29. Söz 2. Maksad 1. Esas 3. Menbâ: Ruh âlem-i emirden gelmiş bir kanun-u zîşuur ve bir namus-u zîhayattır ki; kudret-i ezeliye, ona vücud-u haricî giydirmiş.

Bu metin ve video, Risale-i Nur Külliyatı’nın Yirmi Dokuzuncu Söz eserinden alınan bir kesite dayanmakta olup ruhun ebediyeti (bekası) ve âlem-i emir ile olan münasebetini ele almaktadır.

Metnin ana düşünceleri ve öne çıkan hususlar şunlardır:

  • Ruhun Mahiyeti ve Kaynağı: Ruh, İsrâ Sûresi 85. âyetinde (“De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir”) ifade edildiği üzere âlem-i emir ve ilahi iradeden gelen, kudret-i ezeliyenin harici bir vücut giydirdiği zîşuur (bilinçli) ve zîhayat (canlı) bir kanundur.
  • Doğa Kanunları ile Karşılaştırma: Tabiatta hüküm süren ve görünürde harici bir vücudu bulunmayan kanunlar (örneğin bir incir ağacı öldüğünde çekirdeğinde sabit kalan şekillenme kanunu / kanun-u teşekkülat) da âlem-i emirden gelir. Bu şuursuz kanunlar, fiziksel yapılar dağılsa dahi bozulmadan ve değişmeden bâki kalır.
  • Ruhun Ebediyete Mazhar Olması: En zayıf ve şuursuz emrî kanunlar bile varlığını ve devamlılığını koruyabiliyorken; onlardan daha kuvvetli, ulvî, canlı ve bilinçli olan insani ruhun ebediyete mazhar olması çok daha kat’i ve elzemdir.

Gemini Notebook


Orijinal Video ve Metin

Yirmidokuzuncu Söz

  Beka-i Ruh ve Melaike ve Haşre dairdir.

…

İkinci Maksad

…

Birinci Esas

…

DÖRDÜNCÜ MENBA’:


Ruha bir derece müşabih ve ikisi de âlem-i emirden ve iradeden geldiklerinden masdar itibariyle ruha bir derece muvafık, fakat yalnız vücud-u hissî olmayan nevilerde hükümran olan kavanine dikkat edilse ve o namuslara bakılsa görünür ki: Eğer o kanun-u emrî, vücud-u haricî giyse idi, o nevilerin birer ruhu olurdu. Halbuki o kanun daima bâkidir. Daima müstemir, sabittir. Hiçbir tagayyürat ve inkılabat, o kanunların vahdetine tesir etmez, bozmaz. Meselâ: Bir incir ağacı ölse, dağılsa; onun ruhu hükmünde olan kanun-u teşekkülatı, zerre gibi bir çekirdeğinde ölmeyerek bâki kalır. İşte madem en âdi ve zaîf emrî kanunlar dahi böyle beka ile, devam ile alâkadardır. Elbette ruh-u insanî, değil yalnız beka ile, belki ebedü’l-âbâd ile alâkadar olmak lâzım gelir. Çünki ruh dahi Kur’anın nassı ile,



قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبّ۪ي


De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. (Âyet – İsrâ Sûresi, 17:85)

ferman-ı celili ile âlem-i emirden gelmiş bir kanun-u zîşuur ve bir namus-u zîhayattır ki; kudret-i ezeliye, ona vücud-u haricî giydirmiş. Demek nasılki sıfat-ı iradeden ve âlem-i emirden gelen şuursuz kavanin, daima veya ağleben bâki kalıyor. Aynen onların bir nevi kardeşi ve onlar gibi sıfat-ı iradenin tecellisi ve âlem-i emirden gelen ruh, bekaya mazhar olmak daha ziyade kat’îdir, lâyıktır. Çünki zîvücuddur, hakikat-i hariciye sahibidir. Hem onlardan daha kavîdir, daha ulvîdir. Çünki zîşuurdur. Hem onlardan daha daimîdir, daha kıymetdardır. Çünki zîhayattır.

KAYNAKLAR

Cep telefonu: Risale-i Nur Okuma Programı 2.1.0, Sözler – 518, email: syesilova72@gmail.com

Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi dokuzuncu Söz – Bekâ-i Rûh ve Melâike ve Haşre Dairdir – İkinci Maksad – Birinci Esas, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

https://www.erisale.com/tr/sozler/yirmidokuzuncu-soz-ikinci-maksad#4222


Bir yanıt yazın