durub-u emsallerini, kitabet yerine şiir ve belâğat kaydıyla muhafaza ediyorlardı. Mânidar bir kelâm, şiir ve belâğat cazibesiyle eslâftan ahlâfa hafızalarda kalıp gidiyordu. İşte, şu ihtiyac-ı fıtrî neticesi olarak, o kavmin mânevî çarşı-yı ticaretlerinde en ziyade revaç bulan, fesahat ve belâğat metâı idi. Hattâ bir kabilenin beliğ bir edibi, en büyük bir kahraman-ı millîsi gibiydi. En ziyade onunla iftihar ediyorlardı. İşte, İslâmiyetten sonra âlemi zekâlarıyla idare eden o zeki kavim, şu en revaçlı ve medar-ı iftiharları ve ona şiddet-i ihtiyaçla muhtaç olan belâğatte


ahlâf: halefler, sonradan gelenler
âlem: dünya (bk. a-l-m)
bedâat: benzersizlik, eşsiz güzellik, orijinallik (bk. b-d-a)
belâğat: sözün düzgün, kusursuz, halin ve makamın icabına göre yerinde söylenmesi (bk. b-l-ğ)
belâğat-i harikulâde: olağanüstü söyleyiş güzelliği (bk. b-l-ğ)
belâğat-i Kur’âniye: Kur’ân’ın belâğatı (bk. b-l-ğ)
beliğ: belâğat sahibi (bk. b-l-ğ)
benî Âdem: Âdemoğulları, insanlar
beraat: harika, parlak
beyan: açıklama (bk. b-y-n)
cazibe: çekim
cezâlet: akıcı ve güçlü ifade, güzel anlatım (bk. c-z-l)
Ceziretü’l-Arap: Arabistan yarım-adası (bk. bilgiler)
çarşı-yı ticaret: ticaret çarşısı
dâhi: son derece zeki
derece-i i’caz: mu’cizelik derecesi (bk. a-c-z)
durub-u emsal: meşhur atasözleri (bk. m-s̱-l)
edip: edebiyatçı
ekseriyet-i mutlaka: büyük çoğunluk (bk. k-s̱-r; ṭ-l-ḳ)
eslâf: selefler, geçmiştekiler
fâik: üstün
fesâhat: dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılması (bk. f-ṣ-ḥ)
hakkaniyet: hak oluş, doğruluk (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hüsn-ü metanet: metanetin ve sağlamlığın güzelliği (bk. ḥ-s-n)
i’câz: mu’cize oluş (bk. a-c-z)
iftihar etmek: övünmek
ihtiyac-ı fıtrî: yaratılıştan gelen ihtiyaç (bk. ḥ-v-c; f-ṭ-r)
itibarıyla: özelliğiyle
kahraman-ı millî: millî kahraman
kelâm: söz (bk. k-l-m)
kemâl-i zillet: tam bir aşağılık (bk. k-m-l)
kitabet: yazım (bk. k-t-b)
lâfz: ifade, kelime
maânî: mânâlar (bk. a-n-y)
mânidar: anlamlı (bk. a-n-y)
medar-ı iftihar: övünç kaynağı
mefahir: övünülecek şeyler
mehâsin-i ahlak: ahlakî güzellikler (bk. ḥ-s-n; ḫ-l-ḳ)
metâ: kıymetli eşya
mevcut: var olan (bk. v-c-d)
muâraza: sözle mücadele
müstahsenlik: güzellik (bk. ḥ-s-n)
mütebahhir: çok bilgili
nazm: diziliş, tertip ve vezin (bk. n-ẓ-m)
revaç: kıymet, değer
safvet: safilik, halislik, parlak (bk. ṣ-f-y)
selâset: sözün akıcı olma hali; ifadedeki âhenk, açıklık, kolaylık ve akıcılık (bk. s-l-s)
semâvât: gökler (bk. s-m-v)
suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
şiddet-i ihtiyaç: şiddetli ihtiyaç (bk. ḥ-v-c)
şua: parıltı
şule: ışık hüzmesi
tevellüd etmek: doğmak
ulema: âlimler (bk. a-l-m)
ümmî: okuma yazma bilmeyen
üslûp: ifade tarzı
vech-i i’câz: mu’cizelik yönü (bk. a-c-z)
vukuat-ı tarihiye: tarihî olaylar
ziyade: çok, fazla

akvâm-ı âlemden en ileride ve en yüksek mertebede idiler. Belâğat o kadar kıymettardı ki, bir edibin bir sözü için iki kavim büyük muharebe ederdi ve bir sözüyle musalâha ediyorlardı. Hattâ, onların içinde, “Muallâkat-ı Seb’a” namıyla, yedi edibin yedi kasidesini altınla Kâbe’nin duvarına yazmışlar, onunla iftihar ediyorlardı.

İşte böyle bir zamanda, belâğat en revaçlı olduğu bir anda, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan nüzul etti. Nasıl ki zaman-ı Mûsâ aleyhisselâmda sihir ve zaman-ı İsâ aleyhisselâmda tıp revaçta idi; mu’cizelerinin mühimmi o cinsten geldi. İşte, o vakit, bülega-yı Arabı, en kısa bir sûresine mukabeleye davet etti

وَاِنْ كُنْتُمْ فِى رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا فَاْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ     1

fermanıyla onlara meydan okuyor. Hem der ki: “İman getirmezseniz mel’unsunuz, Cehenneme gireceksiniz.” Damarlarına şiddetle vuruyor. Gururlarını dehşetli surette kırıyor. O kibirli akıllarını istihfaf ediyor. Onları bidayeten idam-ı ebedî ile ve sonra da Cehennemde idam-ı ebedî ile beraber dünyevî idamla da mahkûm ediyor. Der: “Ya muâraza ediniz, yahut can ve malınız helâkettedir.”

İşte, eğer muâraza mümkün olsaydı, acaba hiç mümkün müydü ki, bir iki satırla muâraza edip dâvâsını iptal etmek gibi rahat bir çare varken, en tehlikeli, en müşkülâtlı muharebe tariki ihtiyar edilsin? Evet, o zeki kavim, o siyasî millet ki, bir zaman âlemi siyasetle idare ettiği halde, en kısa ve rahat ve hafif bir yolu terk etsin, en tehlikeli ve bütün mal ve canını belâya atacak uzun bir yolu ihtiyar etsin, hiç kabil midir? Çünkü edipleri birkaç hurufatla muâraza edebilseydi, Kur’ân dâvâsından vazgeçerdi, onlar da maddî ve mânevî helâketten kurtulurlardı. Halbuki muharebe gibi dehşetli, uzun bir yolu ihtiyar ettiler. Demek muâraza-i bilhuruf mümkün değildi, muhaldi. Onun için muharebe-i bissüyufa mecbur oldular.

Hem Kur’ân’ı tanzir etmek, taklidini yapmak için gayet şiddetli iki sebep vardı.  


Dipnot-1

“Eğer kulumuz Muhammed’e indirdiğimiz Kur’ân’dan bir şüpheniz varsa, haydi, onun benzeri bir sûre getirin.” Bakara Sûresi, 2:23.


akvâm-ı âlem: dünyadaki kavimler, milletler (bk. a-l-m)
âlem: dünya (bk. a-l-m)
Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun (bk. s-l-m)
belâğat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde ve halin ve makamın icabına göre söylenmesi (bk. b-l-ğ)
bidayeten: ilk önce
bülega-yı Arab: Arap belâğatçıları, edebiyatçıları (bk. b-l-ğ)
dehşetli: korkunç
edip: edebiyatçı
ferman: emir, buyruk
helâket: mahvoluş, yok oluş
hurufat: harfler
idam-ı ebedî: sonsuz yok oluş (bk. e-b-d)
ihtiyar etmek: seçmek, tercih etmek (bk. ḫ-y-r)
istihfaf etmek: küçümsemek
Kâbe: (bk. bilgiler)
kabil: mümkün
kaside: şiir
kıymettar: kıymetli
kibir: gurur, kendini büyük görme (bk. k-b-r)
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân (bk. a-c-z; b-y-n)
mel’un: lanetlenmiş
mertebe: derece
mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey (bk. a-c-z)
muallâkat-ı Seb’a: yedi askı; Kur’ân nazil olmadan önce, meşhur Arap şâirlerinin en beğenilmiş şiirlerinden, Kâbe’nin duvarına asılmış olanları
muâraza: sözle mücadele
muâraza-i bilhuruf: harflerle mücadele, yazılı ve sözlü mücadele
muhal: imkânsız
muharebe: harp, savaş
muharebe-i bissüyuf: kılıçlarla savaşma, silahlı mücadele
mukabele: karşılık verme
musalâha etmek: barışmak (bk. ṣ-l-ḥ)
müşkilâtlı: zor
nam: ad
nüzul etmek: inmek (bk. n-z-l)
revaç: değer, kıymet
suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
tanzir etmek: benzerini yapmak (bk. n-ẓ-r)
tarik: yol (bk. ṭ-r-ḳ)
Zaman-ı İsâ: Hz. İsâ’nın zamanı
zaman-ı Mûsâ: Hz. Mûsâ’nın zamanı (bk. bilgiler)

Birisi düşmanın hırs-ı muârazası, diğeri dostlarının şevk-i taklididir ki, şu iki sâik-i şedid altında milyonlar Arabî kitaplar yazılmış ki, hiçbirisi ona benzemez. Âlim olsun, âmi olsun, her kim ona ve onlara baksa, kat’iyen diyecek ki, “Kur’ân bunlara benzemez; hiçbirisi onu tanzir edemez.” Şu halde, ya Kur’ân bütününün altındadır—bu ise bütün dost ve düşmanın ittifakıyla battaldır, muhaldir—veya Kur’ân, o yazılan umum kitapların fevkindedir.

Eğer desen: “Nasıl biliyoruz ki, kimse muârazaya teşebbüs etmedi? Kimse kendine güvenemedi mi ki meydana çıksın? Birbirinin yardımı da mı faide etmedi?”

Elcevap: Eğer muâraza mümkün olsaydı, alâküllihal kat’î teşebbüs edilecekti. Çünkü izzet ve namus meselesi, can ve mal tehlikesi vardı. Eğer teşebbüs edilseydi, alâküllihal, kat’î taraftar pek çok bulunacaktı. Çünkü hakka muarız ve muannit daima kesretli idi. Eğer taraftar bulsaydı, alâküllihal iştihar bulacaktı. Çünkü, küçük bir mücadele, beşerin nazar-ı istiğrabını celb edip destanlarda iştihar eder. Şöyle acip bir mücadele ve vukuat ise gizli kalamaz. İslâmiyet aleyhinde tâ en çirkin ve en şenî şeylere kadar nakledilir, meşhur olur. Halbuki, muârazaya dair, Müseylime-i Kezzab’ın bir iki fıkrasından başka nakledilmemiş. O Müseylime’de çendan belâğat varmış. Fakat hadsiz bir hüsn-ü cemâle mâlik olan beyan-ı Kur’ân’a nisbet edildiği için, onun sözleri hezeyan suretinde tarihlere geçmiştir. İşte, Kur’ân’ın belâğatindeki i’câz, kat’iyen, iki kere iki dört eder gibi mevcuttur ki, iş böyle oluyor.


âhir: son (bk. e-ḫ-r)
alâküllihal: ister istemez, her halde (bk. k-l-l)
âmi: câhil
Arabî: Arapça
battal: bâtıl, hükümsüz
belâğat: sözün düzgün, kusursuz, halin ve makamın icabına göre yerinde söylenmesi (bk. b-l-ğ)
beşer: insanlar
beyan etmek: açıklamak (bk. b-y-n)
beyan-ı Kur’ân: Kur’ân’ın açıklaması (bk. b-y-n)
celb etmek: çekmek
cezalet: güzel ve güçlü ifade (bk. c-z-l)
cezalet-i harika: hayranlık verici güçlü ifade (bk. c-z-l)
cezalet-i nazmiye: Kur’ân’ın dizilişindeki güzellik ve akıcılık (bk. c-z-l)
çendan: gerçi
fevkinde: üstünde
fıkra: kısa yazı, bent
hadsiz: sonsuz
hey’ât: kısımlar, parçalar
hezeyan: saçmalama
hırs-ı muâraza: karşı koymak için aşırı istek
hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
hüsn-ü cemâl: maddî manevî güzellik (bk. ḥ-s-n; c-m-l)
i’câz: mu’cizelik (bk. a-c-z)
i’câz-ı Kur’ânî: Kur’ân’ın mu’cizeliği (bk. a-c-z)
intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m)
iştihar bulmak: meşhur olmak
ittifak: birleşme
izzet: şeref, üstünlük (bk. a-z-z)
kesretli: çok, fazla (bk. k-s̱-r)
Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)
mâlik: sahip (bk. m-l-k)
metanet: sağlamlık
mevcut: var (bk. v-c-d)
muannit: inatçı
muâraza: sözle mücadele
muarız: karşı gelen
muhal: imkansız
münasebât: münasebetler, bağlantılar (bk. n-s-b)
Müseylime-i Kezzâb: (bk. bilgiler)
nazar-ı istiğrab: garip ve hayretli bakış (bk. n-ẓ-r)
nazm: diziliş, tertip ve vezin (bk. n-ẓ-m)
nisbet etmek: kıyaslamak (bk. n-s-b)
nizam: düzen (bk. n-ẓ-m)
sâik-i şedid: şiddetli sevk edici gerekçe
suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
şenî: fena, kötü
şevk-i taklidi: benzerini yapma arzusu ve isteği
tanzir: benzerini yapma (bk. n-ẓ-r)
tekmil: tamamlama (bk. k-m-l)
teşebbüs etmek: başvurmak, girişmek
umum: bütün
vukuat: vâkıalar, olaylar

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi Beşinci Söz – Birinci Şule – BİRİNCİ ŞUA – BİRİNCİ SURET, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.494

https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/yirmi-besinci-soz/494


CUMARTESİ DERSLERİ

Kur'ân, bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla Allah'ın kelâmıdır; hem bütün mevcudatın İlâhı ünvanıyla Allah'ın fermanıdır; hem bütün semâvât ve arzın Hâlıkı namına bir hitaptır; … hem İsm-i Âzamın muhitinden nüzul ile Arş-ı Âzamın bütün muhâtına bakan ve teftiş eden hikmetfeşan bir kitab-ı mukaddestir. - Cumartesi Dersleri - 25. 1. 2.
Kur’ân, bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla Allah’ın kelâmıdır; hem bütün mevcudatın İlâhı ünvanıyla Allah’ın fermanıdır; hem bütün semâvât ve arzın Hâlıkı namına bir hitaptır; … hem İsm-i Âzamın muhitinden nüzul ile Arş-ı Âzamın bütün muhâtına bakan ve teftiş eden hikmetfeşan bir kitab-ı mukaddestir. – Cumartesi Dersleri – 25. 1. 2.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.

Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde ve https://sorularlarisale.com/ adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.

Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.

CUMARTESİ DERSLERİ

Kur’ân, bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla Allah’ın kelâmıdır; hem bütün mevcudatın İlâhı ünvanıyla Allah’ın fermanıdır; hem bütün semâvât ve arzın Hâlıkı namına bir hitaptır; … hem İsm-i Âzamın muhitinden nüzul ile Arş-ı Âzamın bütün muhâtına bakan ve teftiş eden hikmetfeşan bir kitab-ı mukaddestir. – Cumartesi Dersleri – 25. 1. 2.

Kur'ân, bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla Allah'ın kelâmıdır; hem bütün mevcudatın İlâhı ünvanıyla Allah'ın fermanıdır; hem bütün semâvât ve arzın Hâlıkı namına bir hitaptır; … hem İsm-i Âzamın muhitinden nüzul ile Arş-ı Âzamın bütün muhâtına bakan ve teftiş eden hikmetfeşan bir kitab-ı mukaddestir. - Cumartesi Dersleri - 25. 1. 2.

Cumartesi Derslerinde bu hafta:

“Kur’ân, bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla Allah’ın kelâmıdır; hem bütün mevcudatın İlâhı ünvanıyla Allah’ın fermanıdır; hem bütün semâvât ve arzın Hâlıkı namına bir hitaptır; … hem İsm-i Âzamın muhitinden nüzul ile Arş-ı Âzamın bütün muhâtına bakan ve teftiş eden hikmetfeşan bir kitab-ı mukaddestir. ”

konusu işlenmektedir.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi Beşinci Söz Mukaddime İKİNCİ VE ÜÇÜNCÜ CÜZ VE TETİMME-İ TARİF.

Kur'ân, bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla Allah'ın kelâmıdır; hem bütün mevcudatın İlâhı ünvanıyla Allah'ın fermanıdır; hem bütün semâvât ve arzın Hâlıkı namına bir hitaptır; … hem İsm-i Âzamın muhitinden nüzul ile Arş-ı Âzamın bütün muhâtına bakan ve teftiş eden hikmetfeşan bir kitab-ı mukaddestir. - Cumartesi Dersleri - 25. 1. 2.
Kur’ân, bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla Allah’ın kelâmıdır; hem bütün mevcudatın İlâhı ünvanıyla Allah’ın fermanıdır; hem bütün semâvât ve arzın Hâlıkı namına bir hitaptır; … hem İsm-i Âzamın muhitinden nüzul ile Arş-ı Âzamın bütün muhâtına bakan ve teftiş eden hikmetfeşan bir kitab-ı mukaddestir. – Cumartesi Dersleri – 25. 1. 2.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

SHORTS

Yirmi Beşinci Söz

Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi

Mukaddime

İKİNCİ CÜZ VE TETİMME-İ TARİF:

Kur’ân Arş-ı Âzamdan, İsm-i Âzamdan, her ismin mertebe-i âzamından geldiği için, On İkinci Sözde beyan ve ispat edildiği gibi,

Kur’ân,

· bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla Allah’ın kelâmıdır;

· hem bütün mevcudatın İlâhı ünvanıyla Allah’ın fermanıdır;

· hem bütün semâvât ve arzın Hâlıkı namına bir hitaptır;

· hem rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mükâlemedir;

· hem saltanat-ı âmme-i Sübhâniye hesabına bir hutbe-i ezeliyedir;

· hem rahmet-i vâsia-i muhîta nokta-i nazarında bir defter-i iltifâtât-ı Rahmâniyedir;

· hem Ulûhiyetin azamet-i haşmeti haysiyetiyle, başlarında bazan şifre bulunan bir muhabere mecmuasıdır;

· hem İsm-i Âzamın muhitinden nüzul ile Arş-ı Âzamın bütün muhâtına bakan ve teftiş eden hikmetfeşan bir kitab-ı mukaddestir.

Ve şu sırdandır ki, “Kelâmullah” ünvanı, kemâl-i liyakatle Kur’ân’a verilmiş ve daima da veriliyor. Kur’ân’dan sonra sair enbiyanın kütüp ve suhufları derecesi gelir. Sair nihayetsiz kelimât-ı İlâhiyenin ise, bir kısmı dahi has bir itibarla, cüz’î bir ünvanla, hususî bir tecelliyle, cüz’î bir isimle ve has bir rububiyetle ve mahsus bir saltanatla ve hususî bir rahmetle zahir olan ilhâmât suretinde bir mükâlemedir. Melek ve beşer ve hayvânâtın ilhamları, külliyet ve hususiyet itibarıyla çok muhteliftir.


Arş-ı Âzam: Allah’ın sınırsız egemenliğinin ve büyüklüğünün tecelli ettiği yer (bk. a-r-ş; a-ẓ-m)
arz: yer, dünya
azamet-i haşmet: ihtişamın büyüklüğü (bk. a-ẓ-m)
beşer: insan
beyan: açıklama (bk. b-y-n)
cihet: yön
cüz: kısım, bölüm (bk. c-z-e)
cüz’î: ferde bakan (bk. c-z-e)
defter-i iltifâtât-ı Rahmâniye: sonsuz merhamet sahibi olan Allah’ın iltifatlarını içine alan defter (bk. r-h-m)
enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)
ferman: buyruk, emir
Hâlık: yaratıcı Allah (bk. ḫ-l-ḳ)
has: özel
haysiyetiyle: münasebetiyle
hayvânât: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)
hikmetfeşan: hikmet yayan (bk. ḥ-k-m)
hitap: konuşma (bk. ḫ-ṭ-b)
hususî: özel
hususiyet: özel oluş
hutbe-i ezeliye: ezelî, zamanüstü hutbe (bk. ḫ-t-b; e-z-l)
İlâh: kendisine ibadet edilen, Allah (bk. e-l-h)
ilham: Allah tarafından kalbe gelen mânâ
ilhamat: ilhamlar, Allah tarafından kalbe gelen mânâlar
İsm-i Âzam: Cenab-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı (bk. s-m-v; a-ẓ-m)
itibar: özellik
kelâm: söz (bk. k-l-m)
kelâmullah: Allah’ın kelâmı, sözü (bk. k-l-m)
kelimât-ı İlâhiye: Allah’a ait kelimeler (bk. k-l-m; e-l-h)
kemâl-i liyakat: tam layık olma (bk. k-m-l)
kitab-ı mukaddes: her türlü kusur ve noksandan yüce kitap (bk. k-t-b; ḳ-d-s)
külliyet: genel, kapsamlılık (bk. k-l-l)
kütüp: kitaplar (bk. k-t-b)
mecmua: kitap (bk. c-m-a)
melek: nurdan yaratılmış varlık (bk. m-l-k)
mertebe-i âzam: en büyük mertebe (bk. a-ẓ-m)
mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)
muhabere: haberleşme
muhât: kapsama alanı
muhit: kapsayan, kuşatıcı
mükâleme: karşılıklı konuşma (bk. k-l-m)
nihayetsiz: sonsuz, sınırsız
nokta-i nazar: bakış noktası (bk. n-ẓ-r)
nüzul: inme (bk. n-z-l)
Rab: herbir varlığı terbiye edip idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah (bk. r-b-b)
rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)
rahmet-i vâsia-i muhîta: Allah’ın herşeyi kuşatan geniş rahmeti (bk. r-ḥ-m)
rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b)
rubûbiyet-i mutlaka: Allah’ın herşeyi kuşatan sınırsız ve sonsuz rablığı (bk. r-b-b; ṭ-l-ḳ)
sair: diğer
saltanat: hakimiyet, egemenlik (bk. s-l-ṭ)
saltanat-ı âmme-i Sübhâniye: her türlü kusurdan yüce olan Allah’ın herşeyi kuşatan egemenliği (bk. s-l-ṭ; s-b-ḥ)
semâvat: gökler (bk. s-m-v)
suhuf: bâzı peygamberlere gelen sahife halindeki kitaplar
suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
tecelli: yansıma (bk. c-l-y)
teftiş: denetleme
tetimme-i tarif: tanımın tamamlayıcısı, devamı (bk. a-r-f)
Ulûhiyet: ilâhlık (bk. e-l-h)
zahir olmak: görünmek (bk. ẓ-h-r)

ÜÇÜNCÜ CÜZ:

Kur’ân,

· asırları muhtelif bütün enbiyanın kütüplerini ve meşrepleri muhtelif bütün evliyanın risalelerini ve meslekleri muhtelif bütün asfiyanın eserlerini icmâlen tazammun eden,

· ve cihât-ı sittesi parlak ve evham ve şübehâtın zulümâtından musaffâ,

· ve nokta-i istinadı, bilyakîn, vahy-i semâvî ve kelâm-ı ezelî,

· ve hedefi ve gayesi, bilmüşahede, saadet-i ebediye,

· içi, bilbedâhe, hâlis hidayet,

· üstü, bizzarure, envâr-ı iman,

· altı, biilmilyakîn, delil ve burhan,

· sağı, bittecrübe, teslim-i kalb ve vicdan,

· solu, biaynilyakîn, teshir-i akıl ve iz’an,

· meyvesi, bihakkılyakîn, rahmet-i Rahmân ve dâr-ı cinân,

· makamı ve revacı, bilhads-i sâdık, makbul-ü melek ve ins ü cân bir kitab-ı semâvîdir.

Kur’ân’ın tarifine dair üç cüz’ündeki sıfatların herbiri başka yerlerde kat’î ispat edilmiş veya ispat edilecektir. Dâvâmız mücerret değil, herbirisi burhan-ı kat’î ile müberhendir.


asfiya: Hz. Peygamberin yolundan giden ilim ve velayet sahibi insanlar (bk. ṣ-f-y)
biaynilyakîn: gözle görür kesinlikte (bk. y-ḳ-n)
bihakkılyakîn: yaşamış gibi bir kesinlikte (bk. ḥ-ḳ-ḳ; y-ḳ-n)
biilmilyakîn: ilmî delillerle elde edilen kesinlikte (bk. a-l-m; y-ḳ-n)
bilbedâhe: ap açık
bilhads-i sâdık: doğru bir sezgiyle (bk. ṣ-d-ḳ)
bilmüşahede: göründüğü üzere (bk. ş-h-d)
bilyakîn: şüphesiz, tereddütsüz (bk. y-ḳ-n)
bittecrübe: tecrübeyle
bizzarure: zorunlu olarak
burhan: mantıkî, güçlü delil
burhan-ı kat’î: sağlam delil
cihât-ı sitte: altı yön
cüz: bölüm, kısım (bk. c-z-e)
dâr-ı cinân: cennet yurdu
enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)
envâr-ı iman: iman nurları (bk. n-v-r; e-m-n)
evham: vehimler, kuruntular
evliya: veliler, Allah dostları (bk. v-l-y)
hâlis: saf, katıksız (bk. ḫ-l-ṣ)
hidayet: doğru yol (bk. h-d-y)
icmâlen: kısaca, özetle (bk. c-m-l)
kat’î: kesin olarak
kelâm-ı ezelî: ezelî söz (bk. k-l-m; e-z-l)
kitab-ı semâvî: İlâhî kitap (bk. k-t-b; s-m-v)
kütüp: kitaplar (bk. k-t-b)
makbul-ü melek ve ins ve cânn: cinler, insanlar ve meleklerin kabul edip beğendiği şey (bk. m-l-k)
meslek: yol, usül
meşrep: mânevî haz ve feyiz alınan yol; usül, metod
muhtelif: çeşitli
musaffâ: arınmış, safileşmiş (bk. ṣ-f-y)
müberhen: delillerle ispatlanmış
mücerret: soyut
nokta-i istinad: dayanak noktası (bk. s-n-d)
rahmet-i Rahmân: rahmeti sınırsız olan Allah’ın şefkat ve merhameti (bk. r-ḥ-m)
revac: kıymet, değer
risale: kitap (bk. r-s-l)
saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)
şübehât: şüpheler
tazammun: içine alma, içerme
teshir-i akıl ve izân: aklı ve idraki etki ve itaat altına alma
teslim-i kalb ve vicdan: kalbin ve vicdanın teslim oluşu (bk. s-l-m)
vahy-i semâvî: Allah’ın peygambere vahyettiği şey (bk. v-ḥ-y; s-m-v)
zulümât: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi Beşinci Söz – Mukaddime – İKİNCİ VE ÜÇÜNCÜ CÜZ VE TETİMME-İ TARİF, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.492

https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/yirmi-besinci-soz/492


CUMARTESİ DERSLERİ

Mu'cizât-ı Kur'âniye Risalesi - Elde Kur'ân gibi bir mu'cize-i bâki varken, Başka burhan aramak aklıma zâid görünür. Elde Kur'ân gibi bir burhan-ı hakikat varken, Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir - Cumartesi Dersleri 25. 1. 1.
Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi – Elde Kur’ân gibi bir mu’cize-i bâki varken, Başka burhan aramak aklıma zâid görünür. Elde Kur’ân gibi bir burhan-ı hakikat varken, Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir – Cumartesi Dersleri 25. 1. 1.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.

Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde ve https://sorularlarisale.com/ adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.

Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.

CUMARTESİ DERSLERİ

Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi – Elde Kur’ân gibi bir mu’cize-i bâki varken, Başka burhan aramak aklıma zâid görünür. Elde Kur’ân gibi bir burhan-ı hakikat varken, Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir? – Cumartesi Dersleri 25. 1. 1.

Mu'cizât-ı Kur'âniye Risalesi - Elde Kur'ân gibi bir mu'cize-i bâki varken, Başka burhan aramak aklıma zâid görünür. Elde Kur'ân gibi bir burhan-ı hakikat varken, Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir - Cumartesi Dersleri 25. 1. 1.

Cumartesi Derslerinde bu hafta:

“Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi – Elde Kur’ân gibi bir mu’cize-i bâki varken, Başka burhan aramak aklıma zâid görünür. Elde Kur’ân gibi bir burhan-ı hakikat varken, Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir? ”

konusu işlenmektedir.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi Beşinci Söz – Mukaddime – BİRİNCİ CÜZ.

Mu'cizât-ı Kur'âniye Risalesi - Elde Kur'ân gibi bir mu'cize-i bâki varken, Başka burhan aramak aklıma zâid görünür. Elde Kur'ân gibi bir burhan-ı hakikat varken, Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir - Cumartesi Dersleri 25. 1. 1.
Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi – Elde Kur’ân gibi bir mu’cize-i bâki varken, Başka burhan aramak aklıma zâid görünür. Elde Kur’ân gibi bir burhan-ı hakikat varken, Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir – Cumartesi Dersleri 25. 1. 1.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

SHORTS

Yirmi Beşinci Söz

Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi

Elde Kur’ân gibi bir mu’cize-i bâki varken,
Başka burhan aramak aklıma zâid görünür.
Elde Kur’ân gibi bir burhan-ı hakikat varken,
Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?

İHTAR: Şu Sözün başında Beş Şuleyi yazmak niyet ettik. Fakat Birinci Şulenin âhirlerinde, eski hurufatla tab etmek için gayet sür’atle yazmaya mecbur olduk. Hattâ bazı gün yirmi otuz sahifeyi iki üç saat içinde yazıyorduk. Onun için, Üç Şuleyi ihtisaren, icmâlen yazarak, İki Şuleyi de şimdilik terk ettik. Bana ait kusurlar ve noksaniyetler ve işkâl ve hatalara nazar-ı insaf ve müsamaha ile bakmalarını, ihvanlarımızdan bekleriz.

Bu Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesindeki ekser âyetlerin herbiri, ya mülhidler tarafından medar-ı tenkit olmuş veya ehl-i fen tarafından itiraza uğramış veya cinnî ve insî şeytanların vesvese ve şüphelerine maruz olmuş âyetlerdir. İşte, bu Yirmi Beşinci Söz öyle bir tarzda o âyetlerin hakikatlerini ve nüktelerini beyan etmiş ki, ehl-i ilhad ve fennin kusur zannettikleri noktalar i’câzın lemeâtı ve belâğat-i Kur’âniyenin kemâlâtının menşeleri olduğu, ilmî kaideleriyle ispat edilmiş. Bulantı vermemek için, onların şüpheleri zikredilmeden cevab-ı kat’î verilmiş.

وَالشَّمْسُ تَجْرِي     وَالْجِبَالَ اَوْتاَدًا 

gibi, yalnız Yirminci Sözün Birinci Makamında üç dört âyette şüpheleri söylenmiş.


Dipnot-1

“Güneş de akıp gider.” Yâsin Sûresi, 36:38. • “Dağları da birer kazık yaptık.” Nebe’ Sûresi, 78:7.


âhir: son (bk. e-ḫ-r)
âyet: Kur’ân’ın herbir cümlesi
belâğat-i Kur’âniye: Kur’ân’ın belâğati (bk. b-l-ğ)
beyan: açıklama (bk. b-y-n)
burhan: güçlü, mantıkî delil
burhan-ı hakikat: gerçeklik delili (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
cevab-ı kat’i: şüphe bırakmayacak kesin cevap (bk. c-v-b)
cinnî: cin taifesinden olan
ehl-i fen: bilim adamları
ehl-i ilhad ve fen: dinsizler ve bilim adamları
ekser: pekçok (bk. k-s̱-r)
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hurufat: harfler
i’câz: mu’cize oluş (bk. a-c-z)
icmâlen: kısaca, özet olarak (bk. c-m-l)
ihtar: hatırlatma
ihtisaren: kısaca, özetleyerek
ihvan: kardeşler
ilzam: susturma
insî: insan cinsinden olan
işkâl: zorlaştırma, güçleştirme
kaide: esas, düstur
kemâlat: mükemmellikler, kusur-suzluklar (bk. k-m-l)
lemeât: parıltılar
maruz: bir şeyin karşısında engelsiz şekilde bulunan
medar-ı tenkit: tenkit nedeni
menşe: kaynak, esas
Mu’cizât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın mu’cizeleri (bk. a-c-z)
mu’cize-i bâki: devamlı ve kalıcı mu’cize (bk. a-c-z; b-ḳ-y)
mülhid: dinsiz, inkâr eden
münkir: inkârcı (bk. n-k-r)
müsamaha: hoşgörü
nazar-ı insaf: insaf bakışı (bk. n-ẓ-r)
noksaniyet: eksiklik
nükte: ince ve anlamlı söz
sıklet: ağırlık, mânevî sıkıntı
sür’at: hız
şule: ışık hüzmesi
tab etmek: basmak
vesvese: şüphe, kuruntu
zâid: fazlalık
zikredilmek: belirtilmek, hatırlatılmak

Hem bu Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi gerçi gayet muhtasar ve acele yazılmış ise de, fakat ilm-i belâğat ve ulûm-u Arabiye noktasında, âlimlere hayret verecek derecede âlimâne ve derin ve kuvvetli bir tarzda beyan edilmiş. Gerçi her bahsini her ehl-i dikkat tam anlamaz, istifade etmez. Fakat o bahçede herkesin ehemmiyetli hissesi var. Pek acele ve müşevveş hâletler içinde telif edildiğinden ifade ve ibaresinde kusur var olmasıyla beraber, ilim noktasında çok ehemmiyetli meselelerin hakikatini beyan etmiş.

Said Nursî


âlimane: âlimlere yakışır surette (bk. a-l-m)
bahis: konu
beyan: açıklama (bk. b-y-n)
ehl-i dikkat: dikkat sahipleri
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hâlet: hal, durum
ibare: yazılış
ilm-i belâğat: belâğat ilmi (bk. a-l-m; b-l-ğ)
istifade: faydalanma
Mu’cizât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın mu’cizeleri (bk. a-c-z)
muhtasar: kısaca, sınırlandırılmış
müşevveş: dağınık, karışık, düzensiz
telif edilmek: yazılmak
ulûm-u Arabiye: Arapça ilimler (bk. a-l-m)

Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi

Besmele - Bismillahirrahmanirrahim
Bismillahirrahmanirrahim

 قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ اْلاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلٰۤى اَنْ يَاْتُوا بِمِثْلِ هٰذَا الْقُرْاٰنِ لاَ يَاْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيرًا     1

Mahzen-i mu’cizat ve mu’cize-i kübrâ-yı Ahmediye (a.s.m.) olan Kur’ân-ı Hakîm-i Mu’cizü’l-Beyanın hadsiz vücuh-u i’câzından kırka yakın vücuh-u i’câziyeyi Arabî risalelerimde ve Arabî Risale-i Nur’da ve İşârâtü’l-İ’câz namındaki tefsirimde ve geçen şu yirmi dört Sözlerde işaretler etmişiz. Şimdi, onlardan yalnız beş vechini bir derece beyan ve sair vücuhu içlerinde icmâlen derc ederek ve bir mukaddime ile onun tarif ve mahiyetine işaret edeceğiz.

Mukaddime

Üç cüzdür.

BİRİNCİ CÜZ:

Kur’ân nedir, tarifi nasıldır?

Elcevap: On Dokuzuncu Sözde beyan edildiği ve sair Sözlerde ispat edildiği gibi,

Kur’ân,

· şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi,

· ve âyât-ı tekvîniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedîsi,

· ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri,

· ve zeminde ve gökte gizli esmâ-i İlâhiyenin mânevî hazinelerinin keşşafı,

· ve sutûr-u hâdisâtın altında muzmer hakaikin miftahı,


Dipnot-1

“De ki: And olsun, eğer bu Kur’ân’ın benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya toplanıp da hepsi birbirine yardımcı olsalar, yine de onun benzerini getiremezler.” İsrâ Sûresi, 17:88.


âlem-i gayb: görünmeyen âlem (bk. a-l-m; ğ-y-b)
âlem-i şehadet: görünen âlem (bk. a-l-m; ş-h-d)
Arabî: Arapça
âyât-ı tekvîniye: yaratılışa ait âyetler, deliller (bk. k-v-n)
beyan: açıklama (bk. b-y-n)
cüz: kısım, bölüm (bk. c-z-e)
derc etmek: yerleştirmek
esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri (bk. s-m-v; e-l-h)
hadsiz: sayısız
hakaik: hakikatler, gerçekler (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
icmâlen: kısaca, özetle
keşşaf: keşf edici, açığa çıkarıcı (bk. k-ş-f)
kitab-ı kebir-i kâinat: büyük kâinat kitabı (bk. k-t-b; k-b-r; k-v-n)
Kur’ân-ı Hakîm-i Mu’cizü’l-Beyan: ifade ve açıklamalarıyla mu’cize olan ve sayısız hikmetleri içinde bulunduran Kur’ân (bk. ḥ-k-m; a-c-z; b-y-n)
mahiyet: iç yüz, asıl esas
mahzen-i mu’cizât: mu’cizeler mahzeni, deposu (bk. a-c-z)
miftah: anahtar
Mu’cizât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın mu’cizeleri (bk. a-c-z)
mu’cize-i kübrâ-yı Ahmediye: Peygamberimizin en büyük mu’cizesi (bk. a-c-z; k-b-r; ḥ-m-d)
mukaddime: giriş (bk. ḳ-d-m)
muzmer: gizli, saklı
müfessir: tefsirci, yorumcu (bk. f-s-r)
mütenevvi: çeşitli
nam: ad
risale: küçük kitap (bk. r-s-l)sair: diğer
sutûr-u hâdisât: olaylar dizisi
tarif: tanım, açıklama (bk. a-r-f)
tefsir: Kur’ân’ın mânâ bakımından izahı, yorumu (bk. f-s-r)
tercüman-ı ebedî: ebedî, sonsuz tercüman (bk. e-b-d)
tercüme-i ezeliye: zamanüstü tercüme (bk. e-z-l)
vech: yön
vücuh: yönler
vücuh-u i’câz: mu’cizelik yönleri (bk. a-c-z)
zemin: yeryüzü

· ve âlem-i şehadette âlem-i gaybın lisanı,

· ve şu âlem-i şehadet perdesi arkasında olan âlem-i gayb cihetinden gelen iltifâtât-ı ebediye-i Rahmâniye ve hitâbât-ı ezeliye-i Sübhâniyenin hazinesi,

· ve şu İslâmiyet âlem-i mânevîsinin güneşi, temeli, hendesesi,

· ve avâlim-i uhreviyenin mukaddes haritası,

· ve Zât ve sıfât ve esmâ ve şuûn-u İlâhiyenin kavl-i şârihi, tefsir-i vâzıhı, burhan-ı kàtıı, tercüman-ı sâtıı,

· ve şu âlem-i insaniyetin mürebbîsi,

· ve insaniyet-i kübrâ olan İslâmiyetin mâ ve ziyası,

· ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi,

· ve insaniyeti saadete sevk eden hakikî mürşidi ve hâdîsi,

· ve insana hem bir kitab-ı şeriat,

· hem bir kitab-ı dua,

· hem bir kitab-ı hikmet,

· hem bir kitab-ı ubûdiyet,

· hem bir kitab-ı emir ve davet,

· hem bir kitab-ı zikir,

· hem bir kitab-ı fikir,

· hem bütün insanın bütün hâcât-ı mâneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, câmi’ bir kitab-ı mukaddestir.

· Hem bütün evliya ve sıddıkîn ve urefâ ve muhakkıkînin muhtelif meşreplerine ve ayrı ayrı mesleklerine, herbirindeki meşrebin mezâkına lâyık ve o meşrebi tenvir edecek ve herbir mesleğin mesâkına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütüphane hükmünde bir kitab-ı semâvîdir.


âlem-i gayb: görünmeyen âlem (bk. a-l-m; ğ-y-b)
âlem-i insaniyet: insanlık âlemi (bk. a-l-m)
âlem-i mânevî: mânevî alem (bk. a-l-m; a-n-y)
âlem-i şehadet: görünen âlem (bk. a-l-m; ş-h-d)
avâlim-i uhreviye: âhiret âlemleri (bk. a-l-m; e-ḫ-r)
burhan-ı katı: kesin delil
câmi’: kapsamlı (bk. c-m-a)
cihet: yön, taraf
esmâ: isimler (bk. s-m-v)
evliya: veliler, Allah dostları (bk. v-l-y)
hâcât-ı mâneviye: mânevî ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c; a-n-y)
hâdî: hidâyet edici (bk. h-d-y)
hendese: plan ve geometri
hikmet-i hakikiye: her şeyin belirli gayelere yönelik olarak, olması gereken keyfiyette bulunduğunu gösteren gerçek ilim, bilgi (bk. ḥ-k-m; ḥ-ḳ-ḳ)
hitâbât-ı ezeliye-i Sübhâniye: kusur ve aczden yüce olan Allah’ın ezelî konuşmaları (bk. ḫ-ṭ-b; e-z-l; s-b-ḥ)
ibraz etmek: meydana koymak
iltifâtât-ı ebediye-i Rahmâniye: sonsuz merhamet sahibi Allah’ın teveccühleri (bk. e-b-d; r-ḥ-m)
insaniyet-i kübrâ: en büyük insanlık (bk. k-b-r)
kavl-i şârih: açıklayıcı söz
kitab-ı dua: dua kitabı (bk. k-t-b; d-a-v)
kitab-ı emir ve davet: davet ve emir kitabı (bk. k-t-b)
kitab-ı fikir: fikir kitabı (bk. k-t-b; f-k-r)
kitab-ı hikmet: hikmet kitabı (bk. k-t-b; ḥ-k-m)
kitab-ı mukaddes: her türlü kusur ve noksandan yüce kutsal kitap (bk. k-t-b; ḳ-d-s)
kitab-ı semâvî: Allah’ın gönderdiği kitap (bk. k-t-b; s-m-v)
kitab-ı şeriat: şeriat kitabı (bk. k-t-b; ş-r-a)
kitab-ı ubûdiyet: kulluk kitabı (bk. k-t-b; a-b-d)
kitab-ı zikir: zikir kitabı (bk. k-t-b)
lisan: dil
: su
merci: kaynak
mesâk: maksat
meslek: yol, usül
meşreb: manevi haz ve feyiz alınan yol
mezâk: zevk
muhakkikîn: gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen âlimler (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
muhtelif: çeşitli
mukaddes: kutsal, her türlü kusur ve noksandan uzak (bk. ḳ-d-s)
muvafık: uygun
mürebbî: terbiye edici (bk. r-b-b)
mürşid: doğru yolu gösterici (bk. r-ş-d)
nev-i beşer: insanlık
risale: kitap (bk. r-s-l)
saadet: mutluluk
sıddıkîn: daima doğruluk üzere ve Allah’a ve peygambere sadakatte en ileride olanlar (bk. ṣ-d-ḳ)
sıfât: vasıflar, özellikler (bk. v-ṣ-f)
şuûn-u İlâhiye: İlâhî fiiller, işler (bk. ş-e-n; e-l-h)
tasvir etmek: anlatmak, ifade etmek (bk. ṣ-v-r)
tazammun etmek: içine almak
tefsir-i vâzıh: açık yorum (bk. f-s-r)
tenvir etmek: nurlandırmak (bk. n-v-r)
tercüman-ı satı: parlak tercüman
urefâ: ârifler, Allah’ı isim ve sıfatlarıyla hakkıyla tanıyanlar (bk. a-r-f)
ziya: ışık

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi Beşinci Söz – Mukaddime – BİRİNCİ CÜZ, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.488

https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/yirmi-besinci-soz/489


CUMARTESİ DERSLERİ

İnsan, eğer kesrete dalıp, kâinat içinde boğulup, dünyanın muhabbetiyle sersem olarak fânilerin tebessümlerine aldansa, onların kucaklarına atılsa, elbette nihayetsiz bir hasârete düşer. Hem fenâ, hem fâni, hem ademe düşer. Hem mânen kendini idam eder. Eğer lisan-ı Kur'ân'dan kalb kulağıyla iman derslerini işitip başını kaldırsa, vahdete müteveccih olsa, ubûdiyetin miracıyla arş-ı kemâlâta çıkabilir, bâki bir insan olur. - Cumartesi Dersleri 25. 5. 5.
İnsan, eğer kesrete dalıp, kâinat içinde boğulup, dünyanın muhabbetiyle sersem olarak fânilerin tebessümlerine aldansa, onların kucaklarına atılsa, elbette nihayetsiz bir hasârete düşer. Hem fenâ, hem fâni, hem ademe düşer. Hem mânen kendini idam eder. Eğer lisan-ı Kur’ân’dan kalb kulağıyla iman derslerini işitip başını kaldırsa, vahdete müteveccih olsa, ubûdiyetin miracıyla arş-ı kemâlâta çıkabilir, bâki bir insan olur. – Cumartesi Dersleri 25. 5. 5.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.

Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde ve https://sorularlarisale.com/ adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.

Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.

CUMARTESİ DERSLERİ