29. Söz 2. Maksad 1. Esas MUKADDİME: … Ruh-u beşer, ne derece kat’iyyetle bekaya mazhar ve ebediyetle merbut ve sermediyetle alâkadar olduğunu anlamazsan, nasıl “Zîşuur bir insanım” diyebilirsin?

İnsan Ruhunun Sonsuz Doğası

Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur külliyatından alınan bu metin, insan ruhunun ölümsüzlüğünü ve varlığın beka bulması gerektiğini rasyonel bir çerçevede ele almaktadır.

Yazar, kainattaki sonsuz güzellik, sanatsal mükemmellik ve merhametin, bu vasıfları takdir edecek olan insanın ebedi olmasını zorunlu kıldığını savunur.

Doğadaki en basit çiçeklerin ve ağaç tohumlarının bile hafıza ve genetik kodlar aracılığıyla bir tür devamlılığa mazhar olduğu örneği verilerek, şuurlu bir varlık olan insanın yokluğa mahkum edilemeyeceği vurgulanır.

İlahi hikmetin en küçük çekirdeklerde koca bir ağacın programını saklaması, insan ruhunun ve kimliğinin ölümden sonra da muhafaza edileceğinin bir kanıtı olarak sunulur.

Sonuç olarak eser, evrendeki düzenin ve yaratıcının vasıflarının, ruhun bekasını ve ahiretin varlığını kesin bir şekilde gerektirdiğini açıklar.

Gemini Notebook


YİRMİ DOKUZUNCU SÖZ

İnsan Ruhunun Ölümsüzlüğü, Melekler ve Ölülerin Dirilişi

İKİNCİ MAKSAT

BİRİNCİ ESAS

GİRİŞ

Hiç solmayan bir güzellik düşünün.

Sonsuz bir güzellik.

Şimdiye kadar gördüğümüz hiçbir şeye benzemeyen bir güzellik.

Böylesine bir güzellik, daha fazlasını gerektirir.

Hiç yok olmayacak hayranlar ister.

Onu görmeye ve tanıklık etmeye devam edecek kalpler ister.

Sonsuza dek.

Kusursuz bir sanat eseri de aynı ihtiyaca sahiptir.

Tanıklara ihtiyaç duyar.

Düşünen gözlemcilere.

Onun kusursuzluğunu fark edebilecek habercilere.

Ve sınırsız rahmetin de başka bir gereği vardır.

O, nimetlerini kabul edecek kimseleri ister.

İhtiyaç duyanları.

Şükür hissedebilenleri.

“Teşekkür ederim.” diyebilenleri.

Ve bütün bu varlıklar arasında…

Diğerlerinden farklı bir varlık vardır.

İnsan ruhu.

Güzelliği tanıyabilir.

Kusursuzluğu anlayabilir.

Rahmeti kabul edebilir.

Ve şükürle karşılık verebilir.

Eğer güzellik sonsuzsa…

Eğer kusursuzluk sonsuzsa…

Eğer rahmetin sonu yoksa…

O hâlde bunlar üzerinde düşünen ruh, öylece yok olup gidemez.

Devam etmelidir.

Onlara eşlik etmelidir.

Sonsuzluğun bitmeyen yolunda.

İnsan ruhu, bu nedenle…

Ölümsüzdür.

Fakat başka bir işaret daha vardır.

Çevremizdeki en küçük şeylere bile yazılmış bir işaret.

Varlığın en basit biçimleri bile öylece yok olup gitmez.

Bir çiçeği düşünün.

Açar.

Kısa bir süre için gözlerimizin önünde yaşar.

Sonra solar.

Görünen şekli ortadan kalkar.

Ama gerçekten her şey kaybolur mu?

Hayır.

Onun görüntüsü kalır.

Hatıralarda yaşamaya devam eder.

Sayısız fotoğrafta yeniden ortaya çıkar.

İnsan zihninde bir iz bırakır.

Ve sonra…

Onun tohumları vardır.

Yüzlerce.

Bazen binlerce.

Her küçük tohumun içinde bir düzen bulunur.

Bir program.

Bir oluşum kanunu.

Başka bir çiçek için gizli bir talimat.

Çiçek sanki yok olur.

Fakat onun tasarımı devam eder.

Biçimi geleceğe taşınır.

Özündeki düzen korunur.

Ve bütün bunlar, neredeyse görülemeyecek kadar küçük bir şeyin içinde gerçekleşir.

Ufacık bir tohum.

Sessiz bir taşıyıcı.

Fakat onun içinde…

Gelecek çoktan yazılmıştır.

Değişim içinde biçim korunur.

Kanun nesiller boyunca devam eder.

Ve bütün süreç, hayranlık uyandıran bir düzen içinde ilerler.

Şimdi insan ruhunu düşünün.

O, çok daha kapsamlıdır.

Çok daha yücedir.

Şuur sahibidir.

Hayattardır.

Nurânîdir.

İnsanı içeriden yönlendirir.

O, yalnızca maddî bir şekilden ibaret değildir.

Çok daha derin bir hakikattir.

Eğer bir çiçek bile kalıcılığa dair izler bırakıyorsa…

Eğer küçücük bir tohum bile koca bir ağacın biçimini ve düzenini muhafaza ediyorsa…

O hâlde insan ruhu hakkında ne düşünmeliyiz?

Düşünebilen bir ruh.

Sevebilen bir ruh.

Bilgi sahibi olabilen bir ruh.

Hatta bizzat kâinatı tanıyıp anlayabilen bir ruh.

Böyle bir ruh gerçekten yok olup gidebilir mi?

Bu düşünce bizi başka bir yöne götürür.

Kalıcılığa.

Ebediyete.

Ölümsüzlüğe.

Tohumu tekrar düşünün.

Ufacık bir noktanın içinde…

Koca bir ağacın programı korunabilir.

Yapısı.

Potansiyeli.

Gelecekteki biçimi.

Bütün bunlar, inanılmaz derecede küçük bir şeyin içinde saklıdır.

Öyleyse kendinize sorun…

Büyük bir ağacın kanununu küçücük bir tohumun içinde muhafaza eden Zât…

O ağacın ruhu andıran düzenini de koruyabiliyorsa…

İnsanların ruhlarını koruması neden imkânsız olsun?

Ölüm neden mutlak bir yok oluş anlamına gelsin?

Belki ölüm, kaybolmak değildir.

Belki bir geçiştir.

Bir biçim değişikliğidir.

Varlığın bir aşamasından başka bir aşamasına geçiştir.

Kâinatın kendisi, muhafazanın işaretleriyle doludur.

Devamlılığın işaretleriyle.

Anlamlı hiçbir şeyin öylece çöpe atılmadığını gösteren işaretlerle.

Ve bütün bu işaretler arasında…

İnsan ruhu, en büyük işaretlerden biri olarak karşımızda durur.

Şuurlu.

Hayattar.

Farkında.

Anlam arayan.

Ebediyet arayan.

Belki de bu özlem bir tesadüf değildir.

Belki nereye gittiğimizi gösterir.

Gözlerimizin göremediği bir hakikate doğru.

Bir hayata doğru…

Sona ermeyen.

Ebediyete doğru.

ChatGPT


Yirmidokuzuncu Söz

  Beka-i Ruh ve Melaike ve Haşre dairdir.

İkinci Maksad

Birinci Esas

MUKADDİME

Onuncu Söz’ün Dördüncü Hakikatında isbat edildiği gibi; ebedî, sermedî, misilsiz bir cemal, elbette âyinedar müştakının ebediyetini ve bekasını ister. Hem kusursuz, ebedî bir kemal-i san’at, mütefekkir dellâlının devamını taleb eder. Hem nihayetsiz bir rahmet ve ihsan, muhtaç müteşekkirlerinin devam-ı tena’umlarını iktiza eder. İşte o âyinedar müştak, o dellâl mütefekkir, o muhtaç müteşekkir; en başta ruh-u insanîdir. Öyle ise, ebedü’l-âbâd yolunda; o cemal, o kemal, o rahmete refakat edecek, bâki kalacaktır.

Yine Onuncu Söz’ün Altıncı Hakikatında isbat edildiği gibi; değil ruh-u beşer, hattâ en basit tabakat-ı mevcudat dahi, fena için yaratılmamışlar; bir nevi bekaya mazhardırlar. Hattâ ruhsuz, ehemmiyetsiz bir çiçek dahi, vücud-u zahirîden gitse, bin vecihle bir nevi bekaya mazhardır. Çünki sureti, hadsiz hâfızalarda bâki kalır. Kanun-u teşekkülatı, yüzer tohumcuklarında beka bulup devam eder. Madem bir parçacık ruha benzeyen o çiçeğin kanun-u teşekkülü, timsal-i sureti, bir Hafîz-i Hakîm tarafından ibka ediliyor. Dağdağalı inkılablar içinde kemal-i intizam ile, zerrecikler gibi tohumlarında muhafaza ediliyor, bâki kalır. Elbette gayet cem’iyetli ve gayet yüksek bir mahiyete mâlik ve haricî vücud giydirilmiş ve zîşuur ve zîhayat ve nurani kanun-u emrî olan ruh-u beşer, ne derece kat’iyyetle bekaya mazhar ve ebediyetle merbut ve sermediyetle alâkadar olduğunu anlamazsan, nasıl “Zîşuur bir insanım” diyebilirsin? Evet, koca bir ağacın bir derece ruha benzeyen programını ve kanun-u teşekkülatını, bir nokta gibi en küçük çekirdekte dercedip muhafaza eden bir Zât-ı Hakîm-i Zülcelal, bir Zât-ı Hafîz-i Bîzeval hakkında “Vefat edenlerin ruhlarını nasıl muhafaza eder” denilir mi?

KAYNAKLAR

Cep telefonu: Risale-i Nur Okuma Programı 2.1.0, Sözler – 516, email: syesilova72@gmail.com

Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Yirmi dokuzuncu Söz – Bekâ-i Rûh ve Melâike ve Haşre Dairdir – İkinci Maksad – Birinci Esas, Söz Basım Yayın Ltd. Şti., Mart 2012, İstanbul.

https://beta.erisale.com/tr/sozler/yirmidokuzuncu-soz-ikinci-maksad#4202

https://erisale.com/#content.tr.1.696

https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/yirmi-dokuzuncu-soz/696


Bir yanıt yazın