
Kâinatta hiçbir şey boşuna yaratılmamışsa, insanın sonsuz arzuları ve ebediyet özlemi de karşılıksız kalabilir mi?
Bir çiçekten küçücük bir canlıya, insan bedeninin en küçük hücresinden kâinatın muhteşem düzenine kadar her şey belirli bir hikmet ve gayeye hizmet ediyor.
Peki ya insan?
İnsanın bitmeyen umutları, kemal arzusu, sonsuzluk özlemi ve ebedî saadet isteği neden var?
Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı’nın Yirmi Dokuzuncu Söz’ünde bu derin sorulara dikkat çekiyor.
Bu bölümde şu temel hakikat üzerinde duruyoruz:
Hiçbir şeyin boşuna yaratılmadığı bir kâinatta, insanın ebedî emelleri de ebedî bir karşılıktan mahrum olamaz.
Bu düşünce bizi üç büyük hakikate götürüyor:
• Haşir ve yeniden diriliş
• Ebedî hayat
• Ebedî saadet
Çünkü yaratılışın bir gayesi vardır. İnsan varlığının da bir gayesi vardır.
📖 KAYNAK:
Risale-i Nur Külliyatı
Yirmi Dokuzuncu Söz
İkinci Maksat – İkinci Esas – Üçüncü Nokta
✍️ Bediüzzaman Said Nursî
Daha fazla Risale-i Nur dersi ve düşünce yolculuğu için kanalımıza abone olmayı unutmayın.
🔔 Yeni videolardan haberdar olmak için bildirimleri açabilirsiniz.
🌐 Web sitemiz:
https://dersdunyasi.net/
#RisaleiNur #Bediüzzaman #EbediSaadet
YİRMİ DOKUZUNCU SÖZ
İKİNCİ MAKSAT – İKİNCİ ESAS
ÜÇÜNCÜ NOKTA: HİÇBİR ŞEY BOŞUNA YARATILMAMIŞTIR
Kâinata dikkatle bakınız.
Yaratılışın en küçük ayrıntılarını inceleyiniz.
Hiçbir şey gayesiz değildir.
Hiçbir şey boş yere yaratılmamıştır.
Akıl bunu söyler.
Hikmet bunu tasdik eder.
İlim bunu ortaya koyar.
Tecrübe ise bunun doğruluğunu gösterir.
Kâinatın her tarafında olağanüstü bir prensiple karşılaşırız:
Hiçbir şey israf edilmez.
Hiçbir şey gayesiz bırakılmaz.
Yaratıcı, en kısa yolları tercih eder.
En yakın vasıtaları kullanır.
En hafif şekilleri seçer.
Ve en mükemmel tasarımları ortaya koyar.
Şu dikkat çekici hakikati düşününüz:
Tek bir şey, yüzlerce farklı vazifeyi yerine getirebilir.
Önemsiz gibi görünen küçücük bir mahlûk ise içinde binlerce fayda barındırabilir.
Ufacık bir varlık, sayısız gayeye hizmet edebilir.
Basit görünen bir yaratılış, olağanüstü neticeler verebilir.
Bu, tesadüf değildir.
Bu, İlâhî hikmetin bir tecellisidir.
Mükemmel bir yaratılışın delilidir.
İşte burada, derin bir soruyla karşı karşıya kalırız:
Eğer yaratılmış her şeyin bir gayesi varsa…
Eğer hiçbir şey boş yere yaratılmamışsa…
Öyleyse insanlık nasıl istisna olabilir?
İnsan kalbinin en derin arzuları nasıl olur da yok olup gidebilir?
Bütün emellerimiz nasıl olur da hiçliğe mahkûm olabilir?
Eğer haşir olmasaydı…
Eğer yeniden diriliş bulunmasaydı…
O zaman her şey, nihayetinde anlamsız hâle gelirdi.
Sayısız gayeler yarım kalırdı.
Olağanüstü imkânlar boşa giderdi.
Bu ise yaratılışın her tarafında gördüğümüz hikmetle çelişirdi.
İlim bize şimdiden dikkat çekici bir hakikati göstermiştir:
İnsan bedeninin en küçük ayrıntıları bile belirli gayelere hizmet eder.
Hiçbir şey tesadüfî değildir.
Hiçbir şey vazifesiz değildir.
Peki, ya insan ruhu?
İçimizdeki sınırsız kabiliyetler?
Bitmek bilmeyen emellerimiz?
Düşüncelerimiz…
Hayallerimiz…
Arzularımız…
Bütün bu olağanüstü istidatlar boş yere yaratılmış olabilir mi?
Sonsuz özlemler taşıyan insan kalbinin hiçbir nihai hedefi bulunmayabilir mi?
Elbette hayır!
Çünkü insan, içinde derin bir kemal arzusunu taşır.
Daha yüce olanı arar.
Ebedî olanı özler.
Ve her şeyden önce…
Gerçek saadeti ister.
Fakat bir düşününüz:
Böylesine köklü ve derin bir arzu neden insana verilmiştir?
Eğer onu tatmin edecek nihai bir saadet bulunmasaydı…
İnsanlığa neden sonsuz bir özlem verilmiş olsun?
Eğer ebedî bir menzil olmasaydı, insana neden bitmeyen bir arzu bahşedilsin?
Kemal arzusu, bizzat kemale işaret eder.
Saadet özlemi ise bu dünyanın sınırlarını aşan bir saadete yönelir.
Solmayan bir saadete…
Sona ermeyen bir saadete…
Ebedî saadete…
Aksi takdirde, son derece garip bir durum ortaya çıkardı:
Kâinattaki diğer bütün mahlûkların aksine…
İnsanın en yüksek kabiliyetleri gayesiz bırakılmış olurdu.
En derin emellerimiz boşa giderdi.
Manevî kabiliyetlerimiz akim kalırdı.
En büyük arzularımız ise ebediyen karşılıksız kalırdı.
Bu durum, yaratılışın her tarafında sergilenen mükemmel hikmetle bağdaşabilir mi?
Hayır!
Kâinatı idare eden hikmet, insanın kaderinden ayrı düşünülemez.
Her şeyi bir maksatla yaratan Zât…
İnsanın en derin arzularını boş yere yaratmaz.
İşte bu sebeple, kâinatın nizamı, bu geçici dünyanın ötesine işaret eder.
Haşre işaret eder.
Ebedî hayata işaret eder.
Ve nihayet…
Ebedî saadete işaret eder.
Bu hakikat, Onuncu Söz’ün On Birinci Hakikati’nde zaten ispat edilmiştir.
Bu sebeple burada sözü daha fazla uzatmayacağız.
Ancak bir netice apaçık ortadadır:
Hiçbir şeyin boş yere yaratılmadığı bir kâinatta, insanlığın ebedî emelleri de ebedî bir karşılıktan mahrum olamaz.
Çünkü yaratılışın bir gayesi vardır.
İnsan varlığının da bir gayesi vardır.
Ve hikâye burada sona ermiyor.
ChatGPT
Yirmidokuzuncu Söz
Beka-i Ruh ve Melaike ve Haşre dairdir.
…
İkinci Maksad
…
İkinci Esas
…
ÜÇÜNCÜ MEDAR:
Akıl ve hikmet ve istikra ve tecrübenin şehadetleri ile sabit olan hilkat-i mevcudattaki adem-i abesiyet ve adem-i israf, saadet-i ebediyeye işaret eder.
Fıtratta israf ve hilkatte abesiyet olmadığına delil, Sâni’-i Zülcelal’in herşeyin hilkatinde en kısa yolu ve en yakın ciheti ve en hafif sureti ve en güzel keyfiyeti ihtiyar ve intihab etmesidir ve bazen bir şeyi, yüz vazife ile tavzif etmesidir ve bir ince şeye bin meyve ve gayeleri takmasıdır.
Madem israf yok ve abesiyet olmaz, elbette saadet-i ebediye olacaktır. Çünki dönmemek üzere adem, herşeyi abes eder, herşey israf olur. Umum fıtratta, ezcümle insanda, Fenn-i Menafi’ü’l-A’zâ şehadetiyle sabit olan adem-i israf gösteriyor ki; insanda olan hadsiz istidadat-ı maneviye ve nihayetsiz âmâl ve efkâr ve müyulât dahi israf edilmeyecektir.
Öyle ise, insandaki o esaslı meyl-i tekemmül, bir kemalin vücudunu gösterir ve o meyl-i saadet, saadet-i ebediyeye namzed olduğunu kat’î olarak ilân eder. Öyle olmazsa insanın mahiyet-i hakikiyesini teşkil eden o esaslı maneviyat, o ulvî âmâl, hikmetli mevcudatın hilafına olarak israf ve abes olur, kurur, hebaen gider. Şu hakikat, Onuncu Söz’ün Onbirinci Hakikatında isbat edildiğinden kısa kesiyoruz.
KAYNAKLAR
Cep telefonu: Risale-i Nur Okuma Programı 2.1.0, Sözler – 519, email: syesilova72@gmail.com
Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi dokuzuncu Söz – Bekâ-i Rûh ve Melâike ve Haşre Dairdir – İkinci Maksad – İkinci Esas, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.
https://www.erisale.com/tr/sozler/yirmidokuzuncu-soz-ikinci-maksad#4234








