
İki Farklı Bakış, İki Farklı Ruh Hali
Bu metin, Kur’ân-ı Kerîm’in üslubundaki derin hikmetleri ve özellikle ayetlerdeki tekrarların gayesini izah etmektedir.
Yazar, Kur’an’ın sadece bir kitap değil, aynı zamanda bir zikir, iman ve hidayet rehberi olması hasebiyle, en ehemmiyetli hakikatleri zihinlere nakşetmek için sıkça tekrarladığını belirtir.
Metne göre bu tekrarlar, insanın ebedî saadetini ilgilendiren hayati meselelerde birer ihtiyaç ve manevi gıda hükmündedir.
Ayrıca peygamber kıssalarının ve tevhid delillerinin yeniden zikredilmesi, iman esaslarını kuvvetlendirmek ve muhatabı ikna etmek amacını taşır.
Son olarak, Hz. Muhammed’in (a.s.m.) manevi makamının azameti ve sünnetine uymanın gerekliliği, Kur’an’ın temel eksenlerinden biri olarak sunulur.
Metin, bu mucizevi beyan tarzının ancak manevi bir hastalıkla malul olmayan selim akıllar tarafından takdir edilebileceğini vurgular.
NotebookLM
SHORTS
KISA VİDEO
UZUN VİDEO
Yirmi Beşinci Söz
Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi
İkinci Zeyl
Onbirinci Şuâ Olan Meyve Risalesi’nin Onuncu Meselesi
Emirdağ Çiçeği
…
Bir Suâl:
“Bazen ehemmiyetli bir hakikat, sathî nazarlara görünmediğinden ve bazı makamlarda cüz’î ve âdi bir hâdiseden yüksek bir fezleke‑i tevhidi veya küllî bir düsturu beyân etmekte münâsebet bilinmediğinden bir kusur tevehhüm edilir. Meselâ; Hazret‑i Yûsuf Aleyhisselâm, kardeşini bir hile ile alması içinde
وَفَوْقَ كُلِّ ذ۪ي عِلْمٍ عَل۪يمٌ
Her bilenin üzerinde daha iyi bilen biri vardır.
ayetYûsuf Sûresi, 12:7
diye gayet yüksek bir düsturun zikri belâğatça münâsebeti görünmüyor. Bunun sırrı ve hikmeti nedir?”
Elcevap:
Her biri birer küçük Kur’ân olan ekser uzun sûrelerde ve mutavassıtlarda ve çok sahife ve makamlarda yalnız iki‑üç maksat değil, belki Kur’ân, mâhiyeti hem bir kitab‑ı zikir ve îmân ve fikir, hem bir kitab-ı şerîat ve hikmet ve irşat gibi, çok kitapları ve ayrı ayrı dersleri tazammun ederek Rubûbiyet‑i İlâhiye’nin her şeye ihâtasını ve haşmetli tecelliyâtını ifâde etmek cihetiyle, kâinât kitab‑ı kebîrinin bir nev’i kırâati olan Kur’ân, elbette her makamda, hattâ bazen bir sahifede çok maksatları takiben mârifetullâhtan ve tevhidin mertebelerinden ve îmân hakikatlerinden ders verdiği haysiyetiyle, öbür makamda meselâ, zâhirce zayıf bir münâsebetle başka bir ders açar ve o zayıf münâsebete çok kuvvetli münâsebetler iltihak ederler. O makama gayet mutâbık olur, mertebe‑i belâğatı yükselir.
İkinci Bir Suâl:
“Kur’ân’da sarîhan ve zımnen ve işâreten, âhiret ve tevhidi ve beşerin mükâfât ve mücâzâtını binler defa ispat edip nazara vermenin ve her sûrede, her sahifede, her makamda ders vermenin hikmeti nedir?”
Elcevap: Dâire‑i imkânda ve kâinâtın sergüzeştine ait inkılaplarda ve emânet‑i kübrâyı ve hilâfet‑i arziyeyi omzuna alan nev-i beşerin şekâvet ve saâdet‑i ebediyeye medâr olan vazifesine dair en ehemmiyetli, en büyük, en dehşetli meselelerinden, en azametlilerini ders vermek ve hadsiz şübheleri izâle etmek ve gayet şiddetli inkârları ve inatları kırmak cihetinde, elbette o dehşetli inkılapları tasdik ettirmek ve o inkılaplar azametinde büyük ve beşere en elzem ve en zarûrî meseleleri teslîm ettirmek için Kur’ân, binler defa değil, belki milyonlar defa onlara baktırsa yine isrâf değil ki, milyonlar kere tekrar ile o bahisler Kur’ân’da okunur, usanç vermez, ihtiyaç kesilmez.
Meselâ:
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ…
İmân eden ve güzel işler yapanlar için ise, altından ırmaklar akan Cennetler vardır.
ayet
Burûc Sûresi, 85:11
خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًا
İçlerinde ebedî kalacakları (cennetlere) koyacağız.
ayet
Nisâ Sûresi, 4:57
âyeti, gösterdiği müjde‑i saâdet-i ebediye hakikati; bîçâre beşere her dakika kendini gösteren hakikat‑i mevtin, “Hem insanı, hem dünyasını, hem bütün ahbabını îdâm-ı ebedîsinden kurtarıp ebedî bir saltanatı kazandırır” dediğinden milyarlar defa tekrar edilse ve kâinât kadar ehemmiyet verilse, yine isrâf olmaz, kıymetten düşmez.
İşte bu çeşit hadsiz kıymettar meseleleri ders veren ve kâinâtı bir hâne gibi değiştiren ve şeklini bozan dehşetli inkılapları tesis etmekte iknâa ve inandırmaya ve ispata çalışan Kur’ân‑ı Mu’cizü’l-Beyân, elbette sarîhan ve zımnen ve işâreten binler defa o meselelere nazar‑ı dikkati celbetmek; değil isrâf‥ belki ekmek, ilâç, hava ve ziyâ gibi birer hâcet‑i zarûriye hükmünde ihsânını tazelendirir.
Hem meselâ:
اِنَّ الْكَافِر۪ينَ
Hiç şüphesiz kâfirler…
ayet
Nisâ Sûresi, 4:101
ف۪ي نَارِ جَهَنَّمَ
Cehennem ateşindedir.
ayet
Tevbe Sûresi, 9:35, 109
veاَلظَّالِم۪ينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ
Zâlimler için acı bir azap vardır.
ayet
İbrahim Sûresi, 14:22
gibi tehdit âyetlerini Kur’ân gayet şiddet ve hiddetle ve gayet kuvvet ve tekrarla zikretmesinin hikmeti ise; Risalei’n‑Nurda kat’î ispat edildiği gibi beşerin küfrü, kâinâtın ve ekser mahlûkatın hukukuna öyle bir tecâvüzdür ki, semâvâtı ve arzı kızdırıyor ve anâsırı hiddete getirip tûfânlarla o zâlimleri tokatlıyor; ve
اِذَٓا اُلْقُوا ف۪يهَا سَمِعُوا لَهَا شَه۪يقًا وَهِيَ تَفُورُ ❋ تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ
Oraya atıldıklarında Cehennemin gürleyişini işitirler ki, kaynayıp duruyor. Neredeyse o Cehennem onlara olan öfkesinden parçalanacak!
ayet
Mülk Sûresi, 67:7-8
âyetinin sarâhatiyle o zâlim münkirlere Cehennem öyle öfkeleniyor ki, hiddetinden parçalanmak derecesine geliyor.
İşte böyle bir cinayet‑i âmmeye ve hadsiz bir tecâvüze karşı beşerin küçüklük ve ehemmiyetsizliği noktasına değil, belki zâlimâne cinayetinin azametine ve kâfirâne tecâvüzünün dehşetine karşı, Sultan‑ı Kâinât kendi raiyetinin hukukunun ehemmiyetini ve o münkirlerin küfür ve zulmündeki nihâyetsiz çirkinliğini göstermek hikmetiyle fermânında gayet hiddet ve şiddetle o cinayeti ve cezasını değil bin defa, belki milyonlar ve milyarlar ile tekrar etse, yine isrâf ve kusur değil ki, bin seneden beri yüzer milyon insanlar her gün usanmadan kemâl‑i iştiyakla ve ihtiyaçla okurlar.
Evet her gün, her zaman, herkes için bir âlem gider, taze bir âlemin kapısı kendine açılmasından o geçici herbir âlemini nurlandırmak için ihtiyaç ve iştiyakla
لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ
Lâ İlâhe İllallâh.
arabi
cümlesini binler defa tekrar ile o değişen perdelere ve âlemlere her birisine bir
لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ
’ı bir lamba yaptığı gibi‥ öyle de; o kesretli, geçici perdeleri ve tazelenen seyyâr kâinâtları karanlıklandırmamak ve âyine‑i hayatında in’ikâs eden sûretlerini çirkinleştirmemek ve lehinde şâhit olabilen o misâfir vaziyetleri aleyhine çevirmemek için, o cinayetlerin cezalarını ve Pâdişah‑ı Ezelî’nin şiddetli ve inatları kıran tehditlerini, her vakit Kur’ânı okumakla tahattur edip nefsin tuğyanından kurtulmağa çalışmak hikmetiyle, Kur’ân gayet mânidâr tekrar eder. Ve bu derece kuvvet ve şiddet ve tekrar ile tehdidât‑ı Kur’âniye’yi hakikatsiz tevehhüm etmekten, şeytan bile kaçar. Ve onları dinlemeyen münkirlere Cehennem azâbı ayn‑ı adâlettir, diye gösterir.
Hem meselâ; Asâ‑yı Mûsa gibi çok hikmetleri ve faydaları bulunan kıssa‑i Mûsa’nın (As.) ve sâir Enbiyânın kıssalarını çok tekrarında, risalet‑i Ahmediye’nin hakkâniyetine bütün Enbiyânın nübüvvetlerini hüccet gösterip onların umumunu inkâr edemeyen, bu Zât’ın risaletini hakikat noktasında inkâr edemez, hikmetiyle ve herkes her vakit bütün Kur’ânı okumaya muktedir ve muvaffak olamadığından, herbir uzun ve mutavassıt sûreyi birer küçük Kur’ân hükmüne getirmek için ehemmiyetli erkân‑ı îmâniye gibi o kıssaları tekrar etmesi, değil isrâf, belki muktezâ‑yı belâğattır ve hâdise‑i Muhammediye, bütün benî Âdem’in en büyük hâdisesi ve kâinâtın en azametli meselesi olduğunu ders vermektir.
Evet, Kur’ân’da Zât‑ı Ahmediye’ye en büyük makam vermek ve dört erkân‑ı îmâniyeyi içine almakla لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ rüknüne denk tutulan
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ
Muhammed (a.s.m.) Allah’ın Resulüdür.
ayet
Fetih Sûresi, 48:29
ve Risalet‑i Muhammediye kâinâtın en büyük hakikati ve Zât‑ı Ahmediye bütün mahlûkatın en eşrefi ve Hakikat‑i Muhammediye tâbir edilen küllî şahsiyet‑i maneviyesi ve makam‑ı kudsîsi, iki cihanın en parlak bir güneşi olduğuna ve bu hârika makama liyâkatine dair pek çok hüccetleri ve emâreleri, kat’î bir sûrette Risalei’n‑Nurda ispat edilmiş. Binden birisi şudur ki:
اَلسَّبَبُ كَالْفَاعِلِ
Bir şeye sebep olan onu işleyen gibidir.
hadisHadis-i bilma’na. Sahih-i İbn-i Hibban 5/131; Şerh-üs Sünne 6/159; Ed-Dürer-ül Müntesire – Suyuti sh: 83; Cem’-ül Fevaid 1/299; El-Feth-ül Kebir 2/144, 3/190 ve 200; Tirmizi bab: 14, hadis no: 29; Ez-Zühd – İbn-ül Mübarek 1/513; Ramuz-ül Ehadis sh: 207; Muhtar-ul Ehadis sh: 77, 111 ve 144
düsturuyla; bütün ümmetinin, bütün zamanlarda işlediği hasenâtın bir misli O’nun defter‑i hasenâtına girmesi ve bütün kâinâtın hakikatlerini, getirdiği nur ile nurlandırması, değil yalnız cin, ins, melek ve zîhayatı, belki kâinâtı, semâvât ve arzı minnettar edecek eylemesi ve istîdat lisânıyla nebâtâtın duâları ve ihtiyac‑ı fıtrî diliyle hayvanatın duâları, gözümüz önünde bilfiil kabûl olmasının şehâdetiyle milyonlar, belki rûhânilerle beraber milyarlar fıtrî ve reddedilmez duâları makbûl olan sulehâ‑yı ümmeti her gün O Zât’a salât ve selâm ünvânı ile rahmet duâları ve manevî kazançlarını en evvel O Zât’a bağışlamaları ve bütün ümmetçe okunan Kur’ânın üç yüz bin hurûfunun, her birisinde on sevaptan tâ yüz, tâ bin hasene ve meyve vermesinden – yalnız kırâat‑ı Kur’ân cihetiyle – defter‑i a’mâline hadsiz nurlar girmesi haysiyetiyle, O Zât’ın şahsiyet‑i maneviyesi olan Hakikat‑i Muhammediye istikbâlde bir şecere‑i tûbâ-i Cennet hükmünde olacağını Allâmü’l‑Guyûb bilmiş ve görmüş, o makama göre Kur’ânında o azîm ehemmiyeti vermiş ve Fermânında O’na tebaiyeti ve Sünnet‑i Seniye’sine ittibâ ile şefâatine mazhariyeti en ehemmiyetli bir mesele-i insaniye göstermiş ve o haşmetli şecere‑i tûbânın bir çekirdeği olan şahsiyet‑i beşeriyetini ve bidâyetteki vaziyet‑i insaniyesini ara sıra nazara almasıdır.
İşte Kur’ânın tekrar edilen hakikatleri bu kıymette olduğundan, tekrârâtında kuvvetli ve geniş bir mûcize-i maneviye bulunmasına fıtrat‑ı selîme şehâdet eder. Meğer maddiyûnluk tâunuyla maraz‑ı kalbe ve vicdân hastalığına müptelâ ola!‥
قَدْ يُنْكِرُ الْمَرْءُ ضَوْءَ الشَّمْسِ مِنْ رَمَدٍ وَيُنْكِرُ الْفَمُ طَعْمَ الْمَاءِ مِنْ سَقَمٍ
Bazan insan, göz hastalığından dolayı güneş ışığını inkâr eder. Ağzındaki hastalıktan dolayı da suyun tadını inkar eder.
arabiKaside-i Bürde’denkaidesine dâhil olur.
KAYNAKLAR
Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi Beşinci Söz – Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi – İkinci Zeyl – Onbirinci Şuâ Olan Meyve Risalesi’nin Onuncu Meselesi – Emirdağ Çiçeği, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.
https://erisale.com/#content.tr.1.615