25. Söz – Birinci Zeyl: Evet, bir kelâm, “Kimden gelmiş ve kime gelmiş ve ne için?” denilmesiyle kıymeti ve ulviyeti ve belâğati tezahür etmesi noktasından, Kur’ân’ın misli olamaz ve ona yetişilmez.

25. Söz – Birinci Zeyl: Evet, bir kelâm, "Kimden gelmiş ve kime gelmiş ve ne için?" denilmesiyle kıymeti ve ulviyeti ve belâğati tezahür etmesi noktasından, Kur'ân'ın misli olamaz ve ona yetişilmez.
25. Söz – Birinci Zeyl: Evet, bir kelâm, "Kimden gelmiş ve kime gelmiş ve ne için?" denilmesiyle kıymeti ve ulviyeti ve belâğati tezahür etmesi noktasından, Kur'ân'ın misli olamaz ve ona yetişilmez.
25. Söz – Birinci Zeyl: Evet, bir kelâm, “Kimden gelmiş ve kime gelmiş ve ne için?” denilmesiyle kıymeti ve ulviyeti ve belâğati tezahür etmesi noktasından, Kur’ân’ın misli olamaz ve ona yetişilmez.

Sunulan metin, Kur’an-ı Kerim’in ilahi kaynağını ve sarsılmaz hakikatini kanıtlayan çeşitli delilleri kapsamlı bir şekilde ele almaktadır.

Eser, mukaddes kitabın hem manevi derinliğini hem de akli ve vicdani dayanaklarını “altı cihet” prensibi üzerinden açıklamaktadır.

Metinde Kur’an’ın beşer kelamı olamayacağı, belagatiyle edebiyatçıları aciz bırakması ve her tabakadan insana hitap etmesi gibi mucizevi yönleri vurgulanmaktadır.

Ayrıca, İslam peygamberinin hayatındaki tezahürler ve Risale-i Nur gibi tefsirlerin bu hakikatleri ispat eden çalışmaları kaynak gösterilmektedir.

Sonuç olarak kaynak, Kur’an’ın kainatın yaratıcısından gelen evrensel bir rehber ve eşsiz bir mucize olduğunu ilan etmektedir.

NotebookLM

SHORTS

KISA VİDEO

UZUN VİDEO

Yirmi Beşinci Söz

Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi

Birinci Zeyl

Altıncı Nokta:

Kur’ân’ın altı ciheti nuranîdir, sıdk ve hakkaniyetini gösterir,

Evet, altında hüccet ve burhan direkleri, üstünde sikke-i i’caz lem’aları, önünde ve hedefinde saadet-i dâreyn hediyeleri, arkasında nokta-i istinadı vahy-i semâvî hakikatleri, sağında hadsiz ukul-ü müstakîmenin delillerle tasdikleri, solunda selim kalblerin ve temiz vicdanların ciddî itminanları ve samimî incizapları ve teslimleri, Kur’ân’ın fevkalâde hârika, metin ve hücum edilmez bir kal’a-i semaviye-i arziye olduğunu ispat ettikleri gibi altı makamdan dahi, onun ayn-ı hak ve sadık olduğunu ve beşerin kelâmı olmadığını ve yanlışı bulunmadığını imza eden, başta, bu kâinatta daima güzelliği izhar, iyiliği ve doğruluğu himaye ve sahtekârları ve müfterileri imha ve izale etmek âdetini bir düstur-u faaliyet ittihaz eden bu kâinatın Mutasarrıfı, o Kur’ân’a, âlemde en makbul, en yüksek, en hâkimâne bir makam-ı hürmet ve bir mertebe-i muvaffakiyet vermesiyle onu tasdik ve imza ettiği gibi; İslâmiyetin menbaı ve Kur’ân’ın tercümanı olan zâtın (a.s.m.) herkesten ziyade ona itikad ve ihtiramı ve nüzûlü zamanında uyku gibi bir vaziyet-i nâimanede bulunması ve sâir kelâmları ona yetişememesi ve bir derece benzememesi ve ümmiyetiyle beraber gitmiş ve gelecek hakikî hâdisât-ı kevniyeyi gaybiyâne, Kur’ân ile tereddütsüz ve itminan ile beyan etmesi ve çok dikkatli gözlerin nazarı altında, hiçbir hile, hiçbir yanlış vaziyeti görülmeyen o tercüman bütün kuvvetiyle, Kur’ân’ın herbir hükmünü öyle iman ve tasdik edip hiçbir şey onu sarsmaması dahi Kur’ân’ın semâvî, hakkaniyetli ve kendi Hâlık-ı Rahîminin mübarek kelâmı olduğunu imza ediyor.

Hem nev-i insanın humsu, belki kısm-ı âzamı, göz önündeki o Kur’ân’a müncezibâne ve dindarâne irtibatı ve hakikatperestâne ve müştakane kulak vermesi ve çok emarelerin ve vakıaların ve keşfiyatın şehadetiyle, cin ve melek ve ruhanîler


âdet: alışkanlık
âlem: dünya (bk. a-l-m)
aleyhissalâtü vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)
ayn-ı hak ve sadık: doğru ve gerçeğin ta kendisi (bk. ḥ-ḳ-ḳ; ṣ-d-ḳ)
beşer: insan
beyan etmek: açıklamak (bk. b-y-n)
burhan: sağlam, mantıkî delil
cihet: yön, taraf
dindarâne: dindarca
düstur-u faaliyet: faaliyet prensibi, kuralı (bk. f-a-l)
emare: belirti, işaret
fevkalâde: olağanüstü
gaybiyâne: gizli bir âlemden olarak (bk. ğ-y-b)
hadisât-ı kevniye: yaratılışa ve oluşa ait olaylar (bk. k-v-n)
hadsiz: sayısız, sınırsız
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hakikatperestâne: hakkı ve hakikatı severcesine (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hakikî: gerçek ve doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hâkimâne: hükmeder bir şekilde (bk. ḥ-k-m)
hakkaniyet: doğruluk (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hakkaniyetli: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
Hâlık-ı Rahîm: sınırsız rahmet sahibi ve herşeyi yoktan yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; r-ḥ-m)
himaye: koruma
humsu: beşte biri
hüccet: sağlam delil
ihtiram: saygı gösterme (bk. ḥ-r-m)
incizap: cezbedilme, kapılma
irtibat: bağlılık
itikad: inanma
itminan: tam kanaatle inanma
ittihaz etmek: edinmek, kabullenmek
izale etmek: ortadan kaldırmak, gidermek
izhar: gösterme (bk. ẓ-h-r)
kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
kal’a-i semaviye-i arziye: dünyanın semâya ait kalesi (bk. s-m-v)
kelâm: söz (bk. k-l-m)
keşfiyat: keşifler, gizli hakikatlerin ortaya çıkması (bk. k-ş-f)
kısm-ı âzam: büyük bir kısmı (bk. a-ẓ-m)
lem’a: parıltı
makam-ı hürmet: hürmet ve saygı makamı (bk. ḥ-r-m)
makbul: kabul gören, geçerli
menba: kaynak
mertebe-i muvaffakiyet: başarı derecesi
metin: sağlam
Mutasarrıf: sonsuz tasarruf hakkı ve yetkisi olan; her işi kendi istek ve kurallarına göre idare eden Allah (bk. ṣ-r-f)
mübarek: bereketli, hayırlı (bk. b-r-k)
müfteri: iftiracı
müncezibâne: kendini kaptırarak
müştakane: şevkle, çok isteyerek
nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)
nev-i insan: insanlık
nokta-i istinad: dayanak noktası (bk. s-n-d)
nuranî: nurlu, aydınlık (bk. n-v-r)
nüzûl: iniş (bk. n-z-l)
ruhanî: maddî yapısı olmayan manevî varlık (bk. r-v-ḥ)
saadet-i dâreyn: dünya ve âhiret mutluluğu
sâir: diğer
selim: sağlam, doğru (bk. s-l-m)
semâvî: İlahî, vahiyle gelen (bk. s-m-v)
sıdk: doğruluk (bk. ṣ-d-ḳ)
sikke-i i’câz: mu’cizelik damgası (bk. a-c-z)
şehadet: şahitlik (bk. ş-h-d)
tasdik: doğruluğunu kabul etme, onaylama (bk. ṣ-d-ḳ)
ukul-ü müstakîme: doğru yolda olan akıllar
ümmiyet: okuma yazma bilmeme
vahy-i semâvî: Allah tarafından peygambere gelen vahiy (bk. v-ḥ-y; s-m-v)
vakıa: olay
vaziyet-i nâimane: uyku hâli, uykulu vaziyet
ziyade: çok, fazla

dahi tilâveti vaktinde pervane gibi etrafında hakperestâne toplanmaları, Kur’ân’ın kâinatça makbuliyetine ve en yüksek bir makamda bulunduğuna bir imzadır.

Hem, nev-i beşerin umum tabakaları, en gabî ve âmiden tut, tâ en zeki ve âlime kadar herbirisi Kur’ân’ın dersinden tam hisse almaları ve en derin hakikatleri fehmetmeleri ve yüzer fen ve ulûm-u İslâmiyenin ve bilhassa Şeriat-ı Kübrânın büyük müçtehidleri ve usulüddin ve ilm-i kelâmın dâhi muhakkikleri gibi her taife, kendi ilmine ait bütün hâcâtını ve cevaplarını Kur’ân’dan istihraç etmeleri, Kur’ân menba-ı hak ve maden-i hakikat olduğuna bir imzadır.

Hem edebiyatça en ileri bulunan Arap edipleri şimdiye kadar Müslüman olmayanlar muarazaya pek çok muhtaç oldukları halde, Kur’ân’ın i’câzından yedi büyük vechi varken, yalnız birtek vechi olan belâğatinin, tek bir sûrenin mislini getirmekten istinkâfları; ve şimdiye kadar gelen ve muaraza ile şöhret kazanmak isteyen meşhur belîğlerin ve dâhi âlimlerin, onun hiçbir vech-i i’câzına karşı çıkamamaları ve âcizâne sükût etmeleri, Kur’ân mu’cize ve tâkat-i beşerin fevkinde olduğuna bir imzadır.

Evet, bir kelâm, “Kimden gelmiş ve kime gelmiş ve ne için?” denilmesiyle kıymeti ve ulviyeti ve belâğati tezahür etmesi noktasından, Kur’ân’ın misli olamaz ve ona yetişilmez. Çünkü, Kur’ân, bütün âlemlerin Rabbi ve bütün kâinatın Hâlıkının hitabı ve konuşması; ve hiçbir cihette taklidi ve tasannuu ihsas edecek hiçbir emare bulunmayan bir mukâlemesi; ve bütün insanların, belki bütün mahlûkatın namına meb’us ve nev-i beşerin en meşhur ve namdar muhatabı bulunan ve o muhatabın kuvvet ve vüs’at-i imanı koca İslâmiyeti tereşşuh edip sahibini Kàb-ı Kavseyn makamına çıkararak muhatab-ı Samedâniyeye mazhariyetle nüzul eden;


âcizâne: âciz ve güçsüz bir şekilde (bk. a-c-z)
âmi: cahil
belâğat: sözün düzgün, kusursuz, halin ve makamın icabına göre yerinde söylenmesi (bk. b-l-ğ)
beliğ: belagâtçi, maksadını noksansız ve güzel sözlerle anlatabilen (bk. b-l-ğ)
bilhassa: özellikle
cihet: yön
dâhi: son derece zeki, dehâ ve hikmet sahibi
edip: edebiyatçı
emare: belirti, işaret
fehmetmek: anlamak
fen ve ulûm-u İslâmiye: İslâmî ilimler ve fenler (bk. a-l-m; s-l-m)
fevkinde: üstünde
gabî: anlayışı kıt, zekâsı az
hâcât: ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c)
hakikat: gerçek ve doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hakperestâne: hakkı üstün tutarcasına (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
Hâlık: herşeyi yoktan yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)
hisse: pay
i’câz: mu’cize oluş (bk. a-c-z)
ihsas etmek: hissettirmek
ilm-i kelâm: kelâm ilmi (bk. a-l-m; k-l-m)
istihraç etmek: çıkarmak
istinkâf: çekimser kalma, uzak durma
Kàb-ı Kavseyn: Cenab-ı Hakka en yakın olan makam; Peygamberimiz Miracda bu makamda bizzat Cenab-ı Hak ile görüşmüştür (bk. ḳ-v-b)
kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
kelâm: söz (bk. k-l-m)
kuvvet ve vüs’at-i iman: imanın kuvveti ve genişliği (bk. e-m-n)
maden-i hakikat: gerçeklerin ve doğruların kaynağı (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)
makbuliyet: kabul edilmiş olma
mazhariyet: erişme, nail olma (bk. ẓ-h-r)
meb’us: gönderilmiş, görevli
menba-ı hak: hakkın ve doğrunun kaynağı (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
muâraza: sözle mücadele
muhakkik: gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen âlimler (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
muhatab-ı samedâniye: Allah’ın muhatabı (bk. ḫ-ṭ-b; ṣ-m-d)
mukâleme: konuşma (bk. k-l-m)
müçtehid: içtihad eden, âyet ve hadislerden hüküm çıkaran âlim (bk. c-h-d)
namdar: şan ve şöhret sahibi
nev-i beşer: insanlık
nüzul etmek: inmek (bk. n-z-l)
Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b)
sükût etme: sessiz kalma
Şeriat-ı Kübrâ: İslâmın büyük ve yüce kanunları (bk. ş-r-a; k-b-r)
taife: topluluk
takât-i beşer: insanın gücü
tasannu: yapmacıklık (bk. ṣ-n-a)
tereşşuh: sızıntı
tezahür etme: belirme, görünme (bk. ẓ-h-r)
tilâvet: okuma
ulviyet: yücelik
umum: bütün
usulüddin: din usulü, kelâm
vech: yön
vech-i i’câz: mu’cizelik yönü (bk. a-c-z)

ve saadet-i dâreyne dair ve hilkat-i kâinatın neticelerine ve ondaki Rabbânî maksatlara ait mesâili ve o muhatabın bütün hakaik-i İslâmiyeyi taşıyan en yüksek ve en geniş olan imanını beyan ve izah eden; ve koca kâinatın bir harita, bir saat, bir hane gibi her tarafını gösterip, çevirip, onları yapan San’atkârı tavrıyla ifade ve talim eden Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyanın elbette misl ini getirmek mümkün değildir ve derece-i i’câzına yetişilmez.

Hem, Kur’ân’ı tefsir eden ve bir kısmı otuz-kırk, hattâ yetmiş cilt olarak birer tefsir yazan yüksek zekâlı müdakkik binlerle mütefennin ulemanın senetleri ve delilleriyle beyan ettikleri Kur’ân’daki hadsiz meziyetleri ve nükteleri ve hâsiyetleri ve sırları ve âli mânaları ve umûr-u gaybiyenin her nev’inden kesretli, gaybî ihbarları izhar ve ispat etmeleri; ve bilhassa Risale-i Nur’un yüz otuz kitabı herbiri, Kur’ân’ın bir meziyetini, bir nüktesini kat’î burhanlarla ispat etmesi; ve bilhassa Mu’cizat-ı Kur’aniye Risalesi şimendifer ve tayyare gibi medeniyetin harikalarından çok şeyleri Kur’ân’dan istihraç eden Yirminci Sözün İkinci Makamı; ve Risale-i Nur’a ve elektriğe işaret eden âyetlerin işârâtını bildiren İşarât-ı Kur’âniye namındaki Birinci Şuâ; ve huruf-u Kur’âniye ne kadar muntazam, esrarlı ve mânâlı olduğunu gösteren Rumuzât-ı Semaniye nâmındaki sekiz küçük risaleler; ve Sûre-i Fethin âhirki âyeti beş vech ile ihbar-ı gaybî cihetinde mu’cizeliğini ispat eden küçücük bir risale gibi Risale-i Nur’un herbir cüz’ü, Kur’ân’ın bir hakikatini, bir nurunu izhar etmesi, Kur’ân’ın misli olmadığına ve mu’cize ve harika olduğuna ve bu âlem-i şehadette âlem-i gaybın lisanı ve bir Allâmü’l-Guyûbun kelâmı bulunduğuna bir imzadır.

İşte, altı noktada ve altı cihette ve altı makamda işaret edilen Kur’ân’ın mezkûr meziyetleri ve hâsiyetleri içindir ki, haşmetli hakimiyet-i nuraniyesi ve azametli saltanat-ı kudsiyesi, asırların yüzlerini ışıklandırarak, zemin yüzünü dahi


âhir: son (bk. e-ḫ-r)
âlem-i gayb: görünmeyen âlem (bk. a-l-m; ğ-y-b)
âlem-i şehadet: görünen âlem (bk. a-l-m; ş-h-d)
âlî: yüce, yüksek
Allâmü’l-Guyûb: gayb âlemini ve bütün gizlilikleri bilen Allah (bk. a-l-m; ğ-y-b)
azametli: büyük, haşmetli (bk. a-ẓ-m)
beyan etmek: açıklamak (bk. b-y-n)
bilhassa: özellikle
burhan: delil
cihet: yön, taraf
cüz’: kısım, parça (bk. c-z-e)
derece-i i’câz: mu’cizelik derecesi (bk. a-c-z)
esrar: sırlar
gaybî: bilinmeyen (bk. ğ-y-b)
hadsiz: sayısız
hakaik-i İslâmiye: İslâmın gerçekleri (bk. ḥ-ḳ-ḳ; s-l-m)
hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hakimiyet-i nuraniye: nurlu hakimiyet (bk. ḥ-k-m; n-v-r)
hâsiyet: özellik, hususiyet
haşmetli: görkemli, büyük
hilkat-i kâinat: kâinatın yaratılışı (bk. ḫ-l-ḳ; k-v-n)
huruf-u Kur’âniye: Kur’ân’ın harfleri
ihbar: haber verme
ihbar-ı gaybî: gayb âleminden haber vermek (bk. ğ-y-b)
istihraç: çıkarma
işârât: işaretler
işarât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın işaretleri
izhar: açığa çıkarma, gösterme (bk. ẓ-h-r)
kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
kat’î: kesin
kelâm: söz (bk. k-l-m)
kesretli: çok (bk. k-s̱-r)
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân (bk. a-c-z; b-y-n)
lisan: dil
maksat: gaye (bk. ḳ-ṣ-d)
mesâil: meseleler (bk. m-s̱-l)
meziyet: üstün özellik
mezkûr: sözü geçen
misil: benzer (bk. m-s̱-l)
Mu’cizât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın mu’cizeleri (bk. a-c-z)
mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey (bk. a-c-z)
muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)
müdakkik: dikkatli, inceden inceye araştıran
mütefennin: fen bilgini, ilim sahibi
nev’: çeşit
nükte: ince ve derin mânâ
Rabbânî: Rab olan Allah’a ait (bk. r-b-b)
risale: mektup, küçük çaplı kitap (bk. r-s-l)
Rumuz-u Semaniye: Kur’ân’ın gizli sırları ile ilgili sekiz remzi; 29. Mektubun 8. Kısmı
saadet-i dâreyn: dünya ve âhiret mutluluğu
saltanat-ı kudsiye: kutsal saltanat, egemenlik (bk. s-l-ṭ; ḳ-d-s)
senet: belge
şimendifer: tren
talim etmek: öğretmek (bk. a-l-m)
tayyare: uçak
tefsir etmek: açıklamak, yorumlamak (bk. f-s-r)
ulema: alimler (bk. a-l-m)
umûr-u gaybiye: gayba ait, bilinmeyen işler (bk. ğ-y-b)
vecih: yön
zemin: yer

bin üç yüz sene tenvir ederek kemâl-i ihtiramla devam etmesi; hem o hâsiyetleri içindir ki, Kur’ân’ın herbir harfi, hiç olmazsa on sevabı ve on haseneyi ve on meyve-i bâki vermesi; hattâ bir kısım âyâtın ve sûrelerin herbir harfi, yüz ve bin ve daha ziyade meyve vermesi; ve mübarek vakitlerde her bir harfin nuru ve sevabı ve kıymeti ondan yüzlere çıkması gibi kudsî imtiyazları kazanmış diye dünya seyyahı anladı ve kalbine dedi:

İşte böyle her cihetle mu’cizatlı bu Kur’ân, sûrelerinin icmâıyla ve âyâtının ittifakıyla ve esrar ve envârının tevâfukuyla ve semerat ve âsârının tetabukuyla, birtek Vâcibü’l-Vücudun vücuduna ve vahdetine ve sıfât ve esmâsına, delillerle ispat suretinde öyle şehadet etmiş ki, bütün ehl-i imanın hadsiz şehadetleri, onun şehadetinden tereşşuh etmişler.

İşte, bu yolcunun, Kur’ân’dan aldığı ders-i tevhid ve imana kısa bir işaret olarak, Birinci Makamın On Yedinci Mertebesinde böyle,

لاَ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الْوَاحِدُ اْلاَحَدُ الَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِى وَحْدَتِهِ: اَلْقُرْاٰنُ الْمُعْجِزُ الْبَيَانِ، اَلْمَقْبُولُ الْمَرْغُوبُ ِلاَجْنَاسِ الْمَلَكِ وَاْلاِنْسِ وَالْجَۤاۤنِّ، اَلْمَقْرُوءُ كُلُّ اٰيَاتِهِ فِى كُلِّ دَقِيقَةٍ بِكَمَالِ اْلاِحْتِرَامِ، بِأَلْسِنَةِ مِئَاۤتِ الْمَلاَيِينَ مِنْ نَوْعِ اْلاِنْسَانِ، اَلدَّاۤئِمُ سَلْطَنَتُهُ الْقُدْسِيَّةُ عَلٰۤى اَقْطَارِ اْلاَرْضِ وَاْلاَكْوَانِ، وَعَلٰى وُجُوهِ اْلاَعْصَارِ وَاْلاَزْمَانِ، وَالْجَارِى حَاكِمِيَّتُهُ الْمَعْنَوِيَّةُ النُّورَانِيَّةُ عَلٰى نِصْفِ اْلاَرْضِ وَخُمْسِ الْبَشَرِ فِى اَرْبَعَةَ عَشَرَ عَصْرًا بِكَمَالِ اْلاِحْتِشَامِ… وَكَذَا شَهِدَ وَبَرْهَنَ بِاِجْمَاعِ سُوَرِهِ الْقُدْسِيَّةِ السَّمَاوِيَّةِ، وَبِاِتِّفَاقِ اٰيَاتِهِ النُّورَانِيَّةِ اْلاِلٰهِيَّةِ، وَبِتَوَافُقِ أَسْرَارِهِ وَأَنْوَارِهِ وَبِتَطَابُقِ حَقَۤائِقِهِ وَثَمَرَاتِهِ وَاٰثَارِهِ بِالْمُشَاهَدَةِ وَالْعَيَانِ     

denilmiştir.


Dipnot-1

Allah’tan başka ilâh yoktur. O Vâcibü’l-Vücud ve Vâhid-i Ehad ki, melek ve ins ve cin türlerinin makbulü ve mergubu olan, her dakikada bütün âyetleri nev-i insandan yüz milyonların lisanında kemâl-i ihtiramla okunan, saltanat-ı kudsiyesi arzın ve âlemlerin aktarında ve zamanın ve asırların yüzlerinde devam eden, nuranî hâkimiyet-i mâneviyesi arzın yarısında ve beşerin beşte birinde on dört asırdır kemâl-i ihtişamla cârî olan Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, Onun vahdet içindeki vücub-u vücuduna delâlet eder. Kezâ, Kur’ân, müşahede ve ayân ile, kudsî ve semâvî sûrelerinin icmâı ve nurânî ve İlâhî âyetlerinin ittifakı ve esrar ve envârının tevafuku ve hakaik ve semerât ve âsârının tetabukuyla Onun vahdet içindeki vücub-u vücuduna şehadet ve onu ispat eder.


âsâr: eserler, ürünler
âyât: ayetler
ders-i tevhid: Allah’ın varlık ve birliğinden bahseden ders (bk. v-ḥ-d)
ehl-i iman: iman sahipleri (bk. e-m-n)
envâr: nurlar (bk. n-v-r)
esmâ: isimler (bk. s-m-v)
esrar: sırlar
hadsiz: sayısız
hasene: sevap (bk. ḥ-s-n)
hâsiyet: özellik, hususiyet
icmâ: fikir birliği (bk. c-m-a)
imtiyaz: farklılık, ayrıcalık
ittifak: birleşme, birlik
kemâl-i ihtiram: tam bir saygı ve hürmet (bk. k-m-l; ḥ-r-m)
kudsî: kutsal (bk. ḳ-d-s)
meyve-i bâki: devamlı, kalıcı meyve (bk. b-ḳ-y)
mu’cizat: mu’cizeler (bk. a-c-z)
mübarek: bereketli, uğurlu (bk. b-r-k)
semerat: meyveler
seyyah: yolcu, gezgin
suret: şekil (bk. ṣ-v-r)
şehadet: şahitlik (bk. ş-h-d)
tenvir: aydınlatma (bk. n-v-r)
tereşşuh: sızma
tetabuk: uygunluk
tevâfuk: uygunluk
Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)
vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)
vücud: varlık (bk. v-c-d)
ziyade: çok, fazla

KAYNAKLAR

Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi Beşinci Söz – Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi – Birinci Zeyl, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

https://erisale.com/#content.tr.1.602


CUMARTESİ DERSLERİ

25. Söz - Birinci Zeyl: Kur'ân'ın zemzeme-i belâğati arzın nısfını ve nev-i beşerin humsunu istilâ ederek, haşmet-i saltanatı kemâl-i ihtiramla on dört asır bilâfasıla idame ettiğinin binler hikmetlerinden bir hikmetini anladı.
25. Söz – Birinci Zeyl: Kur’ân’ın zemzeme-i belâğati arzın nısfını ve nev-i beşerin humsunu istilâ ederek, haşmet-i saltanatı kemâl-i ihtiramla on dört asır bilâfasıla idame ettiğinin binler hikmetlerinden bir hikmetini anladı.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ından; Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar gibi kitaplarından alınarak her hafta Cumartesi günü Cumartesi Dersleri adı altında yapılan ve YouTube’da yüklenen dersler yer almaktadır.

Ayrıca; http://www.erisale.com/#home adresinde ve https://sorularlarisale.com/ adresinde yer alan Risalelerin ekran kaydı yapılmakta ve sitemizde ilgili dersin bulunduğu sayfaya metinler ve sözlük konulmaktadır.

Dersler en son yapılan derslere göre sıralanmaktadır.

CUMARTESİ DERSLERİ