Ahiretimizi ağlamaktan kurtaran tam bir teselli: KARDEŞ OLMAK – Cumartesi Dersleri 13. 7.

Cumartesi Derslerinde bu hafta Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyat’ından Sözler isimli eserinen On Üçüncü Söz’de yer alan kısa bir mektup ele alınmaktadır. Hapis musibetinin sıkıntılarından ve dünyevî çok zararlarından ve boşu boşuna gam ve hüzünle giden hayatınızı faidesizlikten, bâd-ı heva zayi olmasından ve dünyanızın ağlaması gibi âhiretinizi ağlamaktan kurtarıp tam bir teselli vermek ve KARDEŞ OLMAK konusu ele alınmaktadır.

Ahiretimizi ağlamaktan kurtaran tam bir teselli KARDEŞ OLMAK - Cumartesi Dersleri 13. 7.
Ahiretimizi ağlamaktan kurtaran tam bir teselli KARDEŞ OLMAK – Cumartesi Dersleri 13. 7.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

On Üçüncü Söz

İkinci Makam

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ 1    اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ     2

Aziz yeni kardeşlerim ve eski mahpuslar,

Benim kat’î kanaatim gelmiş ki, buraya girmemizin inâyet-i İlâhiye cihetinde bir ehemmiyetli sebebi sizsiniz. Yani, Nurlar tesellileriyle ve imanın hakikatleriyle sizi bu hapis musibetinin sıkıntılarından ve dünyevî çok zararlarından ve boşu boşuna gam ve hüzünle giden hayatınızı faidesizlikten, bâd-ı heva zayi olmasından ve dünyanızın ağlaması gibi âhiretinizi ağlamaktan kurtarıp tam bir teselli size vermektir.

Madem hakikat budur. Elbette siz dahi, Denizli mahpusları ve Nur talebeleri gibi, birbirinize kardeş olmanız lâzımdır. Görüyorsunuz ki, bir bıçak içinize girmemek ve birbirinize tecavüz etmemek için, dışarıdan gelen bütün eşyanız ve yemek ve ekmeğinizi ve çorbanızı karıştırıyorlar. Size sadakatle hizmet eden gardiyanlar çok zahmet çekiyorlar. Hem siz beraber teneffüse çıkmıyorsunuz. Güya canavar ve vahşî gibi birbirinize saldıracaksınız.

İşte, şimdi sizin gibi fıtrî kahramanlık damarını taşıyan yeni arkadaşlar, bu zamanda mânevî büyük bir kahramanlıkla heyete deyiniz ki: “Değil elimize bıçak, belki mavzer ve revolver de verilse, hem emir de verilse, biz bu biçare ve bizim gibi musibetzede arkadaşlarımıza dokunmayacağız. Eskiden yüz düşmanlık ve adavetimiz dahi olsa da, onları helâl edip hatırlarını kırmamaya çalışacağımıza, Kur’ân’ın ve imanın ve uhuvvet-i İslâmiyenin ve maslahatımızın emriyle ve irşadıyla karar verdik” diyerek bu hapsi bir mübarek dershaneye çeviriniz.


Dipnot-1

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.

Dipnot-2

Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.


adavet: düşmanlık
âhiret: öteki dünya (bk. e-ḫ-r)
aziz: çok değerli, izzetli (bk. a-z-z)
bâd-ı heva: boşu boşuna, faydasız
biçare: çaresiz, zavallı
cihet: yön
Denizli: (bk. bilgiler)
eşedd-i istibdat: baskının en şiddetlisi
eşedd-i zulüm: zulmün en şiddetlisi (bk. ẓ-l-m)
fitrî: yaratılıştan gelen (bk. f-ṭ-r)
galip: yenen, üstün gelen
gam: sıkıntı, üzüntü
güya: sanki
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
ihtar: hatırlatma
inâyet-i İlâhiye: Allah’ın yardımı, lütfu (bk. a-n-y; e-l-h)
irşad: doğru yolu gösterme (bk. r-ş-d)
kat’î: kesin
Leyle-i Kadir: Kadir gecesi
mağlup: yenilen
mahpus: hapsedilmiş olan
maslahat: fayda, yarar (bk. ṣ-l-ḥ)
mavzer: bir cins tüfek
mesele-i mühimme: önemli mesele (bk. m-s̱-l)
meyusiyet: ümitsizlik
mübarek: bereketli, uğurlu (bk. b-r-k)
musibetzede: felakete uğramış
nev-i beşer: insanlık, insan türü
revolver: tabanca, küçük silah
sadakat: bağlılık (bk. ṣ-d-ḳ)
son Harb-i Umumî: İkinci Dünya Savaşı
tahribat: yıkımlar, bozmalar
tecavüz: saldırma, sataşma
uhuvvet-i İslâmiye: İslâm kardeşliği (bk. s-l-m)
zayi: kayıp
zeyl: ilâve, ek

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, On Üçüncü Söz, İkinci Makam, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.219

Asal çarpanlar ve katlar sorusu – ÜNİVERSİTEYE HAZIRLIK MATEMATİK BİR SORU BİR CEVAP

dersdunyasi.net olarak düzenlediğiniz Üniversiteye Hazırlık Matematik Bir Soru Bir Cevap programımızda bu gönderide ve videoda “asal çarpanlar ve katlar” sorusu ele alınmaktadır.

Asal Çarpanlar ve katlar sorusu - ÜNİVERSİTEYE HAZIRLIK MATEMATİK BİR SORU BİR CEVAP
Asal çarpanlar ve katlar sorusu – ÜNİVERSİTEYE HAZIRLIK MATEMATİK BİR SORU BİR CEVAP

Sorunun videosu için lütfen YouTube kanalına tıklayınız.

SORU: Asal çarpanlar ve katlar sorusu

AnneBaba
Ahmet5565
Emin3334
AyşeX50

Yandaki tabloda Ahmet, Emin ve Ayşe’nin ebeveynlerinin yaşları verilmiştir.

Köylü Hüseyin amca Ahmet, Emin ve Ayşe’ye ebeveynlerinden hangisinin yaşının asal çarpanı daha büyükse o kadar ceviz verecektir. Hüseyin amca toplamda 41 ceviz verdiğine göre Ayşe’nin annesi kaç yaşında olabilir?

A) 30 B) 34 C) 38 D) 44 E) 50


Evet arkadaşlar!

Karşımızda bir asal çarpanlar ve katlar sorusu var.

Bir tablo verilmiş.

Tabloda Ahmet, Emin ve Ayşe’nin ebeveyblerinin yani anne babasının yaşları verilmiş.

Sadece Ayşe’nin annesinin yaşı gizlenmiş.

Köylü Hüseyin amca Ahmet, Emin ve Ayşe’ye ebeveynlerinden hangisinin yaşının asal çarpanı daha büyükse o kadar ceviz verecektir.

Hüseyin amca toplamda 41 ceviz verdiğine göre Ayşe’nin annesi kaç yaşında olabilir?

Evet şimdi sorumuzu çözmeye başlayalım arkadaşlar.

Ahmet’in annesinin ve babasının yaşlarını asal çarpanlarına ayırarak ne yapalım, başlayalım.

Şimdi Ahmet’in annesi kaç yaşında?

55 yaşında.

55’i asal çarpanlara ayıralım.

55 = 5 . 11

Babası kaç yaşında?

65 yaşında.

65’i asal çarpanlarına ayıralım.

65 = 5 . 13

Şimdi buradaki asal çarpanlardan hangisi en büyük?

13 en büyük.

Demek ki Ahmet’e ne kadar ceviz verilecek?

Ahmet’e 13 tane ceviz verilecek.

Peki!

Emin’e gelelim.

Emin’in annesi 33 yaşında,

Babası kaç yaşında?

Babası da 34 yaşında.

Şimdi 33’ü asal çarpanlarına ayıralım.

33 = 3 . 11

34’ü asal çarpanlarına ayıralım.

34 = 2 . 17

Şimdi bunlardan en büyüğü hangisi arkadaşlar?

17

Demek ki Emin’ ne kadar verilecek?

17 tane verilecek.

Toplamda kaç taneydi?

41 tane

Hemen denklemimizi kuralım arkadaşlar.

Ahmet’e, Emin’e ve Ayşe’ye arkadaşlar toplamda kaç tane veriliyordu?

41 tane veriliyordu.

Ah + Em + Ay = 41

Ahmet’ kaç tane verdi Hüseyin amca?

13 tane ceviz veriyor.

Emin’e 17 tane veriyor.

Tabi Ayşe’yi bilmiyoruz.

Ayşe’ye de bu kadar versin.

Toplamda 41

13 + 17 + Ay = 41

Peki 13, 17 daha 30

41’den 30 çıkaralım Ayşe kaç tane alıyormuş?

11 tane alıyormuş.

Şimdi Ayşe’nin 11 tane alması için Ayşe’nin annesini veya babasının yaşının asal çarpanlarından birinin ne olması lazım?

11 olması lazım arkadaşlar.

Şıklara bakalım.

30, 34, 38, 44 ve 50’den hangisinin asal çarpanı 11 olabilir?

Evet cevap 44 arkadaşlar.

44’ün 2 çarpı 2 çarpı 11 şeklinde asal çarpanlara ayrıldığını düşünürsek burada ne var 11 var.

44 = 2 . 2 . 11

Demek ki Ayşe’nin arkadaşlar annesi kaç yaşında olabilirmiş?

44 yaşında olabilirmiş.

Evet arkadaşlar iyi günler diliyoruz.

NOT:

İnsanoğluna verilen verilerden yola çıkarak verilmeyen verileri bulma kabiliyeti / yeteneği verilmiştir.

إِنَّ مَثَلَ عِيسَىٰ عِندَ ٱللَّهِ كَمَثَلِ ءَادَمَ ۖ خَلَقَهُۥ مِن تُرَابٍۢ ثُمَّ قَالَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ – آل عمران -٥٩

إِنَّ مَثَلَ عِيسَىٰ عِندَ ٱللَّهِ كَمَثَلِ ءَادَمَ ۖ خَلَقَهُۥ مِن تُرَابٍۢ ثُمَّ قَالَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ - آل عمران -٥٩
إِنَّ مَثَلَ عِيسَىٰ عِندَ ٱللَّهِ كَمَثَلِ ءَادَمَ ۖ خَلَقَهُۥ مِن تُرَابٍۢ ثُمَّ قَالَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ - آل عمران -٥٩
إِنَّ مَثَلَ عِيسَىٰ عِندَ ٱللَّهِ كَمَثَلِ ءَادَمَ ۖ خَلَقَهُۥ مِن تُرَابٍۢ ثُمَّ قَالَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ – آل عمران -٥٩

https://dersdunyasi.net/wp-content/uploads/2022/10/إِنَّ-مَثَلَ-عِيسَىٰ-عِندَ-ٱللَّهِ-كَمَثَلِ-ءَادَمَ-ۖ-خَلَقَهُۥ-مِن-تُرَابٍۢ-ثُمَّ-قَالَ-لَهُۥ-كُن-فَيَكُونُ-آل-عمران-٥٩.pdf

إِنَّ مَثَلَ عِيسَىٰ عِندَ ٱللَّهِ كَمَثَلِ ءَادَمَ ۖ خَلَقَهُۥ مِن تُرَابٍۢ ثُمَّ قَالَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ – آل عمران -٥٩

https://quran.com/ar/3?startingVerse=59


Inför Gud är Jesus till sin natur att likna vid Adam. Han skapade honom av jord och sade till honom – ‘Var!’ och han är. Al ‘Imran – ‘Imrans ätt – 3-59

Inför Gud är Jesus till sin natur att likna vid Adam. Han skapade honom av jord och sade till honom - 'Var!' och han är. Al 'Imran - 'Imrans ätt - 3-59

Arrangör: Esat Akbal

Hz. Det bästa exemplet på Jesu ankomst (frid vare med honom) till världen utan en far ges i denna vers. Eftersom Hz. Adam (frid vare med honom) skapades också utan en far.

Inför Gud är Jesus till sin natur att likna vid Adam. Han skapade honom av jord och sade till honom - 'Var!' och han är. Al 'Imran - 'Imrans ätt - 3-59
Inför Gud är Jesus till sin natur att likna vid Adam. Han skapade honom av jord och sade till honom – ‘Var!’ och han är. Al ‘Imran – ‘Imrans ätt – 3-59

https://dersdunyasi.net/wp-content/uploads/2022/10/Infor-Gud-ar-Jesus-till-sin-natur-att-likna-vid-Adam.-Han-skapade-honom-av-jord-och-sade-till-honom-Var-och-han-ar.-Al-Imran-Imrans-att-3-59.pdf

Inför Gud är Jesus till sin natur att likna vid Adam. Han skapade honom av jord och sade till honom: “Var!” och han är. [3:59]

Al ‘Imran (‘Imrans ätt)

Medina-perioden

https://www.koranensbudskap.se/translations.aspx?chapterID=3&langID=&p=4

Copyright © IslamGuiden med tillstånd från Proprius förlag AB



Other Translations

Indeed, the example of Jesus in the sight of Allah is like that of Adam. He created him from dust, then said to him, “Be!” And he was!

— Dr. Mustafa Khattab, the Clear Quran

Indeed, the likeness of Jesus with Allahis as the likeness of Adam: He created him from dust, then said to him, “Be,” and so he is.

— Fadel Soliman, Bridges’ translation

Indeed, the example of Jesus to Allāh1 is like that of Adam. He created him from dust; then He said to him, “Be,” and he was.

— Saheeh International

With Allah, the example of the creation of Jesus (peace be upon him) is like the creation of Adam, who was born from dust without a father or mother. Allah simply said to him: Become a man. And he became as Allah willed. How do you then assume that Jesus is a god on the basis that he has no father when you accept that Adam is human despite his having no father or mother?

— Abridged Explanation of the Quran

Surely, the case of ‘Isa, in the sight of Allah, is like the case of ‘Adam. He created him from dust, then said to him, ‘Be”, and he came to be.

— Maarif-ul-Quran

Surely, the case of ‘Īsā , in the sight of Allah, is like the case of ’Edam . He created him from dust, then He said to him, “Be”, and he came to be.

— Mufti Taqi Usmani

Surely the likeness of Isa (Jesus) in the Providence of Allah is as the likeness of Adam. He Allah) created him of dust, thereafter He said to him, “Be!” so he is (i.e., he was).

— Dr. Ghali

In God’s eyes Jesus is just like Adam: He created him from dust, said to him, ‘Be’, and he was.

— Abdul Haleem

Surely, in the sight of Allah, the similitude of the creation of Jesus is as the creation of Adam whom He created out of dust, and then said: ‘Be’, and he was.1

— Tafheem-ul-Quran – Abul Ala Maududi

Inna mathala AAeesa AAinda Allahikamathali adama khalaqahu min turabin thumma qalalahu kun fayakoon

— Transliteration

Lo! the likeness of Jesus with Allah is as the likeness of Adam. He created him of dust, then He said unto him: Be! and he is.

— English Translation (Pickthall)

The similitude of Jesus before Allah is as that of Adam; He created him from dust, then said to him: “Be”. And he was.

— English Translation (Yusuf Ali)

The similitude of Jesus before Allah is like that of Adam; He created him from dust, then said to him, “Be,” and he was.

— Ruwwad Center

Jesus’ case with Allah (God) was the same as Adam’s: He created him from dust; then told him: ‘Be!” and he was.

— Dr. T. B. Irving

  Verily, the likeness of ‘Îsâ (Jesus) before Allâh is the likeness of Adam. He created him from dust, then (He) said to him: “Be!” – and he was.

— Muhammad Taqi-ud-Din al-Hilali & Muhammad Muhsin Khan

Allah’ın katında İsa’nın durumu kendisini topraktan yaratıp sonra ol demesiyle olmuş olan Adem’in durumu gibidir.

— Turkish Translation(Diyanet)

Jesus in the sight of God is like Adam. He created him from dust; then said to him, ‘Be!’ and he was.

— Maulana Wahiduddin Khan


RESOURCES

https://quran.com/3?startingVerse=59

https://www.theholyquran.org/?x=s_main&y=s_middle&kid=14&sid=3

The similitude of Jesus before Allah is as that of Adam; He created him from dust, then said to him: “Be”. And he was. The Family Of Imran, 3/59, (ENGLISH) QURAN BY A. YUSUF ALİ

The similitude of Jesus before Allah is as that of Adam; He created him from dust, then said to him: "Be". And he was. The Family Of Imran, 3/59, (ENGLISH) QURAN BY A. YUSUF ALİ

Hz. The best example of the coming of Jesus (peace be upon him) to the world without a father is given in this verse. Because Hz. Adam (peace be upon him) was also created without a father.

The similitude of Jesus before Allah is as that of Adam; He created him from dust, then said to him: "Be". And he was. The Family Of Imran, 3/59, (ENGLISH) QURAN BY A. YUSUF ALİ
The similitude of Jesus before Allah is as that of Adam; He created him from dust, then said to him: “Be”. And he was. The Family Of Imran, 3/59, (ENGLISH) QURAN BY A. YUSUF ALİ

https://dersdunyasi.net/wp-content/uploads/2022/10/The-similitude-of-Jesus-before-Allah-is-as-that-of-Adam-He-created-him-from-dust-then-said-to-him-Be-And-he-was-The-Family-Of-Imran-3-59.pdf

The similitude of Jesus before Allah is as that of Adam; He created him from dust, then said to him: “Be”. And he was. 

The Family Of Imran, 3/59, (ENGLISH) QURAN BY A. YUSUF ALİ

https://www.theholyquran.org/?x=s_main&y=s_middle&kid=14&sid=3


Other Translations

Indeed, the example of Jesus in the sight of Allah is like that of Adam. He created him from dust, then said to him, “Be!” And he was!

— Dr. Mustafa Khattab, the Clear Quran

Indeed, the likeness of Jesus with Allahis as the likeness of Adam: He created him from dust, then said to him, “Be,” and so he is.

— Fadel Soliman, Bridges’ translation

Indeed, the example of Jesus to Allāh1 is like that of Adam. He created him from dust; then He said to him, “Be,” and he was.

— Saheeh International

With Allah, the example of the creation of Jesus (peace be upon him) is like the creation of Adam, who was born from dust without a father or mother. Allah simply said to him: Become a man. And he became as Allah willed. How do you then assume that Jesus is a god on the basis that he has no father when you accept that Adam is human despite his having no father or mother?

— Abridged Explanation of the Quran

Surely, the case of ‘Isa, in the sight of Allah, is like the case of ‘Adam. He created him from dust, then said to him, ‘Be”, and he came to be.

— Maarif-ul-Quran

Surely, the case of ‘Īsā , in the sight of Allah, is like the case of ’Edam . He created him from dust, then He said to him, “Be”, and he came to be.

— Mufti Taqi Usmani

Surely the likeness of Isa (Jesus) in the Providence of Allah is as the likeness of Adam. He Allah) created him of dust, thereafter He said to him, “Be!” so he is (i.e., he was).

— Dr. Ghali

In God’s eyes Jesus is just like Adam: He created him from dust, said to him, ‘Be’, and he was.

— Abdul Haleem

Surely, in the sight of Allah, the similitude of the creation of Jesus is as the creation of Adam whom He created out of dust, and then said: ‘Be’, and he was.1

— Tafheem-ul-Quran – Abul Ala Maududi

Inna mathala AAeesa AAinda Allahikamathali adama khalaqahu min turabin thumma qalalahu kun fayakoon

— Transliteration

Lo! the likeness of Jesus with Allah is as the likeness of Adam. He created him of dust, then He said unto him: Be! and he is.

— English Translation (Pickthall)

The similitude of Jesus before Allah is as that of Adam; He created him from dust, then said to him: “Be”. And he was.

— English Translation (Yusuf Ali)

The similitude of Jesus before Allah is like that of Adam; He created him from dust, then said to him, “Be,” and he was.

— Ruwwad Center

Jesus’ case with Allah (God) was the same as Adam’s: He created him from dust; then told him: ‘Be!” and he was.

— Dr. T. B. Irving

  Verily, the likeness of ‘Îsâ (Jesus) before Allâh is the likeness of Adam. He created him from dust, then (He) said to him: “Be!” – and he was.

— Muhammad Taqi-ud-Din al-Hilali & Muhammad Muhsin Khan

Allah’ın katında İsa’nın durumu kendisini topraktan yaratıp sonra ol demesiyle olmuş olan Adem’in durumu gibidir.

— Turkish Translation(Diyanet)

Jesus in the sight of God is like Adam. He created him from dust; then said to him, ‘Be!’ and he was.

— Maulana Wahiduddin Khan


RESOURCES

https://quran.com/3?startingVerse=59

https://www.theholyquran.org/?x=s_main&y=s_middle&kid=14&sid=3

Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona “ol” dedi. O da hemen oluverdi. ﴾59﴿ Âl-i İmrân Sûresi, 3/59

Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona "ol" dedi. O da hemen oluverdi. ﴾59﴿ Âl-i İmrân Sûresi, 3/59

Hz. İsa (A.S.)’ın babasız dünyaya gelişine en güzel örnek bu ayette verilmektedir. Çünkü Hz. Adem (A.S.)’da babasız yaratılmıştır.

Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona "ol" dedi. O da hemen oluverdi. ﴾59﴿ Âl-i İmrân Sûresi, 3/59
Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona “ol” dedi. O da hemen oluverdi. ﴾59﴿ Âl-i İmrân Sûresi, 3/59

https://dersdunyasi.net/wp-content/uploads/2022/10/Suphesiz-Allah-katinda-yaratilislari-bakimindan-Isanin-durumu-Ademin-durumu-gibidir-Onu-topraktan-yaratti-Sonra-ona-ol-dedi-O-da-hemen-oluverdi.pdf

Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona “ol” dedi. O da hemen oluverdi. ﴾59﴿ 

Âl-i İmrân Sûresi, 3/59

59

Ayet

 اِنَّ مَثَلَ عٖيسٰى عِنْدَ اللّٰهِ كَمَثَلِ اٰدَمَؕ خَلَقَهُ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ قَالَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

٥٩

Meal

Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona “ol” dedi. O da hemen oluverdi. ﴾59﴿

Tefsir

Hz. Îsâ’nın babasız olarak dünyaya gelmesi, Hıristiyanlığın teolojik esaslarını etkileyen ve mensupları arasında asırlar boyu şiddetli tartışmalara yol açan bir olay olma özelliğini korumuştur. Sûrenin nüzûl sebebi açıklanırken belirtildiği üzere, Necran heyetiyle Hz. Peygamber arasında hıristiyanların inanç esasları konusunda bir tartışma cereyan etmiş, bu tartışma sırasında heyettekilerden kimi Hz. Îsâ’dan “Tanrı’nın oğlu” kimi de “üçün üçüncüsü” şeklinde söz etmişlerdi. İşte bu heyete okunan ve hıristiyanların inançlarındaki yanlışlıkları ortaya koyup bu konulardaki gerçekleri haber veren yukarıdaki âyet-i kerîmelerden sonra burada, Hz. Îsâ’nın bir insan olduğuna ve ilâhî iradenin bu yönde olduğu bilindikten sonra onun babasız dünyaya gelmesinin yadırganacak bir husus olmaktan çıkması gerektiğine, Hz. Âdem örneğine değinilerek dikkat çekilmektedir.

İslâm âlimleri bu âyeti açıklarken, mümin kişi için Hz. Îsâ’nın bu şekilde dünyaya gelmiş olduğunu kabullenmede bir sorun bulunmadığını belirtip başlıca iki hususa işaret ederler: a) Bu, “mümkinât”tandır; yani meydana gelmesi aklen imkânsız denebilecek bir husus değildir. Yüce Allah da bütün mümkinâta kadirdir. Peygamber’in haber verdiği bir hususta müminin tereddüdü olmaz. b) Âyet-i kerîmede işaret edildiği üzere Hz. Âdem’in anasız ve babasız meydana gelmesi kabul edildiğinde, Hz. Îsâ’nın da babasız dünyaya gelmesi kolaylıkla kabul edilir (Râzî, VIII, 48). Âdem’in ana-baba olmadan yaratılmış bulunduğu, hıristiyanlar da dahil insanlığın büyük çoğunluğunca kabul edilen bir gerçektir.

Âyetin başında ve sonunda Allah’ın bir şeyin olmasını murat etmesi halinde hemen meydana geliverdiği ve O’nun kudretini engelleyecek hiçbir güç bulunmadığı noktasında iki olay arasındaki benzerliğe değinilmiş, âyetin ortasında ayrıca Hz. Âdem’in topraktan yaratıldığı belirtilmiştir.

Bunun yanı sıra bazı müfessirler âyeti yorumlarken, Hz. Îsâ’nın babasız dünyaya gelmesi olayını felsefî yönden ve pozitif bilim açısından da izah etmeye çalışmışlardır (bk. Râzî, VIII, 48-49; Reşîd Rızâ, III, 308-310; Elmalılı, II, 1121-1128).

Ancak açıklamaların bir kısmı, bu konularda pozitif bilim terimleriyle söz söyleyenlerin arttığı bir ortamda zihinlerde meydana gelen tereddütleri giderme ve inkârcıların fikirlerindeki çelişkileri ortaya koyan imkân dahilindeki tasavvurları gösterme (meselâ bk. Elmalılı, II, 1126, 1128) veya bilimin ışığında bu ilâhî mûcizeyi evrenin düzenindeki kanunlara yaklaştırarak açıklamaya çalışma (meselâ bk. Reşîd Rızâ, III, 109) amacı taşımaktadır. Fakat kanaatimizce Hz. Îsâ’nın babasız dünyaya gelmiş olmasını izah için bu tür delillere başvurmaya ihtiyaç yoktur. Çünkü bu âyet-i kerîme Hz. Îsâ’nın yaratılışının diğer insanların yaratılış biçiminden farklı olduğuna, Hz. Âdem’i anasız-babasız (topraktan) yaratmaya kadir olan yüce Allah’ın bir başkasını babasız yaratmaya evleviyetle kadir olduğuna, bunun için de sadece “ol” buyruğunun yeterli bulunduğuna dikkat çekerek, başka bir izah aramaya gerek olmadığını ortaya koymuş olmaktadır. Öte yandan söz konusu açıklamaların bir kısmını Meryem sûresinin 17-21. âyetleri ile bağdaştırmak mümkün değildir.

Sonuç olarak şunu söylemek mümkündür: Meryem sûresinin 21. âyetinde belirtildiği üzere ilâhî irade Hz. Îsâ’nın insanlık için bir delil, bir mûcize (âyet) kılınmasını ve babasız olarak dünyaya gelmesini murat etmiştir. Bunun nasıl gerçekleşebileceğini hayret ve –çevresinden gelecek ithamlar sebebiyle– endişe içinde soran ilk kişi de Hz. Meryem olmuştur. Bu soruya verilen cevapta ise, bunun Allah için çok kolay olduğu (Meryem 19/21), yüce Allah’ın dilediğini yarattığı (Âl-i İmrân 3/47) ve bir sonucun meydana gelmesi için “ol” buyurmasının yeterli olduğu belirtilmiş (Âl-i İmrân 3/47, 59) başka açıklama yapılmamıştır. Bu konuda bilgi veren Âl-i İmrân sûresindeki âyetler kümesinin sonunda (60. âyet), “Gerçek rabbinden gelendir, öyleyse kuşkulananlardan olma” buyurularak Resûlullah’ın şahsında bütün müminlerden yüce Allah’tan gelen bilgiye mutlak teslimiyet içinde inanmaları istenmiş, Meryem sûresindeki âyetler kümesinin sonunda da (19/34-35) bu konuda şüpheci davrananlar kınanmış, ayrıca Allah’ın çocuk edinebileceği fikri şiddetle reddedilerek O’nun hükmettiği sonucun sadece “ol” buyruğuna bağlı olduğu tekrar hatırlatılmıştır.

Bu âyet ile 7. âyet arasında bağ kurarak, Hz. Îsâ’nın yaratılışı konusunu yorumlayan Elmalılı’nın bu açıklamalarını şöyle özetlemek mümkündür: Sûrenin başında akıl sahiplerine ve ilimde derinleşmiş kişilere anlatıldığı üzere hak olan vâkıalar ve onları ifade eden âyetler muhkemât ve müteşâbihat şeklinde iki kısma ayrılır. Muhkemât hem duyu organlarıyla hem aklen hiçbir tereddüt duyulmaksızın alınırlar ve onlar kendi kendilerini izah ederler. Müteşâbihat da şüpheye düşmeksizin alınırlar, fakat bunlar kendi kendilerini izah edemezler. Sadece kendilerine uygun muhkem bir misale veya bir kanuna döndürülerek izah ve te’vil olunurlar. Gerçek misali bulunmadıkça yapılan te’viller yanlış olur, yalan olur, aldanmak, aldatmak ve gerçeği tahrif olur. Hz. Îsâ vâkıasına gelince: 1. Hz. Îsâ’nın zâtı, yani böyle bir “beşer”in var olduğu ve yaşamış bulunduğu muhkem bir husustur. Beşikteki çocukluk döneminden yetişkinlik çağına kadar pek çok insan özellikle İsrâiloğulları onu görmüş, onunla konuşmuş, kimi sevmiş, kimi sevmemiş, ama sevsin-sevmesin hepsi yalanlanamayacak bir ifade birliği içinde bu “insan”ın yaşadığına tanıklık etmişlerdir. 2. Hz. Îsâ’nın “İbn Meryem” olduğu, yani Hz. Meryem’den doğduğu da muhkem bir husustur. Tabii ki bu birincisi ile aynı türden bir müşahede değildir. Fakat kabul edilegelen âdetler çerçevesinde herhangi bir şahsın annesinden doğmasına ilişkin bilgiyi sağlayan delil ne ise bu Hz. Îsâ için de böyledir. 3. Hz. Meryem’in bir erkekle cinsel ilişkide bulunmaksızın Hz. Îsâ’nın onun rahminde yaratılmış olması ise, gerçekte imkân dışı sayılamayacak fakat örnekleri görülmediğinden istisnaî, yadırganabilen ve münferit bir olaydır, bu sebeple müteşâbih bir vâkıadır. İşte bu âyet-i kerîmede bu olay, akıl sahiplerinin nazarında kesin olarak sabit bulunan muhkem bir örneğe, aslî bir maddeye, ezel ve ebedde doğruluğu kuşku götürmez bir kanuna bağlanarak gerçek te’vili gösterilmiştir. Dolayısıyla Îsâ insanlığın atası Âdem’e diğer âdemoğullarından daha fazla benzerlik taşıyıp dururken “böyle insan olmaz, olamaz” diye inkâr etmek veya ezelden ebede hiçbir benzeri bulunma ihtimali olmayan mutlak irade ve güç sahibi Allah Teâlâ’ya benzetmeye kalkıp çelişkilere düşmek yahut seviyesiz örneklere bağlayarak iftira yoluna sapmak için hiçbir bilimsel zorunluluk yoktur (II, 1121-1125).

Âyet-i kerîmede “ol” emrinden sonraki merhale için geçmiş zaman fiili kullanılmayıp geniş zaman fiilinin kullanılması Âdem’in oluşum şeklinin göz önüne getirilmesi içindir. Bu gibi durumlarda (meselâ Fâtır 35/9) muzâri fiiline başka türlü mâna verilmesi isabetli olmaz (İbn Âşûr, III, 264). Bu sebeple meâlinde âyete “Sonra ona ‘ol’ dedi ve oluverdi” şeklinde mâna verilmiştir.

KAYNAK:

https://kuran.diyanet.gov.tr/mushaf/kuran-meal-2/al-i-imran-suresi-3/ayet-59/diyanet-isleri-baskanligi-meali-1

https://kuran.diyanet.gov.tr/mushaf/kuran-tefsir-1/al-i-imran-suresi-3/ayet-59/diyanet-isleri-baskanligi-meali-1

Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 586-589


Diğer Güzel Sözler paylaşımı için lütfen tıklayınız.

https://dersdunyasi.net/category/guzel-sozler/

Hem dünya azabından, hem âhiret azabından kurtaracak bir hakikat: BARIŞMAK – Cumartesi Dersleri 13. 6.

Hem dünya azabından, hem âhiret azabından kurtaracak bir hakikat: BARIŞMAK - Cumartesi Dersleri 13. 6.
Hem dünya azabından, hem âhiret azabından kurtaracak bir hakikat: BARIŞMAK – Cumartesi Dersleri 13. 6.

https://dersdunyasi.net/ olarak düzenlediğimiz Cumartesi Derslerinde bu hafta: “Hem dünya azabından, hem âhiret azabından kurtaracak bir hakikat: BARIŞMAK” konusu işleniyor. Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ndan Sözler isimli eserinden On Üçüncü Söz’de barışmak ile ilgili bir mektup ele alınmaktadır.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

Hem dünya azabından, hem âhiret azabından kurtaracak bir hakikat: BARIŞMAK – Cumartesi Dersleri 13. 6.


بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ 1     وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ     2

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ أَبَدًا دَۤائِمًا     3

Ey hapis arkadaşlarım ve din kardeşlerim,

Size hem dünya azabından, hem âhiret azabından kurtaracak bir hakikati beyan etmek, kalbime ihtar edildi. O da şudur:

Meselâ, birisi, birinin kardeşini veya bir akrabasını öldürmüş. Bir dakika


Dipnot-1

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.

Dipnot-2

“Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.

Dipnot-3

Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi; sonsuza kadar sürekli üzerinize olsun.


âhiret: öteki dünya (bk. e-ḫ-r)
beyan etmek: açıklamak (bk. b-y-n)
biçare: çaresiz
dahilde: içeride
defter-i hasenat: sevap ve iyiliklerin yazıldığı mânevî defter (bk. ḥ-s-n)
gaflet: umursamazlık, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma (bk. ğ-f-l)
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hariçte: dışarıda
hususan: özellikle
ihtar: hatırlatma
inâyet-i İlâhiye: Allah’ın yardımı (bk. a-n-y; e-l-h)
kâfi: yeterli
lillâh: Allah için
mâdum: yok, ölü
mahpus: hapsedilmiş olan
mahrumiyet: yoksunluk
medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane
meyusiyet: ümitsizlik
mezkûr: sözü geçen
minnet: başa kakma
musibetzede: felâkete uğrayan
nefis: kişinin kendisi (bk. n-f-s)
sadaka-i mâneviye: belaları def edecek mânevî sadaka (bk. a-n-y)
sadakat: bağlılık, sebat (bk. ṣ-d-ḳ)
şefkatkârâne: şefkatli bir şekilde (bk. ş-f-ḳ)
şekva: şikayet
zarfında: içinde
ziyadeleşmek: fazlalaşmak

intikam lezzetiyle bir katl, milyonlar dakika hem kalbî sıkıntı, hem hapis azabını çektirir. Ve maktulün akrabası dahi intikam endişesiyle ve karşısında düşmanını düşünmesiyle, hayatının lezzetini ve ömrünün zevkini kaçırır. Hem korku, hem hiddet azabını çekiyor. Bunun tek bir çaresi var. O da, Kur’ân’ın emrettiği ve hak ve hakikat ve maslahat ve insaniyet ve İslâmiyet iktiza ve teşvik ettikleri olan barışmak ve musalâha etmektir.1

Evet, hakikat ve maslahat sulhtur. Çünkü ecel birdir, değişmez.2 O maktul, herhalde ecel geldiğinden daha ziyade kalmayacaktı. O kàtil ise, o kaza-i İlâhiyeye vasıta olmuş.

Eğer barışmak olmazsa, iki taraf da daima korku ve intikam azabını çekerler. Onun içindir ki, “üç günden fazla bir mü’min diğer bir mü’mine küsmemek”3 İslâmiyet emrediyor.

Eğer o katl bir adavetten ve bir kinli garazdan gelmemişse ve bir münafık o fitneye vesile olmuşsa, çabuk barışmak elzemdir. Yoksa, o cüz’î musibet büyük olur, devam eder.

Eğer barışsalar ve öldüren tevbe etse ve maktule her vakit dua etse, o halde her iki taraf çok kazanırlar ve kardeş gibi olurlar. Bir gitmiş kardeşe bedel, birkaç dindar kardeşleri kazanır, kaza ve kader-i İlâhîye teslim olup düşmanını affeder. Ve bilhassa madem Risale-i Nur dersini dinlemişler; elbette mabeynlerinde bulunan bütün küsmekleri bırakmaya hem maslahat ve istirahat-i şahsiye ve umumiye, hem Nur dairesindeki uhuvvet iktiza ediyor. Nasıl ki Denizli hapsinde birbirine düşman bütün mahpuslar, Nurlar dersiyle birbirlerine kardeş oldular. Ve bizim beraatimize bir sebep olup, hattâ dinsizlere, serserilere de o mahpuslar hakkında “Maşaallah, bârekâllah” dedirttiler ve o mahpuslar tam teneffüs ettiler.

Ben burada gördüm ki, birtek adamın yüzünden yüz adam sıkıntı çekip beraber teneffüse çıkmıyorlar. Onlara zulüm olur. Mert ve vicdanlı bir mü’min, küçük ve cüz’î bir hata veya menfaatle yüzer zararı ehl-i imana vermez. Eğer hata etse, verse, çabuk tevbe etmek lâzımdır.


Dipnot-1

bk. Nisâ Sûresi, 4:128; Hucurât Sûresi, 49:9.

Dipnot-2

bk. Nahl Sûresi, 16:61; Münâfikûn Sûresi, 63:11.

Dipnot-3

bk. Müslim, Birr: 25.


adavet: düşmanlık
bârekâllah: Allah hayırlı ve bereketli kılsın (bk. b-r-k)
bedel: karşılık
bilhassa: özellikle
cüz’î: küçük (bk. c-z-e)
Denizli: (bk. bilgiler)
ecel: ölüm vakti
ehl-i iman: iman edenler, mü’minler (bk. e-m-n)
elzem: çok gerekli
fitne: bozgunculuk, ara bozma
garaz: kötü kasıt
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
iktiza: gerektirme
istirahat-i şahsiye ve umumiye: şahsın ve toplumun rahatı
kader-i İlâhî: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r; e-l-h)
kàtil: öldüren
katl: öldürme
kazâ: olacağı Allah tarafından bilinen ve takdir olunan şeylerin zamanı gelince yaratılması (bk. ḳ-ḍ-y)
kaza-i İlâhiye: Allah’ın emrinin, takdirinin yerine gelmesi (bk. ḳ-ḍ-y; e-l-h)
mabeyn: ara
mahpus: hapsedilmiş olan
maktul: öldürülen
maşaallah: Allah ne güzel dilemiş ve yapmış
maslahat: fayda, yarar (bk. ṣ-l-ḥ)
münafık: iki yüzlü, olduğundan farklı görünen
musalâha etmek: barışmak (bk. ṣ-l-ḥ)
sulh: barış (bk. ṣ-l-ḥ)
teneffüs: nefes alma, rahatlama
tevbe etmek: pişmanlık duyup bağışlanma dilemek
uhuvvet: kardeşlik
ziyade: fazla, çok

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, On Üçüncü Söz, İkinci Makam, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.217

https://kuran.diyanet.gov.tr/mushaf/kuran-meal-2/nisa-suresi-4/ayet-128/diyanet-isleri-baskanligi-meali-1

https://kuran.diyanet.gov.tr/mushaf/kuran-meal-2/hucurat-suresi-49/ayet-9/diyanet-isleri-baskanligi-meali-1

Svenska – Turkiska – İsveççe – Türkçe – språk studie – dil çalışması – Människan och Universum 1 – İnsan ve Kainat – Första Kapitlet – Första Punkten

Svenska – Turkiska - İsveççe - Türkçe - språk studie - dil çalışması - Människan och Universum 1 - İnsan ve Kainat - Första Kapitlet - Birinci Mebhas - Första Punkten - Birinci Nokta

Svenska – Turkiska - İsveççe - Türkçe - språk studie - dil çalışması - Människan och Universum 1 - İnsan ve Kainat - Första Kapitlet - Birinci Mebhas - Första Punkten - Birinci Nokta
Svenska – Turkiska – İsveççe – Türkçe – språk studie – dil çalışması – Människan och Universum 1 – İnsan ve Kainat – Första Kapitlet – Birinci Mebhas – Första Punkten – Birinci Nokta

 

https://dersdunyasi.net/wp-content/uploads/2022/09/Svenska-–-Turkiska-Isvecce-Turkce-sprak-studie-dil-calismasi-Manniskan-och-Universum-1-Insan-ve-Kainat-Forsta-Kapitlet-Forsta-Punkten-1.pdf

Svenska – Turkiska

İsveççe – Türkçe

Språk Studie –  Dil Çalışması

Människan och Universum 1

 İnsan ve Evren 1

Första Kapitlet – Första Punkten

 İlk Bölüm – Birinci Nokta

Det tjugotredje ordet från Master Bediuzzaman Said Nursis “Ord från Risale-i Nur Collection”.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ndan Sözler isimli eserinden Yirmi Üçüncü Söz.

Denna svenska – turkiska språk studie täcker första punkten i kapitel ett.

Bu İsveççe – Türkçe dil çalışması birinci bölümdeki ilk noktayı kapsamaktadır.

Vi hoppas att denna språkstudie kommer att vara användbar för dig som studerar svenska – turkiska eller turkiska – svenska.

Bu dil çalışmasının İsveççe – Türkçe veya Türkçe – İsveççe öğrenenler için faydalı olacağını umuyoruz.

Vi tror att denna språkstudie kommer att vara användbar även vid översättning från svenska till turkiska eller från turkiska till svenska.

Bu dil çalışmasının İsveççe’den Türkçe’ye veya Türkçe’den İsveççe’ye çeviri yaparken de faydalı olacağına inanıyoruz.

I denna del av boken, som har huvudtiteln människan och universum, nämns att människan är ett antikt konstverk.

İnsan ve kainat ana başlığını taşıyan kitabın bu bölümünde insanın antika bir sanat eseri olduğundan bahsedilmektedir.

NOTERA:

NOT:

Medan den här studien genomfördes inleddes den först med en svensk mening.

Bu çalışma yapılırken önce İsveççe bir cümle ile başladı.

Sedan översattes den från Google Translate.

Daha sonra Google Translate’den çevrildi.

Därför förekom det enstaka förkortningar av meningar och semantiska skiftningar i översättningar.

Bu nedenle, zaman zaman cümle kısaltmaları ve çevirilerde anlam kaymaları yaşandı.

Av denna anledning ingår originaltexten till det tjugotredje ordet, som översatts från turkiska till svenska med namnet Människan och universum.

Bu nedenle İnsan ve Kainat adıyla Türkçeden İsveççeye çevrilen Yirmi Üçüncü Söz’ün orijinal metnine yer verilmiştir.

Betydelsen av de ord vars betydelse är okänd från originaltexten anges precis under meningen.

Orijinal metinden anlamı bilinmeyen kelimelerin anlamı cümlenin hemen altında verilmiştir.

Meningar som översatts från Google Translas ges på den blå bakgrunden.

Google Çeviri’den çevrilen cümleler mavi arka planda verilmiştir.

De ursprungliga meningarna ges på den gula marken.

Orijinal cümleler sarı zeminde verilmiştir.

Dessutom översattes originaltexterna från turkiska till svenska med Google Translate.

Ayrıca orijinal metinler Google Translate ile Türkçeden İsveççeye çevrilmiştir.

Dessa översättningar ges på en grå bakgrund.

Bu çeviriler gri bir arka plan üzerinde verilmiştir.

Dessa översättningar från svenska till turkiska med Google Translate och andra översatta meningar ges också på grön bakgrund.

Google Translate ile İsveççe’den Türkçe’ye yapılan bu çeviriler ve diğer çevrilmiş cümleler de yeşil bir arka plan üzerinde verilmektedir.

Det tjugotredje ordet

Yirmi üçüncü kelime

Yirmi Üçüncü Söz

Detta Ord innehåller två kapitel.

Bu Söz iki bölümden oluşmaktadır.

Şu Sözün iki Mebhası vardır.

mebhas: bahis, konu

Detta ord har två satsningar.

Bu kelimenin iki bahsi var.

 لَقَدْ خَلَقْنَا اْلاِنْسَانَ فِۤى اَحْسَنِ تَقْوِيمٍ 

    ثُمَّ رَدَدْنَاهُ اَسْفَلَ سَافِلِينَ 

    اِلاَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ    

I GUDS, DEN NÅDERIKES, DEN BARMHÄRTIGES NAMN

RAHMAN, RAHİM OLAN ALLAH’IN ADINA

Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla

I Allahs namn, den Nådigaste och Barmhärtige.

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

[95:4] Vi har sannerligen skapat människan i den bästa skepnad

Andolsun, biz insanı en güzel surette yarattık.

Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. ﴾4﴿

Vi har verkligen skapat människan i bästa form.

Biz insanı gerçekten en güzel şekilde yarattık.

[95:5] men därefter låtit henne sjunka lägre än de lägsta,

ama sonra en alttan daha aşağı batmasına izin verin,

Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik. ﴾5﴿

Sedan tog vi ner honom nedanför.

Sonra onu aşağıya indirdik.

[95:6] utom dem som tror och lever ett rättskaffens liv; ja, deras lön skall vara utan ände!

Ancak iman edip salih bir hayat yaşayanlar; evet, mükafatları sonsuz olacak!

Ancak iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar başka; onlar için kesintisiz bir ödül vardır. ﴾6﴿

Utom för dem som tror och gör användbara gärningar för världen och livet efter detta; för dem finns en oavbruten belöning.

İnanıp dünya ve ahiret için faydalı işler yapanlar müstesna; onlar için kesintisiz bir mükâfat vardır.

FÖRSTA KAPITLET

İLK BÖLÜM

Birinci Mebhas

mebhas: bahis, konu

Första satsningen

İlk bahis

Vi ska i fem punkter förklara endast fem av trons tusentals skönheter.

Biz beş maddede imanın binlerce güzelinden sadece beşini açıklayacağız.

İMANIN binler mehâsininden yalnız beşini, Beş Nokta içinde beyan ederiz.

mehâsin: güzellikler                                                                     beyan: açıklama 

Vi förklarar bara fem av TROENS tusentals välsignelser i de fem punkterna.

İNANÇ’ın binlerce nimetinden sadece beşini beş noktada açıklıyoruz.

FÖRSTA PUNKTEN

İLK NOKTA

BİRİNCİ NOKTA

FÖRSTA PUNKT

İLK NOKTA

Genom trons ljus stiger människan högre än de högsta och uppnår ett värde värdig Paradiset.

İnsan, imanın nuru ile en yüksekten yükselir ve Cennete lâyık bir değere kavuşur.

İnsan, nur-u iman ile âlâ-yı illiyyîne çıkar, Cennete lâyık bir kıymet alır.

nur-u iman: iman nuru      âlâ-yı illiyyîn: yücelerin en yücesi

Människan stiger upp till den högsta av höga höjder med sitt trosljus och får ett värde som är värdigt Paradiset.

İnsan, iman nuru ile yükseklerin en yükseğine çıkar ve Cennete layık bir değer kazanır.

Och genom förnekandets mörker sjunker hon lägre än de längsta och faller till en position som passar Helvetet.

Ve inkarın karanlığında en yüksekten daha aşağı batar ve cehenneme yakışır bir konuma düşer.

Ve zulmet-i küfür ile esfel-i sâfilîne düşer, Cehenneme ehil olacak bir vaziyete girer.

zulmet-i küfür: inkâr karanlığı          esfel-i sâfilîn: aşağıların en aşağısı                              ehil: lâyık

Och med förnekelsens mörker faller han till det lägsta av det lägsta och går in i en situation som kommer att kvalificera sig för helvetet.

Ve inkar karanlığıyla, aşağıların en aşağısına düşer ve cehenneme lâyık olacak bir duruma girer.

För tron förenar människan med den Allhärliga Skaparen.

Çünkü iman insanı Yüce Yaratıcı ile birleştirir.

Çünkü, iman, insanı Sâni-i Zülcelâline nisbet ediyor.

Sâni-i Zülcelâl: yüceliği ve haşmeti sonsuz olan ve herşeyi san’atla yaratan Allah            

nisbet etme: bağlama

Eftersom tron ​​tillskriver människan den Högste, Majestätiska Konstnären.

Çünkü iman insanı Yüce, Görkemli Sanatçıya nispet eder.

Tro är att ansluta sig.

İnanmak bağlanmaktır.

İman bir intisaptır.

intisap: bağlanma

Tro är en bindning.

İnanç bir bağdır.

Således får människan sitt värde i kraft av den Gudomliga Namn som uppenbaras henne genom tron.

Böylece insan, iman yoluyla kendisine indirilen İlâhi İsmi ile değerini alır.

Öyle ise, insan, iman ile insanda tezahür eden san’at-ı İlâhiye ve nukuş-u esmâ-i Rabbâniye itibarıyla bir kıymet alır.

tezahür: ortaya çıkma, görünme      san’at-ı İlâhiye: Allah’ın san’atı        nukuş-u esmâ-i Rabbâniye: Allah’ın güzel isimlerinin nakışları

I så fall får en person ett värde i termer av den gudomliga konsten och nukuş-u esmâ-i Rabbâniye som manifesteras i människan genom tro.

O halde insan, ilâhî sanat açısından bir değer kazanır ve nukuş-u esmâ-i Rabbâniye, imanla insanda tecelli eder.

Förnekande bryter den anslutningen och på grund av detta brott döljs den Gudomliga konsten.

İnkar bu bağı koparır ve bu kopukluktan dolayı İlâhi sanat gizlenir.

Küfür o nisbeti kat’ eder. O kat’dan, san’at-ı Rabbâniye gizlenir.

küfür: inkâr, inançsızlık      nisbet etme: bağlama       kat’ etmek: kesmek           san’at-ı Rabbâniye: Allah’ın san’atı

Förnekelse upphäver det förhållandet. I den frånkopplingen förblir Herrens konst dold.

İnkar, bu ilişkiyi iptal eder. Bu kopuklukta Rab’bin sanatı gizli kalır.

Hennes värde blir då endast det av en materia.

Onun değeri o zaman yalnızca bir maddenin değeri olur.

Kıymeti dahi yalnız madde itibarıyla olur.

Dess värde är endast i termer av materia.

Değeri sadece madde bakımındandır.

Och eftersom detta tillstånd endast är av ett flyktigt, övergående, tillfälligt djurliv är dess värde ingenting.

Ve bu koşul, yalnızca geçici, geçici, geçici bir hayvan yaşamına ait olduğundan, değeri hiçbir şey değildir.

Madde ise, hem fâniye, hem zâile, hem muvakkat bir hayat-ı hayvanî olduğundan, kıymeti hiç hükmündedir.

fâniye: gelip geçici             zâile: geçip giden               muvakkat: geçici               hayat-ı hayvanî: hayvanî hayat

Materia, å andra sidan, har inget värde, eftersom det är både ett dödligt, ett dött och ett tillfälligt djurliv.

Maddenin ise hiçbir değeri yoktur, çünkü hem ölümlü, hem ölü, hem de geçici bir hayvan yaşamıdır.

Vi ska förklara detta mysterium genom en jämförelse.

Bu gizemi bir karşılaştırma ile açıklayacağız.

Bu sırrı bir temsille beyan edeceğiz.

sır: gizem, gizli gerçek       temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji              beyan: açıklama

Vi kommer att förklara denna hemlighet med en representation.

Bu sırrı bir temsille açıklayacağız.

Till exempel: bland människans konst är värdet av det material som används och konstverket helt annorlunda.

Örneğin: İnsan sanatı arasında kullanılan malzeme ile sanat eserinin değeri birbirinden tamamen farklıdır.

Meselâ, insanların san’atları içinde, nasıl ki maddenin kıymetiyle san’atın kıymeti ayrı ayrıdır.

Till exempel i människors konst, precis som materiens värde och konstens värde är åtskilda.

Örneğin insan sanatında, tıpkı maddenin değeri ile sanatın değeri birbirinden ayrı olduğu gibi.

Ibland är de jämlika, ibland är materialet mer värdefullt och ibland händer det att man i material värt fem kurush som järn finna konst värt fem lira.

Bazen eşittir, bazen malzeme daha değerlidir ve bazen de demir gibi beş kuruşluk bir malzemede beş liralık sanat bulursunuz.

Bazan müsavi, bazan madde daha kıymettar; bazan oluyor ki, beş kuruşluk demir gibi bir maddede beş liralık bir san’at bulunuyor. 

müsavi: eşit                                      kıymettar: değerli

Ibland är det lika, ibland är materia mer värdefullt; Ibland finns det en konst på fem lira i ett föremål som ett fem centsjärn.

Bazen eşittir, bazen madde daha değerlidir; Bazen beş kuruşluk demir gibi bir eşyada beş liralık bir sanat vardır.

Ibland kan också ett antikt konstverk vara värt en miljon medan materialet det består av inte ens är värt fem kurush.

Bazen bir antika eser de bir milyon değerinde olabilirken, yapıldığı malzeme beş kuruş bile değil.

Belki, bazan, antika olan bir san’at bir milyon kıymeti aldığı halde, maddesi beş kuruşa da değmiyor.

Ibland kanske en antik konst är värd en miljon, men föremålet är inte värt fem öre.

Bazen bir antika sanat bir milyon değerinde olabilir, ancak nesne beş kuruş değerinde değildir.

Om ett sådant konstverk tas till antikmarknaden och tillskrivs en briljant och skicklig konstnär från förr och presenteras med att nämna konstnären och konstverket, så kan det säljas för en miljon liras.

Böyle bir eser antikacıya götürülür ve geçmişin parlak ve maharetli bir sanatçısına atfedilir ve sanatçının adı ve eseriyle birlikte sunulursa bir milyon liraya satılabilir.

İşte, öyle antika bir san’at, antikacıların çarşısına gidilse, hârika-pîşe ve pek eski, hünerver san’atkârına nisbet ederek, o san’atkârı yad etmekle ve o san’atla teşhir edilse, bir milyon fiyatla satılır.

hârika-pîşe: olağanüstü işler yapan                              hünerver: becerikli            nisbet etmek: bağ kurmak

yad etmek: anmak             teşhir edilme: sergilenme

Här skulle en sådan antik konst säljas för ett miljonpris om man gick till antikhandlarens basar och ställdes ut med den konsten och tillskrev den en mycket gammal och begåvad hantverkare som gjorde extraordinära verk.

Burada antikacıların çarşısına gidip o sanatı sergileseniz ve onu olağanüstü işler yapan çok eski ve yetenekli bir ustaya atfetseniz, böyle bir antika sanat bir milyon fıyata satardı.

Om den däremot tas till skrothandlaren kommer det enda priset man får vara de fem kurush som järnet är värt.

Ancak hurdacıya götürülürse, alacağınız tek fiyat demirin beş kuruş değeri olacaktır.

Eğer kaba demirciler çarşısına gidilse, beş kuruşluk bir demir bahasına alınabilir.

baha: kıymet, değer, fıyat

Går du på grovsmedsbasaren kan den köpas till priset av ett femcentsjärn.

Demirciler çarşısına giderseniz, beş kuruş demir fiyatına satın alınabilir.

Människan är således ett sådant antikt konstverk av Gud den Allsmäktige.

Dolayısıyla insan, Yüce Allah’ın çok eski bir sanat eseridir.

İşte, insan, Cenâb-ı Hakkın böyle antika bir san’atıdır.

Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah

Människan är en sådan antik konst av Allah den Allsmäktige.

İnsan, Yüce Allah’ın çok eski bir sanatıdır.

Genom Hans makt är människan det mest subtila och eleganta mirakel som Han skapat för att manifestera alla Sina Namn och deras inskription i form av ett minityrexemplar av universum.

İnsan, O’nun kudretiyle, O’nun bütün isimlerini ve onların yazıtlarını evrenin minyatür bir örneği şeklinde tecelli etmek için yarattığı en ince ve zarif mucizedir.

Ve en nazik ve nazenin bir mu’cize-i kudretidir ki, insanı bütün esmâsının cilvesine mazhar ve nakışlarına medar ve kâinata bir misal-i musağğar suretinde yaratmıştır.

nazik: ince, zarif    nâzenin: ince, nazik, nazlı     mu’cize-i kudret: Allah’ın sonsuz kudretiyle bir mu’cize eseri olarak yarattığı şey 

esmâ: isimler         cilve: yansıma                       mazhar: yansıma ve görünme yeri           medar: eksen, vesile     

kâinat: evren, yaratılmış herşey                          misal-i musağğar: küçültülmüş nümune, örnek

Och det är maktens mest eleganta och milda mirakel; Han skapade människan med reflektion av alla hennes namn och som ett medel att brodera och ett reducerat exempel för universum.

Ve bu, gücün en zarif ve nazik mucizesidir; İnsanı, tüm isimlerinin yansımasıyla, işleme aracı ve evren için küçültülmüş bir örnek olarak yarattı.

Om människans väsen fylls med trons ljus kan alla dessa betydelsfulla inskriptioner läsas av henne.

İnsanın varlığı iman nuru ile dolmuşsa, bütün bu önemli yazıtlar onun tarafından okunabilir.

Eğer nur-u iman, içine girse, üstündeki bütün mânidar nakışlar, o ışıkla okunur.

nur-u iman: iman nuru, aydınlığı                                                  mânidar: anlamlı

Om trons ljus kommer in i dig läses alla meningsfulla broderier på det med det ljuset.

İçine iman nuru girerse, üzerindeki bütün manalı nakışlar o nurla okunur.

Som en troende läser hon dem medvetet och genom denna anslutning får hon andra att läsa dem.

Bir mümin olarak bunları bilinçli olarak okur ve bu bağlantıyla başkalarının okumasını sağlar.

O mü’min, şuurla okur ve o intisapla okutur.

mü’min: iman etmiş, inanmış           şuur: bilinç, idrak, anlayış                 intisap: bağlanma

Den troende läser medvetet och får det att läsa med entusiasm.

Mümin bilinçli olarak okur ve şevkle okutur.

Människan som ett av Gud skapat konstverk blir därmed uppenbar genom uttryck som, “Jag är den Allhärlige Skaparens värk och skapelse. Jag manifesterar Hans barmhärtighet och frikostighet.”

İnsan, Allah’ın yarattığı bir sanat eseri olarak, “Ben, Yüce Yaratıcı’nın eseri ve eseriyim. Ben O’nun rahmetini ve lütfunu ortaya koyuyorum.

Yani, “Sâni-i Zülcelâlin masnuuyum, mahlûkuyum, rahmet ve keremine mazharım” gibi mânâlarla, insandaki san’at-ı Rabbâniye tezahür eder.

Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah                            

masnû: san’at eseri varlık                mahlûk: yaratık     rahmet: şefkat, merhamet              kerem: lütuf, ikram, iyilik          

mazhar: yansıma ve görünme yeri                               san’at-ı Rabbâniye: Allah’ın san’atı                              tezahür: görünme, ortaya çıkma

Det vill säga med betydelser som “Jag är den Allsmäktiges konst, jag är hans skapelse, jag är mottagaren av hans barmhärtighet och nåd”, manifesterar Herrens konst i människan.

Yani “Ben Yüce Allah’ın sanatıyım, O’nun yarattıklarındanım, O’nun rahmet ve ihsanına sahibim” gibi anlamlarla Rabbin sanatı insanda tecelli eder.

Det är alltså tron, vilken består i att förena sig med Skaparen, som uppenbarar människan som ett konstverk.

Bu nedenle insanı bir sanat eseri olarak ortaya çıkaran, Yaradan ile birleşmeyi içeren inançtır.

Demek, Sâniine intisaptan ibaret olan iman, insandaki bütün âsâr-ı san’atı izhar eder.

Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah             intisap: bağlanma          âsâr-ı san’at: san’at eserleri       izhar: gösterme

Det vill säga, tron, som består av intimitet med Skaparen, avslöjar alla konstverk i människan.

Yani Yaradan ile yakınlıktan oluşan iman, insandaki tüm sanat eserlerini ortaya çıkarır.

Människans värde består i att vara ett av Gud skapat konstverk och i kraft av att vara en spegling av den Ädla Enheten.

İnsanın değeri, Allah’ın yarattığı bir sanat eseri olması ve Yüce Birliğin bir yansıması olması nedeniyledir.

İnsanın kıymeti, o san’at-ı Rabbâniyeye göre olur; ve âyine-i Samedâniye itibarıyladır.

san’at-ı Rabbâniye: Allah’ın san’atı              

âyine-i Samedâniye: hiçbir şeye muhtaç olmayan ve herkes Ona muhtaç olan Allah’ın eserlerini gösteren ayna

Människans värde är enligt den gudomliga konsten; och för att det är en spegel som visar Allah, vem behöver ingenting.

İnsanın değeri ilahi sanata göredir; ve hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Allah’ı gösteren bir ayna olduğu için.

I detta avseende blir den obetydliga människan Guds adressat och Upprätthållarens gäst värdig Paradiset och överlägsen alla andra skapelser.

Bu bakımdan önemsiz insan, Allah’ın muhatabı ve Rabbinin misafiri olur, Cennete lâyık ve bütün mahlûkatlardan üstün olur.

O halde, şu ehemmiyetsiz olan insan, şu itibarla bütün mahlûkat üstünde bir muhatab-ı İlâhî ve Cennete lâyık bir misafir-i Rabbânî olur.

misafir-i Rabbânî: Allah’ın misafiri                     muhatab-ı İlâhî: Allah’a muhatap olan

I så fall blir denna obetydliga person en gudomlig samtalspartner framför alla varelser och en gäst värdig Paradiset.

Bu durumda bu önemsiz kişi, tüm varlıkların önünde ilahi bir muhatap ve Cennete layık bir misafir olur.

Skulle emellertid förnekande, som är ett brott av anslutningen, drabba människans väsen försänks alla dessa betydelsefulla inskriptioner av Gudomliga Namn ner i mörker och blir oläsliga.

Ancak, bir bağın kopması olan inkar, insanın özüne isabet ederse, bütün bu önemli İlâhi İsimler kitabeleri karanlığa gömülür ve okunmaz hale gelir.

Eğer kat’-ı intisaptan ibaret olan küfür, insanın içine girse, o vakit bütün o mânidar nukuş-u esmâ-i İlâhiye karanlığa düşer, okunmaz.

kat’-ı intisap: mensubiyet bağını kesme       küfür: inkâr, inançsızlık                     mânidar: anlamlı               

nukuş-u esmâ-i İlâhiye: Allah’ın güzel isimlerinin nakışları 

Om hädelsen, som består i att bryta hans band, kommer in i en person, då faller de meningsfulla broderierna av alla dessa namn på Allah i mörker och kan inte läsas.

Bağını koparmak olan küfür insana girerse, Allah’ın bütün bu isimlerinin manalı işlemeleri karanlığa düşer ve okunamaz.

För om Skaparen glöms bort kommer de andliga sidorna av Honom inte att begripas utan kommer att falla.

Çünkü Yaradan unutulursa, O’nun manevi yönleri anlaşılmaz, düşer.

Zira, Sâni unutulsa, Sânie müteveccih mânevî cihetler de anlaşılmaz, adeta başaşağı düşer.

Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah             müteveccih: yönelik          cihet: yön

För om Konstnären glöms bort är de andliga aspekterna gentemot Konstnären också obegripliga och faller nästan upp och ner.

Çünkü Sanatçı unutulursa Sanatçıya yönelik manevi yönler de anlaşılmaz ve adeta alt üst olur.

De flesta av dessa betydelsefulla sublima konstverk och upphöjda inskriptioner kommer att döljas.

Bu önemli ulvi sanat eserlerinin ve kabartma kitabelerin çoğu gizlenecektir.

O mânidar âli san’atların ve mânevî âli nakışların çoğu gizlenir. 

mânidar: anlamlı                âli: yüce

De flesta av dessa meningsfulla sublima konster och andligt sublima broderier kommer att döljas.

Bu manalı ulvi sanatların ve manevî ulvi nakışların çoğu gizlenecektir.

Återstoden, och en stor del av det som kan ses med ögat, kommer att tillskrivas obetydliga saker, som naturen och slumpen, och slutligen helt att förlora sitt värde.

Geri kalan ve gözle görülenlerin büyük bir kısmı tabiat ve tesadüf gibi önemsiz şeylere atfedilecek ve sonunda tamamen değerini kaybedecektir.

Bâki kalan ve gözle görülen bir kısmı ise, süflî esbaba ve tabiata ve tesadüfe verilip, nihayet sukut eder.

bâki: kalan kısım                süflî: aşağı                       esbab: sebepler                 

tabiat: doğa, canlı cansız varlıklar; maddî âlem           sukut etme: düşme, alçalma

Den återstående och synliga delen, å andra sidan, ges till vidriga orsaker, natur och tillfälligheter, och sjunker så småningom.

Geriye kalan ve görünen kısım ise aşağılık sebeplere, tabiata ve tesadüflere verilir ve yavaş yavaş batar.

De briljantslipade diamanterna blir matta bitar av glas.

Zekice kesilmiş elmaslar donuk cam parçaları haline gelir.

Herbiri birer parlak elmas iken, birer sönük şişe olurlar.

Medan var och en är en ljus diamant, blir de en tömd flaska.

Her biri parlak birer elmas iken, boş bir şişeye dönüşüyorlar.

Människans betydelse ses bara från hennes djuriska, fysiska existens.

İnsanın önemi, yalnızca hayvani, fiziksel varlığından anlaşılır.

Ehemmiyeti yalnız madde-i hayvaniyeye bakar. 

madde-i hayvaniye: hayvanî madde

Dess betydelse ser bara på djurets material.

Anlamı sadece hayvanın malzemesine bakar.

Som sagt är syftet och frukten av hennes fysiska existens endast att genomgå ett kort liv som det mest oförmögna, behövande och sörjande av djur.

Bununla birlikte, fiziksel varlığının amacı ve meyvesi, hayvanların en çaresiz, muhtaç ve kederlisi olarak kısa bir ömür geçirmekten başka bir şey değildir.

Maddenin gayesi ve meyvesi ise, dediğimiz gibi, kısacık bir ömürde, hayvânâtın en âcizi ve en muhtacı ve en kederlisi olduğu bir halde, yalnız cüz’î bir hayat geçirmektir. 

cüz’î: az          hayvânât: hayvanlar     âciz: güçsüz

Ändamålet och frukten av materien är, som vi har sagt, att bara leva ett litet liv på ett kort liv, när det är det svagaste, mest behövande och sorgligaste av djuren.

Maddenin maksadı ve meyvesi, dediğimiz gibi, hayvanların en zayıfı, en muhtaçı, en hüzünlü olduğu kısacık ömürde azıcık bir hayat yaşamaktır.

För att sedan sönderfalla och förgås.

Daha sonra parçalanmak ve yok olmak.

Sonra tefessüh eder, gider. 

tefessüh: bozulma, kokuşma

Sedan andas han ut och går.

Sonra nefes verir ve gider.

Se hur förnekande förstör den mänskliga naturen och förvandlar diamant till kol.

İnkarın insan doğasını nasıl yok ettiğini ve elması nasıl kömüre çevirdiğini görün.

İşte, küfür böyle mahiyet-i insaniyeyi yıkar, elmastan kömüre kalb eder.

mahiyet-i insaniye: insana ait temel özellikler, insanın içyapısı                      kalb etmek: dönüştürmek

Det är så otro förstör den mänskliga naturen och förvandlar den till kol från diamanter.

İşte inançsızlık insan doğasını böyle bozar ve elmastan karbona dönüştürür.

RESURSER

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, Bediüzzaman Said Nursi, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

Människan och Universum, Det tjugotredje ordet, Bediuzzaman Said Nursi, Rejhan Publication, Översättning: Thomas Keresturi, Tryckort: Imak Ofset Yenibosna / Istanbul, Februari, 2013.

https://www.koranensbudskap.se/translations.aspx?chapterID=95&langID=1

https://kuran.diyanet.gov.tr/mushaf/kuran-meal-2/duha-suresi-93/ayet-4/diyanet-isleri-baskanligi-meali-1

http://www.erisale.com/#content.tr.1.417

https://www.sozler.com.tr/urun/23-soz-isvecce

Hapis musibetine düşenlere ve onlara nezaret ve yardım edenlere kuvvetli bir teselli – On Üçüncü Söz İkinci Makam – Cumartesi Dersleri 13. 5.

Cumartesi Derslerinde bu hafta Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ndan Sözler isimli eserinden On Üçüncü Sözün İkinci Makamı “Hapis musibetine düşenlere ve onlara nezaret ve yardım edenlere kuvvetli bir teselli” konulu mektup işlenmektedir.

Hapis musibetine düşenlere ve onlara nezaret ve yardım edenlere kuvvetli bir teselli - On Üçüncü Söz İkinci Makam - Cumartesi Dersleri 13. 5.
Hapis musibetine düşenlere ve onlara nezaret ve yardım edenlere kuvvetli bir teselli – On Üçüncü Söz İkinci Makam – Cumartesi Dersleri 13. 5.

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

Cumartesi Dersleri 13. 5.

On Üçüncü Söz İkinci Makam

Hapis musibetine düşenlere ve onlara nezaret ve yardım edenlere kuvvetli bir teselli

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ 2     اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ     3

Aziz, sıddık kardeşlerim,

Hapis musibetine düşenlere ve onlara merhametkârâne, sadakatle, hariçten gelen erzaklarına nezaret ve yardım edenlere kuvvetli bir teselliyi Üç Noktada beyan edeceğim.

Birinci nokta:

Hapiste geçen ömür günleri, herbir gün on gün kadar bir ibadet kazandırabilir. Ve fâni saatleri, meyveleri cihetiyle mânen bâki saatlere çevirebilir. Ve beş on sene ceza ile, milyonlar sene haps-i ebedîden kurtulmaya vesile olabilir.

İşte, ehl-i iman için bu pek büyük ve çok kıymettar kazanç şartı, farz namazını kılmak ve hapse sebebiyet veren günahlardan tevbe etmek ve sabır içinde şükretmektir. Zaten hapis çok günahlara mânidir, meydan vermiyor.

İkinci nokta: 

Zevâl-i lezzet elem olduğu gibi, zevâl-i elem dahi lezzettir. Evet, herkes geçmiş lezzetli, safalı günlerini düşünse, teessüf ve tahassür elem-i mânevîsini hissedip “Eyvah” der. Ve geçmiş musibetli, elemli günlerini tahattur etse, zevâlinden bir mânevî lezzet hisseder ki, “Elhamdülillâh, şükür, o belâ sevabını bıraktı, gitti” der, ferahla teneffüs eder. Demek bir saat muvakkat elem, ruhta bir mânevî lezzet bırakır ve lezzetli saat, bilâkis, elem bırakır.

Madem hakikat budur. Ve madem geçmiş musibet saatleri, elemleriyle beraber mâdum ve yok olmuş; ve gelecek belâ günleri, şimdi mâdum ve yoktur. Ve yoktan elem yok ve mâdumdan elem gelmez. Meselâ, birkaç gün sonra aç ve susuz olmak ihtimalinden, bugün o niyetle mütemadiyen ekmek yese ve su içse, ne derece divaneliktir. Aynen öyle de, geçmiş ve gelecek elemli saatleri—ki hiç


Dipnot-2

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.

Dipnot-3

Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.


aziz: çok değerli, izzetli (bk. a-z-z)
bâki: ölümsüz, devamlı, kalıcı (bk. b-ḳ-y)
beyan: açıklama (bk. b-y-n)
bilâkis: aksine, tersine
cihet: yön
divanelik: delilik, akılsızlık
ehl-i iman: iman edenler, mü’minler (bk. e-m-n)
elem: acı, keder, sıkıntı
elem-i mânevî: mânevî elem, acı (bk. a-n-y)
elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet Allah’a mahsustur” (bk. ḥ-m-d; e-l-h)
erzak: rızıklar, yiyecek ve içecekler (bk. r-z-ḳ)
fâni: ölümlü, gelip geçici (bk. f-n-y)
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
haps-i ebedî: sonsuz bir hapis (bk. e-b-d)
hariçten: dışarıdan
istifade etmek: faydalanmak, yararlanmak
kıymettar: kıymetli, değerli
mâdum: yok
mânen: mânevî olarak (bk. a-n-y)
merhametkârâne: merhametli bir şekilde (bk. r-ḥ-m)
musibet: belâ, felaket, dert
mütemadiyen: sürekli olarak
muvakkat: geçici
nezaret: gözetim (bk. n-ẓ-r)
sadakat: bağlılık, sebat (bk. ṣ-d-ḳ)
safa: zevk, keyif
şerâit: şartlar
sıddık: çok doğru (bk. ṣ-d-ḳ)
tahassür: özlem, hasret çekme
tahattur: hatırlama
teessüf: eseflenme, üzülme
teneffüs: nefes alma, nefeslenme
zevâl: geçip gitme (bk. z-v-l)
zevâl-i elem: acı ve kederin sona ermesi (bk. z-v-l)
zevâl-i lezzet: lezzetin sona ermesi (bk. z-v-l)

ve mâdum ve yok olmuşlar—şimdi düşünüp sabırsızlık göstermek ve kusurlu nefsini bırakıp Allah’tan şekvâ etmek gibi “Of, of” etmek divaneliktir. Eğer sağa sola, yani geçmiş ve geleceklere sabır kuvvetini dağıtmazsa ve hazır saate ve güne karşı tutsa, tam kâfi gelir; sıkıntı ondan bire iner. Hattâ, şekvâ olmasın, ben bu üçüncü medrese-i Yusufiyede, birkaç gün zarfında, hiç ömrümde görmediğim maddî ve mânevî sıkıntılı, hastalıklı musibetimde, hususan Nurun hizmetinden mahrumiyetimden gelen meyusiyet ve kalbî ve ruhî sıkıntılar beni ezdiği sırada, inâyet-i İlâhiye bu mezkûr hakikati gösterdi. Ben de sıkıntılı hastalığımdan ve hapsimden razı oldum. “Çünkü benim gibi kabir kapısında bir biçareye, gafletle geçebilir bir saatini on adet ibadet saatleri yapmak büyük kârdır” diye şükreyledim.

Üçüncü nokta: 

Mahpuslara şefkatkârâne hizmetle yardım etmek ve muhtaç oldukları rızıklarını ellerine vermek ve mânevî yaralarına tesellilerle merhem sürmekte az bir amel ile büyük bir kazanç var. Ve dışarıdan gelen yemeklerini onlara vermek, aynı o yemek kadar o gardiyan ve gardiyanla beraber dahilde ve hariçte çalışanların, bir sadaka hükmünde, defter-i hasenatına yazılır. Hususan musibetzede, ihtiyar veya hasta veya fakir veya garip olsa, o sadaka-i mâneviyenin sevabı çok ziyadeleşir.

İşte bu kıymetli kazancın şartı, farz namazını kılmaktır. Ta ki, o hizmeti lillâh için olsun. Hem bir şartı da, sadakat ve şefkat ve sevinçle ve minnet etmemek tarzda yardımlarına koşmaktır.


âhiret: öteki dünya (bk. e-ḫ-r)
beyan etmek: açıklamak (bk. b-y-n)
biçare: çaresiz
dahilde: içeride
defter-i hasenat: sevap ve iyiliklerin yazıldığı mânevî defter (bk. ḥ-s-n)
gaflet: umursamazlık, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma (bk. ğ-f-l)
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hariçte: dışarıda
hususan: özellikle
ihtar: hatırlatma
inâyet-i İlâhiye: Allah’ın yardımı (bk. a-n-y; e-l-h)
kâfi: yeterli
lillâh: Allah için
mâdum: yok, ölü
mahpus: hapsedilmiş olan
mahrumiyet: yoksunluk
medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane
meyusiyet: ümitsizlik
mezkûr: sözü geçen
minnet: başa kakma
musibetzede: felâkete uğrayan
nefis: kişinin kendisi (bk. n-f-s)
sadaka-i mâneviye: belaları def edecek mânevî sadaka (bk. a-n-y)
sadakat: bağlılık, sebat (bk. ṣ-d-ḳ)
şefkatkârâne: şefkatli bir şekilde (bk. ş-f-ḳ)
şekva: şikayet
zarfında: içinde
ziyadeleşmek: fazlalaşmak

KAYNAK

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, On Üçüncü Söz, İkinci Makam, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

http://www.erisale.com/#content.tr.1.216

İlköğretim İlkokul Matematik Bir Soru Bir Cevap -Okunuşları verilen üç (3) basamaklı sayıları yazmak

İlköğretim İlkokul Matematik Bir Soru Bir Cevap’ta bu videoda okunuşları verilen üç (3) basamaklı sayıları yazma konusu ile ilgili bir soru çözülüyor.

İlköğretim İlkokul Matematik Bir Soru Bir Cevap -Okunuşları verilen 3 basamaklı sayıları yazmak
İlköğretim İlkokul Matematik Bir Soru Bir Cevap -Okunuşları verilen üç basamaklı sayıları yazmak

İlköğretim İlkokul Matematik Bir Soru Bir Cevap -Okunuşları verilen üç (3) basamaklı sayıları yazmak

Merhaba sevgili çocuklar.

dersdunyasi.net olarak düzenlemiş olduğumuz İlkokul Matematik Bir Soru Bir Cevap’a hoşgeldiniz.

Bugünkü sorumuz:

  1. Aşağıda okunuşları verilen sayıları yazalım:

Şimdi hep birlikte bu üç basamaklı okunuşları verilen sayıları yazacağız.

İlk sayımıza bakıyoruz.

Yüz.

Yani sadece yüz (100) yazacağız.

O zaman ne yazıyoruz?

Yüzler basamağına bir (1) yazıyorum.

Onlar basamaığına sıfır (0) yazıyorum.

Ve birler basamağına sıfır (0) yazıyorum.

Böylece ne oldu?

Yazı ile yazılan “yüz” sayısını rakamla bu şekilde yazmış olduk.

Bir daha okuyoruz.

Yüz.

100

Yüz dediğimizde yüzler basamağında 1, onlar ve birler basamağında 0 olan sayıyı kastediyoruz.

Şimdi diğer örmeklere bakarak zaten biraz daha oturmuş olur.

İkinci sayımıza bakalım.

İki yüz yirmi dört.

Şimdi şuraya tıklayalım.

Şimdi iki yüz, yüzler basamağında ne varmış 2,

2

Yirmi, onlar basamağında ne varmış?

Yirmi, dolayısıyla ne yazıyorum oraya ben?

Yirminin (20) başındaki 2’yi yazıyorum.

22

Peki birler basamağında ne varmış?

Dört (4).

224

İkiyüz yirmi dört.

Dolayısıyla 4 yazıyorum.

Sayımız ne oldu?

224

Okunuşu:

İki yüz yirmi dört diye okunuyor.

Yazılışı da:

Yazıyla;

ikiyüz yirmi dört

diye yazılıyor.

Rakmlarla da:

2, 2, 4 şeklinde, yüzler basamağında 2, onlar basamağında 2 ve birler basamağında 4 olacak şekilde;

224

şeklinde yazılıyor.

Üçüncü sayımıza gelelim.

Üç yüz doksan beş.

Üç yüz doksan beş, tahmin edin bakalım.

Yüzler basamağına ne yazıyoruz?

Evet.

Üç yüz dediğine göre 3 yazıyoruz.

3

Onlar basamağına ne yazıyoruz?

Doksan (90) dediğine göre;

Doksanın (90) dokuzunu (9) yazıyorumz.

39

Ve birler basamağına ne yazıyoruz?

Beş (5) dediğine göre sadece 5 yazıyoruz.

395

Üç yüz doksan beş.

Rakamla da sayımız:

395

şeklinde yazılmış oluyor.

Diğer sayımıza geçiyoruz.

Dört yüz seksen altı.

Evet bunu da siz yapın.

Dört yüz seksen altı.

Yüzler basamağında evet dört (4) var.

4

Onlar basamağında Dört yüz seksen dediğine göre sekiz (8) var.

48

Ve birler basamağında altı (6) var.

486

Yazıyla yazdığımızda;

Dört yüz seksen altı

diye yazıyoruz.

Rakamlarla yazdığımızda bu şekilde sayımızı;

486

şeklinde yazıyoruz.

Evet diğer sayımıza gelelim.

Şöyle biraz da kaydıralım.

Beş yüz yirmi.

Evet burada ne dikkatinizi çekti?

Sadece beş yüz yirmi var.

Birler basamağında bir rakam gözükmüyor, daha doğrusu 0 rakamı gözüküyor.

O zaman nasıl yazacağız?

Beş yüz yirmi derken yüzler basamağına beşi (5) yazdık.

5

Onlar basamağına ikiyi (2) yazdık.

52

Yani birler basamağına sıfır (0) yazdığımızda sadece yirmiyi (20) yazmış oluyoruz.

520

Beş yüz yirmi

şeklinde okuyoruz.

Yazılışı;

Beş yüz yirmi

Ve sayının da rakamlarla gösterilişi;

520

bu şekilde.

Beş yüz yirmi.

Diğer sayımıza gelelim.

Altı yüz on.

Bu sefer yine birler basamağında sayı yok, daha doğrusu sıfır (0) var, ama yüzler basamağında altı (6) var ve onlar basamağında bir (1) var ve birler basamğında sıfır (0) var.

Dolayısıyla;

610

şeklinde yazıyoruz rakamlarla sayımızı.

Ve;

Altı yüz on

diye okuyoruz ve yazıyoruz.

610

Ve diğer sayımıza gelelim.

Yedi yüz on yedi.

Bu sefer birler basamağında da yine var sayı.

Yüzler basamağında ne var?

Yedi (7) var.

7

Onlar basamağında ne var?

On (10) var. Yani 1 yazıyorum.

71

Ve birler basamğında ne var?

Yine yedi (7) var.

717

Nasıl okuyoruz?

Yedi yüz on yedi

diye okuyoruz.

717

Yedi yüz on yedi

şeklinde sayımızı okuyoruz ve yazıyoruz.

Şöyle biraz daha kaydıralım.

Evet şöyle.

Sekiz yüz kırk.

Burada da yine …

Sekiz yüz, dolayısıyla sekiz (8) yazıyorum.

Ve sadece kırkı (40) yazdığımız zaman bu şekilde sayımız tamamlanmış oluyor.

840

Sekiz yüz kırk.

Böylece birler basamağında sayı olmadığı için, sıfır (0) var, onlar basamağında dört (4) var, yüzler basamağında sekiz (8) var.

840

Sekiz yüz kırk

şeklinde yazıyoruz ve okuyoruz.

Ve son sayımız;

Dokuz yüz altmış üç.

Dokuz yüz altmış üç, hemen yazalım;

Dokuz (9) yüz,

9

Altmış (60),

96

Üç (3)

963

Gördüğünüz gibi dokuz (9) yüzler basamağında, altmışın (60) altısı (6) onlar basamağında ve üç (3) birler basamağında diyerek bu şekilde sayımızı yazmış oluyoruz.

İlköğretim İlkokul Matematik Bir Soru Bir Cevap -Okunuşları verilen üç (3) basamaklı sayıları yazmak
İlköğretim İlkokul Matematik Bir Soru Bir Cevap -Okunuşları verilen üç (3) basamaklı sayıları yazmak

Evet sevgili çocuklar gördüğünüz gibi bize bu şekilde sayılarla oynama kabiliyeti verilmiş.

Biz de bu kabiliyetimizi, bu yeteneğimizi geliştirmeliyiz.

Bu yeteneğin veriliş nedenine uygun olarak davranmalıyız diyerek,

Bu günkü İlkokul Bir Soru Bir Cevap’ın sonuna geldik.

Hepinize sağlıklı ve mutlu günler diliyoruz, hoşçakalın diyoruz.

Hoşçakalın.