26. Söz – Kader Risalesi – Zeyil: Cenâb‑ı Hakk’a vâsıl olacak tarîkler pek çoktur. Bütün hak tarîkler Kur’ân’dan alınmıştır. Fakat tarîkatların bazısı, bazısından daha kısa, daha selâmetli, daha umumiyetli oluyor. O tarîkler içinde, kâsır fehmimle Kur’ân’dan istifade ettiğim “Acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür” tarîkidir.

Dört Hatve Anatomisi

Bu metin, manevi bir yolculukta kişinin acz, fakr, şefkat ve tefekkür prensipleriyle Allah’a nasıl ulaşabileceğini açıklayan rehber niteliğinde bir eserdir.

Yazar, geleneksel tasavvuf yollarından daha kısa ve güvenli olarak nitelediği “Dört Hatve” yöntemini ayetler ışığında detaylandırır.

Temel odak noktası, insanın kendi nefsini temize çıkarmayı bırakması, kusurlarını kabul ederek her türlü güzelliği Yaratıcıya nispet etmesidir.

Kişi bencilliğinden sıyrıldığında, kainattaki her varlığın ilahi isimleri yansıtan birer ayna olduğunu idrak eder.

Bu yaklaşım, dünyayı inkar etmek yerine, her şeyde Allah’a giden bir yol bularak sürekli bir huzur haline ulaşmayı hedefler.

Sonuç olarak, varlığın sadece kendi adına değil, ilahi bir hizmetkar olarak anlam kazandığı vurgulanır.

NotebookLM

PowerPoint

SHORTS

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

Yirmialtıncı Söz

Kader Risalesi

Zeyil

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

ayet

Fâtiha Sûresi, 1:1

Bu küçücük zeylin büyük bir ehemmiyeti var. Herkese menfaatlidir.

Cenâb‑ı Hakk’a vâsıl olacak tarîkler pek çoktur. Bütün hak tarîkler Kur’ân’dan alınmıştır. Fakat tarîkatların bazısı, bazısından daha kısa, daha selâmetli, daha umumiyetli oluyor. O tarîkler içinde, kâsır fehmimle Kur’ân’dan istifade ettiğim “Acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür” tarîkidir.

Evet, acz dahi aşk gibi, belki daha eslem bir tarîktir ki, ubûdiyet tarîkiyle mahbûbiyete kadar gider.

Fakr dahi, Rahmân ismine îsâl eder.

Hem şefkat dahi aşk gibi, belki daha keskin ve daha geniş bir tarîktir ki, Rahîm ismine îsâl eder.

Hem tefekkür dahi aşk gibi, belki daha zengin, daha parlak, daha geniş bir tarîktir ki, Hakîm ismine îsâl eder.

Şu tarîk, hafî tarîkler misillû, “Letâif‑i Aşere” gibi on hatve değil ve tarîk‑ı cehriye gibi – Nüfûs‑u Seb’a – yedi mertebeye atılan adımlar değil, belki “Dört Hatve”den ibarettir. Tarîkattan ziyâde hakikattir, Şerîattır. Yanlış anlaşılmasın; acz ve fakr ve kusurunu Cenâb‑ı Hakk’a karşı görmek demektir. Yoksa onları yapmak veya halka göstermek demek değildir.

Şu kısa tarîkin evrâdı: İttibâ-ı sünnettir, ferâizi işlemek, kebâiri terketmektir. Ve bilhassa namazı tâdil-i erkân ile kılmak, namazın arkasındaki tesbihâtı yapmaktır.

Birinci hatveye:

فَلَا تُزَكُّٓوا اَنْفُسَكُمْ

Nefislerinizi temize çıkarmayın.

ayet

Necm Sûresi, 53:32

âyeti işâret ediyor.

İkinci hatveye:

وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ نَسُوا اللّٰهَ فَاَنْسٰيهُمْ اَنْفُسَهُمْ

Allah’ı unutanlar gibi olmayın ki, Allah da onlara kendi nefislerini unutturmuştur.

ayet

Haşir Sûresi, 59:19

âyeti işâret ediyor.

Üçüncü hatveye:

مَٓا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ وَمَٓا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ

Sana her ne iyilik erişirse Allah’tandır. Sana her ne kötülük gelirse, o da kendi nefsindendir.

ayet

Nisâ Sûresi, 4:79

âyeti işâret ediyor.

Dördüncü hatveye:

كُلُّ شَيْءٍ هَاِلكٌ اِلَّا وَجْهَهُ

Herşey helâk olup gidicidir -Ona bakan yüzü müstesnâ.

ayet

Kasas Sûresi, 28:88

âyeti işâret ediyor. Şu dört hatvenin kısa bir izâhı şudur ki:

Birinci Hatvede:

فَلَا تُزَكُّٓوا اَنْفُسَكُمْ

Nefislerinizi temize çıkarmayın.

ayet

Necm Sûresi, 53:32

âyeti işâret ettiği gibi: Tezkiye‑i nefis etmemek. Zîra insan, cibilliyeti ve fıtratı hasebiyle nefsini sever. Belki, evvelâ ve bizzat yalnız zâtını sever, başka her şeyi nefsine fedâ eder. Mâbûd’a lâyık bir tarzda nefsini medheder. Mâbûd’a lâyık bir tenzîh ile nefsini meâyibden tenzîh ve tebrie eder. Elden geldiği kadar kusurları kendine lâyık görmez ve kabûl etmez. Nefsine perestiş eder tarzında şiddetle müdafaa eder. Hattâ fıtratında tevdî edilen ve Mâbûd-u Hakîki’nin hamd ve tesbihi için ona verilen cihâzât ve istîdâdı, kendi nefsine sarfederek

مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ

Nefsinin arzusunu kendine mâbud edinen kimse.

ayet

Furkan Sûresi, 25:43

sırrına mazhar olur. Kendini görür, kendine güvenir, kendini beğenir.

İşte şu mertebede, şu hatvede tezkiyesi, tathîri: Onu tezkiye etmemek tebrie etmemektir.

İkinci Hatvede:

وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ نَسُوا اللّٰهَ فَاَنْسٰيهُمْ اَنْفُسَهُمْ

Allah’ı unutanlar gibi olmayın ki, Allah da onlara kendi nefislerini unutturmuştur.

ayet

Haşir Sûresi, 59:19

dersini verdiği gibi: Kendini unutmuş, kendinden haberi yok‥ Mevti düşünse, başkasına verir. Fenâ ve zevâli görse, kendine almaz. Ve külfet ve hizmet makamında nefsini unutmak, fakat ahz‑ı ücret ve istifade‑i huzûzât makamında nefsini düşünmek, şiddetle iltizam etmek, nefs‑i emmârenin muktezâsıdır.

Şu makamda tezkiyesi, tathîri, terbiyesi, şu hâletin aksidir. Yani: Nisyan‑ı nefis içinde nisyan etmemek. Yani, huzûzât ve ihtirasatta unutmak ve mevtte ve hizmette düşünmek…

Üçüncü Hatvede:

مَٓا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ وَمَٓا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ

Sana her ne iyilik erişirse Allah’tandır. Sana her ne kötülük gelirse, o da kendi nefsindendir.

ayet

Nisâ Sûresi, 4:79

dersini verdiği gibi: Nefsin muktezâsı, dâima iyiliği kendinden bilip fahr ve ucbe girer. Bu hatvede, nefsinde yalnız kusuru ve naksı ve aczi ve fakrı görüp, bütün mehâsin ve kemâlâtını, Fâtır‑ı Zülcelâl tarafından ona ihsân edilmiş nîmetler olduğunu anlayıp, fahr yerinde şükür ve temeddüh yerinde hamdetmektir.

Şu mertebede tezkiyesi,

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا

Nefsini günahlardan arındıran kurtuluşa ermiştir.

ayet

Şems Sûresi, 91:9

sırrıyla şudur ki: Kemâlini kemâlsizlikte, kudretini aczde, gınâsını fakrda bilmektir.

Dördüncü Hatvede:

كُلُّ شَيْءٍ هَاِلكٌ اِلَّا وَجْهَهُ

Herşey helâk olup gidicidir -Ona bakan yüzü müstesnâ.

ayet

Kasas Sûresi, 28:88

dersini verdiği gibi: Nefis, kendini serbest ve müstakil ve bizzat mevcut bilir. Ondan bir nev’i rubûbiyet dâvâ eder. Mâbûd’una karşı adâvetkârâne bir isyanı taşır. İşte gelecek şu hakikati derketmekle ondan kurtulur. Hakikat şöyledir ki:

Her şey nefsinde mânâ‑yı ismiyle fânîdir, mefkûddur, hâdistir, mâdûmdur. Fakat mânâ‑yı harfiyle ve Sâni’‑i Zülcelâl’in esmâsına âyinedârlık cihetiyle ve vazifedârlık itibariyle şâhittir, meşhûddur, vâciddir, mevcûttur.

Şu makamda tezkiyesi ve tathîri şudur ki: Vücûdunda adem, ademinde vücûdu vardır. Yani, kendini bilse, vücûd verse, kâinât kadar bir zulümât‑ı adem içindedir. Yani, vücûd‑u şahsîsine güvenip Mûcid‑i Hakîki’den gaflet etse, yıldız böceği gibi bir şahsî ziyâ‑yı vücûdu, nihâyetsiz zulümât‑ı adem ve firâklar içinde bulunur, boğulur. Fakat enâniyeti bırakıp, bizzat nefsi hiç olduğunu ve Mûcid‑i Hakîki’nin bir âyine‑i tecellîsi bulunduğunu gördüğü vakit, bütün mevcûdâtı ve nihâyetsiz bir vücûdu kazanır. Zîra bütün mevcûdât, esmâsının cilvelerine mazhar olan Zât‑ı Vâcibü’l-Vücûd’u bulan, her şeyi bulur.

Hâtime

Şu acz, fakr, şefkat, tefekkür tarîkindeki dört hatvenin izâhatı, hakikatin ilmine, Şerîatın hakikatine, Kur’ân’ın hikmetine dair olan yirmi altı adet Söz’lerde geçmiştir. Yalnız, şurada bir‑iki noktaya kısa bir işâret edeceğiz. Şöyle ki:

Evet şu tarîk daha kısadır. Çünkü: Dört hatvedir. Acz, elini nefisten çekse, doğrudan doğruya Kadîr‑i Zülcelâl’e verir. Hâlbuki en keskin tarîk olan aşk, nefisten elini çeker, fakat mâşuk‑u mecâzîye yapışır. Onun zevâlini bulduktan sonra Mahbûb‑u Hakîki’ye gider.

Hem şu tarîk daha eslemdir. Çünkü: Nefsin şatahat ve bâlâ‑pervâzâne dâvâları bulunmaz. Çünkü; acz ve fakr ve kusurdan başka nefsinde bulmuyor ki, haddinden fazla geçsin.

Hem bu tarîk daha umumî ve cadde‑i kübrâdır. Çünkü: Kâinâtı Ehl‑i Vahdeti’l-Vücûd gibi, huzur‑u dâimî kazanmak için îdâma mahkûm zannedip “Lâ mevcûde illâ Hû” hükmetmeye veyâhut Ehl‑i Vahdetü’ş-Şühûd gibi, huzur‑u dâimî için kâinâtı nisyan‑ı mutlak hapsinde hapse mahkûm tahayyül edip “Lâ meşhûde illâ Hû” demeye mecbur olmuyor. Belki îdamdan ve hapisten gayet zâhir olarak Kur’ân affettiğinden, o da sarf‑ı nazar edip ve mevcûdâtı kendileri hesabına hizmetten azlederek Fâtır‑ı Zülcelâl hesabına istihdam edip, Esmâ‑i Hüsnâ’sının mazhariyet ve âyinedârlık vazifesinde istîmâl ederek mânâ‑yı harfî nazarıyla onlara bakıp, mutlak gafletten kurtulup huzur‑u dâimîye girmektir, her şeyde Cenâb‑ı Hakk’a bir yol bulmaktır.

Elhâsıl; mevcûdâtı, mevcûdât hesabına hizmetten azlederek, mânâ‑yı ismiyle bakmamaktır.

KAYNAK

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi Altıncı Söz – Kader Risalesi – Zeyil, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

https://beta.erisale.com/tr/sozler/yirmialtinci-soz-kader-risalesi-zeyl#3840

https://erisale.com/#content.tr.1.641

https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/yirmi-altinci-soz/641


Bir yanıt yazın