Ortaöğretim Sağlık Bilgisi ve Trafik Kültürü Dersi – Ergenlik – Okuma Parçaları
ORTAÖĞRETİM
Sağlık Bilgisi ve Trafik Kültürü Dersi
ERGENLİK
OKUMA PARÇALARI
- Kur’an-ı Kerimde Menstrual Döngü Nedir?
- Cinsel Birleşme Nasıl Olmalıdır?
- Yirmi Dördüncü Lem’a Tesettür hakkındadır
İLGİLİ KAZANIMLAR
1.2.1. Büyüme ve gelişme süreçlerinden biri olan ergenlik döneminde fiziksel, duygusal ve sosyal değişimleri açıklar.
a. Ergenlik döneminin sağlıklı geçirilebilmesi için olumlu tutum geliştirmenin önemi belirtilir.
b. Ergenlik döneminde yaşanabilecek sorunlar hakkında tartışılır.
c. Menstrual döngünün sağlıklı geçirilebilmesi ve bu dönemde hijyenin önemi ile ilgili farkındalık oluşturulur.


1. Kur’an-ı Kerimde Menstrual Döngü Nedir?
Meal
Sana kadınların ay halini sorarlar. De ki: O, bir rahatsızlıktır. Bu sebeple ay halinde olan kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah’ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şunu iyi bilin ki, Allah tevbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever. ﴾222﴿ (Bakara Sûresi, 2/222)
Tefsir
Medine’de yaşayan müslümanların yahudilerle yakın ilişkileri vardı ve bazı örf ve âdetlerinde Medineliler’in tamamı veya bazı kabileler onlardan etkilenmiş bulunuyorlardı. Bunlardan biri de aybaşı hallerinde kadınlarla ilişki meselesi idi. Yahudiler Tevrat hükümlerine uyarak ay halindeki kadınları pis sayarlar, onlardan her mânada uzak dururlardı. Âdet geçiren kadına dokunan hatta onun yatağında yatan, minderinde oturan kimseleri bile pis sayarlar, yıkanmaları gerektiğine inanırlardı (Levililer, 15). Yahudilerin tesirinde kalan bazı kabileler de âdet halindeki kadınlara buna yakın bir şekilde davranıyorlardı. Hz. Peygamber Medine’ye hicret edince bu durum kendisine vâkıa ve soru şekillerinde intikal ettirildi, gelen âyetler meseleyi çözüme kavuşturdu.
Açıklayıcı hadislerden (meselâ bk. Müslim, “Hayz”, 16) ve uygulamadan anlaşıldığına göre bu âyetlerde geçen “uzak durma ve yaklaşmama” emirleri, bedenlerin birbirinden uzak ve ayrı olmasına değil cinsel ilişkiye yöneliktir. Cinsel ilişkide bulunmamak şartıyla aybaşı halindeki kadın ile kocası arasında başkaca bir sınırlama yoktur.
Âyette geçen ve “rahatsızlık” diye çevirdiğimiz ezâ kelimesi, “aşırı olmayan zarar” mânasında kullanılmaktadır. Allah Teâlâ kadın kullarına mahsus kıldığı aybaşı halini onlar için az da olsa “zarar ve zararlı” olsun diye takdir buyurmamıştır.
Aybaşı hali birleşme kabiliyetini yitiren yumurtaların atılmasını, erkeğin spermi ile birleşecek yeni bir yumurtanın gelmesini beklemek ve aşılanma sonrası beslenmesine zemin olmak üzere kadın rahminin hazırlanmasını sağlayan tabii ve gerekli bir oluşumdur. Bu durumda vücudun dengelerinde bazı değişiklikler yaşanmakta, bu da kadının fizyolojisi yanında psikolojisini de etkilemektedir.
Eski yumurtanın atılması ve rahimin temizlenmesi kan vasıtasıyla olmakta, aybaşı devam ettiği müddetçe rahimden üreme organı yoluyla dışarıya kan atılmaktadır. Bu durumda kadınla cinsel ilişkide bulunulması halinde bundan hem erkeğin hem de kadının çeşitli rahatsızlıklar kapması ve genel olarak rahatsız olmaları, tiksinti duymaları ihtimali galiptir. Hem böyle bir zarara (ezâ) meydan verilmemesi hem de Allah’ın buyruğuna uyarak şehvete karşı direnme imtihanı verilmesi ve irade egzersizi yapılması için “âdet gören kadınla cinsel ilişki” haram kılınmış, bunun dışında kalan ilişkiler serbest bırakılmıştır.
“Temizlenmedikçe” ve “iyice temizlendikten sonra” kayıtları, okuma farkları da göz önüne alınarak yorumlanmış ve hangi temizlenmeden sonra cinsel ilişki yasağının ortadan kalkacağı konusunda farklı hükümler ortaya çıkmıştır. Kanama sona erinceye kadar temasın yasak olduğunda ittifak vardır. Âlimlerin büyük çoğunluğuna göre kanama bitince birleşmenin câiz olması için gusül abdesti gerekir (konuya ilişkin başka ayrıntılar için bk. Yunus Vehbi Yavuz, “Hayız”, DİA, XVII, 51-53).
Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 353-354
https://kuran.diyanet.gov.tr/mushaf/kuran-tefsir-1/bakara-suresi-2/ayet-222/diyanet-vakfi-meali-4
2. Cinsel Birleşme Nasıl Olmalıdır?
Meal
Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın. Kendiniz için önceden (uygun davranışlarla) hazırlık yapın. Allah’tan korkun, biliniz ki siz O’na kavuşacaksınız. (Yâ Muhammed!) müminleri müjdele! ﴾223﴿ (Bakara Sûresi, 2/223)
Tefsir
“Kadınlarınız sizin ekeneğinizdir” cümlesi hem cinsel ilişkinin şekilleri konusundaki hükmün gerekçesidir hem de üreme hadisesinde kadının rolüyle ilgili bir benzetmedir. Doğum yoluyla üreme, insanlığın devamı için Allah Teâlâ’nın koyduğu bir kanundur. İslâm’a göre bunun meşruiyeti (helâl, hukuk ve ahlâka göre geçerli, makbul olması), anne-babanın evlilik içinde birleşmesine bağlanmıştır.
Bilindiği üzere rahimdeki çocuğun (cenin) ilk aşaması, erkeğin spermi ile kadının yumurtasının birleşmesidir. Bu birleşmede sperm tohuma, kadının yumurtası ve rahimi de ekeneğe ve tarlaya benzetilmiştir.
Cinsî birleşmenin yolu ve şekli konusunda insanlık âleminin farklı anlayış, tutum ve uygulamaları vardır. İslâm’a göre meşrû cinsel ilişki, birbiriyle evli bulunan bir kadınla bir erkek arasında olacak (kadın kadına ve erkek erkeğe olamaz); birleşme kadının üreme organından yapılacaktır. Sapık cinsel ilişki (arkadan, anal seks) câiz değildir. İlk dönemde bazı fıkıhçıların yanlış anlamaları tashih edilmiş ve bu konuda da ittifak hâsıl olmuştur (ilgili hadisleri tenkit ve tahlilleriyle görmek için bk. İbn Kesîr, I, 380-389).
Hayız ve lohusalık durumlarında olmayan zevce ile bu sınırlar içinde yapılan cinsel ilişki câizdir, şekil (pozisyon) konusunda bir sınırlama yoktur. “… Hangi taraftan isterseniz oradan varın” cümlesi, cinsî temasın yoluyla değil (çünkü bu tektir ve bellidir) şekliyle (pozisyonlar) ilgilidir. Yahudiler “Kadının üreme organına arka taraftan yaklaşılırsa doğacak çocuk şaşı olur” gibi bâtıl inançlara sahip idiler; âyet bu gibi hurafeleri reddetmektedir (Buhârî, “Tefsîr”, 2/39).
“Tohum” ve “tarla” benzetmesi de cinsel ilişkinin nereden yapılacağına ışık tutmaktadır. Çünkü birleşmenin ürünü olan çocuğu alabilmek için tohum, ürün mahalli olan tarlaya atılır.
Her iki âyetteki “hangi şekilde”, “hangi taraftan” kayıtları hadislerde “Kadının üreme organından olmak şartıyla hangi şekilde olursa olsun” diye açıklanmıştır (Müsned, I, 268; Dârimî, “Vudû’”, 113-114; İbn Mâce, “Nikâh”, 29).
Ca‘ferî-Şiîler’in kadınla, anal seks yapmayı câiz gördükleri söylentisi yaygınsa da muteber kitaplarına bakıldığında bunu câiz görmedikleri ve en azından tahrîmen mekruh saydıkları anlaşılmaktadır (Tabâtabâî, I, 228).
“Kendiniz için önceden hazırlık yapın” cümlesi “Ölmeden önce âhiret hayatı için iyi amellerinizden oluşan yatırım yapın”, “Sizden sonra ailenizi ve davanızı devam ettirecek nesiller yetiştirmeye niyet ve gayret edin” vb. şekillerde yorumlanmıştır. Bunlara, “Eşinizle cinsel ilişki öncesinde ona uygun sözler söyleyin, okşayın, onu ve kendinizi güzel bir temas için hazırlayın, işi aceleye getirmeyin” şeklinde bir yorum ekleyen yazarlar da vardır.
Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 354-355
https://kuran.diyanet.gov.tr/mushaf/kuran-tefsir-1/bakara-suresi-2/ayet-223/diyanet-vakfi-meali-4
(NOT: Bu bölümde verilen okuma parçalarında anlamını bilmediğiniz kelimeler için sayfa altlarında verilen sözlüğe bakınız. Ayrıca metinlerin altında verilen internet sayfası bağlantısına tıklayarak ilgili sayfaya gidebilir ve anlamını bilmediğiniz kelimenin üzerine gelerek de anlamına bakabilirsiniz.)
Yirmi Dördüncü Lem’a
Tesettür hakkındadır
On Beşinci Notanın İkinci ve Üçüncü Meseleleri iken, ehemmiyetine binaen Yirmi Dördüncü Lem’a olmuştur.
يَۤا اَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ ِلاَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَۤاءِ الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلاَبِيبِهِنَّ 1
Dipnot-1
“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle, (evlerinden çıktıklarında) dış örtülerini üzerlerine alsınlar.” Ahzâb Sûresi, 33:59.
(ilâ âhir) âyeti, tesettürü emrediyor. Medeniyet-i sefihe ise, Kur’ân’ın bu hükmüne karşı muhalif gidiyor. Tesettürü fıtrî görmüyor, bir esarettir diyor. HAŞİYE-1
Haşiye-1
Mahkemeye karşı ve mahkemeyi susturan Lâyiha-i Temyizin müdafaatından bir parça: “Ben de Adliyenin mahkemesine derim ki: Bin üç yüz elli senede ve her asırda üç yüz elli milyon insanların hayat-ı içtimaiyesinde en kudsî ve hakikî ve hakikatlı bir düstûr-u İlâhîyi, üç yüz elli bin tefsirin tasdiklerine ve ittifaklarına istinaden ve bin üçyüz elli sene zarfından geçmiş ecdadımızın itikadlarına iktidâen tefsir eden bir adamı mahkûm eden haksız bir kararı, elbette rûy-i zeminde adalet varsa, o kararı red ve bu hükmü nakzedecektir.”
Elcevap: Kur’ân-ı Hakîmin bu hükmü tam fıtrî olduğuna ve muhalifi gayr-ı fıtrî olduğuna delâlet eden çok hikmetlerinden yalnız dört hikmetini beyan ederiz.
BİRİNCİ HİKMET
Tesettür, kadınlar için fıtrîdir ve fıtratları iktiza ediyor. Çünkü kadınlar hilkaten zayıf ve nazik olduklarından, kendilerini ve hayatından ziyade sevdiği
http://www.erisale.com/#content.tr.3.317
| asır: yüzyıl âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle beyan etmek: açıklamak, anlatmak binaen: dayanarak delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek düstûr-u İlâhî: İlâhi kural, kanun ecdad: atalar, dedeler ehemmiyet: önem esaret: esirlik, tutsaklık fıtrat: yaratılış, mizaç fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen gayr-ı fıtrî: yaratılışa uygun olmayan hakikatli: gerçek haşiye: dipnot hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat hikmet: fayda, gaye | hilkaten: yaratılış gereği hüküm: kural iktidâen: uyarak iktiza etmek: gerektirmek ilâ âhir: sonuna kadar istinaden: dayanarak itikad: inanç ittifak: birleşme, fikir birliği kudsî: kutsal Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân Lâyiha-i Temyiz: mahkemelerce verilen bir kararın kanun ve usul yönünden incelenmesi için verilen dilekçe lem’a: parıltı mahkûm etmek: bir kişiyi cezalandırmak için hüküm vermek | medeniyet-i sefihe: insanları zevk ve eğlenceye yönelten medeniyet; Batı medeniyeti müdafaat: savunmalar muhalif: karşıt, zıt nakzetmek: bozmak nazik: ince, zarif nota: bildiri rûy-i zemin: yeryüzü tasdik: kabul etme, onaylama tefsir: yorumlama; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap tesettür: örtünme zarfında: içinde ziyade: çok, fazla |
yavrularını himaye edecek bir erkeğin himaye ve yardımına muhtaç bulunduğundan, kendini sevdirmek ve nefret ettirmemek ve istiskale mâruz kalmamak için fıtrî bir meyli var.
Hem kadınların on adetten altı yedisi, ya ihtiyardır, ya çirkindir ki, ihtiyarlığını ve çirkinliğini herkese göstermek istemezler. Ya kıskançtır, kendinden daha güzellere nisbeten çirkin düşmemek veya tecavüzden ve ittihamdan korkar; taarruza mâruz kalmamak ve kocası nazarında hıyanetle müttehem olmamak için, fıtraten tesettür isterler. Hattâ dikkat edilse, en ziyade kendini saklayan, ihtiyarlardır. Ve on adetten ancak iki üç tanesi bulunabilir ki, hem genç olsun, hem güzel olsun, hem kendini göstermekten sıkılmasın.
Malûmdur ki, insan sevmediği ve istiskal ettiği adamların nazarından sıkılır, müteessir olur. Elbette açık saçıklık kıyafetine giren güzel bir kadın, bakmasına hoşlandığı nâmahrem erkeklerden onda iki üçü varsa, yedi sekizinden istiskal eder. Hem tefahhuş ve tefessüh etmeyen bir güzel kadın, nazik ve serîütteessür olduğundan, maddeten tesiri tecrübe edilen, belki semlendiren pis nazarlardan elbette sıkılır. Hattâ işitiyoruz, açık saçıklık yeri olan Avrupa’da çok kadınlar, bu dikkat-i nazardan sıkılarak, “Bu alçaklar bizi göz hapsine alıp sıkıyorlar” diye polislere şekvâ ediyorlar. Demek, medeniyetin ref-i tesettürü hilâf-ı fıtrattır. Kur’ân’ın tesettür emri fıtrî olmakla beraber, o maden-i şefkat ve kıymettar birer refika-i ebediye olabilen kadınları, tesettür ile sukuttan, zilletten ve mânevî esaretten ve sefaletten kurtarıyor.
Hem kadınlarda ecnebî erkeklere karşı, fıtraten korkaklık, tahavvüf var. Tahavvüf ise, fıtraten, tesettürü iktiza ediyor. Çünkü, sekiz dokuz dakika bir zevki cidden acılaştıracak sekiz dokuz ay ağır bir veled yükünü zahmetle çekmekle beraber, hâmisiz bir veledin terbiyesiyle, sekiz dokuz sene, o sekiz dokuz dakika gayr-ı meşru zevkin belâsını çekmek ihtimali var. Ve kesretle vâki olduğundan, cidden şiddetle nâmahremlerden fıtratı korkar ve cibilliyeti sakınmak ister. Ve tesettürle, nâmahremin iştihasını açmamak ve tecavüzüne meydan vermemek, zayıf hilkati emreder ve kuvvetli ihtar eder. Ve bir siperi ve kalesi, çarşafı
http://www.erisale.com/#content.tr.3.318
| Avrupa: (bk. bilgiler) belâ: büyük sıkıntı cibilliyet: yaratılıştan gelen huy, karakter cidden: gerçekten dikkat-i nazar: dikkatle bakmak ecnebî: yabancı esaret: esirlik, tutsaklık fıtrat: yaratılış, mizaç fıtraten: yaratılış açısından fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen gayr-ı meşru: helâl olmayan, dine aykırı hâmisiz: koruyucusuz hilâf-ı fıtrat: yaratılışa ters hilkat: yaratılış himaye: koruma hıyanet: ihanet, hainlik ihtar etmek: uyarmak iktiza etmek: gerektirmek istiskal: hoşlanmama, yüz vermeme, küçümseme | ittiham: suçlama kesretle: çoklukla kıymettar: değerli maddeten: maddî olarak maden-i şefkat: şefkat kaynağı malûm: bilinen mâruz: bir şeyin karşısında ve tesiri altında kalma meyil: eğilim, istek müteessir olmak: üzülmek, etkilenmek müttehem: suçlanan nâmahrem: nikahlanmanın haram olmadığı kişi, yabancı nazar: bakış nazik: ince, zarif nisbeten: kıyasla ref-i tesettür: tesettürün kaldırılması refika-i ebediye: sonsuz hayatta hayat arkadaşı olacak kadın sefalet: perişanlık, yoksulluk | şekvâ etmek: şikâyet etmek semlendiren: zehirleyen, kirleten serîütteessür: çabuk üzülen, çabuk ve kolay etkilenen sukut: alçalma, düşüş taarruz: saldırı tahavvüf: korkuya düşme, korkma tecavüz: saldırı, sataşma tecrübe etmek: denemek tefahhuş: fuhşa girme, ahlâksızlık tefessüh etmek: bozulmak tesettür: örtünme vâki olmak: meydana gelmek veled: evlat, çocuk zillet: hor ve hakir duruma düşme ziyade: çok, fazla |
olduğunu gösteriyor. Mesmûâtıma göre, merkez ve payitaht-ı hükûmette, çarşı içinde, gündüzde, ahalinin gözleri önünde, gayet âdi bir kundura boyacısı, dünyaca rütbeten büyük bir adamın açık bacaklı karısına bilfiil sarkıntılık etmesi, tesettür aleyhinde olanların hayâsız yüzlerine bir şamar vuruyor!
İKİNCİ HİKMET
Kadın ve erkek ortasında gayet esaslı ve şiddetli münasebet, muhabbet ve alâka, yalnız dünyevî hayatın ihtiyacından ileri gelmiyor. Evet, bir kadın, kocasına yalnız hayat-ı dünyeviyeye mahsus bir refika-i hayat değildir. Belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayattır.
Madem hayat-ı ebediyede dahi kocasına refika-i hayattır; elbette, ebedî arkadaşı ve dostu olan kocasının nazarından gayrı, başkasının nazarını kendi mehâsinine celb etmemek ve onu darıltmamak ve kıskandırmamak lâzım gelir. Madem mü’min olan kocası, sırr-ı imana binaen, onunla alâkası hayat-ı dünyeviyeye münhasır ve yalnız hayvânî ve güzellik vaktine mahsus, muvakkat bir muhabbet değil, belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayat noktasında esaslı ve ciddî bir muhabbetle, bir hürmetle alâkadardır. Hem yalnız gençliğinde ve güzellik zamanında değil, belki ihtiyarlık ve çirkinlik vaktinde dahi o ciddî hürmet ve muhabbeti taşıyor. Elbette ona mukabil, o da kendi mehâsinini onun nazarına tahsis ve muhabbetini ona hasretmesi, mukteza-yı insaniyettir. Yoksa pek az kazanır, fakat pek çok kaybeder.
Şer’an koca, karıya küfüv olmalı, yani, birbirine münasip olmalı. Bu küfüv ve denk olmak, en mühimi, diyanet noktasındadır.
Ne mutlu o kocaya ki, kadınının diyanetine bakıp taklit eder; refikasını hayat-ı ebediyede kaybetmemek için mütedeyyin olur.
Bahtiyardır o kadın ki, kocasının diyanetine bakıp “Ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim” diye takvâya girer.
Veyl o erkeğe ki, saliha kadınını ebedî kaybettirecek olan sefahete girer.
http://www.erisale.com/#content.tr.3.319
| âdi: basit, sıradan ahali: halk alâkadar: alakalı, ilgili aleyhinde: karşısında bahtiyar: talihli, mutlu bilfiil: fiilen, uygulamaya koyarak binaen: dayanarak celb etmek: çekmek ciddî: gerçek diyanet: dindarlık dünyevî: dünya ile ilgili ebedî: sonsuz esaslı: köklü gayr: hariç, başka hasretmek: yalnız birşeye mahsus kılma, yalnız birşeye kullanma hayâsız: utanmaz hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı hayvânî: hayvansal, cismanî özellik | hikmet: fayda, gaye hürmet: saygı küfüv olmak: denk, uygun olmak mahsus: has, özel mehâsin: güzellikler mesmûât: işitilenler, duyulanlar mü’min: Allah’a inanan muhabbet: sevgi mühim: önemli mukabil: karşılık mukteza-yı insaniyet: insanlığın gereği münasebet: bağlantı, ilişki münasip olmak: uygun olmak münhasır: ait, sınırlı mütedeyyin: dinin emirlerini eksiksiz yerine getiren, dindar muvakkat: gelip geçici nazar: bakış payitaht-ı hükûmet: başkent | refika: eş, hanım refika-i hayat: hayat arkadaşı, eş rütbeten: rütbece saliha: dinin emir ve yasaklarına uygun hareket eden, Allah’ın sevgili kulu olan kadın şamar: tokat sefahet: yasak zevk ve eğlenceye düşkünlük şer’an: şeriat hükmünce, dine göre sırr-ı iman: iman sırrı tahsis: özel olarak belirleme takvâ: Allah’ın emirlerini tutup, günahlardan sakınmak tesettür: örtünme veyl: yazık |
Ne bedbahttır o kadın ki, müttakî kocasını taklit etmez, o mübarek ebedî arkadaşını kaybeder.
Binler veyl o iki bedbaht zevc ve zevceye ki, birbirinin fıskını ve sefahetini taklit ediyorlar, birbirine ateşe atılmasında yardım ediyorlar.
ÜÇÜNCÜ HİKMET
Bir ailenin saadet-i hayatiyesi, koca ve karı mâbeyninde bir emniyet-i mütekabile ve samimî bir hürmet ve muhabbetle devam eder. Tesettürsüzlük ve açık saçıklık, o emniyeti bozar, o mütekabil hürmet ve muhabbeti de kırar. Çünkü, açık saçıklık kılığına giren on kadından ancak bir tanesi bulunur ki, kocasından daha güzeli görmediğinden, kendini ecnebîye sevdirmeye çalışmaz. Dokuzu, kocasından daha iyisini görür. Ve yirmi adamdan ancak bir tanesi, karısından daha güzelini görmüyor. O vakit o samimî muhabbet ve hürmet-i mütekabile gitmekle beraber, gayet çirkin ve gayet alçakça bir his uyandırmaya sebebiyet verebilir. Şöyle ki:
İnsan, hemşire misilli mahremlerine karşı fıtraten şehvânî his taşıyamıyor. Çünkü mahremlerin simaları, karâbet ve mahremiyet cihetindeki şefkat ve muhabbet-i meşruayı ihsas ettiği cihetle, nefsî, şehvânî temâyülâtı kırar. Fakat bacaklar gibi şer’an mahremlere de göstermesi caiz olmayan yerlerini açık saçık bırakmak, süflî nefislere göre, gayet çirkin bir hissin uyanmasına sebebiyet verebilir. Çünkü mahremin siması mahremiyetten haber verir ve nâmahreme benzemez. Fakat meselâ açık bacak, mahremin gayrıyla müsavidir. Mahremiyeti haber verecek bir alâmet-i farikası olmadığından, hayvânî bir nazar-ı hevesi, bir kısım süflî mahremlerde uyandırmak mümkündür. Böyle nazar ise, tüyleri ürpertecek bir sukut-u insaniyettir!
DÖRDÜNCÜ HİKMET
Malûmdur ki, kesret-i nesil, herkesçe matluptur. Hiçbir millet ve hükûmet
http://www.erisale.com/#content.tr.3.320
| alâmet-i farika: ayırt edici işaret bedbaht: talihsiz, bahtsız caiz olmayan: dinen izin verilmeyen cihet: yön ebedî: sonsuz ecnebî: yabancı emniyet: güven, korkusuzluk emniyet-i mütekabile: karşılıklı güven fısk: günah fıtraten: yaratılış itibariyle gayr: diğer, başkası, yabancı hayvânî: hayvansal hemşire: kız kardeş hikmet: sebep, ince sır hükûmet: idare, yönetim hürmet: saygı hürmet-i mütekabile: karşılıklı saygı göstermek ihsas etmek: hissettirmek karâbet: yakınlık kesret-i nesil: neslin çokluğu | mâbeyn: ara, iki şeyin arası mahrem: nikâh düşmeyen, evlenilmesi haram olan mahremiyet: mahremlik, nikâh düşmeme özelliği malûm: bilinen matlup: istenen, talep edilen misilli: benzeri, gibi mübarek: hayırlı muhabbet: sevgi muhabbet-i meşrua: dine uygun, helâl sevgi müsavi: eşit, denk mütekabil: karşılıklı müttakî: takva sahibi, Allah’tan korkup emir ve yasaklarını titizlikle uyan nâmahrem: nikahlanmanın haram olmadığı kişi, yabancı nazar: bakış nazar-ı heves: arzulu bakış nefis: insanı kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu | nefsî: nefisle ilgili saadet-i hayatiye: hayat mutluluğu sebebiyet: sebep olma sefahet: zevk ve eğlenceye düşkünlük şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi şehvânî: şehvetle ilgili, nefsânî arzularla ilgili şer’an: şeriat hükmünce, şeriata göre sima: yüz süflî: alçak, âdi sukut-u insaniyet: insanlığın alçalışı temâyülât: eğilimler tesettürsüzlük: açık saçıklık veyl: yazık zevc: erkek eş, koca zevce: eş, hanım |
yoktur ki, kesret-i tenasüle taraftar olmasın. Hattâ Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş:
تَنَاكَحُوا تَكَاثَرُوا فَاِنِّى اُبَاهِى بِكُمُ اْلاُمَمَ 1
(ev kemâ kàl.) Yani, “İzdivaç ediniz, çoğalınız. Ben kıyamette sizin kesretinizle iftihar edeceğim.”
Halbuki tesettürün ref’i, izdivacı teksir etmeyip çok azaltıyor. Çünkü, en serseri ve asrî bir genç dahi refika-i hayatını namuslu ister. Kendi gibi asrî, yani açık saçık olmasını istemediğinden bekâr kalır, belki de fuhşa sülûk eder.
Kadın öyle değil; o derece kocasını inhisar altına alamaz. Çünkü kadının—aile hayatında müdir-i dahilî olmak haysiyetiyle kocasının bütün malına, evlâdına ve herşeyine muhafaza memuru olduğundan—en esaslı hasleti sadakattir, emniyettir. Açık saçıklık ise, bu sadakati kırar, kocası nazarında emniyeti kaybeder, ona vicdan azabı çektirir. Hattâ erkeklerde iki güzel haslet olan cesaret ve sehâvet kadınlarda bulunsa, bu emniyete ve sadakate zarar olduğu için, ahlâk-ı seyyiedendir, kötü haslet sayılırlar. Fakat kocasının vazifesi, ona hazinedarlık ve sadakat değil, belki himâyet ve merhamet ve hürmettir.Onun için, o erkek inhisar altına alınmaz, başka kadınları da nikâh edebilir.
Memleketimiz Avrupa’ya kıyas edilmez. Çünkü orada, düello gibi çok şiddetli vasıtalarla, açık saçıklık içinde namus bir derece muhafaza edilir. İzzet-i nefis sahibi birisinin karısına pis nazarla bakan, boynuna kefenini takar, sonra bakar. Hem memâlik-i bâride olan Avrupa’daki tabiatlar, o memleket gibi bârid ve câmiddirler. Bu Asya, yani âlem-i İslâm kıt’ası, ona nisbeten memâlik-i harredir. Malûmdur ki, muhitin, insanın ahlâkı üzerinde tesiri vardır. O bârid memlekette, soğuk insanlarda hevesât-ı hayvâniyeyi tahrik etmek ve iştahı açmak için
Dipnot-1
el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 3:269, no: 3366; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1021.
http://www.erisale.com/#content.tr.3.321
| ahlâk-ı seyyie: kötü ahlâk âlem-i İslâm kıtası: İslâm dünyasının üzerinde bulunduğu bölge Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun asrî: çağdaş, modern Asya: (bk. bilgiler) Avrupa: (bk. bilgiler) azab: sıkıntı bârid: soğuk câmid: cansız, donuk düello: iki kişi arasında, tanıklar önünde yapılan silâhlı vuruşma emniyet: güven, korkusuzluk esaslı: köklü ev kemâ kâl: veya söylediği gibi evlâd: çocuklar ferman etmek: buyurmak fuhş: çok çirkin, aşağılık, helâl olmayan iş haslet: huy, özellik | haysiyet: özellik hazinedarlık: hazine bekçiliği hevesât-ı hayvâniye: hayvansal hisler, arzular himâyet: koruma altına alma hürmet: saygı iftihar etmek: övünmek inhisar: sınırlandırma, kontrol izdivac: evlenme izdivaç etmek: evlenmek izzet-i nefis: onur, öz saygı kesret: çokluk kesret-i tenasül: neslin çoğalması kıyamet: dünyanın yıkılıp, âhiret hayatının başlaması malûm: bilinen memâlik-i bâride: soğuk memleketler memâlik-i harre: sıcak memleketler merhamet: acıma, şefkat müdir-i dahilî: iç işleri yöneten | muhafaza: koruma, saklama muhit: coğrafî bölge, doğal çevre nazarında: gözünde, düşüncesinde nikâh etmek: evlenmek nisbeten: kıyasla ref’: ortadan kaldırma refika-i hayat: hayat arkadaşı, eş Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) sadakat: bağlılık sehâvet: cömertlik sülûk etmek: yönelmek, bir yola girmek tabiat: insanların genel yapısı tahrik etmek: harekete geçirmek teksir etmek: çoğaltmak tesettür: örtünme tesir: etki vasıta: araç |
açık saçıklık belki çok sû-i istimâlâta ve isrâfâta medar olmaz. Fakat seriütteessür ve hassas olan memâlik-i harredeki insanların hevesât-ı nefsâniyesini mütemadiyen tehyiç edecek açık saçıklık, elbette çok sû-i istimâlâta ve isrâfâta ve neslin zaafiyetine ve sukut-u kuvvete sebeptir. Bir ayda veya yirmi günde ihtiyac-ı fıtrîye mukabil, her birkaç günde kendini bir israfa mecbur zanneder. O vakit, her ayda on beş gün kadar hayız gibi arızalar münasebetiyle kadından tecennüp etmeye mecbur olduğundan, nefsine mağlûp ise fuhşiyata da meyleder.
Şehirliler, köylülere, bedevîlere bakıp tesettürü kaldıramaz. Çünkü köylerde, bedevîlerde, derd-i maişet meşgalesiyle ve bedenen çalışmak ve yorulmak münasebetiyle, hem şehirlilere nisbeten nazar-ı dikkati az celb eden, mâsûme işçi ve bir derece kaba kadınların kısmen açık olmaları, hevesât-ı nefsâniyeyi tehyice medar olamadığı gibi, serseri ve işsiz adamlar az bulunduğundan, şehirdeki mefâsidin onda biri onlarda bulunmaz. Öyleyse onlara kıyas edilmez.
http://www.erisale.com/#content.tr.3.322
| bedevî: çölde yaşayan, göçebe derd-i maişet: geçim derdi fuhşiyat: dinen yasaklanan ve haram sayılan davranışlar hassas: duyarlı hayız: kadınların âdet, kanama hâli hevesât-ı nefsaniye: nefsin hevesleri, arzu ve istekleri ihtiyac-ı fıtrî: yaratılıştan gelen doğal ihtiyaç isrâfât: israflar, lüzumsuz yere kullanmalar kısmen: bir miktar kıyas etmek: karşılaştırmak | mağlûp: yenik düşen mâsûme: masum ve günahsız olan medar olmak: sebep olmak, vesile olmak mefâsid: ahlâkı bozan şeyler memâlik-i harre: sıcak memleketler meşgale: meşguliyet, çalışma meyletmek: eğilim göstermek mukabil: karşılık münasebetiyle: vesilesiyle, sebebiyle mütemadiyen: sürekli olarak nazar-ı dikkat: dikkati celb eden; dikkat çeken nefis: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu | nesil: soy nisbeten: kıyasla seriütteessür: çabuk ve kolay etkilenen sû-i istimâlât: kötüye kullanmalar sukut-u kuvvet: kuvvetten düşme tecennüp etmek: sakınmak, uzak durmak tehyiç etmek: harekete geçirmek, heyecanlandırmak tesettür: örtünme zaafiyet: zayıflık, güçsüzlük |
Ortaokul Fen Bilimleri 8. Sınıf Yaprak Testi 1 CEVAP ANAHTARI – Mevsimler ve İklim / Dünya ve Evren
Mevsimler ve İklim / Dünya ve Evren CEVAP ANAHTARI: Bu sayfada Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavına girecek öğrenciler için ortaokul 8. sınıf fen bilimleri dersi dünya ve evren konu alanı 1. ünite mevsimler ve iklim ile ilgili çıkabilecek sorulara verlen örneklerin CEVAP ANAHTARI verilmiştir. PDF olarak indirebilir, çoğaltabilir ve kullanabilirsiniz. Ücretsizdir, herhangi bir telif ücreti ödemenize gerek yoktur.

Ortaokul Fen Bilimleri 8. Sınıf Yaprak Testi 1 CEVAP ANAHTARI – Mevsimler ve İklim / Dünya ve Evren
ÖNCE DÜŞÜNELİM, SONRA CEVAP BULMAYA ÇALIŞALIM:
Dünya kendi ekseni etrafında belli bir açıyla döndürülmezse ve Güneş etrafında dolanma düzlemi üzerinde hareket ettirilmeseydi mevsimler oluşur muydu?
Mevsimler acaba tesadüfen mi oluşuyor?
Yoksa Dünya’ya verilen bu iki düzenli ve kararlı hareket, bir güç ve iradenin dilemesiyle mi gerçekleştirilmektedir?




Fen Bilimleri 8 Yaprak Testler – CEVAP ANAHTARLARI
Ortaokul 8. Sınıf LGS Fen Bilimleri Yaprak Testler Cevap Anahtarı
Bu sayfada Ortaokul 8. Sınıf LGS sınavı ile ilgilenenler ve LGS sınavına girecek öğrencilere yönelik Fen Bilimleri Testleri konusunda yadımcı olacak ücretsiz testler ve cevap anahtarları bulacaksınız.
Türkiye’deki yaygın bir algıya göre iyi bir üniversite okursanız iyi bir iş sahibi olursunuz. İyi bir üniversite okumak için de iyi bir liseye gitmeniz gerekir.
Bu iyi liselere gitmek için de LGS – Liselere Geçiş Sistemi (LGS) ile bir sınava girmeniz gerekir.
Aslında bu çok geniş bir alandır. Adeta fengezegeni olarak bile adlandırabiliriz. Bu sayfada ortaokul 8.sınıf baz alınarak sorular hazırlanmıştır.
İyi bir lise kazanmak için lgs soruları üzerinde ciddi çalışmak gerekir. Burada 8. sınıf test konusunda yeni nesil sorular yer almaktadır, çıkmış sorular ile karşılaştırmalar yapılabilir, lgs soru dağılımı kontrol edilebilir.
Bu sayfadaki 8. sınıf testleri;
- Ünite mevsimler ve iklim test,
- Ünite dna ve genetik kod test,
- Ünite basınç test,
- Ünite madde ve endüstri test,
- Ünite basit makineler testti bulunmaktadır.
Bu sayfada 6. ünite ve 7. ünite testleri henüz bulunmamaktadır.
Öğretmenlerimizden bu ünitelerle ilgili test çalışması yapan olursa burada yayınlamaktan büyük bir mutluluk duyarız.
Tabii ki iyi bir lise diye kendinizi de fazla kasmamanız ve yıpratmamanız gerekir. Sadece doğal bir şekilde ve sistematik olarak çalışırsanız inanıyoruz ki hedefinize ulaşırsınız. Ancak hedefinize ulaşamazsanız bu dünyanın sonu demek değildir.
LGS Sınavı ile ilgilenenler ve LGS sınavına girecek öğrenciler için
Bu sayfada Ortaokul 8. Sınıf LGS sınavı ile ilgilenenler ve LGS sınavına girecek öğrencilere yönelik yadımcı olacak ücretsiz testler ve cevap anahtarları bulacaksınız.
LGS – Liselere Geçiş Sistemi (LGS)
Liselere Geçiş Sistemi (LGS), Türkiye’de Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 2017-2018 eğitim öğretim yılı ile uygulanmaya başlanan ve her yıl yapılan ilköğretimden ortaöğretime geçiş sınavı sistemidir ve Ortaokul 8. Sınıf öğrencileri bu sınava girmektedir.
LGS, TEOG sınavının yerine geçmiştir.
LGS’de çıkan sorularının çözümüne yardımcı olmak üzere bu testler hazırlanmış ve ücretsiz bir şekilde, öğrencilerin, bu sınava çalıştıran öğretmenlerin, velilerin ve idarecilerin kullanımına açılmıştır.
LGS’ye girecek tüm Ortaokul 8. Sınıf öğrencilerimize, onları çalıştıran öğretmenlerine, velilere ve idarecilere dersdunyasi.net ailesi olarak başarılar diliyoruz.
Yaprak Test 11 CEVAP ANAHTARI – Basit Makineler / Fiziksel Olaylar
Yaprak Test 10 CEVAP ANAHTARI – Basit Makineler / Fiziksel Olaylar
Yaprak Test 9 CEVAP ANAHTARI – Madde ve Endüstri / Madde ve Doğası
Yaprak Test 8 CEVAP ANAHTARI – Madde ve Endüstri / Madde ve Doğası
Yaprak Test 7 – Madde ve Endüstri / Madde ve Doğası – CEVAP ANAHTARI
Yaprak Test 6 – Basınç / Fiziksel Olaylar – CEVAP ANAHTARI
Yaprak Test 5 CEVAP ANAHTARI – Basınç / Fiziksel Olaylar
Yaprak Test 4 CEVAP ANAHTARI – DNA ve Genetik Kod / Canlılar ve Yaşam
Yaprak Test 3 – CEVAP ANAHTARI – DNA ve Genetik Kod / Canlılar ve Yaşam
Yaprak Test 2 CEVAP ANAHTARI – Mevsimler ve İklim / Dünya ve Evren
Yaprak Testi 1 CEVAP ANAHTARI – Mevsimler ve İklim / Dünya ve Evren
İLAHİYAT FAKÜLTESİ
İSLAM TARİHİ
İlahiyat Fakültesi – İslam Tarihi – Osmanlı Son Dönemi Fikir Akımları ve Cumhuriyet Dönemine Yansımaları – Bir Etkinlik Yapalım


İLAHİYAT FAKÜLTESİ
İSLAM TARİHİ
Osmanlı Son Dönemi Fikir Akımları ve Cumhuriyet Dönemine Yansımaları
BİR ETKİNLİK YAPALIM
Aşağıdaki metinleri okuyunuz ve sondaki soruları cevaplayınız.
Metinleri okurken anlamını bilmediğiniz kelimeler için altta verilen sözlüğe bakınız.
Ya da verilen bağlantıya tıklayarak ilgili internet sayfasına gidiniz ve anlamını bilmediğiniz kelimelerin üzerine tıklayınız.
……………………………………………………………………..
Bu kısım, Müellifin kendi Türkçesidir.
1339 TARİHİNDE,1 MECLİS-İ MEB’USANA HİTABEN YAZDIĞIM BİR HUTBENİN SURETİDİR
Dipnot-1
Milâdi 1922.
…
Âşiren: Bir yolda dokuz ihtimal-i helâket, tek bir ihtimal-i necat varsa, hayatından vazgeçmiş, mecnun bir cesur lâzım ki o yola sülûk etsin. Şimdi, yirmi dört saatten bir saati işgal eden farz namaz gibi zaruriyat-ı diniyede, yüzde doksan dokuz ihtimal-i necat var. Yalnız, gaflet ve tembellik hasiyetiyle, bir ihtimal, zarar-ı dünyevî olabilir. Halbuki ferâizin terkinde, doksan dokuz ihtimal-i zarar var. Yalnız gaflet ve dalâlete istinad, tek bir ihtimal-i necat olabilir. Acaba dine ve dünyaya zarar olan ihmal ve ferâizin terkine ne bahane bulunabilir? Hamiyet nasıl müsaade eder?
Bâhusus bu güruh-u mücâhidin ve bu yüksek meclisin ef’âli taklid edilir. Kusurlarını millet ya taklit veya tenkit edecek; ikisi de zarardır. Demek onlarda hukukullah, hukuk-u ibâdı da tazammun ediyor. Sırr-ı tevatür ve icmâı tazammun eden hadsiz ihbaratı ve delâili dinlemeyen ve safsata-i nefis ve vesvese-i şeytandan gelen bir vehmi kabul eden adamlarla hakikî ve ciddî iş görülmez.
Şu inkılâb-ı azîmin temel taşları sağlam gerek. Şu meclis-i âlinin şahsiyet-i mâneviyesi, sahip olduğu kuvvet cihetiyle, mânâ-yı saltanatı deruhte etmiştir. Eğer şeâir-i İslâmiyeyi bizzat imtisal etmek ve ettirmekle mânâ-yı hilâfeti dahi vekâleten deruhte etmezse, hayat için dört şeye muhtaç, fakat an’ane-i müstemirre ile günde lâakal beş defa dine muhtaç olan şu fıtratı bozulmayan ve lehviyat-ı medeniyeyle ihtiyâcât-ı ruhiyesini unutmayan bu milletin hâcât-ı diniyesini
| an’ane-i müstemirre: yerleşmiş, devam eden gelenek âşiren: onuncusu bâhusus: özellikle bizzat: doğrudan cihet: yön, taraf dalâlet: doğru yoldan ayrılma, sapkınlık delâil: deliller deruhte etmek: üstlenmek ef’âl: fiiller, işler farz: Allah’ın kesinlikle yapılmasını emrettiği şey ferâiz: farzlar; Allah’ın yapılmasını kesin olarak emrettiği şeyler fıtrat: yaratılış, mizaç gaflet: duyarsızlık, umursamazlık; Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli güruh-u mücâhid: din için cihad edip çalışan, çaba harcayan kimseler topluluğu hâcât-ı diniye: dinle ilgili ihtiyaçlar hadsiz: sayısız, sınırsız hakikî: asıl, gerçek hamiyet: din ve vatan gibi mukaddes değerleri ve kendi aile ve yakınlarını koruma duygusu ve gayreti hasiyet: özellik hukuk-u ibâd: kul hakları; diyet, tanzimat, borç hakkı gibi özel menfaati ilgilendiren haklar (mülkiyet, sağlık, alışveriş, borç gibi) | hukukullah: Allah’ın hakları; zekât, şer’î cezâlar, keffaretler, farz ibadetler gibi genel menfaatı ilgilendiren haklar; namaz, oruç, zekât, içki, zina kumar gibi emir ve yasaklara uyma icmâ: fikir birliği; bir asırda müçtehid kimselerin dini bir meselede vardıkları görüş birliği ihbarat: ihbarlar, bildirmeler, haber vermeler ihtimal-i helâket: yok olma, mahvolma ihtimali ihtimal-i necat: kurtuluş ihtimali ihtimal-i zarar: zarara uğrama ihtimali ihtiyâcât-ı ruhiye: ruhun ihtiyaçları imtisal etmek: yerine getirmek inkılâb-ı azîm: büyük değişim, dönüşüm istinad: dayanma, güvenme lâakal: en az lehviyat-ı medeniye: medeniyetin haram eğlenceleri, oyunları mânâ-yı hilâfet: hilâfetin anlamı; Peygamberimizin vekili olarak Müslümanların din ve dünya işlerinin tedbirini gören genel başkanlık makamının anlamı mânâ-yı saltanat: Devlet makamının ifade ettiği mânâ, görev | meclis-i âli: yüksek, yüce meclis mecnun: cinnet geçirmiş, deli safsata-i nefis: nefsin safsatası, nefsin saçmalıkları şahsiyet-i mâneviye: belli bir kişi olmayıp bir topluluktan meydana gelen mânevî kişilik; tüzel kişilik şeâir-i İslâmiye: İslâma sembol olmuş iş ve ibâdetler sırr-ı tevatür: tevatür sırrı; bir sözün nesilden nesile, sözüne inanılır büyük bir topluluk tarafından nakledilmesi sırrı, hikmeti sülûk etmek: bir yola girmek, yönelmek, gitmek tazammun etmek: içine almak, kapsamak vehim: kuruntu, olmayan şeyi varmış gibi gösteren düşünce vekâleten: başkasının adına ve yerine hareket ederek, asıl vazifelinin yerine çalışarak vesvese-i şeytan: şeytanın kalbe düşürdüğü şüphe, asılsız kuruntu zarar-ı dünyevî: dünyaya ait zarar zaruriyât-ı diniye: hükümleri açık olan ve dinen yapılması zorunlu olan şeyler |
http://www.erisale.com/#content.tr.5.133
Meclis tatmin etmezse, bilmecburiyye mânâ-yı hilâfeti, tamamen kabul ettiğiniz isme ve lâfza verecek. O mânâyı idame etmek için kuvveti dahi verecek. Halbuki, Meclis elinde bulunmayan ve Meclis tarikiyle olmayan böyle bir kuvvet, inşikak-ı âsâya sebebiyet verecektir. İnşikak-ı âsâ ise
وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللهِ جَمِيعًا 1
âyetine zıttır.
Zaman cemaat zamanıdır. Cemaatın ruhu olan şahs-ı mânevî daha metindir. Ve, tenfiz-i ahkâm-ı şer’iyeye daha ziyade muktedirdir. Halife-i şahsî, ancak ona istinad ile vezâifi deruhte edebilir. Cemaatin ruhu olan şahs-ı mânevî eğer müstakim olsa, ziyade parlak ve kâmil olur. Eğer fena olsa, pek çok fena olur. Ferdin iyiliği de, fenalığı da mahduttur. Cemaatin ise gayr-ı mahduttur. Harice karşı kazandığınız iyiliği, dahildeki fenâlıkla bozmayınız. Bilirsiniz ki, ebedî düşmanlarınız ve zıtlarınız ve hasımlarınız İslâmın şeâirini tahrip ediyorlar. Öyleyse, zarurî vazifeniz, şeâiri ihyâ ve muhafaza etmektir. Yoksa, şuursuz olarak şuurlu düşmana yardımdır. Şeâirde tehâvün, zaaf-ı milliyeti gösterir. Zaaf ise, düşmanı tevkif etmez, teşci eder.
حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ 2 نِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّصِيرُ 3
Dipnot-1
“Allah’ın dinine ve Kur’ân’a hep birlikte sım sıkı sarılın.” Âl-i İmran Sûresi, 3:103.
Dipnot-2
“Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.
Dipnot-3
“O ne güzel dost ve O ne güzel yardımcıdır.” Enfâl Sûresi, 8:40.
| bilmecburiyye: zorunlu olarak cemaat: topluluk dahil: iç deruhte etmek: üstlenmek ebedî: sonu olmayan sonsuz fena: kötü, çirkin ferd: kişi gayr-ı mahdut: sınırsız halife-i şahsî: Fahr-i Kâinat (a.s.m.) Efendimizin vekili olarak Müslümanların başkanlığını yapan ve İslâmiyeti korumak ve yaşatmakla görevli olan zâtın şahsı, kendisi hariç: dış hasım: düşman idame etmek: devam ettirmek ihyâ etmek: canlandırmak inşikak-ı âsâ: değneğin bölünmesi, âsânın ikiye ayrılması; “ihtilaf ve ayrılıklarla, birliğin bozularak kuvvetin dağılması” mânâsında bir deyim | İslâmın şeâiri: İslâma sembol olmuş şeyler, iş ve ibâdetler istinad: dayanma, güvenme kâmil: olgun, mükemmel lâfız: söz; kelime mahdut: sınırlı mânâ-yı hilâfet: hilâfetin anlamı; Peygamberimizin vekili olarak Müslümanların din ve dünya işlerinin tedbirini gören genel başkanlık; hilâfetin özü metin: sağlam, kuvvetli muhafaza etmek: korumak muktedir: güçlü müstakim olmak: doğru yolda olmak, istikametli olmak şahs-ı mânevî: tüzel kişilik; belli bir kişi olmayıp bir topluluktan meydana gelen mânevî kişilik şeâir: İslâma sembol olmuş şeyler, iş ve ibâdetler | sebebiyet vermek: sebep olmak şuur: bilinç tahrip etmek: yıkıp yok etmek tarik: yol tehâvün: önemsememek, hafife almak, aldırış etmemek tenfiz-i ahkâm-ı şer’iye: yürütme; şeriata ait hükümlerin uygulanması, yerine getirilmesi teşci etmek: cesaretlendirmek, gayrete getirmek tevkif etmek: durdurmak vazife: görev vezâif: vazifeler zaaf: zayıflık, güçsüzlük zaaf-ı milliyet: milliyetin zayıflığı, güçsüzlüğü zarurî: zorunlu ziyade: fazla |
————————————————————————
وَأَمْرُهُمْ شُورٰى بَيْنَهُمْ 1 وَشَاوِرْهُمْ فِى اْلاَمْرِ 2
HAŞİYE-1
Bidayet-i Hürriyette şu fikri Jön Türklere teklif ettim, kabul etmediler. On iki sene sonra tekrar teklif ettim, kabul ettiler. Lâkin Meclis feshedildi. Şimdi âlem-i İslâmın mütemerkiz noktasına tekraren arz ediyorum.
Tarih bize gösteriyor ki, İslâm ne derece dine temessük etmişse terakki etmiş, ne vakit dinde zaaf göstermişse tedennî etmiştir. Başka dinde, bilâkis, kuvveti zamanında vahşet, zaafı zamanında temeddün hâsıl olmuştur.
Cumhur-u enbiyanın şarkta bi’seti, kader-i ezelînin bir remzidir ki, şarkın hissiyatına hâkim, dindir. Bugün âlem-i İslâmdaki tezahürat da gösteriyor ki, âlem-i İslâmı uyandıracak, şu mezelletten kurtaracak, yine o histir.
Hem de sabit oldu ki, bu devlet-i İslâmiyeyi bütün öldürücü müsademata rağmen, yine o his muhafaza etmiştir. Bu hususta garba nispetle ayrı bir hususiyete malikiz; onlara kıyas edilemeyiz.
Saltanat ve hilâfet gayr-ı münfek, müttehid-i bizzattır. Cihet muhteliftir. Binaenaleyh, bizim Padişahımız hem sultandır, hem halifedir ve âlem-i İslâmın bayrağıdır. Saltanat itibarıyla otuz milyona nezaret ettiği gibi, hilâfet itibarıyla üç yüz milyonun mâbeynindeki rabıta-i nuraniyenin mâkes ve istinatgâh ve medetkârı olmak gerekir. Saltanatı sadaret, hilâfeti meşihat temsil eder.
Sadaret üç mühim şûrâya bizzat istinat ediyor, yine kifayet etmiyor. Hâlbuki böyle inceleşmiş ve çoğalmış münasebat içinde, içtihadattaki müthiş fevzâ,
Dipnot-1
“Onların işleri, aralarında yaptıkları istişare iledir.” Şûrâ Sûresi, 42:38.
Dipnot-2
“İşlerinde onlarla istişare et.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:159.
(NOT: Bu sayfanın sözlüğü hatalı olduğu için lütfen ilgili internet sayfasına giderek anlamını bilmediğiniz kelimelerin üzerine tıklayarak bakınız. Teşekkürler.)
http://www.erisale.com/#content.tr.15.325
´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´
efkâr-ı İslâmiyedeki teşettüt, fâsid medeniyetin tedahülüyle ahlâktaki müthiş tedenniyle beraber, meşihat cenahı bir şahsın içtihadına terk edilmiş.
Fert tesirat-ı hariciyeye karşı daha az mukavimdir. Tesirat-ı hariciyeye kapılmakla çok ahkâm-ı diniye feda edildi.
Hem nasıl oluyor ki, umurun besateti ve taklit ve teslim câri olduğu zamanda, velev ki intizamsız olsun, yine meşihat bir şûrâya, lâakal kazaskerler gibi, mühim şahsiyetlere istinat ederdi. Şimdi iş besatetten çıkmış, taklit ve ittibâ gevşemiş olduğu halde, bir şahıs nasıl kifayet eder?
Zaman gösterdi ki, hilâfeti temsil eden şu Meşihat-ı İslâmiye, yalnız İstanbul ve Osmanlılara mahsus değildir. Umum İslâma şâmil bir müessese-i celiledir. Bu sönük vaziyetle, değil koca âlem-i İslâmın, belki yalnız İstanbul’un irşadına da kâfi gelmiyor. Öyleyse, bu mevki öyle bir vaziyete getirilmelidir ki, âlem-i İslâm ona itimat edebilsin. Hem menba, hem mâkes vaziyetini alsın. Âlem-i İslâma karşı vazife-i diniyesini hakkıyla ifa edebilsin.
Eski zamanda değiliz. Eskiden hâkim bir şahs-ı vâhid idi. O hâkimin müftüsü de, onun gibi münferit bir şahıs olabilirdi, onun fikrini tashih ve tâdil ederdi. Şimdi ise, zaman cemaat zamanıdır. Hâkim, ruh-u cemaatten çıkmış, az mütehassis, sağırca, metin bir şahs-ı mânevîdir ki, şûrâlar o ruhu temsil eder.
Şöyle bir hâkimin müftüsü de ona mücanis olup, bir şûrâ-yı âliye-i ilmiyeden tevellüd eden bir şahs-ı mânevî olmak gerektir. Ta ki, sözünü ona işittirebilsin. Dine taallûk eden noktalardan, sırat-ı müstakîme sevk edebilsin. Yoksa, fert dâhi de olsa, cemaatin ferd-i mânevîsine karşı sivrisinek kadar kalır. Şu mühim
(NOT: Bu sayfanın sözlüğü hatalı olduğu için lütfen ilgili internet sayfasına giderek anlamını bilmediğiniz kelimelerin üzerine tıklayarak bakınız. Teşekkürler.)
http://www.erisale.com/#content.tr.15.326
´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´
mevki, böyle sönük kalmakla, İslâmın ukde-i hayatiyesini tehlikeye mâruz bırakıyor.
Hattâ diyebiliriz, şimdiki zaaf-ı diyanet ve şeair-i İslâmiyetteki lâkaytlık ve içtihadattaki fevzâ, meşihatın zaafından ve sönük olmasından meydan almıştır. Çünkü, hariçte bir adam reyini, ferdiyete istinat eden meşihata karşı muhafaza edebilir. Fakat böyle bir şûrâya istinat eden bir şeyhülislâmın sözü, en büyük bir dâhiyi de, ya içtihadından vazgeçirir, ya o içtihadı ona münhasır bırakır.
Her müstaid, çendan içtihad edebilir. Lâkin içtihadı o vakit düsturü’l-amel olur ki, bir nev’i icmâ veya cumhurun tasdikine iktiran ede. Böyle bir şeyhülislâm mânen bu sırra mazhar olur. Şeriat-ı garrâda daima icmâ ve rey-i cumhur medâr-ı fetvâ olduğu gibi, şimdi de fevzâ-i ârâ için, böyle bir faysala lüzum-u kat’î vardır.
Sadaret, meşihat, iki cenahdır. Şu devlet-i İslâmiyenin bu iki cenahı mütesâvi olmazsa, ileri gidilmez. Gidilse de, böyle bir medeniyet-i faside için mukaddesatından insilâh eder.
İhtiyaç her işin üstadıdır. Şöyle bir şûrâya ihtiyaç şedittir. Merkez-i Hilâfette tesis olunmazsa, bizzarure başka yerde teşekkül edecektir. Bu şûranın bazı mukaddematı olan cemaat-i İslâmiye teşkilâtı ve evkafın meşihata ilhakı gibi umurun daha evvel tahakkuku münasip ise de, baştan başlansa, sonra mukaddemat
(NOT: Bu sayfanın sözlüğü hatalı olduğu için lütfen ilgili internet sayfasına giderek anlamını bilmediğiniz kelimelerin üzerine tıklayarak bakınız. Teşekkürler.)
http://www.erisale.com/#content.tr.15.327
´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´
ihzar edilse, yine maksat hasıl olur. Daire-i intihabiyeleri hem mahdut, hem muhtelit olan âyan ve mebusanın vazife-i resmiyeleri itibarıyla bilvasıta ve dolayısıyla bu işe tesiri olabilir. Hâlbuki vasıtasız, doğrudan doğruya bu vazife-i uzmâyı deruhte edecek, hâlis İslâm bir şûra lâzımdır.
Birşey mâ vudia lehinde istihdam edilmezse atâlete uğrar, matlup eseri göstermez. Binaenaleyh, mühim bir maksat için tesis edilen Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyeyi, şimdiki âdi bir komisyon derecesinden çıkarıp, meşihattaki devairin rüesasıyla beraber şûrânın âzâ-yı tabiiyesi addetmek ve hariçteki âlem-i İslâmdan, şimdilik on beş, yirmi kadar İslâmın dinen, ahlâken itimadını kazanmış müntehap ulemasını celb eylemek, bu mesele-i uzmânın esasını teşkil eder.
Vehham olmamalıyız. Korkmakla din rüşvet verilmez. Dinin zaafiyeti bahanesine olan müzahraf medeniyete lânet! Havf ve zaaf tesirat-ı hariciyeyi teşcî eder. Muhakkak maslahat, mevhum mazarrata feda edilmez. Ve minallahi’t-tevfîk.
(NOT: Bu sayfanın sözlüğü hatalı olduğu için lütfen ilgili internet sayfasına giderek anlamını bilmediğiniz kelimelerin üzerine tıklayarak bakınız. Teşekkürler.)
http://www.erisale.com/#content.tr.15.328
´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´´
SORULAR
- Osmanlı son dönem önde gelen fikir akımlarından;
- Osmanlıcılık,
- İslamcılık,
- Türkçülük,
- Batıcılık
açısından yukarıdaki fikirleri değerlendiriniz.
- İslam Tarihi açısından baktığımızda günümüz İslam Coğrafyasında ve İslam Dünyasında yukarıdaki fikirlerin uygulanabilrliğini tartışınız.
- Halifenin artık tek bir şahıs olamayacağı ancak çok yüce bir meclis tarafından bu makamın temsil edilmesi gerektiği fikrine katılıyor musunuz? Neden? Aşağıdaki seçeneklerden birisini seçerek nedenini bir sonraki sayfada verilen boş satırlara yazınız.
- Katılıyorum. Çünkü; …… (Lütfen bir sonraki sayfada verilen boş satırlara yazınız.)
- Katılmıyorum. Çünkü; …… (Lütfen bir sonraki sayfada verilen boş satırlara yazınız.)
……………………………………………………………………………………………………………..
……………………………………………………………………………………………………………..
……………………………………………………………………………………………………………..
……………………………………………………………………………………………………………..
……………………………………………………………………………………………………………..
……………………………………………………………………………………………………………..
……………………………………………………………………………………………………………..
……………………………………………………………………………………………………………..
……………………………………………………………………………………………………………..
……………………………………………………………………………………………………………..
Ortaokul Fen Bilimleri 8. Sınıf – Yaprak Test 2 – Mevsimler ve İklim / Dünya ve Evren
Bu sayfada Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavına girecek öğrenciler için ortaokul 8. Sınıf Fen Bilimleri Dersi Dünya ve Evren konu alanı 1. Ünite Mevsimler ve İklim ile ilgili çıkabilecek sorulara örnekler verilmiştir. PDF olarak indirebilir, çoğaltabilir ve kullanabilirsiniz. Ücretsizdir, herhangi bir telif ücreti ödemenize gerek yoktur.
LGS – Liselere Geçiş Sistemi (LGS)
Liselere Geçiş Sistemi (LGS), Türkiye’de Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 2017-2018 eğitim öğretim yılı ile uygulanmaya başlanan ve her yıl yapılan ilköğretimden ortaöğretime geçiş sınavı sistemidir ve Ortaokul 8. Sınıf öğrencileri bu sınava girmektedir.
LGS, TEOG sınavının yerine geçmiştir.
LGS’de çıkan Fen Bilimleri sorularının çözümüne yardımcı olmak üzere bu yaprak testler hazırlanmış ve ücretsiz bir şekilde, öğrencilerin, bu sınava çalıştıran öğretmenlerin özellikle Fen Bilgisi Öğretmenlerinin, velilerin ve idarecilerin kullanımına açılmıştır.
LGS’ye girecek tüm Ortaokul 8. Sınıf öğrencilerimize, onları çalıştıran öğretmenlerine, başta Fen Bilgisi Öğretmenlerine, velilere ve idarecilere dersdunyasi.net ailesi olarak başarılar diliyoruz.
ÖNCE DÜŞÜNELİM, SONRA CEVAP BULMAYA ÇALIŞALIM:
Her kıştan sonra bahar, yazdan sonra sonbahar gelir.
Mevsimler, iklim ve hava olayları saat gibi tıkır tıkır işletilmektedir.
Acaba mevsimleri, iklimi ve hava olaylarını bu kadar düzenli bir şekilde işleten kimdir ve bu düzeni nasıl kurmuştur?




10.7. Onuncu Söz Dördüncü Hakikat – Cumartesi Dersleri 10.7.
SUNU – 1 – FOTOGRAFLAR, RESİMLER, DEĞERLERİMİZ VE ANAYASA

Fotoğraflar, Resimler, Değerlerimiz ve Anayasa
SUNULAR KATAGORİSİNDEKİ Fotoğraflar, Resimler, Değerlerimiz ve Anayasa başlıklı bu sunum 09.01.2014 tarihinde İstanbul’da bir seminerde sunulmuştur.
Doğruluk – Yalan Söylememek

• Her söylediğimizin doğru olması gerektiği, ancak her doğruyu söylemenin de doğru olmadığı bilincinde olmalıyız.
Yardımlaşma

• Yardımlaşma sayesinde toplumun değişik kesimleri arasında köprüler kurulduğunun farkında olmalıyız.
Yardımlaşma

• İyilik ve güzelliklerde yardımlaşma,
Yardımlaşma

• İyilik ve güzelliklerde yardımlaşma,
Yardımlaşmama !…

• Kötülük ve düşmanlık yapmada yardımlaşmama
Şefkatle Yardımlaşma

• Yardım yaparken şefkatle yapma, başa kakmama
Saygı

• Kutsal değerlere saygılı olmalıyız. Başkalarının kutsallarına saygı göstermesek bile kötü söz söylememek gerektiğinin bilincinde olmalıyız.
Doğaya Saygı

• İçinde yaşadığımız doğaya ne kadar saygılıyız.
Sevgi

Sevginin dili yok, ama fotoğrafı vardır.
Sevgi

Neye sahip olursan ol, sevgi dolu bir yüreğe sahip değilsen, hiçbir şeye sahip değilsindir …!
Sevgi

• Bir sevgi fotoğrafı
Sevgi

• Sevgi kalpte mi? Ayaklarda mı?
Sevgi

• Zıtlar birbirini sever mi?
Sevgi

• Sevgi tutunmak mıdır? Tutmak mıdır?
Sabır

• Sabır çaresizce beklemek midir? Doğru bildiğin şeyde ısrar etmek midir?
Sabır

• Sabır çaresizlik midir? Ümitlerinizin gerçekleşmesi için beklemek midir?
Sabır

• Sabır her şeyi dengede tutarak yıkılmadan beklemek midir?
Fedakarlık bu mudur? Yoksa …

Fedakarlık bu mudur? Yoksa …
Yoksa … Fedakarlık bu mudur?

Yoksa … Fedakarlık bu mudur?
Selamlaşmak, böyle mi?

Selamlaşmak, böyle mi?
Yoksa böyle mi, Selamlaşmak?

Yoksa böyle mi, Selamlaşmak?
Güvenmek

Güvenmek
İnat etmemek, fakat …

İnat etmemek, fakat …
Fakat …, Sebat etmek

Fakat …, Sebat etmek.
Cesaret

Cesaret
Cesaret

İnsan, kıyıyı gözden kaybetmeye cesatet etmedikçe yeni okyanuslar keşfedemez.
Cesaret, uyuyan devi uyandırmak mıdır?

Cesaret, uyuyan devi uyandırmak mıdır?
Öz değerlendirme mi? Öz eleştiri mi?

Öz değerlendirme mi? Öz eleştiri mi?
Özgüvende sınır var mıdır?

Özgüvende sınır var mıdır?
Tebessüm


Tebessüm bedavadır; vereni üzmez alanı mutlu eder.
Şems-i Tebrizi
Empati yapmak, ya da doğru yerden bakmak

Empati yapmak, ya da doğru yerden bakmak. Çoğu zaman, anlaşmazlıkların nedeni … İŞTE BU KADAR BASİTTİR!
Kanaat / Yetinme ya da israf etmeme

Kanaat – Yetinme ya da israf etmeme
Adalet/Hukuk

Adalet – Hukuk: “Adaletsizliklerin en büyüğü adil olmayıp adil gibi görünmektir.”
Platon / Devlet
Adalet/Hukuk

Adalet – Hukuk: “Hukukun kuvvetinin azaldığı yerde, kuvvetlinin hukuku geçerli olmaya başlar.”
Maurice Dueverger
Kardeşlik

KARDEŞLİK: “Yükü kardeşlik olanın beli bükülür, gönlü bükülmez…”
Kardeşlik

KARDEŞLİK düşmesin diye tutmak; KARDEŞLİK bırakmayacağını bilerek dayanmak …
Değerler ve Anayasa
• Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;
Değerler ve Anayasa
• Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;
Değerler ve Anayasa
• Topluca Türk vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, milli sevinç ve kederlerde, milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu;
Değerler ve Anayasa
• X. Kanun önünde eşitlik
• Madde 10 – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
• Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Değerler ve Anayasa
• I. Temel hak ve hürriyetlerin niteliği
• Madde 12 – Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.
Değerler ve Anayasa
• … savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler (…)dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz;
Değerler ve Anayasa
• kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz;
Değerler ve Anayasa
• suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.
Değerler ve Anayasa
• Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında,
kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.
Değerler ve Anayasa
• Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;
• kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.
• Hiç kimse zorla çalıştırılamaz.
• kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.
Değerler ve Anayasa
• Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
• Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
Değerler ve Anayasa
• Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir.
• Kimsenin konutuna dokunulamaz.
• Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
• Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Değerler ve Anayasa
• Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz;
• dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
• Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz;
• düşünce kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.
Değerler ve Anayasa
• Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.
• Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır ve kanunla düzenlenir.
Değerler ve Anayasa
• Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Değerler ve Anayasa
• Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz;
Değerler ve Anayasa
• kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza
verilemez.
• Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Değerler ve Anayasa
• Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.
• Ceza sorumluluğu şahsidir.
• Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.
Değerler ve Anayasa
• Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.
• Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.
Değerler ve Anayasa
• Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz.
• Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır.
. . .
• İlgiyle izlediğiniz için teşekkürler …
KAYNAK
Mana-yı Harfi Eksenli Öğretmen Kılavuz ya da Rehber Kitaplar Hazırlanması

Mana-yı Harfi Eksenli Öğretmen Kılavuz ya da Rehber Kitaplar Hazırlanması
Program değişikliği ile beraber öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz, velilerimiz ve diğer ilgili kişiler, ders kitaplarının yanında öğrenci çalışma kitabı ve öğretmen kılavuz kitaplarının ismini duydu. Gerçekten de büyük yenilikler getiren ders öğretim programlarının nasıl işlenmesi gerektiğini anlatan program kitaplarının yanında hazırlanan ders kitaplarının ve öğrenci çalışma kitaplarının nasıl kullanılacağını anlatan öğretmen kılavuz kitapları büyük işe yaradı. Ancak gerçekte varılmak istenen nokta nedir? Daha açık ifadeyle ders öğretim programları, bunlara dayalı hazırlanan ders kitapları, öğrenci çalışma kitapları ve öğretmen kılavuz kitapları ne oranda bizim duygu ve düşünce dünyamıza hitap etmektedir. Bugün bunlardan sadece öğretmen kılavuz kitapları ile ilgili bazı duygu ve düşüncelerimizi paylaşmak istiyoruz.
Öncelikle bütün bilimler ve bu bilimlere dayalı hazırlanan ve okullarda okutulan derslerin hikmet ve hakikat eksenli olması gerektiğini, mana-yı harfi ile konuları ele alması gerektiğini düşünmekteyim. Bundan neyi kastediyorum: Halen televizyonlarda izlediğimiz belgesellerden tutun, bilimsel çalışmalara, üniversitelerde okutulan derslerden; lise, ortaokul, ilkokul hatta okulöncesi düzeydeki derslere kadar materyalist bir anlayışla yani her şeyin tesadüfen veya sebepler yoluyla ortaya çıktığı veya tabiat tarafından ortaya çıkarıldığı gibi hiçbir bilimsel yanı olmayan düşünceler çerçevesinde bilgiler, fikirler ve teoriler verilmektedir. Bunun yerine, her şeyin arka planında varlığını hissettiren, gizli bir güç tarafında kontrol edilen bu kainatın ve bizlerin aslında ne olduğumuz ve niçin burada yer aldığımızı araştırıp ortaya koyan hikmet ve hakikati arayan yani bütün bu olayların ve varlıkların arka planındaki o her şeyi kontrol eden ve dizayn eden sonsuz ilim, sonsuz güç, sonsuz irade, vb. isim ve sıfatlarla da anabileceğimiz yaratıcının varlığını ve birliğini ve özelliklerini arayıp bulmaya çalışan bir bilim dili geliştirilmelidir. Ve derslerimizin öğretim programları ve bunlara bağlı ders kitapları, öğrenci çalışma kitapları ve öğretmen kılavuz kitapları; bu bilim diline uygun yani mana-yı harfiye uygun yani bilimlerin ve konularının kendisini değil, bilimsel kanun ve kuralları ortaya koyan ve yaratan yaratıcıyı anlatan bir dil kullanarak hazırlanmalıdır.
İlkokul ve ortaokul düzeyinde birçok dersin öğretmen kılavuz kitapları mevcut olmakla birlikte özellikle lise seviyesinde öğretmen kılavuz ya da rehber kitaplara pek rastlanmamaktadır. Bu çerçevede bu alanda büyük bir ihtiyaç göze çarpmaktadır. Buna göre özellikle lise seviyesinde olmak üzere ortaokul ve ilkokul dahil yukarıda da değinildiği gibi mana-yı harfi ekseninde öğretmen kılavuz veya rehber kitaplarının ivedilikle ilgili branşlarda hazırlanmasına girişilmelidir.
Öğretmen kılavuz ya da rehber kitaplarından beklentiler;
Mevcut öğretim programları ve ders kitaplarına göre mana-yı harfi bakışıyla ders işleme yöntemleri üzerine örnek olabilecek somut çalışmalar ortaya konulmasını sağlamalıdır. Bu çerçevede örnek ders işlenişi, kazanımlara dönük etkinlikler, proje, ödev vb. çalışmalar ile ölçme ve değerlendirme alanlarında mana-yı harfi ile nasıl çalışmalar ortaya konulabileceği örnekleriyle gösterilmeye çalışılmalıdır.
Eğitim-öğretim hizmetlerinin daha nitelikli hale getirilmesi, gerçek insan olma yolunda nasıl bir eğitim-öğretim yapılması gerektiği ve bu çerçevede mana-yı harfi nazarıyla nasıl farklı çalışmalar ortaya konulabileceğine değinilerek farklı çalışmaların paylaşılması sağlanmalıdır.
Buna göre ülkemizin değişik bölgelerinde, belki de kuş uçmaz kervan geçmez köşelerinde kendi gayretleriyle bir şeyler yapmaya çabalayan kabiliyetlerin çalışmaları ile akademik olarak veya bir heyet halinde ciddi çalışmalar yapan ancak bunu geniş kitlelere duyuramayanlara bir kapı açarak bu deneyimlerini paylaşmaları ve bunların internet vasıtasıyla da geniş kitlelere ulaştırmaları sağlanmalıdır.
İnsanlığa barış, huzur, kardeşlik getirecek yeni bir medeniyetin tesisinde ve insanların gerçek manada insan olabilmesi için eğitim-öğretim faaliyetlerine düşen vazifede özellikle mana-yı harfi nazarıyla eğitim-öğretim programlarının nasıl olması gerektiği üzerinde bilimsel, akademik çalışmalarla katkıda bulunmaları beklenmektedir.
Buna göre eğitim-öğretim programlarının gözden geçirilmesi ile eksik kalan yerlerin tamamlanması ya da yanlış anlaşılan hususların tadil edilmesi – düzeltilmesi, tüm alanlar ve branşlar bazında olması gerekenler üzerine kafa yorularak somut öneriler geliştirilmesi beklenmektedir.
Meyve Risalesinin Altıncı Mes’elesinde de geçtiği gibi Allah’tan bahsetmeyen yani mana-yı harfi ile ders işlemeyen öğretmenlere karşı ders materyallerinin ve bilimlerin-derslerin kendi dilleriyle mana-yı harfi ile ders işlenmesinin yolunu açmak konusunda katkıda bulunmaları sağlanmalıdır.
Buna göre ders kitabı olsun, kaynak kitap olsun, etkinlik örnekleri veya kitabı olsun, konularla ilgili videolar olsun, deney örnekleri, proje ödevleri, ölçme ve değerlendirme çalışmaları, akıllı tahta uygulamaları vb. olsun mana-yı harfi ile nasıl geliştirilebileceği üzerine somut örnekler verilmesi beklenmektedir.
Yapılacak çalışmalarda Otuz İkinci Sözün Birinci Mevkıfında geçen ve solunumu, kanın temizlenmesini vd. hususları anlatan haşiye mana-yı harfi ile etkinlik, ders işlenişi, ders kitabı vb. hazırlanmasına örnek olabilir.
Burada hem doğrudan Allah’ın isimleri verilirken aralarda da normal dersleri işlerken kullandığımız dil de yer almaktadır:
“{(Haşiye): Sâni’-i Hakîm, beden-i insanı gayet muntazam bir şehir hükmünde halketmiştir. Damarların bir kısmı, telgraf ve telefon vazifesini görür. Bir kısmı da çeşmelerin boruları hükmünde, âb-ı hayat olan kanın cevelanına medardırlar.
Kan ise içinde iki kısım küreyvat halkedilmiş. Bir kısmı küreyvat-ı hamra tabir edilir ki, bedenin hüceyrelerine erzak dağıtıyor ve bir kanun-u İlahî ile hüceyrelere erzak yetiştiriyor (tüccar ve erzak memurları gibi).
Diğer kısmı küreyvat-ı beyzadırlar ki; ötekilere nisbeten ekalliyettedirler. Vazifeleri, hastalık gibi düşmanlara karşı asker gibi müdafaadır ki, ne vakit müdafaaya girseler Mevlevî gibi iki hareket-i devriye ile sür’atli bir vaziyet-i acibe alırlar.
Kanın heyet-i mecmuası ise; iki vazife-i umumiyesi var: Biri: Bedendeki hüceyratın tahribatını tamir etmek. Diğeri: Hüceyratın enkazlarını toplayıp, bedeni temizlemektir.
Evride ve şerayin namında iki kısım damarlar var ki; biri safi kanı getirir, dağıtır, safi kanın mecralarıdır. Diğer kısmı; enkazı toplayan bulanık kanın mecrasıdır ki, şu ikinci ise kanı “Ree” denilen nefesin geldiği yere getirirler.
Sâni’-i Hakîm, havada iki unsur halketmiştir. Biri azot, biri müvellid-ül humuza. Müvellid-ül humuza ise nefes içinde kana temas ettiği vakit, kanı telvis eden karbon unsur-u kesifini kehribar gibi kendine çeker. İkisi imtizac eder. Buharî hâmız-ı karbon denilen (semli havaî) bir maddeye inkılab ettirir. Hem hararet-i gariziyeyi temin eder, hem kanı tasfiye eder.
Çünki Sâni’-i Hakîm, fenn-i Kimya’da aşk-ı kimyevî tabir edilen bir münasebet-i şedideyi müvellid-ül humuza ile karbona vermiş ki; o iki unsur birbirine yakın olduğu vakit, o kanun-u İlahî ile o iki unsur imtizac ederler.
Fennen sabittir ki; imtizacdan hararet hasıl olur. Çünki imtizac, bir nevi ihtiraktır. Şu sırrın hikmeti şudur ki: O iki unsurun herbirisinin zerrelerinin ayrı ayrı hareketleri var. İmtizac vaktinde her iki zerre, yani onun zerresi bunun zerresiyle imtizac eder, bir tek hareketle hareket eder. Bir hareket muallak kalır. Çünki imtizacdan evvel iki hareket idi; şimdi iki zerre bir oldu, her iki zerre bir zerre hükmünde bir hareket aldı. Diğer hareket, Sâni’-i Hakîm’in bir kanunu ile hararete inkılab eder. Zâten “Hareket, harareti tevlid eder” bir kanun-u mukarreredir.
İşte bu sırra binaen beden-i insanîdeki hararet-i gariziye, bu imtizac-ı kimyeviye ile temin edildiği gibi, kandaki karbon alındığı için kan dahi safi olur. İşte nefes dâhile girdiği vakit, vücudun hem âb-ı hayatını temizliyor, hem nâr-ı hayatı iş’al ediyor. Çıktığı vakit ağızda mu’cizat-ı kudret-i İlahiye olan kelime meyvelerini veriyor. }
| âb-ı hayat: hayat suyu (bk. ḥ-y-y) âciz: güçsüz, zayıf (bk. a-c-z) alâka: bağlantı âsab: vücuttaki sinirler beden-i insan: insan bedeni câmid: cansız cazibe: çekim çendan: gerçi cevelân: dolaşma, akma dafia: itme dâvâ: iddia ekalliyet: azınlık emsal: benzerler (bk. m-s̱-l) erzak: rızıklar; yiyecek ve içecekler (bk. r-z-ḳ) evride: toplardamarlar ezcümle: örneğin hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) halk etmek: yaratmak (bk. ḫ-l-ḳ) haşiye: dipnot, açıklayıcı not hassâse: hissetme duygusu heyet-i mecmua: genel yapı, bütün (bk. c-m-a) hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m) | hüceyrât: hücrecikler hüceyrât-ı bedeniye: beden hücreleri hüceyre: hücre intizam: düzen (bk. n-ẓ-m) istihdam: çalıştırma kanun-u İlâhî: Allah’ın koyduğu kanun (bk. ḳ-n-n; e-l-h) keyfiyet: nitelik, özellik, esas kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r) küreyvat: kürecikler, hücreler küreyvât-ı beyzâ: akyuvarlar küreyvât-ı hamrâ: alyuvarlar kuvve: duyu lisan: dil masnu: san’at eseri (bk. ṣ-n-a) medar: dayanak, vesile menzil: mekân, yer (bk. n-z-l) müdafaa: savunma müddeî: iddia sahibi muharrike: harekete geçiren duygu, refleks mukabele: karşılık verme münasebet: ilişki, bağlantı (bk. n-s-b)muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m) | musavvire: şekil veren duyu (bk. ṣ-v-r) müvellide: doğurgan nâfiz: derinlere işleyen; etkili nisbeten: oranla, kıyasla (bk. n-s-b) şâmil: kapsamlı Sâni-i Hakîm: herşeyi san’atla ve hikmetle yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m) şerâyin: atardamarlar tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, doğa (bk. ṭ-b-a) tanzim: düzenleme (bk. n-ẓ-m) tard etmek: kovmak tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme (bk. ṣ-r-f) teşkil: şekillendirme, bir araya getirme zerre: atom, en küçük madde parçası |
http://www.erisale.com/#content.tr.1.807
Yapılacak çalışmalarda doğrudan Allah’ın isim ve sıfatları kullanılabileceği gibi (yukarıdaki haşiye örneğinde olduğu gibi) aynı çalışmada bire bir Allah’ın isim ve sıfatlarını doğrudan vermeden mana-yı harfi ile yani edilgen bir dil kullanılarak aynı çalışma farklı şekillendirilebilir.
Örneğin; hali hazırda bir ders kitabı ya da öğretim programında geçmesi mümkün olan “Yerçekimi adı verilen tabiat kanunu …” cümlesi,“tabiata konulan kanunlardan birisi olan ve insanların kolay anlaması için adına yerçekimi kanunu dediğimiz kanun …” şeklinde değiştirildiğinde kendi kendine değil birisi tarafından konulduğu manasını gösterdiğinden akla kapı açılmış ama irade elden alınmamış olacaktır.
Bu iki yolla hazırlanan materyaller paylaşıldığında herkes kendine en uygun olanı alıp kullanabilir.
Ortaokul, Lise ve Üniversitelerde okutulan her bir alan için aşağıda yer alan birer rehber hazırlanabilir.
Ortaokullar için;
- Fen Bilimleri Rehberi (Fizik, Kimya, Biyoloji, Coğrafya, Matematik vb.)
- Sosyal Bilimler Rehberi (Tarih, Coğrafya, Din, Felsefe, Sosyoloji, Psikoloji vb.)
- Dil Bilimleri Rehberi (Türkçe, Arapça, İngilizce, vb.)
- Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Rehberi (Tevhid, Nübüvvet, Haşir, Adalet, Siyer, Hadis, Fıkıh, Ahlak vb.)
- Teknoloji ve Tasarım Rehberi
- Görsel Sanatlar Rehberi
- Müzik Rehberi
- Beden Eğitimi Rehberi
Lise ve Üniversiteler için;
- Tıp Rehberi
- Hukuk Rehberi
- Mühendislik Rehberi
- Edebiyat Rehberi
- İlahiyat Rehberi
- Sanat Rehberi
- Fizik Rehberi
- Kimya Rehberi
- Biyoloji Rehberi
- Matematik Rehberi
- Coğrafya Rehberi
- Tarih Rehberi
- Felsefe Rehberi
- Sosyoloji Rehberi
- Psikoloji Rehberi gibi …
Halen okullarda kullanılan öğretmen kılavuz kitaplarından da yararlanılarak Mana-yı Harfi Nazarı/Bakışıyla her bir ders için öğretim programının nasıl okunması gerektiği, kazanımların nasıl kazandırılacağı, etkinliklerin nasıl yapılması gerektiği, ölçme ve değerlendirmenin nasıl yapılacağı gibi hususların açıklandığı kaynak kılavuz rehber kitapları şeklinde de hazırlanabilir.
Burada yapılması gereken yukarıdaki örnekten yola çıkarak ilgili her branşta uygun her bir konuyu günümüz ders dili ile ancak mana-yı harfi ekseninde ele alarak vermeye çalışmaktır.
Said Bal




























