Eğitim ve öğretime, bilgi ve bilime farklı bir bakış; MÂNÂ-YI İSMÎ yerine MÂNÂ-YI HARFİ ile bakış. Açık kaynak bir eğitim sitesi. A different perspective on education and teaching, knowledge and science; glance with the LETTER MEANING instead of the NAME MEANING. Open source education site.
Nefes ve Nizam – Solunum Sistemindeki Hassas Tasarım
Sunulan metinler, insan solunum sisteminin biyolojik işleyişini ve bu mekanizmanın ardındaki hassas tasarımı detaylandırmaktadır.
Solunum süreci aracılığıyla vücuda oksijen kazandırılırken, hücrelerde üretilen atık karbondioksitin dışarı atılması ve kanın akciğerlerde temizlenmesi aşamalı olarak anlatılmaktadır.
Alveollerde gerçekleşen gaz değişimi ile hücre düzeyindeki enerji üretimi, sistemin birbiriyle uyumlu parçaları olarak vurgulanmaktadır.
Kaynaklar, bu karmaşık biyolojik döngülerin tesadüfen oluşamayacak kadar ölçülü ve planlı bir yapıya sahip olduğunu savunmaktadır.
Nihayetinde tüm bu hayati faaliyetler, evrendeki bilinçli bir tasarımın ve üstün bir yaratılışın göstergesi olarak nitelendirilmektedir.
Solunum olayı, canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli olan enerjinin elde edilmesini sağlayan bir sistem olarak kurulmuştur. Bu sistem sayesinde vücuda oksijen alınmakta ve karbondioksit dışarı verilmektedir.
İnsanlarda solunum sistemi; burun, yutak, gırtlak, soluk borusu ve akciğerlerden oluşturulmuştur. Hava burundan içeri alınmakta, soluk borusundan geçirilmekte ve akciğerlere ulaştırılmaktadır. Akciğerlerin içinde bulunan çok küçük hava keseciklerine alveol adı verilmektedir.
Alveollerde gaz alışverişi gerçekleştirilmektedir:
• Oksijen alveollerden kana verilmektedir.
• Kandaki karbondioksit alveollere aktarılmakta ve dışarı atılmaktadır.
Bu geçiş difüzyon adı verilen bir düzen içinde sağlanmaktadır. Oksijenin ve karbondioksitin belirli oranlarda bulunması sayesinde hassas bir denge korunmaktadır.
Bu kadar düzenli, ölçülü ve hassas bir sistemin kendi kendine oluşmasının mümkün olmadığı açıkça görülmektedir. Çünkü bilinçsiz sebeplerin böyle planlı bir sistemi kuramayacağı anlaşılmaktadır. Her parçanın görevine uygun şekilde yerleştirilmiş olması, bilinçli bir tasarımı göstermektedir.
⸻
🫀 Kanın Temizlenmesi
Vücutta dolaşarak kirlenen (karbondioksit bakımından zenginleşen) kan, kalbe getirilmektedir. Kalbin sağ tarafından akciğerlere gönderilmektedir. Akciğerlerde:
• Kandaki karbondioksit alveollere verilmektedir.
• Alveollerdeki oksijen kana alınmaktadır.
Bu işlem sonucunda kan temizlenmiş (oksijen bakımından zenginleştirilmiş) olmaktadır.
Temizlenen kan kalbe geri gönderilmekte ve kalbin sol tarafından tüm vücuda pompalanmaktadır. Böylece hücrelere gerekli oksijen ulaştırılmaktadır.
Kalp ile akciğer arasındaki bu uyumlu çalışma, son derece düzenli bir sistem hâlinde işletilmektedir. Bu düzenin tesadüflerle meydana getirilemeyeceği anlaşılmaktadır. Çünkü kalbin atış hızı, akciğerlerin kapasitesi ve kandaki gaz oranları bir denge içinde ayarlanmış bulunmaktadır.
⸻
🔬 Hücresel Solunum
Hücrelere ulaştırılan oksijen sayesinde hücresel solunum gerçekleştirilmektedir. Bu süreçte:
• Oksijen ve besinler kullanılmaktadır.
• Enerji üretilmektedir.
• Karbondioksit ve su açığa çıkarılmaktadır.
Oluşan karbondioksit tekrar kana verilmekte ve akciğerlere taşınarak vücuttan uzaklaştırılmaktadır.
Hücrelerin içinde enerji üretiminin belirli kimyasal kurallara göre gerçekleştirilmesi, bu sistemin bilinçli bir plan ile kurulmuş olduğunu göstermektedir. Şuursuz tabiatın ya da sebeplerin böyle amaçlı bir düzen kuramayacağı ifade edilmektedir.
⸻
📌 Genel Değerlendirme
• Solunum sistemi belirli bir düzen içinde çalıştırılmaktadır.
• Kanın temizlenmesi hassas bir denge ile sağlanmaktadır.
• Hücrelerde enerji üretimi kontrollü şekilde gerçekleştirilmektedir.
Bütün bu olayların birbiriyle uyum içinde işletilmesi, bilinçli bir tasarımın varlığına işaret etmektedir. Sebeplerin yalnızca birer araç olduğu, asıl düzenin ise üstün bir Yaratıcı tarafından kurulmuş olduğu anlaşılmaktadır.
https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “Herbir zerre, acz-i mutlakıyla beraber pek büyük ve pek mütenevvi vazifeleri kaldırıyor. Ve cumudiyetiyle beraber, bir şuur-u küllî gösteren intizamperverâne nizam-ı umumîye tevfik-i hareket eder.” konusu işlenmektedir.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi İkinci Söz İkinci Makam Dördüncü Lem’a.
Herbir zerre, acz-i mutlakıyla beraber pek büyük ve pek mütenevvi vazifeleri kaldırıyor. Ve cumudiyetiyle beraber, bir şuur-u küllî gösteren intizamperverâne nizam-ı umumîye tevfik-i hareket eder. – Cumartesi Dersleri 22. 17.
KISA ViDEO
UZUN ViDEO
Yirmi İkinci Sözün İkinci Makamı
DÖRDÜNCÜ LEM’A
ÜÇÜNCÜ PENCERE:
Zerrelerden mürekkep bir parça toprak, herbir çiçekli ve meyveli nebâtâtın neşvünemâsına menşe olabilir bir kâseyi o zerreciklerden doldursan, bütün dünyadaki her nevi çiçek ve meyveli nebâtâtın tohumcukları ki, o tohumcuklar hayvânâtın nutfeleri gibi, ayrı ayrı şeyler değil-nutfeler bir su olduğu gibi, o tohumlar da karbon, azot, müvellidülmâ, müvellidülhumuzadan mürekkep-mahiyetçe birbirinin misli, keyfiyetçe birbirinden ayrı, yalnız kader kalemiyle, sırf mânevî olarak aslının programı tevdi edilmiş. İşte, o tohumları nöbetle o kâseye koysak, herbiri hârika cihâzâtıyla, eşkâl ve vaziyetiyle zuhur edeceğini, vuku bulmuş gibi inanırsın.
Eğer o zerreler, herbir şeyin herbir hal ve vaziyetini bilen ve herşeye, ona lâyık vücudu ve vücudun levâzımâtını vermeye kadîr ve kudretine nisbeten herşey kemâl-i suhuletle musahhar olan bir Zâtın memuru ve emirber bir vazifedarı olmazlarsa; o toprağın herbir zerresinde, ya bütün çiçekli ve meyvedarların adedince mânevî fabrikalar ve matbaalar, içinde bulunması lâzım gelir ki, o cihazatları ve eşkâlleri birbirinden uzak ve birbirinden ayrı mevcudat-ı muhtelifeye menşe olabilsin, veya bütün o mevcudata muhit bir ilim ve bütün onların teşkilâtına muktedir olacak bir kudret vermek lâzımdır—tâ bütün onların teşkilâtına medar olsun. Demek, Cenâb-ı Haktan nisbet kesilse, toprağın zerrâtı adedince ilâhlar kabul edilmesi lâzım gelir. Bu ise, bin defa muhal içinde muhal bir hurafedir.
Fakat memur oldukları vakit çok kolaydır. Nasıl bir sultan-ı azîmin bir âdi neferi, o padişahın namıyla ve onun kuvvetiyle bir memleketi hicret ettirebilir, iki denizi birleştirebilir, bir şahı esir edebilir. Öyle de, Ezel ve Ebed Sultanının emriyle, bir sinek bir Nemrut’u yere serer; bir karınca bir Firavun’un sarayını harap eder, yere atar; bir incir çekirdeği bir incir ağacını yüklenir.
Hem herbir zerrede, vücub ve vahdet-i Sânia iki şahid-i sadık daha var.
âdi: basit, sıradan anâsır: unsurlar, elementler Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) cihâzât: cihazlar, organlar ecza: bütünü oluşturan parçalar (bk. c-z-e) emirber: emre hazır eşkâl: şekiller evvelki: önceki Ezel ve Ebed Sultanı: başlangıç ve sonu olmayan, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan (bk. e-z-l; e-b-d; s-l-ṭ) Firavun: (bk. bilgiler) hayvânât: hayvanlar (bk. ḥ-y-y) hicret: göç hurafe: delile dayanmayan saçma inanış kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r)
kâdir: gücü yeten (bk. ḳ-d-r) kâse: kap, çanak kemâl-i suhulet: tam bir kolaylık (bk. k-m-l) keyfiyet: esas, içerik kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r) levâzımât: gerekli şeyler mahiyet: öz nitelik, özellik medar: dayanak, kaynak menşe: kaynak mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d) mevcudat-ı muhtelife: çeşitli varlıklar (bk. v-c-d) misli: benzeri (bk. m-s̱-l) muhal: imkansızlık muhit: kuşatıcı muktedir: güç ve iktidar sahibi (bk. ḳ-d-r) mürekkep: meydana gelmiş, birleşik musahhar: boyun eğme müvellidülhumuza: oksijen müvellidülmâ: hidrojen nebâtât: bitkiler nefer: asker, er
Nemrud: (bk. bilgiler) neşvünemâ: büyüyüp gelişme nevi: çeşit nisbet: bağ (bk. n-s-b) nisbeten: kıyasla (bk. n-s-b) nutfe: memelilerin yaratıldığı su, meni şahid-i sadık: doğru şahit (bk. ş-h-d; ṣ-d-ḳ) sultan-ı azîm: büyük sultan (bk. s-l-ṭ; a-ẓ-m) teşkilât: yapı, kuruluş tevdi: bırakma, emanet etme vazifedar: görevli vücub ve vahdet-i Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah’ın birliği ve varlığının zorunlu olması (bk. v-c-b; v-ḥ-d; ṣ-n-a) vuku: meydana gelme, olma zerrât: zerreler, atomlar zerre: atom zuhur: ortaya çıkma (bk. ẓ-h-r)
Birisi: Herbir zerre, acz-i mutlakıyla beraber pek büyük ve pek mütenevvi vazifeleri kaldırıyor. Ve cumudiyetiyle beraber, bir şuur-u küllî gösteren intizamperverâne nizam-ı umumîye tevfik-i hareket eder. Demek, herbir zerre, lisan-ı acziyle Kadîr-i Mutlakın vücub-u vücuduna ve nizam-ı âlemi gözetmesiyle vahdetine şehadet eder.
Evet, herbir zîhayatta, biri ehadiyet sikkesi, diğeri samediyet turrası bulunuyor. Zira bir zîhayat, ekser kâinatta cilveleri görünen esmâyı birden kendi âyinesinde gösteriyor. Adeta bir nokta-i mihrakiye hükmünde, Hayy-ı Kayyûmun tecellî-i İsm-i Âzamını gösteriyor. İşte, ehadiyet-i Zâtiyeyi, Muhyî perdesi altında bir nevi gölgesini gösterdiğinden, bir sikke-i ehadiyeti taşıyor.
Hem o zîhayat, kâinatın bir misal-i musağğarı ve şecere-i hilkatin bir meyvesi hükmünde olduğu için, kâinat kadar ihtiyâcâtını ummadığı ve bilmediği bir yerden kolaylıkla küçücük daire-i hayatına yetiştirmek, samediyet turrasını gösteriyor. Yani, “o hal gösteriyor ki, onun öyle bir Rabbi var ki, ona, herşeye bedel bir teveccühü var ve bütün eşyanın yerini tutar bir nazarı var; bütün eşya Onun bir teveccühünün yerini tutamaz.”
Herbir zerrede, Onun Vâcibü’l-Vücud ve Vâhid olduğuna iki şahit bulunduğu gibi; herbir zîhayatta da, Onun Ehad ve Samed olduğuna dair iki âyet vardır.
Dipnot-2
Üstteki cümle bu metnin tercümesidir.
acz-i mutlak: sınırsız derecede âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z; ṭ-l-ḳ) âyine: ayna cilve: görünüm, yansıma (bk. c-l-y) cumudiyet: cansızlık daire-i hayat: hayat dairesi (bk. ḥ-y-y) ehadiyet: Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta tecellî etmesi (bk. v-ḥ-d) ehadiyet-i Zâtiye: Allah’ın zâtının birliği (bk. v-ḥ-d) ekser: çoğunluk (bk. k-s̱-r) esmâ: isimler (bk. s-m-v) Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Allah (bk. ḥ-y-y; ḳ-v-m) ihtiyâcât: ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c) intizamperverâne: düzenliliği sevene yakışır bir şekilde (bk. n-ẓ-m) Kadir-i Mutlak: herşeye gücü yeten sınırsız güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)
kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) lisan-ı acz: acizlik dili (bk. a-c-z) misal-i musağğar: küçültülmüş örnek (bk. m-s̱-l) Muhyî: bütün canlılara hayat veren Allah (bk. ḥ-y-y) mütenevvi: çeşitli nazar: bakış (bk. n-ẓ-r) nevi: çeşit nizam-ı âlem: kâinatın düzeni (bk. n-ẓ-m; a-l-m) nizam-ı umumî: genel düzen (bk. n-ẓ-m) nokta-i mihrakiye: odak noktası Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b) samediyet: Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Ona muhtaç olması (bk. ṣ-m-d) şecere-i hilkat: yaratılış ağacı (bk. ḫ-l-ḳ)
şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d) sikke: madenî para gibi şeyler üzerine vurulan damga, mühür sikke-i ehadiyet: Allah’ın herbir varlıkta görülen birlik işareti (bk. v-ḥ-d) şuur-u küllî: bilgi ve kavrayışı kapsamlı olan (bk. ş-a-r; k-l-l) tecellî-i İsm-i Âzam: Allah’ın en büyük isminin yansıması (bk. c-l-y; s-m-v; a-ẓ-m) teveccüh: yönelme, ilgi tevfik-i hareket: uygun hareket turra: padişah mührü ve imzası vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d) vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d) zerre: atom zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)
Hem o hal gösteriyor ki, onun o Rabbi, hiçbir şeye muhtaç olmadığı gibi, hazinesinden hiçbir şey eksilmez ve kudretine de hiçbir şey ağır gelmez. İşte, samediyetin gölgesini gösteren bir nevi turrası…
Demek, herbir zîhayatta bir sikke-i ehadiyet, bir turra-i samediyet vardır. Evet, herbir zîhayat, hayat lisanıyla
قُلْ هُوَ اللهُ اَحَدٌ اَللهُ الصَّمَدُ 1
okuyor. Bu iki sikkeden başka birkaç pencere-i mühimme de var. Başka bir yerde tafsil edildiği için burada ihtisar edildi.
Madem şu kâinatın herbir zerresi böyle üç pencereyi ve iki deliği ve hayat dahi iki kapıyı birden Vâcibü’l-Vücudun vahdâniyetine açıyor. Zerreden tâ şemse kadar tabakat-ı mevcudat, Zât-ı Zülcelâlin envâr-ı marifetini ne suretle neşrettiğini kıyas edebilirsin. İşte, marifetullahta terakkiyât-ı mâneviyenin derecâtını ve huzurun merâtibini bundan anla ve kıyas et.
Dipnot-1
“De ki: O Allah birdir. O Allah’tır, Samed’dir; herşey O’na muhtaç olduğu halde O hiçbir şeye muhtaç değildir.” İhlâs Suresi, 112:1-2.
derecât: dereceler ekser: çoğunluk (bk. k-s̱-r) envâr-ı marifet: Allah’ı bilme ve tanıma nurları (bk. n-v-r; a-r-f) esbab: sebepler (bk. s-b-b) hurufat: harfler ihtisar: kısaltma, özetleme imtinâ: imkansızlık isnat: dayandırma (bk. ṣ-n-d) kâfi: yeterli kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) kalem-i kudret-i Samedâniye: Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Kendisine muhtaç olduğu Allah’ın kudret kalemi (bk. ḳ-d-r; ṣ-m-d) kitab-ı kâinat: kâinat kitabı (bk. k-t-b; k-v-n) kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r) lâfz-ı Yâsin: “Yâsin” kelimesi mâkuliyet: akla uygunluk marifetullah: Allah’ı tanıma ve bilme (bk. a-r-f) matbu: basılmış merâtib: mertebeler neşretmek: yaymak
nevi: çeşit pencere-i mühimme: önemli pencere Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b) samediyet: Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Ona muhtaç olması (bk. ṣ-m-d) şems: güneş sikke: mühür, işaret sikke-i ehadiyet: Allah’ın herbir varlıkta görülen birlik işareti (bk. v-ḥ-d) suhulet: kolaylık Sûre-i Yâsin: Yâsin Sûresi, Kur’ân-ı Kerimin 36. sûresi suret: şekil, tarz (bk. ṣ-v-r) tab’ edilmek: basılmak tabakat-ı mevcudat: varlıkların tabakaları (bk. v-c-d) tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem, doğa (bk. ṭ-b-a)
tafsil etme: ayrıntılı olarak açıklama terakkiyât-ı mâneviye: mânevî ilerlemeler (bk. a-n-y) turra: mühür, nişan turra-i samediyet: Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Ona muhtaç olması mânâsındaki sıfatının mührü (bk. ṣ-m-d) Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Allah (bk. v-c-b) vâhdaniyet: Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d) vücub: kesinlik, gereklilik (bk. v-c-b) vücut bulma: var olma (bk. v-c-d) Zât-ı Ehadiyet: herbir varlıkta birliği görünen Zât, Allah (bk. v-ḥ-d) Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l) zerre: atom zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)
KAYNAKLAR
Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam, Mukaddime DÖRDÜNCÜ LEM’A, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.