Sözler 25.3. Hatime: Bir mu’cize-i Kur’âniye daha şudur ki: Nasıl bütün mu’cizât-ı enbiya Kur’ân’ın bir nakş-ı i’câzını göstermiştir. Öyle de, Kur’ân, bütün mu’cizâtıyla bir mu’cize-i Ahmediye (a.s.m.) olur ve bütün mu’cizât-ı Ahmediye (a.s.m.) dahi Kur’ân’ın bir mu’cizesidir ki, Kur’ân’ın Cenâb-ı Hakka karşı nisbetini gösterir; ve o nisbetin zuhuruyla herbir kelimesi bir mu’cize olur.

Sözler 25.3. Hatime: Bir mu'cize-i Kur'âniye daha şudur ki: Nasıl bütün mu'cizât-ı enbiya Kur'ân'ın bir nakş-ı i'câzını göstermiştir. Öyle de, Kur'ân, bütün mu'cizâtıyla bir mu'cize-i Ahmediye (a.s.m.) olur ve bütün mu'cizât-ı Ahmediye (a.s.m.) dahi Kur'ân'ın bir mu'cizesidir ki, Kur'ân'ın Cenâb-ı Hakka karşı nisbetini gösterir; ve o nisbetin zuhuruyla herbir kelimesi bir mu'cize olur.
Sözler 25.3. Hatime: Bir mu'cize-i Kur'âniye daha şudur ki: Nasıl bütün mu'cizât-ı enbiya Kur'ân'ın bir nakş-ı i'câzını göstermiştir. Öyle de, Kur'ân, bütün mu'cizâtıyla bir mu'cize-i Ahmediye (a.s.m.) olur ve bütün mu'cizât-ı Ahmediye (a.s.m.) dahi Kur'ân'ın bir mu'cizesidir ki, Kur'ân'ın Cenâb-ı Hakka karşı nisbetini gösterir; ve o nisbetin zuhuruyla herbir kelimesi bir mu'cize olur.
Sözler 25.3. Hatime: Bir mu’cize-i Kur’âniye daha şudur ki: Nasıl bütün mu’cizât-ı enbiya Kur’ân’ın bir nakş-ı i’câzını göstermiştir. Öyle de, Kur’ân, bütün mu’cizâtıyla bir mu’cize-i Ahmediye (a.s.m.) olur ve bütün mu’cizât-ı Ahmediye (a.s.m.) dahi Kur’ân’ın bir mu’cizesidir ki, Kur’ân’ın Cenâb-ı Hakka karşı nisbetini gösterir; ve o nisbetin zuhuruyla herbir kelimesi bir mu’cize olur.

Bu metin, Kur’ân-ı Kerîm’in benzersiz mucizevi yapısını ve her bir kelimesinin İlâhî bir kaynağa dayanmasından gelen derinliğini ele almaktadır. Kur’ân’daki tekrarların ve bilimsel konuların özetlenmesinin aslında birer belagat harikası olduğu, Peygamber Efendimizin (a.s.m.) tüm mucizelerinin de bu kutsal kitabın doğruluğunu onayladığı vurgulanmaktadır. Her harfin bir hakikat çekirdeği gibi sonsuz anlamlar barındırdığı ifade edilerek, beşeriyetin bu kelamın bir benzerini getirmekten aciz olduğu belirtilmektedir. Yazı, Kur’ân’ın eşsizliğini tasdik eden ayetlerle son bulurken, kapsamlı bir salavat ve dua ile manevi bir neticeye bağlanmaktadır. Bu kaynak, kutsal metnin hem bütünündeki hem de en küçük parçalarındaki İlâhî mührü açıklayarak Kur’ân’ın mucizeliğini tescil etmektedir.

NotebookLM

Bu metin, Kur’an-ı Kerim’in mucizevi yönlerini ve onun benzersiz yapısını ele alan kapsamlı bir çalışmanın sonuç bölümüdür. Yazar, Kur’an’ın her bir harfinin ve kelimesinin ilahi bir kaynağa dayandığını, bu sayede tek bir noktanın dahi uçsuz bucaksız anlamlar barındırabileceğini vurgular. Peygamber Efendimiz ile Kur’an arasındaki karşılıklı mucizevi bağı açıklayarak, bu kutsal kitabın insan ve cinlerin bir araya gelse dahi taklit edemeyeceği bir eşsizliğe sahip olduğunu belirtir. Eser, derinlikli bir tefekkür sürecinin ardından samimi dualar ve salavatlar ile nihayete erer. Sonuç olarak kaynak, Kur’an’ın kelimelerindeki manevi derinliği ve onun yaratılış hakikatleriyle olan sarsılmaz ilişkisini ispat etmeyi amaçlar.

NotebookLM

Bu metin, Kur’ân-ı Kerîm’in mucizevi tabiatını ve ilahî kaynağını ispat etmeyi amaçlayan kapsamlı bir incelemenin sonuç bölümüdür. Yazar, kutsal kitabın her bir harfinin ve kelimesinin sonsuz bir ilme dayandığını, bu sayede tek bir noktanın bile geniş hakikatleri temsil edebildiğini savunmaktadır. Kur’ân ile Hz. Muhammed’in (a.s.m.) peygamberliği arasındaki ayrılmaz bağı vurgulayarak, birinin varlığının diğerinin doğruluğuna en büyük delil olduğunu ifade eder. Eser, beşeriyetin bu kitabın bir benzerini getirmekten âciz olduğunu belirten ayetlerle iddiasını mühürlemektedir. Son kısımda ise derin bir manevi tazarrû ile Peygamber’e salâvat getirilirken, okuyucunun kalbî ve ruhî arınması için dualara yer verilir. Özetle bu kaynak, Kur’ân’ın eşsiz belâgatini ve yaratılışla olan sarsılmaz münasebetini tasavvufî ve imanî bir üslupla ortaya koymaktadır.

NotebookLM

Bu kaynaklar, Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur külliyatında yer alan 25. Söz adlı eserin sonuç bölümünü detaylı bir şekilde ele almaktadır. Metinlerde, Kur’an-ı Kerim‘in mucizevi yapısı ile Hz. Muhammed’in peygamberliği arasındaki sarsılmaz bağ ve karşılıklı etkileşim üzerinde durulmaktadır. Kutsal kitabın her bir harfinin ve kelimesinin arkasında ilahi bir ilim barındırdığı, bu derinliğin ise kainattaki tüm hakikatlerle irtibatlı olduğu vurgulanmaktadır. Ayrıca anlatımda, Kur’an‘ın üslubundaki tekrarların ve özet anlatımların aslında birer kusur değil, aksine mucizelik parıltıları olduğu ifade edilmektedir. İnceleme, insanın bu eşsiz kelama karşı acziyetini belirten ayetler ve Peygamberimiz için edilen kapsamlı salavat ve dualar ile sona ermektedir. Sonuç olarak eser, Kur’an’ın benzerinin getirilemeyeceği davasının kesin delillerle ispat edildiğini savunmaktadır.

NotebookLM


SHORTS

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

Yirmi Beşinci Söz

Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi

Üçüncü Şule

Hâtime

Kur’ân’ın lemeât-ı i’câzından iki lem’a-i i’câziye On Dokuzuncu Sözün On Dördüncü Reşhasında geçmiştir ki, bir sebeb-i kusur zannedilen tekraratı ve ulûm-u kevniyede icmâli, herbiri birer lem’a-i i’câzın menbaıdır. Hem Kur’ân’da, mu’cizât-ı enbiya yüzünde parlayan bir lem’a-i i’câz-ı Kur’ân, Yirminci Sözün İkinci Makamında vâzıhan gösterilmiştir. Daha bunlar gibi, sair Sözlerde ve risale-i Arabiyemde çok lemeât-ı i’câziye zikredilip, onlara iktifâen yalnız şunu deriz ki:

Bir mu’cize-i Kur’âniye daha şudur ki: Nasıl bütün mu’cizât-ı enbiya Kur’ân’ın bir nakş-ı i’câzını göstermiştir. Öyle de, Kur’ân, bütün mu’cizâtıyla bir mu’cize-i Ahmediye (a.s.m.) olur ve bütün mu’cizât-ı Ahmediye (a.s.m.) dahi Kur’ân’ın bir mu’cizesidir ki, Kur’ân’ın Cenâb-ı Hakka karşı nisbetini gösterir; ve o nisbetin zuhuruyla herbir kelimesi bir mu’cize olur. Çünkü, o vakit birtek kelime, bir çekirdek gibi, bir şecere-i hakaikı mânen tazammun edebilir. Hem merkez-i kalb gibi, hakikat-i uzmânın bütün âzâsına münasebettar olabilir. Hem bir ilm-i muhite ve nihayetsiz bir iradeye istinad ettiği için, hurufuyla, heyetiyle, vaziyetiyle, mevkiiyle hadsiz eşyaya bakabilir. İşte, şu sırdandır ki,


acz: acizlik (bk. a-c-z)
âyât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın âyetleri
âzâ: azalar, organlar
bid’a: sonradan uydurulan ve dine zarar verecek yenilikler (bk. b-d-a)
cemaat: topluluk (bk. c-m-a)
cemaat-i beşeriye: insan toplulu-ğu (bk. c-m-a)
Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
dalâlet: hak yoldan, inançsızlık sapkınlık (bk. ḍ-l-l)
fırka: grup
firak-ı dâlle: hak yoldan sapmış, inançsız gruplar (bk. ḍ-l-l)
hadsiz: sayısız
hakaik: gerçekler (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hakikat-i uzmâ: en büyük gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ; a-ẓ-m)
hâtime: sonuç, son bölüm
heyet: genel, bütün
huruf: harfler
i’câz: mu’cize oluş (bk. a-c-z)
icmâl: özetleme (bk. c-m-l)
iktifâen: yeterli görerek
ilm-i muhit: herşeyi içine alan ilim (bk. a-l-m)
irade: dileme, tercih ve seçim yapma gücü (bk. r-v-d)
istinad etmek: dayanmak (bk. s-n-d)
itimad etmek: güvenmek
lem’a-i i’câz-ı Kur’ân: Kur’ân’ın mu’cizelik parıltısı (bk. a-c-z)
lemeât-i i’câziye: mu’cizelik parıltıları (bk. a-c-z)
menba: kaynak
merkez-i kalb: kalbin merkezi
meşhudat: görünen ve bilinen şeyler (bk. ş-h-d)
mevki: konum, yer
mu’cizât: mu’cizeler (bk. a-c-z)
mu’cizât-ı enbiya: peygamberlerin mu’cizeleri (bk. a-c-z; n-b-e)
mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstülük (bk. a-c-z)
mu’cize-i Ahmediye: Peygamberimizin mu’cizesi (bk. a-c-z; ḥ-m-d)
mu’cize-i Kur’âniye: Kur’ân’ın mu’cizesi (bk. a-c-z)
muhafaza etmek: korumak (bk. ḥ-f-ẓ)
muvazene: denge (bk. v-z-n)
münasebettar: ilgili, bağlantılı (bk. n-s-b)
nakş-ı i’câz: mu’cizelik nakşı (bk. n-ḳ-ş; a-c-z)
nihayetsiz: sonsuz
nisbet: bağ (bk. n-s-b)
reşha: sızıntı
risale-i Arabiye: Arapça risale (bk. r-s-l)
riyaset: başkanlık
sair: diğer
sebeb-i kusur: kusur sebebi (bk. s-b-b)
şecere-i hakaik: gerçekler ağacı (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
tazammun etmek: içine almak
tekrarat: tekrarlar
tenasüb: uygunluk (bk. n-s-b)
ulûm-u kevniye: kâinat ve dünya ile ilgili ilimler (bk. a-l-m; k-v-n)
vâzıhan: açıkça
zuhur: görünme (bk. ẓ-h-r)

ulema-i ilm-i huruf, Kur’ân’ın bir harfinden bir sahife kadar esrar bulduklarını iddia ederler ve dâvâlarını o fennin ehline ispat ediyorlar.

Risalenin başından şuraya kadar bütün Şuleleri, Şuaları, Lem’aları, Nurları, Ziyaları nazara topla, birden bak. Baştaki dâvâ, şimdi kat’î netice olarak, yani,

قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ اْلاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلٰۤى اَنْ يَاْتُوا بِمِثْلِ هٰذَا الْقُرْاٰنِ لاَ يَاْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيرًا     1

yı yüksek bir sadâ ile okuyup ilân ediyorlar.

سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَۤا اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ     2

رَبَّناَ لاَ تُؤَاخِذْنَۤا اِنْ نَسِينَۤا اَوْ اَخْطَأْنَا     3

رَبِّ اشْرَحْ لِى صَدْرِى     وَيَسِّرْ لِى اَمْرِى     وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِى     يَفْقَهُوا قَوْلِى     4


Dipnot-1

“De ki: And olsun, eğer bu Kur’ân’ın benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya toplanıp da hepsi birbirine yardımcı olsalar, yine de onun benzerini getiremezler.” İsrâ Sûresi, 17:88.

Dipnot-2

“Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin.” Bakara Sûresi, 2:32.

Dipnot-3

“Ey Rabbimiz, unutur veya hataya düşer de bir kusur işlersek bizi onunla hesaba çekme.” Bakara Sûresi, 2:286.

Dipnot-4

“Ey Rabbim, gönlüme genişlik ver. İşimi kolaylaştır. Dilimdeki tutukluğu çöz-tâ ki sözümü iyice anlasınlar.” Tâhâ Sûresi, 20:25-28.


اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ اَفْضَلَ وَاَجْمَلَ وَاَنْبَلَ وَاَظْهَرَ وَاَطْهَرَ وَاَحْسَنَ وَاَبَرَّ وَاَكْرَمَ وَاَعَزَّ وَاَعْظَمَ وَاَشْرَفَ وَاَعْلٰى وَاَزْكٰى وَاَبْرَكَ وَاَلْطَفَ صَلَوَاتِكَ، وَاَوْفىٰ وَاَكْثَرَ وَاَزْيَدَ وَاَرْقى ٰوَاَرْفَعَ وَاَدْوَمَ سَلاَمِكَ، صَلاَةً وَسَلاَمًا وَرَحْمَةً وَرِضْوَانًا وَعَفْوًا وَغُفْرَانًا تَمْتَدُّ وَتَزِيدُ بِوَابِلِ سَحَۤائِبِ مَوَاهِبِ جُودِكَ وَكَرَمِكَ، وَتَنْمُوا وَتَزْكُوا بِنَفَۤائِسِ شَرَۤائِفِ لَطَۤائِفِ جُودِكَ وَمِنَنِكَ، اَزَلِيَّةً بِاَزَلِيَّتِكَ لاَ تَزُولُ، اَبَدِيَّةً بِاَبَدِيَّتِكَ لاَ تَحُولُ، عَلٰى عَبْدِكَ وَحَبِيبِكَ وَرَسُولِكَ مُحَمَّدٍ خَيْرِ خَلْقِكَ، اَلنُّورِ الْبَاهِرِ اللاَّمِعِ، وَالْبُرْهَانِ الظَّاهِرِ الْقَاطِعِ، وَالْبَحْرِ الزَّاخِرِ، وَالنُّورِ الْغَامِرِ، وَالْجَمَالِ الزَّاهِرِ، وَالْجَلاَلِ الْقَاهِرِ، وَالْكَمَالِ الْفَاخِرِ،

صَلاَتَكَ الَّتِى صَلَّيْتَ بِعَظَمَةِ ذَاتِكَ عَلَيْهِ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ كَذٰلِكَ، صَلاَةً تَغْفِرُبِهَا ذُنُوبَنَا، وَتَشْرَحُ بِهَا صُدُورَنَا، وَتُطَهِّرُ بِهَا قُلُوبَنَا، وَتُرَوِّحُ بِهَا اَرْوَاحَنَا، وَتُقَدِّسُ بِهَا اَسْرَارَنَا، وَتُنَزِّهُ بِهَا خَوَاطِرَنَا وَاَفْكَارَنَا، وَتُصَفِّى بِهَا كُدُورَاتِ مَا فىِۤ اَسْرَارِنَا، وَتَشْفِى بِهَا اَمْرَاضَنَا، وَتَفْتَحُ بِهَۤا اَقْفَالَ قُلُوبِنَا    1

رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ     2

وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ     3

اٰمِينَ , اٰمِينَ , اٰمِينَ


Allah’ım! Cömertlik ve ikramınla yüklü bulutların çoşkun yağmurları gibi devam edip artan; cömertlik ve in’amlarının değerli, enfes ve lâtif tecellileriyle gelişip çoğalan; ezeliyetine münasip tarzda kesilmeyen ve ebediyetine lâyık şekilde sona ermeyen en üstün, en güzel, en yüce, en zâhir, en temiz, en hoş, en iyi, en değerli, en aziz, en büyük, en şerefli, en yüksek, en pâk, en mübârek ve en lâtif salâvatın; ve en mükemmel, en fazla, en ziyâde, en yüksek, en yüce ve en devamlı selâmın; bir salât ü selâm, bir rahmet ve rıza ve bir af ve mağfiret manasında; göz kamaştıran parlak nur, pek kesin delil, uçsuz bucaksız bir deryâ, aydınlığı pek şiddetli nur, pek parlak güzellik, pek üstün heybet, fevkalâde mükemmel ve yarattıklarının en hayırlısı, kulun, habîbin ve resulün olan Muhammed’in üzerine olsun. Senin yüce zâtına yakışır şekilde ona ve aynı şekilde onun âl ve ashâbına salât et. Allah’ım, bu salâvat sebebiyle günahlarımızı bağışla, gönlümüze ferahlık ver, kalplerimizi temizle, ruhlarımızı rahatlat, sırlarımızı pak eyle, kalbimizden geçenleri ve düşüncelerimizi arındır, sırlarımızdaki bulanıklığı berraklaştır, hastalıklarımıza şifa ver, kalplerimizin kilitlerini aç.

“Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalblerimizi sapıklığa meylettirme. Yüce katından bize bir rahmet bağışla. Muhakkak ki Vehhâb olan, istediklerimizi bize veren ancak Sensin.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:8.

“Onların duaları, ‘Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun’ sözleriyle sona erer.” Yunus Sûresi, 10:10.


esrar: sırlar
fen: ilim
kat’î: kesin
lem’â: parıltı
nazar: dikkat (bk. n-ẓ-r)
nur: ışık, aydınlık (bk. n-v-r)
sadâ: ses
şua: parıltı
şule: ışık
ulema-i ilm-i huruf: harflerden mânâ çıkaran âlimler (bk. a-l-m)
ziya: ışık

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi Beşinci Söz – Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi – Üçüncü Şule – HATİME, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

https://erisale.com/#content.tr.1.596

https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/yirmi-besinci-soz/596


CUMARTESİ DERSLERİ

Evet, hakikat-i mutlaka, mukayyet enzar ile ihata edilmez. Kur'ân gibi bir nazar-ı küllî lâzım ki ihata etsin. -Sözler 25.3.3.
Evet, hakikat-i mutlaka, mukayyet enzar ile ihata edilmez. Kur’ân gibi bir nazar-ı küllî lâzım ki ihata etsin. -Sözler 25.3.3.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.

Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde ve https://sorularlarisale.com/ adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.

Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.

CUMARTESİ DERSLERİ

O zat o kadar parlak bir burhan-ı tevhiddir ki, zeminin baştan başa yüzünü ve zamanın geçmiş ve gelecek iki yüzünü ışıklandırmış, küfür ve dalâlet zulümâtını dağıtmıştır. -Cumartesi Dersleri 22. 11.

O zat o kadar parlak bir burhan-ı tevhiddir ki, zeminin baştan başa yüzünü ve zamanın geçmiş ve gelecek iki yüzünü ışıklandırmış, küfür ve dalâlet zulümâtını dağıtmıştır. -Cumartesi Dersleri 22. 11.

https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta “O zat o kadar parlak bir burhan-ı tevhiddir ki, zeminin baştan başa yüzünü ve zamanın geçmiş ve gelecek iki yüzünü ışıklandırmış, küfür ve dalâlet zulümâtını dağıtmıştır.” konusu işlenmektedir.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı Sözler Yirmi İkinci Söz Birinci Makam On Birinci Burhan.

O zat o kadar parlak bir burhan-ı tevhiddir ki, zeminin baştan başa yüzünü ve zamanın geçmiş ve gelecek iki yüzünü ışıklandırmış, küfür ve dalâlet zulümâtını dağıtmıştır. -Cumartesi Dersleri 22. 11.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

Yirmi İkinci Söz

Birinci Makam

ON BİRİNCİ BURHAN

Gel, ey arkadaş! Şimdi sana, geçmiş olan on burhan kuvvetinde kat’î bir burhan daha göstereceğim. Gel, bir gemiye bineceğiz; HAŞİYE-1 şu uzakta bir cezire var, oraya gideceğiz. Çünkü bu tılsımlı âlemin anahtarları orada olacak. Hem herkes o cezireye bakıyor, oradan birşeyler bekliyor, oradan emir alıyorlar.

İşte, bak, gidiyoruz. Şimdi şu cezireye çıktık. Bak, pek büyük bir içtima var. Şu memleketin bütün büyükleri buraya toplanmış gibi, mühim ihtifal görünüyor. İyi dikkat et. Bu cemiyet-i azîmenin bir reisi var. Gel, daha yakın gideceğiz. O reisi tanımalıyız.

İşte, bak, ne kadar parlak ve binden HAŞİYE-2 ziyade nişanları var. Ne kadar kuvvetli söylüyor, ne kadar tatlı bir sohbet ediyor! Şu on beş gün zarfında bunların dediklerini ben bir parça öğrendim; sen de benden öğren. Bak, o zat, şu


Haşiye-1

Gemi tarihe ve cezire ise Asr-ı Saadete işarettir. Şu asrın zulümatlı sahilinde mimsiz medeniyetin giydirdiği libastan soyunup, zamanın denizine girip, tarih ve siyer sefinesine binip, Asr-ı Saadet ceziresine ve Ceziretü’l-Arab meydanına çıkıp, Fahr-i Âlemi (a.s.m.) iş başında ziyaret etmekle biliriz ki, o zat o kadar parlak bir burhan-ı tevhiddir ki, zeminin baştan başa yüzünü ve zamanın geçmiş ve gelecek iki yüzünü ışıklandırmış, küfür ve dalâlet zulümâtını dağıtmıştır.

Haşiye-2

Bin nişan ise, ehl-i tahkik yanında bine bâliğ olan mu’cizât-ı Ahmediyedir (a.s.m.).


Asr-ı Saadet: Peygamberimizin (a.s.m.) yaşadığı dönem, mutluluk asrı
bâliğ: erişen, ulaşan
bekà: devamlılık, süreklilik (bk. b-ḳ-y)
burhan: güçlü delil
burhan-ı tevhid: Allah’ın birliğini gösteren delil (bk. v-ḥ-d)
cemiyet-i azîme: büyük topluluk, toplum (bk. c-m-a; a-z-m)
cezire: yarımada
Ceziretü’l-Arab: Arab yarımadası
cilve: görünüm, yansıma (bk. c-l-y)
dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)
ehl-i tahkik: gerçeği ilmî olarak araştıranlar (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
esbab: sebepler (bk. s-b-b)
Fahr-i Âlem: bütün âlemin kendisiyle övündüğü Peygamberimiz (a.s.m) (bk. a-l-m)
gaybî: görünmeyen (bk. ğ-y-b)
hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
haşiye: dipnot, açıklayıcı not
içtima: toplanma (bk. c-m-a)
ihtifal: merasim
inkılâp: değişim
isnad: dayandırma (bk. s-n-d)
kafile: grup
kat’î: kesin
kerem: ikram, bağış, iyilik (bk. k-r-m)
küfür: inkâr, inançsızlık (bk. k-f-r)
libas: elbise
mimsiz medeniyet: “deniyet”, aşağılık
mu’cizât-ı Ahmediye: Peygamber Efendimizin (a.s.m) gösterdiği mu’cizeler (bk. a-c-z; ḥ-m-d)
nukuş: nakışlar (bk. n-ḳ-ş)
saltanat: egemenlik, sultanlık (bk. s-l-ṭ)
sefine: gemi
şehadet: şahitlik (bk. ş-h-d)
sehâvetli: cömertçe (bk. c-v-d)
siyer: Peygamberimizin (a.s.m) hayatını konu alan ilim
tahavvülât: başkalaşmalar
tılsım: sır, gizli gerçek
zarfında: içinde
zemin: yer
zevâl: kaybolma, geçip gitme (bk. z-v-l)
ziyade: fazla
zulümat: karanlık (bk. ẓ-l-m)

memleketin mu’ciznümâ sultanından bahsediyor. “O sultan-ı zîşan beni sizlere gönderdiğini” söylüyor. Bak, öyle hârikalar gösteriyor; şüphe bırakmıyor ki, bu zat o padişahın bir memur-u mahsusudur.

Sen dikkat et ki, bu zâtın söylediği sözü, değil yalnız şu ceziredeki mahlûklar dinliyorlar; belki harikulâde suretinde bütün memlekete işittiriyor. Çünkü, uzaktan uzağa herkes, buradaki nutkunu işitmeye çalışıyor. Değil yalnız insanlar dinliyor; belki hayvanlar da, hattâ bak, dağlar da onun getirdiği emirlerini dinliyorlar ki, yerlerinden kımıldanıyorlar. Şu ağaçlar, işaret ettiği yere gidiyorlar. Nerede istese su çıkarıyor. Hattâ parmağını da bir âb-ı kevser memesi gibi yapar; ondan âb-ı hayat içiriyor. Bak, şu sarayın kubbe-i âlisinde mühim lâmba, HAŞİYE-1 onun işaretiyle, bir iken ikileşiyor. Demek, bu memleket bütün mevcudatıyla onun memuriyetini tanıyor. Onu “gaybî bir zât-ı mu’ciznümânın en has ve doğru bir tercümanıdır,” bir dellâl-ı saltanatı ve tılsımının keşşafı ve evâmirinin tebliğine emin bir elçisi olduğunu biliyor gibi, onu dinleyip itaat ediyorlar.

İşte, bu zâtın her söylediği sözü, etrafındaki bütün aklı başında olanlar, “Evet, evet, doğrudur” derler, tasdik ederler. Belki şu memlekette dağlar, ağaçlar, bütün memleketleri ışıklandıran büyük nur lâmbası, HAŞİYE-2 o zâtın işaret ve emirlerine baş eğmesiyle “Evet, evet, her dediğin doğrudur” derler.

İşte, ey sersem arkadaş! Şu padişahın hazine-i hassasına mahsus bin nişan taşıyan şu nuranî ve muhteşem ve pek ciddî zâtın bütün kuvvetiyle, bütün memleketin ileri gelenlerinin taht-ı tasdikinde bahsettiği bir zât-ı mu’ciznümâdan ve zikrettiği evsâfından ve tebliğ ettiği evâmirinde hiçbir vech ile hilâf ve hile bulunabilir mi? Bunda hilâf-ı hakikat kabilse, şu sarayı, şu lâmbaları, şu cemaati, hem vücutlarını, hem hakikatlerini tekzip etmek lâzım gelir. Eğer haddin varsa, buna karşı itiraz parmağını uzat, gör: Nasıl parmağın burhan kuvvetiyle kırılıp senin gözüne sokulacak!


Haşiye-1

Mühim lâmba, kamerdir ki, onun işaretiyle iki parça olmuş. Yani, Mevlânâ Câmî’nin dediği gibi, “Hiç yazı yazmayan o ümmî zat, parmak kalemiyle sahife-i semâvîde bir elif yazmış; bir kırkı iki elli yapmış.” Yani, şaktan evvel, kırk olan mim’e benzer; şaktan sonra iki hilâl oldu, elliden ibaret olan iki nun’a benzedi.

Haşiye-2

Büyük bir nur lâmbası, güneştir ki, arzın şarktan geri dönmesiyle yeniden güneşin görünmesi, kucağında Peygamberin (a.s.m.) yatmasıyla ikindi namazını kılmayan İmam-ı Ali (r.a.) o mu’cizeye binaen ikindi namazını edâen kılmış.


âb-ı hayat: hayat suyu (bk. ḥ-y-y)
âb-ı kevser: Cennette bulunan Kevser ırmağının suyu
arz: dünya
binaen: –dayanarak
burhan: güçlü delil
cezire: yarımada
dellâl-ı saltanat: saltanatın ilancısı (bk. s-l-ṭ)
edâen: yerine getirerek
elif: Arap alfabesinin ilk harfi
emin: güvenilir (bk. e-m-n)
evâmir: emirler
evsâf: vasıflar, nitelikler, özellikler (bk. v-s-f)
gaybî: görünmeyen (bk. ğ-y-b)
had: yetki
hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
harikulâde: olağanüstü
has: özel
haşiye: dipnot, açıklayıcı not
hazine-i hassa: özel hazine
hilâf: aykırılık, terslik
hilâf-ı hakikat: gerçeğe aykırı (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hilâl: ay; yay şeklinde görülen yeni ay
hile: aldatma
İmam-ı Ali: (bk. bilgiler)
kabil: mümkün
kamer: ay
keşşâf: keşfedici, açığa çıkarıcı (bk. k-ş-f)
kubbe-i âli: yüksek kubbe
mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)
mahsus: özgü
memur-u mahsus: özel memur
memuriyet: memurluk
mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)
Mevlânâ Câmî: (bk. bilgiler)
mim: Arap alfabesinin yirmi dördüncü harfi
mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey (bk. a-c-z)
mu’ciznümâ: mu’cize gösteren (bk. a-c-z)
muhteşem: ihtişamlı, göz kamaştırıcı
nişan: alâmet, işaret
nun: Arap alfabesinin yirmi beşinci harfi
nur: ışık (bk. n-v-r)
nuranî: nurlu, ışıklı (bk. n-v-r)
nutk: konuşma
sahife-i semâvî: gök sahifesi (bk. s-m-v)
şak: ayrılma, bölünme
şark: doğu
sultan-ı zîşan: şan sahibi sultan (bk. s-l-ṭ; ẕî)
suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
taht-ı tasdikinde: doğrulaması ve onayı altında (bk. ṣ-d-ḳ)
tasdik etmek: doğruluğunu kabul etmek, onaylamak (bk. ṣ-d-ḳ)
tebliğ: bildirme, ulaştırma (bk. b-l-ğ)
tekzip: yalanlama
tılsım: sır, gizli gerçek
ümmî: okuma yazma bilmeyen
vecih: yön, şekil
vücut: varlık (bk. v-c-d)
zât-ı mu’ciznümâ: mu’cize gösteren zat (bk. a-c-z)

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi İkinci Söz, Birinci Makam, ON BİRİNCİ BURHAN, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.385

https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/yirmi-ikinci-soz/385


CUMARTESİ DERSLERİ

CUMARTESİ DERSLERİ
CUMARTESİ DERSLERİ

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.

Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde ve https://sorularlarisale.com/ adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.

Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.

CUMARTESİ DERSLERİ